61 - Peygamber ve Sahabelerinin Faziletleri
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre: "Ve sizi birbirinizle tanışasınız diye kavimlere ve kabileiere ayırdık" buyruğu hakkında dedi ki: "şu'ub (kavimler), büyük kabileler demektir. Kabileler (el-kabail) ise batınlar (boylar) demektir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Ey Aııah'ın Resulü, insanların en . kerimi kimlerdir diye soruldu. O: En takvalılarıdır, dedi. Biz sana bunu sormuyoruz, dediler. O zaman Allah'ın Nebii Yusuftur, dedi
Kuleyb b. Vail dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üvey kızı Ebu Seleme'nin kızı Zeyneb'e: Sence Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mudar'dan mı idi, diye sordu. O: O, Mudar'dan en-Nadr b. Kinane'nin oğullarından başkasın(ın soyun)dan mı idi ki? dedi." Bu Hadis 3492 numara ile gelecektir
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üvey kızı -zannederim adı Zeyneb idi- dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, (Cahiliye döneminde içki yapıp saklama kabı olarak kullanılan) tabağm, sırlı testilerin, katranlanmış ve ziftlenmiş kapların kullanılmasını nehyetti. Ben (hadisi Zeyneb'ten rivayet eden Kuleyb) ona dedim ki: Bana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kimlerden olduğunu haber ver, o Mudar'dan mı idi? Dedi ki: Ya Mudar'dan başka kimden olacaktı? O, en-Nadr b. Kinane'nin çocuklarındandır
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizler, insanlaru{n) madenler (gibi) görürsünüz. Cahiliye döneminde onlann en hayırlılan fıkhetmeleri şartıyla İslamda da en hayırlılandır. Bu hususta {yönetici olmayı istemekte} insanlann en hayırlılarının da, ondan en çok hoşlanmayanlar olduğunu göreceksiniz." Bu Hadis ileride 3496 ve 3588 numara ile gelecektir. [-3494-] "İnsanların en kötülerinin ise şunlara bir yüzle, berikilere bir (başka) yüzle giden iki yüzlü kimse olduğunu göreceksiniz. " Bu Had,is İleride 6058 ve 7179 numara ile gelecektir
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu hususta insanlar Kureyş'e tabidider. Müslüman olanlar Müslüman olanlarına tabidir, kafir olanları da kafir olanlara tabidir." [-3496-] "İnsanlar madenler (gibi)dir. Cahiliye döneminde hayırlı olanlar fıkhetmeleri şartıyla İslamda da hayırlılardır. Sizler insanların en hayırlıları arasında . bu işe -içine düşünceye kadar- en çok tiksinen kimselerin olduğunu göreceksinizdir
İbn Abbas r.a.'dan: "Akrabalıkta sevgiden başka"[Şura, 23] (buyruğunu okuyunca) Said b. Cubeyr: "Maksat" Muhammed'in akrabalığıdır deyince, İbn Abbas dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendileriyle akrabalığı bulunmadığı Kureyş'in hiçbir kolu yoktur. İşte bu ayet ona bu hususta nazil olmuştur. Benimle sizin aranızdaki akrabalık bağını gözetmenizden başka(sını istemiyorum, demektir.)" Bu Hadis 4818 numara lle gelecektir
Ebu Mes'ud'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: "Fitneler işte bu taraftan, doğu tarafından gelmiştir (gelecektir). Katılık ve haşin kalplilik, develerin ve ineklerin kuyrukları dibinde bulunan, çölde yaşayan, ekinlerini sürerken yüksek sesle bağırıp çağıran Rabia ile Mudarlılar arasındadır
Ibn 'Abbas (may Allah be pleased with him) said: When what happened between Ibrahim and his wife happened, he set out with Isma'il and his mother. With them was a waterskin whose leather had dried up, containing water. Isma'il's mother would drink from the waterskin, and thus her milk would flow for the child. They traveled until they reached Mecca, where he left them beneath a tree. Ibrahim then turned back to return to his wife. Isma'il's mother followed him. When they reached a place called Kada', she called out to Ibrahim from behind: "O Ibrahim, to whom are you leaving us?" He replied: "To Allah." Isma'il's mother said: "I am content to be left in Allah's care," and then she turned back.
She continued to drink from the waterskin and her milk would flow for the child. When the water ran out, she said: "Let me go and look around — perhaps I will spot someone." She went and climbed the hill of Safa, looking around to see if she could spot anyone. She stood there but saw no one. She came down into the valley, ran across it hurriedly (sa'y), and came to Marwa. She repeated this action several rounds. Then she said to herself: "Let me go and see what the child is doing." She went and found him gasping, as though on the verge of death. She could not bring herself to stay away. She said: "Let me go and look around — perhaps I will find someone." She got up and climbed Safa again, looked around, and stood there, but saw no one. She completed seven rounds. Then she said: "Let me go and see what the child is doing." Suddenly she heard a sound. She said: "If there is any help with you, come to our aid!" She came upon Jibril (Gabriel), who struck the ground with his heel and water gushed forth. Isma'il's mother was amazed and began collecting the water.
Ibn 'Abbas said: Abu'l-Qasim, the Prophet (ﷺ), said: "Had she left it alone, it would have flowed freely as a running stream." He said: She began to drink, and her milk returned for the child.
Some people from the tribe of Jurhum were passing through the interior of the valley when they noticed a bird in flight. They found this remarkable and said: "A bird is only found where there is water." They sent a scout, who went and looked and found that there was water. The scout returned and informed them. They came to Isma'il's mother and said: "O mother of Isma'il, will you permit us to settle here with you or to dwell alongside you?" Her son grew to maturity, and they gave him a woman from among them in marriage
Later, Ibrahim was moved by a thought and said to his wife: "I shall go and see how those I left behind are faring." He came, greeted them, and asked: "Where is Isma'il?" Isma'il's wife said: "He has gone hunting." Ibrahim said: "When he returns, give him this message: 'Change the threshold of your door.'" When Isma'il's wife told him, Isma'il said: "That is you he is referring to. Go back to your family.
Then Ibrahim was again moved by a thought and said to his wife: "I shall go and see how those I left behind are faring." He came and asked: "Where is Isma'il?" His wife replied: "He has gone hunting." She said: "Will you not come down and eat and drink with us?" He asked: "What do you eat and drink?" She replied: "We eat meat and drink water." Ibrahim said: "O Allah, bless for them what they eat and what they drink."
Ibn 'Abbas said: Abu'l-Qasim (the Prophet ﷺ) said: "And that is the blessing of Ibrahim's supplication."
He continued: Then Ibrahim was once more moved by a thought and said to his wife: "I shall go and see how those I left behind are faring." He came and found Isma'il behind Zamzam, sharpening his arrows. He said: "O Isma'il, your Lord has commanded me to build a house for Him." Isma'il replied: "Obey your Lord." Ibrahim said: "He has also commanded me that you assist me in this." Isma'il said: "Then I will help you" — or he said something to that effect. They both set to work — Ibrahim building, and Isma'il handing him the stones — and both of them kept saying: "Our Lord, accept this from us. Indeed, You are the All-Hearing, the All-Knowing."
Abdullah b. Amr b. eı-As'dan rivayete göre o Kahtan'dan bir hükümdar çıkacağını anlatırken Muaviye kızdı. Ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekilde övgüde bulunduktan sonra dedi ki: Bana ulaştığına göre sizden bazı adamlar Allah'ın Kitabında olmayan Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakledilmeyen bazı hadisleri naklediyorlar. Onlar sizin cahillerinizdir. Sahiplerini sapıklığa götüren temennilerden kendinizi koruyunuz. Çünkü ben Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Bu iş Kureyşliler arasında (kalacak)dır. Bir kimse onlara düşmanlık edecek olursa mutlaka Allah da onu yüzüstü yıkar. Dini dimdik ayakta tuttukları sürece. " Bu Hadis 7139 numara ile gelecektir
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu iş (yönetim), onlardan iki kişi dahi kalsa Kureyşliler arasında kalmaya devam edecektir. " Bu Hadis İleride 7140 numara ile gelecektir
Cubeyr b. Mut'im dedi ki: Ben ve Osman b. Affan beraber yürüdük. (Osman r.a.) dedi ki: Ey Allah'ın Reslilü, sen Muttalib oğullarına verdin ve bizi bıraktın. Oysa biz de, onlar da sana aynı derecede yakınız. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Evet, Haşimoğulları ile Muttalib oğulları gerçekten aynı şeydir
Urve b. ez-Zubeyr dedi ki: "Abdullah b. ez-Zübeyr, Zühre oğullarından birkaç kişi ile birlikte Aişe'nin yanına gitti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e olan akrabalıkları dolayısıyla onlara karşı her şeyden çok ince (ve hassas) idi." Bu Hadis İleride 3505 ve 6073 numara ile gelecektir
Ebu Hureyre r.a'dan rivayete göre Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kureyşiiler, Ensar, Cuheyne, Eslem, Eşca' ve Ğıfar benim mevlalarımdır. Onların Allah'tan ve Resulünden başka mevlaları yoktur
HADITH 1 — Narrated by Malik ibn Saʿsaʿa (رضي الله عنه):
The Prophet (ﷺ) said: "While I was at the House (the Kaʿba) in a state between sleep and wakefulness, a golden vessel filled with wisdom and faith was brought to me. My chest was opened down to my stomach and was washed with Zamzam water, then filled with wisdom and faith. Thereafter, a mount called Buraq — smaller than a mule but larger than a donkey — was brought to me. I set out with Gabriel until we reached the lowest heaven. It was asked: 'Who is this?' Gabriel replied: 'It is Gabriel.' It was asked: 'Who is with you?' Gabriel said: 'Muhammad.' It was said: 'He has been sent as a Prophet!' Gabriel said: 'Yes.' Then it was said: 'Welcome to him! What a blessed arrival!' After this exchange, I came to Adam and greeted him. He said: 'Welcome, O son and Prophet!
Then we rose to the second heaven. It was asked: 'Who is this?' Gabriel replied: 'It is Gabriel.' It was asked: 'Who is with you?' Gabriel said: 'Muhammad.' It was said: 'He has been sent as a Prophet!' Gabriel said: 'Yes.' Then it was said: 'Welcome to him! What a blessed arrival!' There I went to Jesus and Yahya (John), and they said: 'Welcome, O brother Prophet!
Then we rose to the third heaven. It was asked: 'Who is this?' Gabriel replied: 'It is Gabriel.' It was asked: 'Who is with you?' Gabriel said: 'Muhammad.' It was said: 'He has been sent as a Prophet!' Gabriel said: 'Yes.' Then it was said: 'Welcome to him! What a blessed arrival!' There I went to Joseph (Yusuf) and greeted him. He said: 'Welcome, O brother Prophet!
Then we rose to the fourth heaven. It was asked: 'Who is this?' Gabriel replied: 'It is Gabriel.' It was asked: 'Who is with you?' Gabriel said: 'Muhammad.' It was said: 'He has been sent as a Prophet!' Gabriel said: 'Yes.' Then it was said: 'Welcome to him! What a blessed arrival!' There I went to Idris and greeted him. He said: 'Welcome, O brother Prophet!
Then we rose to the fifth heaven. It was asked: 'Who is this?' Gabriel replied: 'It is Gabriel.' It was asked: 'Who is with you?' Gabriel said: 'Muhammad.' It was said: 'He has been sent as a Prophet!' Gabriel said: 'Yes.' Then it was said: 'Welcome to him! What a blessed arrival!' There I went to Aaron (Harun) and greeted him. He said: 'Welcome, O brother Prophet!
Then we rose to the sixth heaven. It was asked: 'Who is this?' Gabriel replied: 'It is Gabriel.' It was asked: 'Who is with you?' Gabriel said: 'Muhammad.' It was said: 'He has been sent as a Prophet!' Gabriel said: 'Yes.' Then it was said: 'Welcome to him! What a blessed arrival!' There I went to Moses (Musa) and greeted him. He said: 'Welcome, O brother Prophet!' When I left him, Moses began to weep. He was asked: 'Why do you weep?' He replied: 'O my Lord, this young man who was sent as a Prophet after me — the members of his nation who will enter Paradise will be greater in number than the members of my nation who will enter it!
Then we rose to the seventh heaven. It was asked: 'Who is this?' Gabriel replied: 'It is Gabriel.' It was asked: 'Who is with you?' Gabriel said: 'Muhammad.' It was said: 'He has been sent as a Prophet! Welcome to him! What a blessed arrival!' There I went to Abraham (Ibrahim) and greeted him. He said: 'Welcome, O son and Prophet!
Then Al-Bayt al-Maʿmur (the Frequented House) was shown to me and brought near. When I asked Gabriel what it was, he replied: 'This is Al-Bayt al-Maʿmur. Every day, seventy thousand angels pray in it, and once they have left, their turn never comes again.
Then Sidrat al-Muntaha (the Lote-Tree of the Utmost Boundary) was unveiled before me and brought near. Its fruits resembled the clay jugs of Hajar, and its leaves resembled the ears of elephants. At its roots, four rivers sprang forth — two hidden and two visible. I asked Gabriel about them and he replied: 'The two hidden rivers are in Paradise. The two visible ones are the Nile and the Euphrates.
Then fifty daily prayers were made obligatory upon me, and I returned. When I passed by Moses, he asked: 'What happened, what did you do?' I said: 'Fifty prayers have been made obligatory upon me.' He said: 'I know people better than you do. I have had much experience with the Children of Israel. Your nation will not be able to bear so many prayers — they do not have the strength. Return to your Lord and ask (for a reduction).' So I returned and asked my Lord, and He reduced it to forty. Moses said the same thing again, and it was reduced to thirty. Then the same happened and it became twenty, then ten. Each time I returned to Moses, he gave the same counsel. Finally, Allah reduced the prayers to five. I returned once more to Moses and he said: 'What happened?' I said: 'Allah has made five daily prayers obligatory.' But Moses said the same thing again. I replied: 'I accept this gladly — it is enough.' Then it was announced by Allah: 'I have made five prayers obligatory. I have shown My servants leniency and reduced their burden. And yet for each good deed I will grant ten times the reward.'"
Abu Hurayra narrated this hadith with the wording: "...while at Al-Bayt al-Maʿmur..."
HADITH 2 — Narrated by ʿUrwa ibn al-Zubayr:
ʿAbdullah ibn al-Zubayr was, after the Prophet (ﷺ) and Abu Bakr, the person most beloved to ʿA'ishah, and he in turn was among those who treated her best of all people. She would never keep any portion of Allah's provision that came to her but would give it all in charity. When Ibn al-Zubayr said: "She must be restrained from such (financial) disposals," ʿA'ishah said: "Is it my right of disposal that is to be restricted?" And she swore she would never speak to Ibn al-Zubayr again.
Ibn al-Zubayr sent some men of Quraysh as intercessors to her — including, in particular, the maternal uncles of the Messenger of Allah (ﷺ) from the Banu Zuhra — and among them were ʿAbd al-Rahman ibn al-Aswad ibn ʿAbd Yaghuth and Al-Miswar ibn Makhrama. They said to her: "When we ask your permission to enter, slip in alongside us so you are with us." She did so. (Afterward, as expiation for his oath,) Ibn al-Zubayr sent her ten slaves, and she freed them. She continued to free slaves until the number of those she had freed reached forty, and she said: "I wish that when I took my oath I had specified an act I could have completed and been done with."
NOTE ON HADITH 2 — Fath al-Bari Commentary Excerpt (on the merits of Quraysh):
The Quraysh are the descendants of al-Nadr ibn Kinana — as affirmed definitively by Abu ʿUbayda. It has also been said they descend from Fihr ibn Malik ibn al-Nadr, and this is the view of the majority. Musʿab stated definitively: "Whoever is not of the lineage of Fihr is not Qurayshi." The name "Quraysh" is said to have first been applied to Qusayy ibn Kilab — when he gathered the Quraysh around him after expelling the Khuzaʿa from the Haram area. The word taqarrush means "to gather." Others say they were named after a creature of the sea called al-Qirsh (shark), the king of sea creatures — and similarly, the Quraysh are the masters and leaders of all mankind
Regarding the narration of Ibn ʿUmar: "This authority (the caliphate) shall remain among the Quraysh as long as two of them remain" — scholars note that in later times the caliphate passed out of Quraysh hands in most lands. This hadith is interpreted as containing a directive, not merely a description of a permanent reality — and some scholars noted that the withdrawal of this authority was tied to the Quraysh's negligence of religious duties, which indeed came to pass.
The section concludes with the note: "THE QURAN WAS REVEALED IN THE LANGUAGE OF QURAYSH."
Enes r.a.'den rivayete göre Osman r.a., Zeyd b. Sabit, Abdullah b. ez-Zubeyr, Said b. eı-As ve Abdurrahman b. el-Haris b. Hişam'ı çağırdı. Onlar da onları (Kur'an'ın yazılı olduğu sahifeleri) Mushaflara istinsah ettiler (aynen kopya edip yazdılar). Osman, Kureyş'ten olan üç kişiye dedi ki: "Sizler Kur'an'ın herhangi bir lafzı hakkında Zeyd b. Sabit ile görüş ayrılığına düşecek olursanız onu Kureyş diliyle yazınız. Çünkü o ancak onların diliyle inmiştiL" Onlar da bunu yerine getirdi. Bu Hadis İleride 4984 ve 4987 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kur'an Kureyş diliyle nazil olmuştur." Buhari, bunu burada Osman r.a'ın Mushafları yazması ile ilgili Enes'in rivayet ettiği hadisin bir bölümü olarak zikretmiş bulunmaktadır. İleride Kur'an'ın faziletleri bahsind geniş açıklamalar ile gelecektir. 4. YEMEN'İN İSMAİL ALEYHİSSELAM'A NİsPETİ
Seleme r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, pazarda Eslemlilerden birbirleriyle ok atma yarışı yapan bir topluluğun yanına çıkageldi. Ey İsmailoğulları, ok atınız, çünkü sizin babanız da bir atıcı idi. Ben de -iki kesimden birisini kastederek- filan oğullarıyla birlikteyim deyince, onlar da ellerini geri çektiler. Onlara: Ne oldu, diye sorunca, sen filan oğullarıyla birlikte olunca biz nasıl atış yapabiliriz, dediler. Bu sefer haydi atınız, ben hepinizle beraberim, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yemen'in İsmail'e nispeti" ibaresinden kasıt, İbrahim el-Halil'in oğlu İsmailldır. Mudar ve Rabia'nın, İsmaille mensup olduğu hususunda ittifak vardır. Yemenlilere gelince, onların hepsinin nesebi Kahtan'a ulaşır. İlk olarak Arapça konuşan kimsenin Kahtan olduğu söylenmektedir. Kahtan, Arab-ı Mütearribe'nin babasıdır. İsmail ise Arab-ı Müsta'rebe'nin babasıdır. Arab-ı Aribe, Ad, Semud, Tasm, Cedis, Amlik ve buna benzerleri daha önceden idiler. Kahtan'ın kendisine ilk olarak "ebeytella'ne" ve "im sabahen" diye hitap edilen kişi olduğu söylenir. ez-Zubeyr b. Bekkar'ın iddiasına göre Kahtan, İsmail'in soyundandır. Bunun da adı Kahtan b. el-Humeysa' b. Teym b. Nebt b. İsmail aleyhisseıam'dır. Hacer'in kıssasına dair daha önce geçen Ebu Hureyre'nin sözünün zahirinden anlaşılan da budur. Çünkü o ensara hitap ederken: "Ey semanın suyunun evlatları işte anneniz budur." Demiştir. Onun kanaatine göre ağırlıklı görüş bu olmalıdır
Ebu Zer' r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Bildiği halde babasından başkasına mensup olduğunu iddia eden bir adam, mutlaka Allah'a karşı kafir olur. Kendileriyle bir nesep bağı olmayan bir kavimden olduğunu iddia eden bir kimse de cehennem ateşindeki yerine hazırlansın. " Bu Hadis İleride 6045 numara ile gelecektir
Vasile b. el-Eska' didi ki: ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "En büyük iftiralardan birisi de bir adamın babasından başka birisinden olduğunu iddia etmesi yahut gözünün görmediği şey hakkında gördüğünü söylemesi ya da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem aleyhine söylemediğini söylemesidir
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Abdu'l-Kays heyeti ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelerek dediler ki: Ey Allah'ın. Resulü, Rabialıların bir kolu olan bizler ile senin aranda Mudar kafirleri bir engel teşkil etmektedir. Bundan dolayı biz senin yanına ancak her haram ayda ulaşabiliyoruz. Keşke bize senden alıp öğreneceğim iz ve geride bıraktıklarimıza tEbuğ edeceğimiz bir emir buyursan? Şöyle buyurdu: Size dört şeyi emrediyor, dört şeyden de sizi nehyediyorum: Allah'a iman (demek olan) Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şahadet getirmek, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek ve ganimet olarak aldıklarınızın beşte birini Allah'a vermektir. Diğer taraftan sizlere kabağı, sırlı testileri, oyularak kap haline getirilmiş kütükleri ve ziftlenmiş kapları (kullanmanızı) yasaklıyorum
Abdullah b. Ömer r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i minber üzerinde iken şöyle buyururken dinledim: ''Doğu tarafına işaret ederek Dikkat edin, fitne buradan şeytan'ın boynuzunun çıktığı yerden çıkacaktır." Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Hadis-i şerif te bilinen nesebin reddedilerek başka bir nesep iddiasında bulunmanın haram olduğu belirtilmektedir. Hadis-i şerif bunun için de ilim (bilmek) kaydını getirmiş bulunmaktadır. İster olumlu, ister olumsuz iddia halinde bilgi kaydı kaçınılmazdır. Çünkü günah, bir şeyi bilen ve onu kasti olarak yapan kimse için sözkonusudur. 2- Hadisten -daha önce açıkladığımız gibi- kesin olarak vazgeçirmek maksadıyla masiyetler hakkında küfür lafzının kullanılmasının caiz olduğu anlaşılmaktadır. Müslim'in rivayetinden, davacıya ait olmayan bir şeyi iddia etmenin haram olduğu da anlaşılmaktadır. Böylelikle bunun kapsamını bilmek, öğrenmek, nesep, durum, salih oluş, nimet, vera' bağı ve buna benzer bütünbatıl iddialar da girmektedir. Bu haksız iddianın doğuracağı kötülüğün çoğalması ile haramlığın vurgusu da artar. "Şüphesiz en büyük iftiralardan birisi de" (anlamındaki) buyrukta geçen "elfira: iftiralar" kelimesi "firye"nin çoğuludur. Firye ise yalan ve bühtan demektir. Hadis-i şerifte bu üç hususta yalan söylemenin ne kadar ağır olduğu belirtilmektedir. Bu üç husus rüya da görmemiş olduğu halde bir şeyi gördüğünü bildirmek, babasından başkasından olduğunu iddia etmek ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yalan bir şeyi isnad etmektir. Bu sonuncusu ile ilgili gerekli açıklamalar daha önce İlim bahsinde geçmiş bulunmaktadır. (Hadis no: l06'da) Rüya ile alakah yalan iddiaya gelince, buna dair açıklamalar da Rüya Tabiri bölümünde gelecektir. Yalan yere nesep iddiasına gelince, bu da bundan önceki babta, az önce geçmiş bulunmak
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kureyşliler, Ensar, Cuheyne, Muzeyne, Eslem, Ğıfar ve Eş'ca' benim velilerimdir. Onların da Allah'ın ve Resulünün dışında bir velileri yoktur
Nafi'den, o da Abdullah'tan rivayete göre Resu!ullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minber üzerinde iken dedi ki: "Ğrjar'a Allah mağfiret buyursun. Eslemlilerle Allah silm yapsın. Usayya ise AIlah'a ve Resulüne isyan etti
Ebu Hureyre r.a'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Eslemlilere Allah silm (barış) yapsın. Ğifarlılara da Allah mağfiret buyursun
Abdullah b. Ebi Bekre, babasının şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Cuheyne, Muzeyne, Eslem ve Ğıfarlıların, Temim oğullarından, Esed oğullarından, Abdullah b. Gatafan oğullarından, Amir b. Sa'saa oğullarından hayırlı olmalarına ne dersiniz? Bunun üzerine bir adam: Ziyan ettiler, hüsrana uğradılar (demektir), dedi. Allah Resulü şöyle cevap verdi: (Evet) onlar Temim oğu!larından, Esed oğullarından, Abdullah b. Gatafan oğullarından ve Amir b. Sa'saa oğullarından hayırlıdırlar. " Bu hadis 3516, 6635 numara ile gelecektir
Abdurrahman b. Ebi Bekre, babasından rivayet ettiğine göre el-Akra' b. Habis, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dedi ki: Sana Eslem, Ğıfar ve Muzeynelilerden --zannederim Cuheyne'den de dedi. Şüphe eden ravilerden İbn Ebi Ya'kub'tur-- hacıların mallarını çalan kimseler bey'at etti. Bunun uzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Eğer Eslem, Ğıfar, Muzeyne --zannederim Cuheyne de dedi-- Temim oğullarından Amir ve Esed oğullarından ve Gatafan'dan hayırlı iseler ne dersin? Zarara ve hüsrana uğrarlar (değil mi?) (el-Akra' b. Habis): Evet dedi. (Allah Resulü) şöyle buyurdu: Nefsim elinde olan'a yemin ederim ki şüphesiz onlar berikilerden hayırlıdır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Eslem, Ğıfar, Muzeyne, Cuheyneve Eş'ca." Bu beş kabile, Cahiliye döneminde kuwet ve imkanları itibariyle Amir b. Sa'saa oğullarından, Temim b. Murre ve benzeri diğer kabilelerden daha aşağıda idiler. İslam geiince, öbürlerinden daha çabuk hareket ederek İslama girdiler. Bundan dolayı da şeref onlara geçmiş oldu. "Benim mevlalarım" buyruğu ile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları kendisine izafe etmektedir ki, benim yardımcılarımdırlar demektir .. Mevlaların (ve velinin) değişik anlamları olsa bile buradaki uygun anlamı budur. Şüphesiz ki bu, bu kabileler için çok açık bir fazilettir. Kasıt da onlardan iman edenlerdir. Şeref bir grubun bir kısmını teşkil edenler için hasıl olursa, o şey tümü için de hasıl olmuş gibidir. "Ğıfar'a Allah mağfıret buyursun" lafzı (Arapçada) haber kipi olmakla birlikte, maksat duadır. 7. KAHTAN
Ebu Hureyre r.a'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kahtanıdan insanları önüne katıp, asasıyla sürecek bir adam çıkmadıkça Saat (Kıyamet) kopmayacaktır." Bu Hadis 7117 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kahtan"a ve onun İsmail'in soyundan gelip gelmediğine dair açıklamalar daha önce de geçmiş bulunmaktadır. Yemenlilerden Himyer, Kinde, Hemedan ve diğerlerinin nesepleri Kahtan'a ulaşır. "Kahtan'dan bir adam çıkmadıkça Saat (Kıyamet) kopmayacaktır." Bu kişinin adının ne olduğunu tespit edemedim; fakat Kurtubı bu zatın, Müslim'de başka rivayet yoluyla Ebu Hureyre'den gelmiş bulunan: "Cehcah diye adlandırılan bir adam hükümdar olmadıkça günler ve geceler bitmeyecektir" lafzı ile varid olmuş Cehcah olabileceğini belirtmektedir. "İnsanları önüne katıp asasıyla sürecek." Bu onun hükümdarlığından kinayedir. Bu lafız ile çobana, insanlar da koyuna benzetilmiştir. Bu hadis de henüz meydana gelmemiş ve meydana gelişinden önce Nebi salı allah u aleyhi ve sellem'in haber vermiş olduğu nübuvvetin alametlerinin kapsamına girmektedir. Nuaym b. Hammad'ın, el-Fiten'de Şam'lı tabilnden birisi olan Ertee b. el-Münzir'den rivayet ettiğine göre el-Kahtanı, Mehdi'den sonra çıkacak ve Mehdiinin yaşayış ve uygulaması gibi uygulama yapacaktır. İleride buna dair daha geniş bilgiler yüce Allah'ın izniyle Fiten bölümünde gelecektir. (bkz. 7117 numaralı hadis)
Cabir r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gazaya gittik. Etrafında muhacirler toplandı ve oldukça kalabalık oldular. Muhacirlerden şakacı/eğlenceye düşkün birisi vardı. Ensardan birisinin arkasına vurdu. Ensardan olan kişi de oldukça öfkelendi ve nihayet herkes kendi taraftarlarını yardıma çağırdı. Ensardan olan kişi: Ey ensar yetişin, dedi. Muhacirlerden olan kişi de: Ey muhacirler yetişin, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp dedi ki: O şekilde dava gütmeyi bırakınız; çünkü o çok pis bir şeydir. Abdullah b. Ubeyy b. Selul: Bizim aleyhimize taraftarlarını yardıma mı çağırdılar? Andolsun Medine'ye dönecek olursak, daha aziz olan oradan daha zelil olanı çıkartacaktır, dedi. Bunun üzerine Ömer dedi ki: Ey Allah'ın Nebii, bu pis herifi öldürmeyelim mi? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İnsanlar o ashabını öldürüyordu diye konuşmamalı."
Abdullah r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle burilidu: "Yanaklarına vuran, yakalarını yırtan, cahiliye davasını güden kimseler bizden değildir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cahiliye davasını gütmenin yasak oluşu." Cahiliye davası, savaş istendiği sırada yardıma çağırmak demektir. Onlar: Ey filan oğulları diye çağıtırlar ve bir araya gelip toplanırlar. Zalim dahi olsa bu şekilde yardıma çağırana yardım edi. •orlardı. İslam getirdiği hükümlerle bunu yasakladı. "Güçlü, kahraman bir adam" diye sözü geçen kişinin Habeşlilerin yaptığı gibi harbelerle oynayan birisi olduğu da söylenir. Bu adam Ğıfaroğullarındarr Cehcah b. Kays'dır. Ömer b. el-Hattab'ın yanında ücretle çalışan birisi idi. Ensardan olan şahıs ise Hazredi Salim oğulları ile antlaşması bulunan Sinan b. VeBerai. İleride el-Munafikun suresinin tefsirinde buna dair açıklamalar gelecektir. (Hadis no 4905'de) "Vurdu" lafzı, arkasına, kıçına vurdu, demektir. "O davayı gütmeyi bırakınız, çünkü o pistir" buyruğu ile kastedilen de cahi-'Ye davasını gütmektir
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Amr b. Luhay b. Kam’a b. Hindif Huzaahların babasıdır
Said b. el-Müseyyeb dedi ki: "Bahira, tağutlar (putlar) adına başkası tarafından sağılması yasaklanan ve hiç kimsenin sağmadığı deve demektir. Saibe ise ilahları adına serbest bıraktıkları ve üzerine hiç yük vurulmayan deve demektir." Ebu Hureyre dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben Huzaalı Amr b. Amir b. Luhay'ı ateşte bağırsaklarını sürüklerken gördüm. O, saibeleri serbest bırakan ilk kişi idi."
Narrated by Abu Dharr (may Allah be pleased with him), that the Messenger of Allah (ﷺ) said: "While I was in Mecca, the roof of my house was opened. Then Jibreel (Gabriel) descended and split open my chest, then washed it with Zamzam water. He then brought a golden basin filled with wisdom and faith and poured it into my chest before closing it. He then took me by the hand and ascended with me to the heavens. When we reached the first heaven, Jibreel said to its gatekeeper: 'Open.' The gatekeeper asked: 'Who is it?' He replied: 'It is Jibreel.' He asked: 'Is there someone with you?' He said: 'Yes, Muhammad is with me.' He asked: 'Has he been sent (with prophethood)?' He said: 'Yes, open.' When we ascended to the first heaven, I saw a man with shadows to his right and shadows to his left. When he looked to his right, he laughed, and when he looked to his left, he wept. He said: 'Welcome to this righteous Prophet and this righteous son.' I asked: 'Who is this, O Jibreel?' He said: 'This is Adam. The shadows you see to his right and left are the souls of his children. Those on the right are the people of Paradise, and the shadows on the left are the people of Hellfire. That is why when he looks to his right, he laughs, and when he looks to his left, he weeps.' Jibreel then took me up to the second heaven and said to its gatekeeper: 'Open.' Its gatekeeper said what the first one had said, and he opened it.
Anas said: The Messenger of Allah (ﷺ) mentioned that he saw Idris, Musa (Moses), ʿIsa (Jesus), and Ibrahim (Abraham) in the heavens, though I could not retain the exact details of their positions. What I do recall from what he mentioned is that he saw Adam in the first heaven and Ibrahim in the sixth heaven.
Anas continued: When Jibreel passed by Idris, he said: "Welcome to this righteous Prophet and this righteous brother." I asked: "Who is this?" He said: "This is Idris." Then we passed by Musa, who said: "Welcome to this righteous Prophet and this righteous brother." I asked: "Who is this?" He said: "This is Musa." Then we passed by ʿIsa, who said: "Welcome to this righteous Prophet and this righteous brother." I asked: "Who is this?" He said: "This is ʿIsa." Then we passed by Ibrahim, who said: "Welcome to this righteous Prophet and this righteous son." I asked: "Who is this?" He said: "This is Ibrahim."
Ibn Shihab (one of the narrators in the chain) said: Ibn Hazm informed me that Ibn ʿAbbas and Abu Habba al-Ansari used to say: The Prophet (ﷺ) said: "I was then raised (further) until I reached a level where I could hear the scratching of the pens (of the recording angels)."
Ibn Hazm and Anas ibn Malik (may Allah be pleased with them) said: The Prophet (ﷺ) said: "Allah enjoined fifty prayers upon me. I came back with this obligation. When I passed by Musa, he asked: 'What has been enjoined upon your community?' I said: 'Fifty prayers have been enjoined upon them.' He said: 'Return to your Lord, for your community will not be able to bear this.' So I returned and appealed to my Lord. He reduced it by half. I went back to Musa and he said: 'Return to your Lord' — and mentioned the same as before. Allah reduced it by half again. I went back to Musa and informed him. He said: 'Return to your Lord, for your community will not be able to bear this.' So I returned and appealed to my Lord again. He said: 'They are five (prayers), yet they equal fifty. My word does not change.' I went back to Musa, and he again said: 'Return to your Lord.' I said: 'I feel too shy to face my Lord again.' The Prophet (ﷺ) then continued until he reached Sidrat al-Muntaha (the Lote Tree of the Utmost Boundary), which was enveloped in colors that I could not describe. He was then admitted into Paradise, where he saw pavilions of pearls and found that its soil was of musk."
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "(Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: Eslem, Ğıfar ve Muzeyne ile Cuheyne'den bir kesim -ya da: Cuheyne yahut Muzeyne'den bir kesim diye buyurdu- Allah nezdinde -ya da: Kıyamet gününde dedi- Esed, Temim, Hevazin ve Gatafan'dan hayırlıdır
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Eğer sen Arapların cehaletini bilmek istiyor isen En'am suresinin 130. ayetinden sonrasından itibaren: "Bilgisizlik yüzünden evlatlarını beyinsizce öldürenler ... Şüphesiz onlar sapmışlar ve doğru yolu da bulamamışlardır."[En'am, 140] buyruğuna kadar olan buyrukları oku." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zemzem kıssası ve Arapların cehaleti" "Bilgisizlik yüzünden evlatlarını beyinsizce öldürenler" buyruğundan kasıt, kızlarını öldürenlerdir. İleride buna dair açıklama inşaaIlah Tefsir bölümünde gelecektir.
İbn Abbas r.a dedi ki: "Yüce Allah'ın: "Aşiretini yakın akrabam inzar et."[Şuara,214] buyruğu nazil olunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Fihr oğulları, ey Adiy oğulları diye seslendi ve Kureyş'in kollarını zikrettL" [-3526-] İbn Abbas dedi ki: "Aşiretini, yakın akrabanı inzar et" buyruğu nazil olunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları kabile kabile davet etmeye başlad
el-Buhârî dedi ki: Bize Kabîsa söyledi: Bize Sufyân es-Sevrî, Habîb ibn Ebî Sâbit'ten; o da Saîd ibn Cubeyr'den haber verdi ki, İbn Abbâs şöyle demiştir: “Sen (ilkin) en yakın hısımlarını Allah’ın azâbı ile korkut"(eş-Şuarâ: 214) âyeti indiği zaman, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendi aşiretini kabile kabîle çağırmaya başladı
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ey Abdi Menaf oğulları! Allah'tan canlarınızı satın almaya (kurtarmaya) bakınız. Ey Abdu'l-Muttalib oğulları! Allah'tan canlarınızı satın atınız. Ey Resulullah s.a.v.'in halası Zubeyr b. el-Avvam'ın annesi ve ey Muhammed'in kızı Fatima! İkiniz de Allah'tan canlarınız! satın atınız. Benim Allah'a karşı size hiçbir fayda sağlamaya imkanım olmaz. Malımdan ne isterseniz isteyiniz. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "İslam (dönemin)de ve cahiliye (dönemin)de babalarına intisap edenler." Yani mutlak olarak bunu mekruh görenlerin aksine bunun caiz olwu. Çünkü bu işin mekruh oluşu, öğünmek ve tartışmak amacı ile bunu sözkonusu etmesi halindedir
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensarı çqğırdı ve: Aranızda sizden olmayan bir kimse var mı, diye sordu. Onlar: Hayır sadece bizim bir kızkardeşimizin oğlu var, dediler. Bunun üzerine Resuluııah sal!allahu aleyhi ve sellem: Bir topluluğun kızkardeşlerinin oğlu onlardandır, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kavmin kızkardeşlerinin oğlu onlardandır. Bir kavmin mevlası onlardandır (başlığı)." Bundan maksat tartışma, dayanışma ve benzeri hususlardır. Mirasa gelince, ileride Feraiz bölümünde (6762 numaralı hadiste) genişçe açıklanacağı gibi, görüş ayrılığı vardır
Aişe r.anha'dan rivayete göre, Ebu Bekir Mina günlerinde onun yanına girdi. Aişe'nin huzurunda def çalan iki cariye vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de elbisesiyle yüzünü örtmüştü. Ebu Bekir onları azarlayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzünü açarak dedi ki: Bırak onları ey Ebu Bekir! Çünkü bu günler bayram günleridir, bu günler Mina günleridir." [-3530-] Aişe dedi ki: "Ben mescidde oynayan Habeşlilere bakarken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in benim önümü kapattığını gördüm. Ömer onları azarlayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bırak onları, dedi. Siz güvenlik içindesiniz, ey Erfide oğulları!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Habeşlilerin kıssası ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: Ey Erfide oğulları, diye buyurması." Erfide, onların bir dedelerin in adıdır. Habeşliler, Yemenlilere komşudurlar. Onların aralarında deniz vardır. İslamdanönce Yemen'e karşı galibiyet sağlamış ve orayı ellerine geçirmişlerdi. Hükümdarlarından olan Ebrehe Beraberindeki Fil ile Ka'be üzerine gitmişti. İbn İshak onun kıssasını uzunca zikretmiş bulunmaktadır
Hişam, Aişe r.anha'nın şöyle dediğini nakletti: "Hassan, müşrikleri hicvetmek hususunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den izin isteyince: 'Ya benim nesebimin durumu ne olacak?' diye sordu. Hassan: 'Andolsun, bir kıl hamurdan nasıl çekiliyorsa seni de aralarından öyle çekip çıkaracağım' dedi." Hişam'ın babasından şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Aişe'nin önünde Hassan'a hakaret etmek istedim. O bana: 'Ona hakaret etme, çünkü o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i savunan birisi idi' dedi."
Muhammed b. Cubeyr b. Mut'im, dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim beş ismim vardır: Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im, ben Allah'ın benim vasıtamla küfrü mahvettiği el-Mahf (mahvedici)yim ve ben insanların kademim üzerine haşrolacakları el-Haşir'im ve ben eı-Akib'im. " Bu Hadis 4896 numara ile gelecektir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizler, Kureyş'in sövmelerini ve lanetlerini Allah'ın benden nasıl geri çevirdiğine hayret etmez misiniz? Onlar Müzemmem dediklerine sövüyorlar, Müzemmem dediklerine lanet okuyorlar. Ben ise Muhammed'im."
Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim misalim ile diğer nebilerin misali -bir kerpiçlfk yer dışında- eksiksiz ve çok güzel bir ev yapmış olan bir adamın misaline benzer. İnsanlar bu eve giriyor, onu oldukça beğeniyar ve fakat: Keşke şu bir kerpiçlik yer (boş bırakılmış) olmasaydı demeye koyuldular
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim misalim ile benden önceki nebilerin misali, bir ev bina etmiş, onu da oldukça güzel ve alımlı inşa etmiş birisine benzer. Ancak bu evi inşa eden, bir köşede bir kerpiçlik bir yer boşluk bırakmıştı. İnsanlar bu evi dolaşmaya koyulunca onu çok beğendiler ve: Keşke şu kerpiç de (yerine) konulmuş olsaydı, diyorlardı. (Allah Resulü) şöyle buyurdu: O kerpiç işte benim ve ben nebilerin sonuncusuyum." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebilerin sonuncusu (hatemu'n-nebiyyın)" yani isimleri arasında "hatem"den kasıt, onun "hatemu'n-nebiyyın: nebilerin sonuncusu" olduğudur. İbnu'I-Arabi'nin iddiasına göre kendisine işaret edilen o kerpiç, sözü geçen evin temelinde idi ve eğer o kerpiç konulmamış olsaydı, o ev yıkılmış olacaktı. Devamla şunları söyler: Böylelikle sözü geçen benzetmeden gözetilen maksat da eksiksiz olarak anlaşılmış olmaktadır. (İbnu'l-Arabi'nin açıklamaları burada sona ermektedir. ) Bu açıklama her ne kadar gerçek anlamdan uzak ise de güzel bir açıklamadır. Bununla birlikte ibareden zorunlu olarak anlaşılan bir şey değildir
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem altmış üç yaşında vefat etmiştir." İbn Şihab der ki: Said b. el-Müseyyeb de bana böyle haber vermiştir. Bu Hadis 4466 numara ile gelecektir
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem pazarda iken bir adam: Ey Ebe'l-Kasım dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dönüp baktı ve şöyle buyurdu: Benim adımı veriniz, fakat benim künyem ile künyelenmeyiniz
Cabir r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benim adımı ad olarak alabilirsiniz, fakat benim künyemi künye olarak kullanmayınız
İbn SlrIn dedi ki: Ebu Hureyre r.a.'i şöyle derken dinledim: "Ebu'I-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Benim adımı ad olarak veriniz, fakat benim künyemi künye olarak kullanmayınız." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi sallall"hu aleyhi ve sellem'in künyesi." "Künye" kinaye'den alınmıştır. Mesela, bir husustan açıktan açığa, delilolarak anlaşılmayacak bir şekilde söz konusu edilecek olursa, ben bu işten böylece kinayeli olarak söz ettim, denilir . . aUaplar arasında künye oldukça yaygınlık kazanmıştır. Hatta bazı hallerde isimeri bile geçmiştir. Ebu Talib, Ebu Leheb ve daha başkaları gibi. Birisinin bir veya daha çok künyesi de olabilir. Aynı zamanda ismiyle de, künyesiyle de bir arada ün kazanabilir. İsim, künye ve lakabın ortak yönü alem (özel) oluşlarıdır. Farklı yönlerine gelince, lakapta övgü ya da yergi anlamı vardır. Künyenin başında ebu yahut ümmü (baba yahut ana) lafzı getirilir. Bunun dışında kalanlar ise isimdir. Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem de el-Kasım adındaki oğlu dolayısıyla Ebu'I-Kasım diye künyelenmiştir. Çocuklarının da büyüğü idi. Nebilik verilmesinden önce mi öldüğü, sonra mı öldüğü hususunda görüş ayrılığı vardır. Medine'de :.-iariye'den İbrahim adındaki oğlu olmuştur. Onun ile ilgili bazı açıklamalar Cenazeler bahsinde geçmiş bulunmaktadır. Enes yoluyla rivayet edilen hadiste belirtildiğine göre Cibril, Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem'e: "es-Selamu aleyke ya Eba İbrahim" diye hitap etmiştir. Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem'in künyesi ile künyelenmenin caiz oluşu hususunda görüş ayrılığı vardır. Şafiı'nin meşhur olan görüşü, bu hadislerin zahirine uygun olarak bunun men edilmiş olduğu şeklindedir. Bu yasak, onun zamanına mahsustur diye açıklandığı gibi, onun adını almış olanlar için sözkonusudur, diye de açıklanmıştır. Buna dair geniş açıklamalar ve bütün bu görüşlerin yorumIanması ileride Edeb bahsinde (6187 no'lu hadiste) yüce Allah'ın izniyle gelecektir
el-Ca'd b. Abdurrahman dedi ki: Ben es-Saib b. Yezid'i doksan dört yaşında, gücü kuvveti yerinde ve dimdik olarak gördüm. O dedi ki: Ben kendisinden çokça yararlandığım bu halimin -kulağımın, gözümün (sağlıklı oluşunun)ancak Resulullah'ın duası ile olduğunu biliyorum. Çünkü benim teyzem beni alıp ona götürdü ve: Ey Allah'ın Resulü benim kızkardeşimin oğlu rahatsızdır, onun için Allah'a dua et, dedi. es-Saib b. Yezid dedi ki: Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana dua buyurdu
Saib b. Yezid dedi ki: "Teyzem beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdü. Ey Allah'ın Resulü, benim kızkardeşimin oğlu rahatsızdır, dedi. Başımı sıvazladı ve bana bereket ihsan edilmesi için dua etti. Abdest aldı, abdest suyundan içtim. Sonra da sırtının arkasında ayakta durdum. İki omzu arasındaki nübuvvet mührüne baktım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nübuvvet mührü" ibaresi, bu mührün nitelikleri anlamındadır. Nübuvvet mührü, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in omuzları arasında bulunandır. Bu, onun kitap ehlinin kendisini onun vasıtası ile tanıdıkları alametlerinden idi. "Rahatsız"lığından murad ise, bu rivayetin başka yoldan gelenlerinde sabit olduğu gibi ayağından rahatsızlığı idi. . -"İki omzu arasındaki nübuvvet mührüne baktım."Abdullah b. Sereis yoluyla gelen Müslim'deki hadiste belirtildiğine göre bu mühür sol omzu tarafına doğru idi. Nübuvvet mührünün nitelikleri ile alakalı bazı hadisler var id olmuştur. Bunlardan birisi Müslim tarafından Cabir b. Semura'dan rivayet edilmiştir. "O bir güvercin yumurtasını andırıyordu" demektedir. Tirmizi'deki ifade ise: "Ayrı çıkmış bir et parçası gibi idi" denilmektedir. Kurtubı der ki: Sabit hadislerin görüş birliği ettiklerine göre nübuwet mührü sol omzu yakınında kırmızı ve dışarı doğru tümsek bir şey idi. Büyüklük miktarı ile ilgili olarak kullanılan ifadelerin azı, güvercin yumurtası kadar olduğu, azami büyüklüğü ile ilgili olarak kullanılan ifadelere göre ise bir yumruk kadar olduğu şeklindedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Ukbe b. el-Haris dedi ki: "Ebu Bekir r.a ikindi namazını kıldı. Sonra dışarı çıktı, yürüdü. el-Hasen'i küçük çocuklarla birlikte oynarken gördü. Onu omzuna alıp, taşıdı ve: Babam hakkı için Nebi'ye benziyor, Ali'ye benzemiyor. Ali de gülüyordu." Bu Hadis 3750 numara ile gelecektir
Ebu Cuhayfe r.a dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. Hasen (r.a.) ona benziyordu." Bu Hadis 3544 numara ile gelecektir
Ebu Cuhayfe r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. Ali'nin oğlu Hasen -ikisine de selam olsun- ona benziyordu. Ben (hadisi Ebu Cuhayfe'den rivayet eden İsmail b. Ebi Halid) Ebu Cuhayfe'ye: Onun niteliklerini bana anlatır mısın, dedim. Dedi ki: Saçlarının beyazı siyahına karışmış, beyaz tenli birisi idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere onüç (genç) dişi deve verilmesini emretti. (Ebu Cuhayfe) dedi ki: Biz o develeri ele geçirmeden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu kabzedildi
Vehb, Ebu Cuhayfe es-Sevai'den rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. Onun alt dudağının altında beyazlaşmış saçlar da gördüm
Hureyz b. Osman'dan rivayete göre o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabisi Abdullah b. Busr'e: Ne dersin, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihtiyarlamış mıydı, diye sordu. (Abdullah b. Busr): Onun alt çenesinde (dudağının altında) beyazlaşmış birkaç saç teli vardı, dedi
Rabia b. Abdurrahman dedi ki: "Enes b. Malik r.a.'i Reseılullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in niteliklerini anlatırken gördüm. Dedi ki: O insanlar arasında ne uzun, ne kısa fakat uzuna daha yakın boylu idi. Kırmızıya çalan bir ten rengi vardı. Ne aşırı beyazdı, ne de esmerdi. Saçları ne dümdüz, ne de çok kıvrımlı idi (hafif dalgalı idi). Kırk yaşında iken ona vahiy indirildi. Mekke'de on yıl kaldığı süre boyunca vahiy ona nazil olup durdu. Medine'de de on yıl kaldı. Ruhu kabzedildiğinde başında ve sakalında yirmi beyaz tel yoktu. Rabia dedi ki: Saçlarından bir tel gördüm. O kırmızı idi. Sebebini sordum, kokuların etkisiyle renginin kırmızılaşmış olduğu söylendi." Hadis ileride 3548 ve 5900 numara ile gelecektir
(Rabia b. Abdurrahman), Enes b. Malik r.a.'l şöyle derken dinlemiştir: "ReseıluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne ileri derecede uzun, ne de kısa boylu idi. Ne aşırı beyaz tenii, ne de esmerdi. Saçları oldukça kıvrımlı olmadığı gibi, büsbütün düz de değildi. Allah onu kırk yaşında iken Nebi olarak gönderdi. Mekke'de on yıl, Medine'de on yıl (Nebi olarak) yaşadı. Allah onun ruhunu kabzettiğinde başında ve sakalında yirmi beyaz saç teli yoktu
Ebu İshak dedi ki: Ben el-Bera'yı şöyle derken dinledim: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hem yüzü itibariyle insanların en güzeli, hem de ahlakı itibariyle en güzelleri idi. Ne aşırı derecede uzundu, ne de kısa boylu idi
Katade dedi ki: "Ben Enes'e Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kına yaktı mı diye sordum. Hayır dedi. Sadece şakaklarında az bir şey (beyazlık) vardı." (Kına yakmasını gerektirecek kadar saçları ağarmamıştı. )" Hadis 5894 ve 5895 numara ile gelecektir. BİLGİ: Parantez arası bu ibareler Fethu'l-Bari'nin ilgili hadise dair açıklamalarından yararlanılarak eklenmiştir
Bera' bin Azib r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem omuzları arası geniş, uzun’a yakın orta boylu idi. Kulak yumuşaklarına kadar ulaşan saçları vardı. Bir gün onu kırmızı renkli bir hulle giymiş gördüm. Ondan güzel hiçbir şey görmedim." Yusuf bin İshak babasından rivayetle: "(Saçları) omuzlarına kadar (ulaşırdı)" diye rivayet etmiştir. Tekrarı: 5848 ve
Bera'ya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzü kılıç gibi mi idi, diye soruldu. O: "Hayır, aksine ay gibi idi" diye cevap verdi
el-Hakem dedi ki: Ebu Cuhayfe'yi şöyle derken dinledim: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem öğle sıcağında Batha'ya çıktı. Abdest aldı, sonra öğle namazını iki rekat, ikindi namazını iki rekat olarak kıldı. Önünde de bir harbe vardı." Bu hadiste Avn, babası Ebu Cuhayfe'den rivayetinde şu fazlalığı da eklemektedir: "Bu harbenin arka tarafından kadın (lar) gider, gelirdi. İnsanlar kalkıp onun ellerini tutup, ellerini yüzlerine sürdüler. (Ebu Cuhayfe) dedi ki: Ben de onun elini aldım, yüzüme koydum. Kardan daha soğuk, kokusunun da miskten daha hoş olduğunu gördüm
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu dönem ise Ramazanda Cibril aleyhlsselam'ın onunla karşılaştığı zamandı. Cibril aleyhisselam Ramazanın her gecesi onunla karşılaşıyor ve onunla karşılıklı Kur'an'ı okuyordu. Bu sebeple Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayır hususundaki cömertliği, insanlar için türlü faydalarla esen rüzgardan daha çoktu
Aişe r.anha rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzü sevinçten parıldar halde sevinçli olarak yanıma girdi ve şöyle dedi: Müdlic oğullarından olan o zatın, -ayaklarını gördüğü- Zeyd ve Usame içın ne söylediğini duymadın mı: Bu ayaklar birbirlerindendir (dedi)." Bu Hadis İleride 3731,6770 ve 6771 numara ile gelecektir
Abdullah b. Ka'b dedi ki: "Ben Ka'b b. Malik'in, Tebuk'ta geride kalışını anlatırken şunları söylediğini dinledim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam verdim, sevinçten yüzü parıldıyordu. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sevindi mi yüzü nurlanır, bir ay parçasını andırırdı. Biz bunu (sevindiğini) bundan (bu halinden) anlardık
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben Adem oğullarının ardı arkasına gelen en hayırlı nesilleri arasından gönderildim ve nihayet kendisinden geldiğim bu nesil arasında oldum
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını alnı üzerine sarkıtırdı. Müşrikler ise saçlarını ayırırlardı. Kitap ehli de saçlarını alınları üzerine sarkıtırlardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine herhangi bir emir verilmemiş olan hususlarda kitap ehline muvafakat etmeyi severdi. Fakat daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını ayırdı. " Bu Hadis ileride 3944 ve 5917 numara ile gelecektir
Abdullah b. Amr r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi ne çirkin söz söyleyen birisi idi, ne de çirkin söz söylemek için Kendisini zorlardı ve şöyle derdi: Şüphesiz ahlakı en güzel olanlarınız sizin en hayırlılarınızdandırlar. " Bu Hadis İleride 3759, 6029, 6035 numara ile gelecektir
Aişe r.anha'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki iş arasında muhayyer bırakıldı mı, günah olmadığı sürece mutlaka en kolay olanlarını seçerdi. Eğer günah ise insanlar arasında ondan en uzak duran kişi o olurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem asla kendi nefsi adına intikam almamıştır. Allah'ın haram kıldığı bir şey'in çiğnenmesi hali müstesna. O vakit onun karşılığında Allah için intikam alırdı (ceza verirdi)." Bu Hadis ileride 6126, 6786 ve 6853 numara ile gelecektir
Enes r.a. dedi ki: "Elim, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinden daha yumuşak ne bir atlasa, ne bir ipeğe değmiş değildir. Burnum da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kokusundan daha hoş bir koku almış değildir
Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahü anh), haya cihetiyle kendi köşesinde oturan bakire kızdan daha çok utangaçtı, demiştir
Ebu Said el-Hudrı r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem örtülerinin arkasında bakire bir kızdan daha ileri derecede bir hayaya sahipti." Şu'be'den de ona benzer bir rivayet gelmiştir. "Bir şeyden hoşlanmadığı vakit de bu, yüzünden anlaşılırdı" (ibaresini de eklemektedir.) Bu Hadis ileride 6102 ve 6109 numara ile gelecektir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Nebi asla bir yemeğin kusurunu sayıp dökmüş değildir, Canı onu çekerse yer, değilse bırakırdı. " Bu Hadis ileride 5409 numara ile gelecektir
Abdullah b. Malik b. Buhayne el-Esedi dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem secdeye vardı mı koltuk altları görününceye kadar kollarını ayırırdı." İbn Bukeyr dedi ki: "Bize Bekr (aynı sened ile) koltuk altlarının beyazı ... " diye nakletmiştir
Katade'den rivayete göre Enes r.a. kendilerine şunu söylemiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem istiska (yağmur duası) dışında yaptığı hiçbir duada ellerini kaldırmazdı. İstiskada da koltuk altlarının beyazı görününceye kadar ellerini kaldırırdı." Ebu Musa da şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dua etti ve ellerini kaldırdı
Avn b. Ebi Cuhayfe, o babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abtah denilen yerde bir çadırda bulunuyor iken öğle sıcağında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna çıkarıldım. Bilal dışarı çıktı ve namaz için ezan okudum. Daha sonra içeri girdi, akabinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdest suyundan artanı dışarı çıkardı. İnsanlar onun üzerine atılarak o su'dan aldılar. Daha sonra tekrar içeri girip, perdeyi alıp dışarı çıktı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de çıktı. Halen onun iki baldırının parıltısını görür gibiyim. Harbeyi yere sapladı, sonra da öğle namazını iki rekat, ikindi namazını da iki rekat kıldı. Önünden (bu halde iken) eşek de, kadın da gidip geliyordu
It is narrated that Aisha (may Allah be pleased with her) said: "Does it not astonish you that the father of so-and-so came and sat near my room, narrating hadith from the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him), making me hear it? I was praying at that time. He got up and left before I finished my prayer. Had I caught up with him, I would have responded to him in the following manner: The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) would not string his words together one after another in haste the way you people do.
Other transmitters: Al-Tirmidhi, Manaqib; Muslim, Fada'il al-Sahabah. Al-Tirmidhi narrated this hadith and said: This hadith is hasan (good). We know this hadith only through the narration of al-Zuhri. Yunus ibn Yazid also narrated this hadith from al-Zuhri.
Fath al-Bari Commentary: "The characteristics of the Prophet (peace and blessings be upon him)" refers to his physical constitution and moral character (his creation and manners).
3544 – "He had grey in his hair and was fair-skinned." That is, white had mixed into his black hair. "He commanded us (to be given)" means to him and his people — that is, he commanded that these things be given to the arriving delegation as a form of honor and reward. "Qatus" means a she-camel. It has also been said to mean young. It has also been explained as a camel with long legs. The expression "the soul of the Prophet (peace and blessings be upon him) was taken before we could receive them" suggests that this event took place very close to the death of the Prophet (peace and blessings be upon him). Abu Juhayfah and those of his people who were with him were present at the Farewell Pilgrimage, as seen in the narration that follows. It appears that Abu Bakr (may Allah be pleased with him) fulfilled this promise to them as he did for others. I later found this matter narrated explicitly. In the chain recorded by al-Ismaili through Muhammad ibn Fudayl, it is stated: "We went to receive those camels. Before anything was given to us, the news of his death reached us. Abu Bakr stood up and said: Whoever was given a promise by the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him), let him come forward. I stood before him and informed him of the matter, and he ordered that those camels be given to us." This matter has been previously discussed in the chapter on Gifts (in hadith no. 2598)
3547 – The expression "he was closer to tall than to medium height" is explained by the aforementioned hadith with the following words: "He was neither excessively tall nor short." "Excessively tall" here means abnormally tall in a disproportionate manner. In a hadith narrated with a good (hasan) chain by al-Zuhri in his work "al-Zuhriyyat" through Abu Hurayrah, it is also stated: "He was closer to tall, of medium stature." "His complexion was white tinged with redness." That is, his skin color was not excessively white. "He stayed in Mecca for ten years, during which revelation descended upon him." According to this, he lived sixty years. However, Muslim narrates through another chain from Anas: "He (peace and blessings be upon him) lived sixty-three years." This is consistent with the hadith narrated through Aisha (may Allah be pleased with her) mentioned just before. The majority of scholars hold this view. "His shoulders were broad." That is, the upper part of his back was wide. In the narration of Abu Hurayrah found in Ibn Sa'd, it states: "His chest was broad.
3552 – "Was it like a sword? He said: No, it was like the moon." It seems the questioner was asking whether his face resembled a sword in terms of its length. Al-Bara replied: "No, his face was like the moon," meaning it resembled the moon in its roundness. It is also possible that the questioner meant to ask whether it was like a sword in its brightness and smoothness. In that case, al-Bara responded: "No, it surpasses even that," preferring the simile of the moon, which combines both roundness and brightness
3556 – "His face would light up, resembling a piece of the moon." This refers to the place where joy was seen, which was his forehead.
3558 – "He used to like conforming to the People of the Book." That is, this was during a time when idol-worshippers were numerous. "In matters regarding which he had received no command" — meaning in matters not contrary to his own Shari'ah — "he used to like conforming to the People of the Book." For in his time, the People of the Book adhered to certain rulings that remained from the Shari'ahs of the previous Messengers. Therefore, he preferred conforming to them over conforming to the idol-worshippers. When the majority of idol-worshippers embraced Islam, he then began to prefer opposing the People of the Book
3559 – "He was neither foul-mouthed nor one who forced himself to speak foully." He was not a person who spoke indecently. That is, he never went to extremes in uttering bad words. Nor did he force himself to speak foully. This indicates that foul speech was neither part of his innate character nor a trait he acquired later. It is narrated in al-Tirmidhi that Abu Abdillah al-Jadali said: "I asked Aisha (may Allah be pleased with her) about the character of the Prophet (peace and blessings be upon him). She said to me: He neither spoke indecently nor forced himself to do so. He did not raise his voice in marketplaces. He did not repay evil with evil. Rather, he would pardon and forgive." The author (al-Bukhari) narrates in the chapter on Manners from Anas (may Allah be pleased with him): "The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) was not one who frequently insulted, spoke obscenely, or cursed. When he wished to rebuke someone among us, he would say: What is wrong with him — may his forehead be smeared with dust?" Ahmad also narrates from Anas (may Allah be pleased with him): "The Prophet (peace and blessings be upon him) would never say to anyone's face something they would find unpleasant." Abu Dawud also narrates that Aisha (may Allah be pleased with her) said: "If something was reported to the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) about a man, he would not say: 'Why does this man say such a thing?' Instead, he would say: 'What is wrong with some people that they say such things?'
3560 – "Two matters" refers to two worldly matters. The evidence for this is the expression in the hadith "as long as it involved no sin," for there is no sin in matters ordained by religion. "He never took personal revenge." He never took revenge specifically for himself. The fact that he commanded the killing of Uqbah ibn Abi Muayt, Abdullāh ibn Khatal, and others who had harmed him cannot be used as a counter-argument, because they had also violated the prohibitions of Allah. It has also been explained thus: Aisha (may Allah be pleased with her) meant that he did not take revenge in matters that did not entail apostasy and disbelief. Just as he forgave the Bedouin who spoke harshly to him and raised his voice at him, and forgave the one who pulled his rida (garment) so hard that it left a mark on his shoulder. In this hadith, we understand the encouragement not to do something out of hardship and to be content with the easier option, and to abandon insistence unless compelled. From this, acting upon concessions (rukhsas) is encouraged as long as no error becomes apparent, as is forgiving matters beyond the rights of Allah the Most High, and enjoining the good and forbidding the evil — provided these are done in a manner that does not lead to something more difficult. It is also understood from the hadith that one must not leave judgment and decision-making to personal whims. Even if the judge is certain that he will not take revenge against the one against whom he rules, but will only bring the matter to a definitive conclusion — even so, one must be cautious. And Allah knows best
3561 – The term "atlas (dibaj)" is of the type where the specific is conjoined to the general, because atlas is itself a type of silk.
3562 – "He was more modest than a virgin girl." The modesty of the Prophet (peace and blessings be upon him) was in matters other than the prescribed limits (hudud) of Allah.
3563 – "The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) never criticized any food." This is understood to refer to permissible foods, as will be explained in the chapter on Foods (in hadith no. 5409), Allah willing.
3567 – "One who wished to count could count." That is, if a person attempted to count the words, expressions, or letters he used, they would be able to do so and could count them all to the end. The purpose of this is to convey that he was exceedingly careful in speaking clearly and in ensuring that his listeners understood his words.
3568 – "I was praying" means I was performing voluntary (nafl) prayer. "Had I caught up with him, I would have responded to him." I would have reacted to what he did and explained to him that speaking slowly is more appropriate than speaking hastily. "He would not string his words together — as you do — in haste one after another." That is, he would not speak by stringing words hurriedly one behind the other. The reason he did this was that he wanted the listener not to confuse his words.
Ebu Seleme b. Abdurrahman'dan rivayete göre; "O, Aişe r.anha: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ramazan ayında namazı nasıldı diye sormuş, o da şu cevabı vermişti: Ramazanda olsun başka aylarda olsun onbir rekattan fazla namaz kılmazdı. (Önce) dört rekat kılardı, güzelliklerini uzunluklarını hiç sorma, sonra dört rekat daha kılardı, onların da güzelliklerini uzunluklarını hiç 3arma, sonra da üç rekat kılardı. Ben: Ey Allah'ın Resulü, vitir kılmadan önce mi uyuyacaksın, diye sordum. O: Gözlerim uyur ama kalbim uyumaz, diye buyurdu
Şerik b. Abdullah b. Ebi Nemir'den: "Enes b. Malik'i bizlere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in geceleyin Ka'be'deki mescidden İsra ile götürülüşünü anlatırken dinledim: Ona vahiy gönderilmeye başlamadan önce Mescid-i Haram'da uyurken üç kişi geldi. Onlardan ilki: Bunların hangisi odur, dedi. Ortancaları: O bunların hayırlısıdır, diye cevap verdi. Diğeri: Onların en hayırlılarını alın, dedi. İşte bu böyle olmuştu. Daha sonra yine kalbinin gördüğü bir husus olarak, bir diğer gece ona geldikleri zamana kadar bir daha onları görmedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gözleri uyuyor fakat kalbi uyumazdı. Nebiler hep böyledir. Gözleri uyur, kalpleri uyumaz. Sonra Cibril onu veli edindi ve onu alıp semaya yükseltti. " Hadis ileride 4964, 5610, 6581 ve 7517 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ona üç kişi geldi." Bunlar melekti, fakat isimlerini tahkik ve tespit edemedim. "Onların ilki: Bu hangileridir" diye sordu. Bu, onun iki ya da daha fazla sayıda kişi arasında uykuda olduğu kanaatini vermektedir. Onun amcası Harr.za ile amcasının oğlu Ca'fer b. Ebi Talib arasında uyuduğu da söylenmiştir
İmran b. Husayn'dan rivayete göre; "Bir yolculukta Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idiler. Geceleri boyunca yol aldılar. Sabaha doğru inip konakladılar. Fakat uykuya yenilip uykuya daldılar. Nihayet güneş yükseldi. İlk uyanan kişi Ebu Bekir idi. O da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kendisi uykusundan uyanmadıkça uyandırmazdı. Sonra Ömer uyandı. Ebu Bekir başının ucunda oturdu. Yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem uyandı. (Yerinden) indi ve bize sabah namazını kıldırdı. Aramızdan birisi bir kenara çekildi, bizimle beraber namaz kılmadı. Namazını bitirince: Ey filan, bizimle beraber namaz kılmana engelolan nedir, dedi. Adam: Ben cünup oldum deyince, ona toprak ile teyemmüm etmesini emretti. Daha sonra namaz kıldı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de beni önünden giden binekler üzerinde gönderdi. İleri derecede susadık. Biz yolda giderken (bineği üzerinde) ayaklarını iki su kırbası arasına salmış bir kadın ile karşılaştık. Ona: Su nerede, diye sorduk. O, su diye bir şey yok, dedi. Peki, senin yakınların ile su arasında ne kadarlık bir mesafe var, diye sorduk. Bir gündüz, bir gece, dedi. Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına git, dedik. Kadın: Resulullah da ne demek, dedi. Bizler onu Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in karşısına çıkarıncaya kadar onunla konuşmadık. Bize söylediklerinin benzerini ona da anlattı. Ancak ona ayrıca kendisinin yetimleri olan bir kadın olduğunu söyledi. Allah Resulü onun iki kırbasının getirilmesini emretti. Elini kırbaların ağzına sürdü. Susamış kırk adam olduğumuz halde kanıncaya kadar su içtik. Ayrıca beraberimizde kırba, matara gibi her ne varsa onları da doldurduk. Ancak hiçbir deveye de su vermedik. Kaplarımız adeta su ile dolup taşıyordu. Sonra: Yanınızda ne varsa getirin, dedi. Ne kadar ekmek parçası ve hurma varsa o kadın için getirilip, bir araya konuldu. Nihayet kadın yakınlarının yanına gitti ve dedi ki: Ben insanların en büyücü olanları ile karşılaştım ya da o kendilerinin iddia ettikleri gibi bir Nebidir. Yüce Allah, o kadın vesilesi ile o birkaç haneye hidayet verdi. Kadın da Müslüman oldu, onun yakınları da Müslüman oldular
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ez-Zevra denilen yerde iken ona bir kap getirildi. Elini o kaba daldırdı. Su, parmakları arasından kaynamaya başladı. Etrafında bulunanlar abdest aldılar." Katade dedi ki: Enes'e: Kaç kişi idiniz, diye sordum. O: "Üçyüz yahut üçyüz kadardık" dedi
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. İkindi namazı vakti yaklaşmıştı. Abdest almak üzere su arandı, bulamadılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir abdest suyu getirildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini o su kabının içine koydu. İnsanlara da ondan su almalarını emretti. Suyun parmaklarının altından kaynadığını gördüm. Sonuncularına kadar herke abdest aldı
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dıarı çıktığı seferlerinden birisinde idi. Beraberinde ashabından bazı kimeler de vardı. Yola koyuldular. Namaz vakti geldiğinde abdest alacakları su bulamadılar. Aralarından bir kişi gitti ve bir çömlekte az miktarda bir su ile geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu alıp abdest aldı. Sonra da dört parmağını o çömleğin üzerine uzattı. Sonra: Haydi kalkın ve abdest alın, diye buyurdu. Beraberinde bulunanlar istedikleri gibi abdest aldılar. Yetmiş kişi ya da o civarda idiler
Enes r.a. dedi ki: Namaz vakti geldi. Evi mescide yakın olan kalktı ve gidip abdest aldı. Geriye de bazı kimseler kaldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e içinde su bulunan taştan bir leğen getirildi. O da elini içine koydu. Faat leğen elini içinde açacak kadar geniş değildi. Bundan dolayı parmaklarını bir araya getirerek onları leğenin içine koydu. Orada bulunanların hepsi abdest aldılar." Ben (Enes'ten rivayet eden Humeyd): Kaç kişi idiler, diye sordum. O: "Seken kişi idiler" dedi
Cabir b. Abdullah r.a dedi ki: "Hudeybiye günü insanlar susadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünde ise küçük bir su kabı vardı. Abdest aldı. Orada bulunanlar ona doğru hızlıca koşuşunca, ne oluyor size, dedi. Onlar: Şu önündekinden başka yanımızda abdest alacağımız, içeceğimiz su yok, dediler. O da elini o kaba koydu. Su, parmakları arasından pınarlar gibi fışkırmaya başladı. Bizler de su içtik ve abdest aldık." Ben (Cabir'den rivayet eden Salim b. Ebi'I-Ca'd): Kaç kişi idiniz, diye sordum. O şöyle dedi: "Yüzbin kişi dahi olsaydık bize yeterdi. Biz binbeşyüz kişi idik." Bu Hadis 4152,4153,4154,4854 ve 6539 numara ile gelecektir
Bera' r.a. dedi ki: "Hudeybiye günü bindörtyüz kişi idik. Hudeybiye, bir kuyunun adıdır. O kuyudan su çektik ve nihayet orada tek bir damla dahi su bırakmadık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kuyunun başında oturdu. Su getirilmesini istedi. Suyu ağzında çalkaladıktan sonra kuyuya püskürttü. Aradan fazla zaman geçmeden kuyudan su çektik. Biz de suya kandık, bineklerimiz de suya kandı." Bu Hadis 4150 ve 4151 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İslam geldikten sonra nübuwet alametleri." "Alametler: el-alamat" lafzı, "alamet"in çoğuludur. Musannıfın bu lafzı kullanmasının sebebi, bu hususta zikredeceği rivayetlerin mucize ve kerametin kapsamından daha geniş oluşundan dolayıdır. Aralarındaki farka gelince, mucize daha özeldir. Çünkü mucizede Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisini yalanlayan kimselere, eğer ben bunu yapacak olursam benim doğru söylediğimi kabul edecek misin diye meydan okuması yahut da kendisine meydan okuyan kimsenin: Sen bunu yapmadıkça seni tasdik etmem, demesi şarttır. Ayrıca kendisi ile meydan okunan hususun sürekli olarak görülen, alışılmış adete göre insanların acze düşecekleri şeylerden olması gerekir. Değişik konumlarda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem her iki durum ile de karşılaşmıştır. Mucizeye bu adın veriliş sebebi bu hal ile karşılaşan kimselerin ona karşı çıkamayışlarıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in en ünlü mucizesi ise Kur'an-ı Kerim'dir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kur'an-ı Kerim'le insanlar arasında dinleri en fasih ve söz söylemeye en ileri derecede muktedir olan Araplara, onun bir suresinin benzerini getirmelerini isteyerek meydan okumuş, onlar da ona aşırı düşmanlıklarına ve başkalarını onu izlemekten alıkoymalarına rağmen bunu yapamamış, aciz düşmüşlerdir.
Enes b. Malik dedi ki: "Ebu Talha, Ümmü Süleym'e dedi ki: Andolsun Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sesinin çok güçsüz çıktığını duydum. Onun aç olduğunu anladım. Sende bir şeyler var mı? Ümmü Süleym: Evet deyip, birkaç parça arpa ekmeği çıkardı. Daha sonra bir başörtüsünü çıkartıp, ekmeği o örtünün bir kısmı ile sardı. Sonra onu elime verdi. Diğer kısmı ile beni sardıktan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gönderdi. (Enes) dedi ki: Onu alıp gittiğimde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mescidde olduğunu gördüm. Onunla beraber diğer insanlar da vardı. Yanlarında ayakta dikildim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Seni Ebu Talha mı gönderdi, diye sordu. Ben: Evet dedim. Beraberinde yiyecek de gönderdi mi, diye sordu. Ben: Evet deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberindekilere: Kalkın, dedi. Yola koyuldu, ben de önlerinde yola koyuldum. Nihayet Ebu Talha'nın yanına geldim, ona durumu bildirdim. Ebu Talha: Ey Ümmü Süleym, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem diğer insanlarla birlikte geldi. Bizde de onlara yedirecek bir şey yok, dedi. Ümmü Süleym: Allah ve Resulü daha iyi bilir dedi. Ebu Talha onları karşılamaya çıktı. Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile karşılaştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Talha ile birlikte geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Ümmü Süleym, yanında ne varsa getir, dedi. O da o ekmekleri getirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri üzere ekmek doğrandı. Ümmü Süleym yağın bulunduğu bir torbayı sıktı ve böylece ekmeğe de katık oldu. Arkasından Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun üzerine Allah'ın dilediği şeyleri söyledi, sonra şöyle buyurdu: On kişiye izin ver. Onlara izin verdi, doyuncaya kadar yediler sonra çıktılar. Daha sonra: On kişiye daha izin ver, diye buyurdu. Onlara izin verdi, onlar da doyuncaya kadar yediler sonra çıktılar. Arkasından yine: On kişiye izin ver, dedi. Onlara izin verdi. Onlar da doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Daha sonra tekrar: On kişiye izin ver dedi, onlara izin verdi. Doyuncaya dar yediler, sonra çıktılar. Daha sonra: On kişiye izin ver, dedi. Böylelikle hepsi doyuncaya kadar yemiş oldular. Orada bulunanların sayısı yetmiş ya da seksen kişi idiler
Abdullah (b Mes'ud) dedi ki: "Bizler ayetleri (harikulade olayları) bir bereket sayıyorduk. Sizler ise bunları korkutan şeyler olarak sayıyorsunuz. Bir yolculukta Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Su azaldı. Bana bir mik:ar artık su arayın, diye buyurdu. İçinde az bir miktar su bulunan bir kap getirdiler. Elini o kaba soktu, sonra: Haydi bu mubarek su'ya geliniz, dedi. Bereket Allah'tandır. Andolsun ben suyun Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmaklarının arasından kaynadığını gördüm. Andolsun bizler yemeğin yenilirken tesbih getirciğini duyardık
Cabir r.a.'dan rivayete göre: "Babası borçlu olduğu halde vefat etmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım. Babam geriye borç bıraktı. Bende ise hurma ağaçlarının vereceği mahsülden başkası yok. Senelerce alınacak mahsül onun borcunu ödemeye yetmez. Alacaklılar bana karşı aşırı gitmesinler diye benimle birlikte gel, dedim. O da hurma harmanlarından bir harmanın etrafında yürüdü, dua etti. Daha sonra bir başkası(na da bunu yaptı). Sonra başına oturarak: Bunu ayırın, dedi. Alacaklılara haklarını verdi, geriye de onlara verdiği kadar kaldı
Narrated from Abdurrahman ibn Abi Bakr (may Allah be pleased with him): "The people of the Suffah were poor people. The Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) once said: 'Whoever has food for two, let him take a third. Whoever has food for four, let him take a fifth or a sixth' — or words to that effect. Abu Bakr brought three people, while the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) took ten. Abu Bakr had brought three guests. (Abdurrahman) said: As for us, there was me, my father, and my mother — (in Abu Uthman's narration he said: my wife and our servant who was shared between our house and Abu Bakr's house, though I am not certain whether he said this or not — Abu Bakr ate the evening meal with the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him), and then remained there until the night prayer was performed. Then he returned, and waited until the Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) had eaten his evening meal. Then he came home after a portion of the night had passed, as Allah willed. His wife said to him: 'What kept you from your guests — or your guest?' She asked: 'Did you not feed them?' His wife said: 'They refused to eat until you came.' The servants urged them to eat, but could not persuade them. (Abdurrahman) said: I went and hid. (Abu Bakr) called out: 'O foolish one!' and cursed him, saying: 'May your mouth, nose, and ears be cut off!' and reproached him. Then he said to the guests: 'Eat.' He added: 'I will certainly not eat from it.' (Abdurrahman) said: By Allah, for every morsel we took, more grew from beneath it. Eventually they all ate their fill, and there was more food left than there had been before. When Abu Bakr looked at the food and saw that it remained — in fact, more than before — he said to his wife: 'O sister of the Banu Firas!' His wife replied: 'No, by the delight of my eyes, it is now three times more than it was before.' Abu Bakr ate from it and said: 'That — referring to his oath — was from Satan.' Then he took a morsel from it. Afterward, he took the food to the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him). The food remained there until morning. There was a treaty between us and another community. When the term of the treaty expired, some people came. Thereupon, (the Messenger of Allah, peace and blessings of Allah be upon him) divided us into twelve groups, the exact number of people in each group being best known to Allah, and he appointed a leader over each group. All of these people were certainly sent along with them. (Abdurrahman) said: 'They all ate from the food in that vessel' — or words to that effect. (The one in doubt is Abu Uthman, who narrated the hadith from Abdurrahman.) Another narrator said: 'Using a word derived from 'arifah (leadership/recognition), we also informed him — meaning we reported the matter to the Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him).'"
Enes r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde Medinelilerde kıtlık baş gösterdi. Cuma günü hutbesini verirken bir adam ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Resulü, bineklerimiz telef oldu, koyunlarımız telef oldu. Yüce Allah'a dua et de bize yağmur yağdırsın, dedi. O da ellerini uzatıp dua etti. Enes dedi ki: Gerçekten gök bir cam parçası gibi idi. Bir rüzgar esti ve bir bulut meydana geldi. Daha sonra bulutlar bir araya geldi. Arkasından gök ağzını salıverdi, bizler adeta suda yüzerek çıktık ve nihayet evlerimize vardık. Bir sonraki cumaya kadar yağmur kesilmedi. Aynı adam -ya da bir başkası- kalkıp ona: Ey Allah'ın Resulü dedi. Evler yıkıldı. Allah'a dua et de bu yağmuru kessin. Resulullah gülümsedi, sonra: (Rabbim) etrafımıza yağdır, üzerimize değil. Bulutlara baktım, Medine'nin etrafında adeta bir taç oluşturur gibi parçalanmakta olduğunu gördüm.
Fethu'l-Bari Açıklaması:
3578- "Ebu Talha dedi ki:" Ebu Talha'nın adı Zeyd b. Sehl el-Ensari olup, Enes'in annesi Ümmü Süleym'in kocasıdır. Mescidden kasıt da Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in Hendek gazvesinde Ahzab'ın Medine'yi muhasarası esnasında namaz kılmak üzere hazırlamış olduğu yerdir. "Diğer bir kısmıyla beni sardı." Maksat, örtüsünün bir kısmını başının üzerine, bir kısmını da koltuğunun üzerine sardığıdır. "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: Seni Ebu Talha mı gönderdi, diye sordu. Ben: Evet dedim. Beraberinde yiyecek bir şey var mı, diye sordu. Evet, dedim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem beraberinde bulunanlara: Kalkınız dedi." Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, bu ifadenin zahirinden Ebu Talha'nın kendisini evine davet ettiği anlamını çıkarmıştı. Bundan dolayı yanında bulunanlara: Kalkınız, dedi. Ancak ifadenin baş tarafı, Ümmü Süleym ile Ebu Talha'nın, Enes ile birlikte ekmek göndermiş olmalarını gerektirmektedir. Bu iki husus şöylece telif edilebilir: Onlar Enes ile birlikte ekmek göndererek Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in onu alıp yemesini istemişlerdi. Fakat Enes oraya ulaşıp, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in etrafında bulunanların kalabalık olduğunu görünce utandı. Tek başına Nebi'in kendisi ile birlikte eve gelmesi için onu davet etmeyi uygun gördü. Böylelikle Nebi'e yemek yedirmek maksatları gerçekleşmiş olacaktı. Bunun, Enes'i gönderenin görüşü olması ihtimali de vardır. Ona etrafında çok kimse olduğunu görecek olursa yalnızca Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'i davet etmesini söylemişti. Çünkü o miktarın Nebi'e ve beraberindekilere yetmeyeceği korkusu vardı. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ise başkasını kendisine tercih edeceğini ve tek başına yemek yiyeceğini biliyorlardı. Gördüğüm rivayetlerin bir çoğu, Ebu Talha'nın bu olayda Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'i davet etmiş olmasını gerektirmektedir. "Ümmü Talha bir parça yağı sıktı ve ona katık yaptı." Yani o yağ topundan çıkanı ekmeğe katık yaptı. "el-Ukke" tabiri genellikle deriden yuvarlak olarak yapılmış ve içine yağ ve bal konan kabın adıdır
3579- "Biz ayetleri" harikulade olayları "sayardık." "Bereket (sayardık), siz ise onları korkutma sebebi olarak değerlendiriyorsunuz." İfadenin zahirinden anlaşıldığına göre onların bütün harikulade olayları korkutma sebebi olarak değerlendirmelerine tepki göstermiştir. Yoksa bütün harikulade olaylar da bereket değildir. Meselenin tahkiki, çok sayıda kimsenin az miktardaki yemekle doymasında olduğu gibi, bir kısmını Allah'tan bir bereket, diğer bir kısmını da -güneşin ve ayın tutulmasında olduğu gibi- Allah'tan bir korkutma olarak saymayı gerektirmektedir. Nitekim Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz güneş ve ay Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Allah onlarla kullarını korkutur." "Haydi, mübarek abdest suyuna geliniz." Yani bu su ile abdest almaya geliniz. "Andolsun bizler yemeğin yenirken tesbihini duyardık." Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in döneminde çoğunlukla duyardık, demektir
3580- "Onun babası" Abdullah b. Amr b. Haram'dır. "Benim yanımda ise hurma ağaçlarından çıkan mahsulden başkası yok." Yani o geriye sözü geçen o bahçeden başkasını bırakmamıştı. "O bahçenin hurma ağaçlarından senelerce gelecek olan mahsul üzerindekini" yani onun borcunu seneler boyunca "karşılamaya yetmez." "Alacaklılar bana karşı aşırılık etmesinler diye benimle beraber gel. O da onunla beraber gitti." İfadede şu takdirde kaldırılmış lafızlar vardır: O da: Evet diye buyurdu. Onunla beraber yola koyuldu, bahçeye ulaşınca (bir harmanın) yanına yürüdü
Hadisten Çıkarılan Sonuçlar: 1- Vadesi gelmiş borcun alacaklılarının daha sonraya ertelenmesi caizdir. Aynı şekilde borçlunun da, borcun ödeneceği malın maslahatı açısından ödemeyi geciktirmesi caizdir. 2- İmamın yönetimi altındakilerin ihtiyaçlarını gidermeye çalışması ve bazıları adına bazıları nezdinde şefaat ve iltimasta bulunması gerekir. 3- Ayrıca hadiste nübuvvet alametlerinden apaçık bir alamet bulunmaktadır. Çünkü az miktardaki bir mahsulün çoğalması söz konusu oldu ve nihayet çok miktardaki alacak, o mahsulden ödendiği halde geriye yine ondan bir şeyler arttı.
3581- "Suffa ashabı fakir kimselerdi." İleride onlardan er-Rikak bölümünde söz edilecektir. Suffa, Nebi mescidinin geri taraflarında üstü kapalı bir yer idi. Aileleri ve barınakları olmayan garip kimselerin kalması için hazırlanmıştı. Onlardan evlenenlere, ölenlere ya da yolculuğa çıkanlara göre oda sayıları artar veya eksilirdi. Ebu Nuaym, el-Hilye adlı eserinde bunların isimlerini sıralamış ve yüz kişiden fazla olduklarını tespit etmiştir. "Pis herif dedi, ağzın, burnun, kulağın kopsun diye beddua etti, sövüp saydı." el-Cureyrî'nin rivayetinde şöyle demektedir: "Pis herif, sana and veriyorum, eğer sesimi işitiyorsan mutlaka buraya gel. (Abdurrahman) dedi ki: Ben de olduğum yerden çıktım. Allah'a yemin ederim, benim hiçbir günahım yok, dedim. Bunlar işte senin misafirlerin, onlara sor. Misafirleri: Sana doğru söylüyor, o bize yemek getirdi, dediler." "Kulağın, burnun kopsun diye beddua etti, sövüp saydı" ifadesinde kulağın, ağzın ya da dudağın kopması için beddua anlamı vardır. Kurtubi dedi ki: Ebu Bekir, Abdurrahman'ın misafirlere karşı kusurlu davrandığını zannetmişti. "Ebediyen bunun tadına bakmayacağım." İbnu't-Tın dedi ki: Ebu Bekir bu sözleriyle misafirlerine değil, hanımına ve aile halkına hitap etmişti. "Mutlaka altından ... artar çoğalırdı." Yani lokmanın alındığı yerden arttığı görülüyordu. "Hanımı: Hayır, gözümün aydınlığına yemin ederim ki..." Bununla sevinç ve insanın sevdiği ve hoşuna gidecek şeyleri görmesi kastedilmektedir. "Ebu Bekir ondan yedi ve bu şey tan (dan) idi, dedi. Bununla da yaptığı yemini kastediyordu." Bundan önce hazfedilmiş ifadeler vardır ki takdiri şöyledir: Beni bunu yapmaya iten şeytandı. Yani Allah'a yemin ederim, bunu yemeyeceğim diye yemin etmeye beni iten şeytan olmuştu, demektir. Müslim ile el-İsmaîlî'deki rivayette: "Bu ancak şeytandandı" denilmektedir. Yine kastedilen onun yeminidir. Çünkü o şeytan Ebu Bekir r.a.'a yemin etmesini güzel ve süslü göstermek suretiyle kendisiyle misafirleri arasında bir mesafenin ortaya çıkmasını istemişti. Ebu Bekir ise daha hayırlı olanı işleyip, yeminini bozarak onu rüsvay etmişti. "Sonra onu (yemek kabını) Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e alıp götürdü. Sabaha kadar onun yanında kaldı." Yani yemek kabı o haliyle kaldı. Geceleyin ondan yemediler. Çünkü bu olay, gecenin uzun bir süresinin geçmesinden sonra olmuştu. "Bizleri her birisi ile bir miktar kimsenin olduğu on iki kişi olarak ayırdı." Yani onları oniki gruba böldü. "Her bir adam ile birlikte kaç kişi bulunduğunu en iyi bilen Allah'tır. Ancak onlarla birlikte ... gönderdi." Yani o kat'i olarak şunu biliyordu: Her bir grubun başına bir kişi olmak üzere başlarına arif olarak oniki kişiyi görevlendirdi, fakat her bir arifin komutası altında onlardan kaçar kişi olduğunu bilmiyordu. Çünkü bu durumda çok olmaları ihtimali de, az olma ihtimali de vardır. Şu kadar var ki o kat'i olarak onlarla -yani her bir grup kimse ile- birlikte birer arif göndermiş olduğundan emin idi. "(Abdurrahman) dedi ki: Hepsi de ondan yediler. -(Hadisi ondan rivayet eden (Ebu Osman): Ya da onun gibi, dedi." Hulasa askerlerin tamamı Ebu Bekir'in, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e göndermiş olduğu o kaptan yemek yediler. Böylelikle sözü geçen yemekte bereketin tamamlanmasının Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nezdinde bulunması ile gerçekleştiği ortaya çıkmış oldu. Çünkü Ebu Bekir'in evinde görülen bereket sadece bu yemekteki bereketin başlangıçlarının ortaya çıkması idi. Nihai derecesine ulaşması ve bütün askerlere yetecek hale gelmesi ise, ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında kalmasından sonra tahakkuk etmiştir. Rivayetin zahirinden anlaşılan budur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Hadisten Çıkan Sonuçlar: 1- Fakirler, bakıma muhtaç iseler, mescidlere sığınabilirler. Ancak bu konuda bir ısrarları olmamalı, yüzsüzlük etmemeleri, namaz kılanların da şaşırmasına sebep olmamalıdırlar. 2- Bu şartların bulunması halinde fakirleri görüp gözetmek müstehaptır. 3- Darlık ve kıtlık zamanlarında ek mali yükümlülükler getirilebilir. 4- Misafir için yeteri kadar ikram hazırlanmış olduğu takdirde; hanımın, çocuğun ve misafirin yanında bulunmamak caizdir. 5- Evin hanımı, kocasından özel bir izin olmadan misafirlere yapacağı hazırlıklarda ve sunacağı yemekte (görüşüne göre) tasarruf edebilir. 6- Terbiye etmek, hayır işleme alışkanlığı kazandırmak amacıyla babanın evladına ağır sözler söylemesi caizdir. 7- Yemin edildikten sonra yemini bozmak caizdir. 8- Velilerin ve Salihlerin yemekleri ile teberrük caizdir. 9- Bereketin göründüğü yemeği büyüklere takdim edebilir, onlar da bunu kabul ederler. 10- Şanı yüce Allah'ın velilerine ihsan ettiği lütuflar da görülmektedir. Çünkü Ebu Bekir'in düşüncesi karışmış olduğu gibi çocuğu, hanımı ve misafirleri de yemeği kabul etmediklerinden ötürü karışmıştır. Bundan dolayı Ebu Bekir üzülmüş ve az önce açıklandığı üzere yemin etmek, sonra yeminini bozmak gibi ve benzeri sıkıntılara maruz kalmıştı. Ancak yüce Allah bu sıkıntılarını ona ihsan ettiği keramet ile kaldırmıştı. Böylelikle sıkıntıları rahatlığa, kederi de sevince dönüşmüş oldu. Hamd Allah'adır, minnet duygularımız O'nadır
3582- "Binekler helak oldu." Bununla kasıt atlardır. Bazen atların dışındaki hayvanlar hakkında da kullanılabilir. "Cam gibi" Aşırı berraklığından, onda hiç bulut olmadığından cama benzetilmiştir. "Taç (iklil)" başın etrafını kuşatan ve başa bağlanan şeye denilir.
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir hurma kütüğünün yanında hutbe okuyordu. Minber edinince oraya geçti. Bunun üzerine kütük inledi. Nebiimiz onun yanına gitti ve eliyle üzerini sıvazladı
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cuma günü bir ağacın ya da bir hurma ağacının yanında ayakta dururdu (ve öylece hutbe okurdu.) Ensardan bir kadın -ya da bir adam- dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, sana bir minber yapmayalım mı? Allah Resulü: Dilerseniz (yapınız), dedi. Bunun üzerine ona bir minber yaptılar. Cuma günü olunca minbere doğru gitti. Bu sefer hurma ağacı küçük bir çocuk gibi feryat etti. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem indi, onu kucakladı. Tıpkı teskin edilen küçük çocuk gibi inliyordu. (Cabir) dedi ki: O hurma ağacı (kütüğü) yanıbaşında duyduğu zikirlerden uzak kaldığı için ağlarnıştL
Cabir b. Abdullah r.a. diyor ki: "Mescidin tavanı hurma kütükleri üzerinde duruyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de hutbe irad etti mi bu kütüklerden birisinin yanında dururdu. Ona minber yapılınca minberin üzerinde (hutbe okur) oldu. Bu sebeple biz de o kütüğün on aylık gebe develerin sesi gibi bir ses çıkardığını işittik. Nihayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geldi. Elini o kütüğün üzerine koydu ve kütük sakinleşti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kütüğün yanına geldi ve eliyle üzerini sıvazladL" el-İsmaili'nin, Yahya b. es-Seken yoluyla, onun da Muaz'dan yaptığı rivayette şöyle denilmektedir: "O kütüğün yanına geldi, onu kucakladı, o da sakinleşti. Allah Resulü: Eğer bunu yapmayacak olsaydım asla sakinleşmezdi, diye buyurdu." el-Hasen'in Enes'ten diye naklettiği rivayette de şöyle denilmektedir: el-Hasen bu hadisi nakletti mi şöyle derdi: Ey Müslümanlar, ağaç kütüğü bile Resulullah'a kavuşmak şevki ile için inliyordu. Ona şevk duyup, özlemeye sizler daha layıksınız. "On aylık gebe deve sesi gibi." "el-İşar" gebeliği on ayı bulmuş olan deve demektir. Hadiste yüce Allah'ın bazen cansız varlıklarda canlı varlıklar gibi hatta canlıların en şereflileri gibi bir idrak yaratacağına delil vardır. Yine hadis-i şerif "O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur"[İsra, 41] buyruğunu zahirine göre yorumlayanların görüşlerini de desteklemektedir
Huzeyfe'den rivayete göre "Ömer b. el-Hattab r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fitne hakkında söylediklerini hanginiz ezbere biliyor? Huzeyfe dedi ki: Ben onu söylediği gibi hıfzetmiş bulunuyorum. Ömer: Haydi söyle, sen cesur birisin, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: Adamın ailesi, malı ve komşusu dolayısıyla fitneye maruz kalması (günaha düşmesi)ne namaz, sadaka, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak keffarettiL Ömer: Benim istediğim bu değiL. Ben denizin dalgaları gibi coşup gelecek olandan söz ediyorum. Huzeyfe dedi ki: Ey mu'minlerin emiri, ondan dolayı senin için korkacak bir şey yok. Çünkü seninle onun arasında kilitlenmiş bir kapı vardır. Ömer r.a.: Bu kapı açılacak mı yoksa kırılacak mı diye sorunca, Huzeyfe: Hayır kırılacak deyince, Ömer dedi ki: Böyle ise muhtemelen kapanmayacaktır. Bizler (Huzeyfe'ye): (Ömer) kapının kim olduğunu bildi mi, diye sorduk. Huzeyfe: Evet dedi. Yarın gelmeden önce bu gecenin geleceğini bildiği gibi biliyordu. Çünkü ben ona yalan yanlış olmayan bir hadis nakletmiştim. Bizler ona sormaya çekindiğimiz için Mesruk'a söyledik de ona sordu: Peki kapı kimdi, o: Ömer'di dedi
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ayakkabıları kıldan yapılmış bir kavimle savaşmadıkça; gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları basık, yüzleri kat kat derilerden yapılmış kalkanları andıran Türklerle de savaşmadığınız sürece kıyamet kapmayacaktır." [-3588-] "Bu işten -içine düşünceye kadar- en ileri derecede hoşlanmayan kimselerin insanların en hayırlıları olduğunu göreceksinizdir. İnsanlar maden cevherleridir. Cahiliye dönemindeki hayırlıları, İslam'da da hayırlılarıdır." [-3589-] "Andolsun sizden birinizin üzerine öyle bir zaman gelecek ki, beni görmeyi, ailesinin ve malının bir mislinin daha kendisine verilmesinden daha çok sevecektir
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Acemlerden kırmızı yüzlü, basık burunlu, küçük gözlü, yüzleri kat kat deriden yapılmış kalkanları andıran, ayakkabıları kıldan yapılmış Huz ve Kerman(lılar) ile savaşmadığınız sürece kıyamet kapmayacaktır
Kays dedi ki: "Ebu Hureyre r.a.'ın yanına gittik. Dedi ki: Üç yıl Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sohbetinde bulundum. Bu zaman zarfında olduğu kadar hadisi bellemeye olan tutkum gibisini geçmiş yaşlanmın hiçbirisinde görmemişimdir. Ben onu -eliyle şöyle yaparak- şöyle buyururken dinledim: Kıyamet kopmadan önce ayakkabıları kıldan olan bir kavim ile savaşacaksınız. Bu kavim işte bu Bazir (denilen yerde) bulunanlardır." Bir defasında da ravi Süfyan: "Onlar Bariz halkıdırlar demiştir
Amr b. Tağlib dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kıyamet gününden önce sizler kıldan ayakkabılar giyen bir kavim ile çarpışacaksınız. Yine sizler yüzleri kat kat deriden yapılmış kalkanları andıran bir kavim ile de savaşacaksınızdır
(Abdullah b. Umar, may Allah be pleased with him, said: "I heard the Messenger of Allah, peace and blessings be upon him, say: The Jews will fight you, and you will be made to prevail over them, to the point that a stone will say: O Muslim, here is a Jew hiding behind me, come and kill him.")
Fath al-Bari Commentary: "Prayer, charity... will serve as expiation for him."
Ibn al-Munayyir says: Being tempted (fitna) through women occurs either by inclining toward them, or by being distant from them in dividing one's days (among wives), or by preferring one over another in matters concerning children born of different wives. It also occurs by failing to give them their rightful dues. Being tempted through wealth occurs by engaging so much with wealth that worship is neglected, or by failing to give Allah's due share of that wealth. Being tempted through children arises from the natural inclination toward one's child and the feeling of preferring him over everyone else. Being tempted through neighbors occurs through envy, mutual boasting, pressing one another over rights, and neglecting to look after them.
He then goes on to say: The causes of being tempted through the aforementioned things are not limited to the examples I have mentioned. By singling out prayer specifically among other acts of worship as an expiation for these, there is also an indication of the greatness of prayer. This, however, does not negate the suitability of other good deeds to serve as expiation for sins arising from such temptations. Furthermore, the aforementioned expiation may be realized through the actual performance of those good deeds themselves, or it may come about through a balance between good and bad deeds — though the first view appears stronger. Allah knows best
"Rolling like the waves of the sea" — meaning the waves that surge like those of the sea when it is turbulent. This expression is a metaphor referring to extreme enmities, numerous disputes, and the mutual exchange of harsh words and fighting that results from them.
"O Commander of the Faithful, there is nothing for you to fear from it." "For between you and it there is a locked door." — Meaning that as long as you are alive, none of those tribulations will emerge.
Ibn al-Munayyir said: Hudhayfah, preferring his commitment and insistence on keeping secrets, did not answer Umar's question directly. He only answered him metaphorically. Nevertheless, it appears that permission was granted for such a manner of explanation in matters like these.
Al-Nawawi says: It is likely that Hudhayfah knew that Umar would be killed, but he did not wish to tell him so, because Umar already knew that he himself was that locked door. For this reason, Hudhayfah used another expression that conveyed the intended meaning without explicitly stating that Umar would be killed.
--- End of quotation from al-Nawawi. ---
"The Hour will not come until you fight the Khuz people." These are a non-Arab (Ajam) people. "With red faces and flat noses." — Meaning those with flat and wide noses. "In no year of my life" — meaning in none of the years of my life.
"The Jews will fight you and you will be made to prevail over them." In the narration mentioned by Ahmad, it is stated: "The Dajjal will descend upon that plain outside Medina. Then the Almighty Allah will set the Muslims upon him, and they will kill his followers. A Jew will hide behind a tree or a stone, but the stone or tree will say to the Muslim: Here is a Jew (behind me), go and kill him.
Accordingly, the intended meaning of fighting the Jews is that this will occur at the time of the emergence of the Dajjal and the descent of Jesus (Isa), peace be upon him. This is clearly stated in the hadith narrated by Abu Umamah regarding the emergence of the Dajjal and the descent of Isa. In that hadith it is stated: "Behind the Dajjal will be seventy thousand Jews, all carrying adorned swords. Isa will catch up with him near the gate of Lud and kill him, and the Jews will be defeated and scattered. There will be nothing behind which a Jew hides that will not be made to speak by Allah, and it will say to the Muslim: O servant of Allah, here is a Jew (behind me), come and kill him — except for the Gharqad tree, for it is one of their trees.
This hadith was narrated at length by Ibn Majah, and its origin is attributed to Abu Dawud. A similar narration is that reported by Samurah, recorded in Ahmad's collection with a hasan (good) chain of transmission.
It is understood from the hadith that near the time of the Hour, various signs will appear, such as inanimate objects like trees and stones speaking. According to the apparent meaning of the text, these inanimate objects will speak in the literal sense. It is also understood that the religion of Islam will remain until the Day of Resurrection.
From the Prophet's statement, "The Jews will fight you," it is understood that when addressing a specific person, it is possible that others who share the same path are intended. For in that era, the address was directed to the Companions. However, the intended meaning refers to those who would come long after them. But since they share faith with those who came later, it was deemed appropriate to address them in this manner.
Ebu Said r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki onlar yaptıkları bir savaşta kendilerine: Aranızda Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sahabelik etmiş olan kimse var mı denilecek, onlar: Evet diyecekler. Bunun üzerine onlara zafer verilecektir. Daha sonra yine savaşa girecekler. Onlara: Aranızda ResliluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerin{den birisin)e arkadaşlık yapan bir kimse var mıdır denilecek, onlar: Evet diyecekler. Yine onlara zafer nasip olacaktır
Adiy b. Hatim dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında iken ona bir adam gelerek kendisine fakirliğinden şikayette bulundu. Sonra ona bir başkası geldi. O da kendisine çaresizlikten şikayet etti. Allah Resulü: Ey Adiy Hire'yi gördün mü, diye sordu. Ben: Hayır onu görmedim ama onun hakkında bana haber verildi, dedim. Şöyle buyurdu: Eğer ömrün uzarsa andalsun sen yola koyulan bir kadının Hire'den yola çıkacağını, Ka'be'ye kadar gelip tavaf edeceğini ve Allah'tan başka kimseden de korkmayacağını göreceksin. -Ben kendi kendime dedim ki: Peki her tarafı fitne ateşiyle yakan Tay'lıların kötü adamları nerde olacak?- Andalsun eğer hayatın uzarsa, Kisra'nın hazineleri de fethedilecektir (ve bunu sen göreceksin.) Ben: Hürmüz'ün oğlu Kisra mı, dedim. O: Hürmüz'ün oğlu Kisra, dedi. Yine: Andalsun hayatın uzarsa bir adamın avuç dolusu altın veya gümüş ile dışarı çıkıp bunu kendisinden kabul edecek birisini arayacağını fakat ondan bunu kabul edecek kimseyi bulamayacağını da göreceksin. Yemin ederim ki, sizden herhangi biriniz, Allah'ın huzuruna çıkacağı gün, Rabbi ile arasında tercümanlık yapacak bir kimse bulunmaksızın ona şöyle diyecektir: Ben sana, sana tebliğde bulunan bir Resul göndermedim mi? O: Evet diyecek. Ben sana mal verip çokça lütufta bulunmadım mı diyecek, kul yine: Evet diyecek. Sağına bakacak cehennemden başkasını görmeyecek, soluna bakacak cehennemden başkasını görmeyecek." Adiy dedi ki: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Bir hurmanın yarısı ile dahi olsa kendinizi ateşten koruyunuz. Bir hurmanın yarısını bulamayan bir kimse güzel bir söz ile (korunsun). Adiy dedi ki: Ben bir kadının Hire'den çıkıp Allah'tan başkasından korkmaksızın gelip Ka'be'yi tavaf ettiğini gördüm. Hürmüz'ün oğlu Kisra'nın hazinelerini fethedenler arasında idim. Andalsun ömrümüz uzayacak olursa Nebi Ebu'I-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği gibi, adamın avuç dolusu (altın ve gümüş) ile çıkacağını (ve kimsenin ondan bu sadakayı kabul etmeyeceğini) da göreceksinizdir
Ukbe b. Amir'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün dışarı çıktı. Uhud şehitlerine cenaze namazı kılar gibi namaz kıldı. Daha sonra minbere geçti ve şöyle buyurdu: Ben sizden önce gidecek ve sizin için gerekli hazırlıkları yapacağım. Ben size karşı bir şahidim. Şüphesiz ki Allah'a yemin ederek söylüyorum: Şu anda Havz'ıma bakıyorum ve bana yeryüzü hazinelerinin anahtarları verildi. Ve şüphesiz ben Allah'a yemin ederek söylüyorum: Benden sonra şirk koşacağınızdan yana korkmuyorum, fakat ben sizin için onda (dünyalık hususunda) birbirinizle yarışacağınızdan korkuyorum
Usame r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine!ilere ait kalelerden birisine çıktı. Benim gördüğümü siz de görüyor musunuz, diye sordu. Şüphesiz ben fitnelerin, evlerinizin arasında yağmur damlaları gibi düştüğünü görüyorum
Cahş kızı Zeyneb'ten rivayete ge "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir defasında şöyle diyerek dehşete kapılmış bir halde yanına girdi: La ilahe illallah yaklaşmış bulunan bir şerden dolayı Arapların vay haline! İşte bugün Ye'cuc ile Me'cuc seddinden şunun gibi bir gedik açıldı. Bu arada (baş) parmağını yanındaki (şehadet parmağı) ile birlikte halka yapmıştı. Zeyneb: Ey Allah'ın Resulü dedim. Aramızda salihler bulunduğu halde helak olur muyuz, dedi. O: Kötülük çoğalırsa evet, diye buyurdu
Ümmü Seleme dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, (bir keresinde) uyandı ve şöyle buyurdu: Subhanallah, bugün ne hazineler indirildi ve ne fitneler indirildi
(Abdurrahman b. Abdullah b. Abdurrahman babası Abdullah'tan) Ebu Said el-Hudri r.a.'nin şöyle dediğini rivayet etmektedir: "(Ebu Said) bana dedi ki: Ben senin koyunları sevdiğini ve koyun edindiğini görüyorum. Onların da, çobanlarının da hallerini düzelt. Çünkü ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda dinini fitnelere maruz kalmaktan korumak için müslümanın en hayırlı malı, yağmurlann yağdığı dağların tepelerinde arkalanndan gideceği koyunlan olacaktır
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Öyle fitneler kopacaktır ki, o fitnelerde oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan hayırlı olacaktır. Bunlara göz dikeni bu fitneler de alıp helak edecektir. Her kim bir sığınak ya da onlara karşı korunacak bir yer bulursa onunla kendisini korumaya baksın." Hadis 7081 ve 7082 numara ile gelecektir
İbn Mes'ud r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İleride (size) başkalarının tercih edileceğini ve sizin uygun görmeyeceğiiz bir çok işler olduğunu göreceksiniz. Ey Allah'ın Resulü, bize ne emredersin, diye sordular. Şöyle buyurdu: Siz üzerinizdeki hakkı eksiksiz yerine getirirsiniz, hakkınızı da Allah'tan istersiniz." Hadis 7052 numara ile gelecektir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kureyş'in bu kolu insanları helak edecektir. Bize ne emredersin, diye sordular. O: Keşke insanlar onlardan uzak dursalar diye buyurdu." Tekrar: 3605 ve
Abu Hurayra (may Allah be pleased with him) said: "I heard the truthful one, whose truthfulness has been confirmed, say: 'The destruction of my ummah will come at the hands of a few young men from Quraysh.' When Marwan asked, 'Did you say young men?' Abu Hurayra replied: 'If I wished, I could even name them, saying so-and-so's sons and so-and-so's sons.
Fath al-Bari Commentary:
3595 – "The traveling woman (az-zā'ina)" refers to a woman traveling in a howdah (a covered litter on a camel). "Hira" was the city of Arab rulers under the governance of the Persian dynasty. "Where will the wicked men of Tayy be?" This means: where will the corrupt and troublemaking individuals be? It refers to highway robbers. Tayy is a well-known tribe, and the aforementioned Adiy ibn Hatim also belonged to that tribe. Their region was between Iraq and the Hijaz. They used to intercept those who passed through their lands without permission. This is why Adiy was astonished at how a woman could pass through the region where they dwelled without fear
"Setting everywhere ablaze with the fire of fitna." This means they ignited and fanned the flames of fitna (strife/discord). It signifies that they filled the earth with evil and corruption. The expression is a metaphor derived from the notion of a fire being kindled.
"The treasuries of Kisra" – Kisra is the specific title of the Persian rulers. However, these words were spoken during the time of Kisra, the son of Hurmuz. This is why Adiy ibn Hatim inquired about him, as Kisra occupied a great place in the minds of the people of that era.
"He will find no one to accept it from him." This is because in that time, there will be no one left in poverty.
3596 – "But I fear that you will compete with one another for it (worldly wealth)." With these words, a warning is being given against the events that were to come. And indeed, it happened just as he said. After him, conquests were made, and eventually the matter reached the point of mutual envy and warfare among them. Events came to pass that everyone witnessed and testified to, confirming the truth of the Messenger of Allah's (peace and blessings be upon him) news. Similarly, in this hadith, we see that he informed them that he would depart before them — that is, he would arrive there before them — and so it came to pass. He also stated that his Companions would not associate partners with Allah after him, and it was as he said. However, the worldly competition he warned against also came to pass exactly as he described
Earlier, the following hadith narrated by Amr ibn Awf as a marfu' report was also mentioned: "I do not fear poverty for you, but I fear that the world will be spread out before you just as it was spread out before those who came before you."
Huzeyfe r.a. diyor ki: "İnsanlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hayra dair sorarlardı. Ben de bana yetişir korkusuyla şerre dair ona sorardım. Ey Allah'ın Resulü dedim. Bizler cahiliye ve şer içinde idik. Allah bize bu hayrı gönderdi. Bu hayırdan sonra bir şer olacak mıdır? Euet, diye buyurdu. Ben: Peki, gelecek olan bu şerden sonra bir hayır olacak mıdır, diye sordum. Euet ama onu bir parça bulandıran şeyler de bulunacaktır, buyurdu. Peki, onu ne bulandıracaktır, diye sordum. Şöyle buyurdu: Benim yolumun dışında çeşitli uygulamalarda bulunacak bazı kimseler (olacaktır). Sen onların yaptıklarının bir kısmını maruf göreceksin, bir kısmını da münker. Peki, bu hayırdan sonra bir şer gelecek mi, diye sordum. Euet, cehennem'in kapılarına çağıran davetçiler olacaktır. Onlarm cehenneme davetlerini kabul edenleri onlar da oraya atacaklar (atılmalarına sebep olacaklar) dır, diye buyurdu. Ey Allah'ın Resulü, bize onların niteliklerini anlat, dedim. Şöyle buyurdu: Onlar bizim cinslerimizdendir. Bizim dillerimizi konuşacaklardır. Peki eğer bu hal bana yetişecek olursa bana ne emredersin, dedim. Şöyle buyurdu: Müslümanların cemaatine ve imamlarına bağlı kalırsın. Şayet onların bir cemaati ve bir imamları yoksa, diye sordum. O takdirde bütün bu fırkalardan uzak dur. Bir ağacın kökünü ısıracak dahi olsan sen bu halde iken ölüm seni gelip yetişinceye kadar (böyle kal) ." Tekrar: 3607 ve
Huzeyfe r.a. dedi ki: "Benim arkadaşlarım hayrı öğrendi, ben ise şerri öğrendim
Ebû Hureyre (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Da'vâları bir olan (yânı ikisi de İslâm veya haklı olduğu iddiasında bulunan) iki cemâat birbiriyle harbetmedikçe kıyâmet kopmaz" buyurdu
Abu Hurairah (may Allah be pleased with him) said: The Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) said: "The Hour will not come until two great groups fight each other, both having the same claim.
[-3609-] Narrated from Abu Hurairah (may Allah be pleased with him) that the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) said: "The Hour will not come until two great groups fight each other and there are many casualties between them, both having the same claim. Nor will the Hour come until nearly thirty lying Deccals appear, each of them claiming to be the Messenger of Allah.
Fath al-Bari Commentary:
3606 - The 29th hadith in this chapter, that narrated by Hudhayfah (may Allah be pleased with him): "People used to ask about good..." will be explained in sufficient detail later in the chapter on Fitan under hadith no. 7084, God willing.
3608 - As for the 30th hadith narrated by Abu Hurairah: "The Hour will not come until two great groups fight..." the intent of these two hadiths is the battle of Siffin between Ali and Muawiyah and those who were with them. The phrase "both having the same claim" means that both groups shared the same religion, for each side called itself Muslim, or alternatively, each side claimed to be upon the truth. For Ali was at that time the Imam of the Muslims and, by the consensus of Ahl al-Sunnah, the most virtuous among the Muslims at that time. The people of authority had pledged allegiance to him after the assassination of Uthman (may Allah be pleased with him). Muawiyah and those with him in Syria, however, held back from pledging allegiance
Subsequently, Talhah, Zubayr, and Aishah (may Allah be pleased with them all) went to Iraq and called upon the people to seek out the killers of Uthman, for many of those killers had joined Ali's ranks. Ali went out to meet them, and there was correspondence between the two sides. However, Ali refused to hand over the killers as they demanded without the legal establishment of proof concerning who had demanded Uthman's blood and who had actually carried out the killing. The events that transpired between them will be explained in detail, God willing, in the chapter on Fitan under hadith no. 7132.
Ali then set out with his forces toward Syria, intending to bring the people of Syria into obedience and to address their doubts concerning the killing of Uthman. Muawiyah also set out with the people of Syria. They met at a place called Siffin, located between Syria and Iraq, where a great battle took place with heavy casualties, exactly as the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) had foretold. Eventually, Muawiyah and his companions, upon facing defeat, called for arbitration. Ali then returned to Iraq, where the Kharijites rose against him. He fought and killed them at Nahrawan, and thereafter passed away.
His son al-Hasan ibn Ali then set out to fight the Syrians. Muawiyah marched against him, and peace was eventually made between them, just as the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) had foretold in the hadith narrated by Abu Bakrah (may Allah be pleased with him), which will appear in the Fitan chapter: "Verily, Allah will use him to make peace between two great groups of Muslims." All of this will be explained in detail there, God willing.
3609 - The word translated as "sent" here means "to emerge" or "to appear" and does not carry the meaning of prophethood and messengership. Rather, it is similar to the usage in the verse of Allah the Exalted: "We send the devils upon the disbelievers" [Maryam: 83].
"Lying Deccals": The root word dajal means to cover up and to distort the truth through deception and trickery, and is also used to denote falsehood and lying.
Abu Ya'la narrated with a good chain from Abdullah ibn al-Zubayr, naming some of these liars explicitly: "The Hour will not come until thirty liars appear, among them Musaylimah, al-Aswad, and al-Mukhtar."
I say: Events confirming this prophecy emerged during the final period of the Prophet's life (peace and blessings of Allah be upon him). Musaylimah appeared in Yamamah, and al-Aswad al-Ansi appeared in Yemen. Then, during the caliphate of Abu Bakr, Tulayhah ibn Khuwaylid appeared among the Banu Asad ibn Khuzaymah, and Sajah the Tamimite appeared among the Banu Tamim. Sha'bib ibn Rib'i, who was Sajah's nursemaid's husband, said about her: "Our prophet was a woman we revolved around, while the prophets of other peoples were men.
Al-Aswad was killed before the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) passed away. Musaylimah was killed during the caliphate of Abu Bakr. Tulayhah repented and, according to the most sound opinion, died as a Muslim during the caliphate of Umar. Sajah is also reported to have repented. Their accounts are well-known among the historians.
Then the first of the subsequent Deccals to appear was al-Mukhtar ibn Abi Ubayd al-Thaqafi. He seized Kufa in the early part of Abdullah ibn al-Zubayr's caliphate, openly proclaimed his love for the Ahl al-Bayt, and called people to pursue the killers of Husayn (may Allah be pleased with him). He killed many of those who had directly participated in or aided that crime, which caused the people to love him. Then Satan adorned his deeds for him, and he claimed prophethood, asserting that Jibril brought him revelation. Abu Dawud al-Tayalisi narrated with a sound chain from Rifa'ah ibn Shaddad, who said: "I was once his closest companion. One day I entered upon him and he said: 'Jibril was just sitting on this very pulpit and left just before you came in.'" Ya'qub ibn Sufyan also narrated with a good chain from al-Sha'bi that al-Ahnaf ibn Qays showed him a letter sent to him by al-Mukhtar in which he claimed prophethood. Al-Mukhtar was killed in the year 66 AH approximately.
The hadith does not refer to those who claim prophethood unconditionally and without qualification, for such people are countless, as many of them make such claims due to madness or mental imbalance. Rather, the hadith refers to those whose claim was accompanied by power and influence and around whom genuine doubts arose. Allah the Exalted destroyed each of these as they arose, yet some remained, and others will follow them later. The last of them will be the Greatest Deccal. Many explanations concerning them will follow, God willing, in the chapter on Fitan under hadith no. 7132.
Ebu Said el-Hudri r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bazı malları paylaştırırken biz onun yanında idik. Derken ona Temim oğullarından bir adam olan Zülhuveysira adındaki birisi gelerek: 'Ey Allah'ın Resulü, adaletli ol.' dedi. Allah Resulü: 'Yazık sana! Eğer ben adaletli olmazsam başka kim adaletli olabilir? Eğer adaletli olmazsam zarar ve hüsrandayım.' dedi. Bunun üzerine Ömer: 'Ey Allah'ın Resulü, bana izin ver de boynunu vurayım.' dedi. Allah Resulü şöyle buyurdu: 'Hayır, onu bırak. Onun öyle arkadaşları olacak ki, sizden herhangi bir kimse kendi namazını onların namazına kıyasla, kendi orucunu onların orucuna kıyasla küçümseyecektir. Kur'an'ı okuyacaklar fakat gırtlaklarını aşmayacaktır. Okun hedefini delip geçtiği gibi dinden öylece çıkarlar. Okçu attığı okun sivri demir ucuna bakar, onda hiçbir şey görmez. Sivri uçlu demirin tahtaya bağlandığı iplere bakar yine bir şey bulmaz. Daha sonra okun tahtasına bakar yine onda bir şey görmez. Arkasından okun tüylerine bakar yine hiçbir şey bulamaz. Hedefinin içindeki pisliği ve kanı geride bıraktığını görür. Bunların alametine gelince, pazularından birisi kadının memesini ya da sarkıp sallanan dışarı fırlamış bir et parçasını andıran siyah bir adam olacaktır. Bunlar insanların ayrılık içinde olduğu bir zamanda çıkacaklardır.'" Ebu Said dedi ki: "Ben bu hadisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den dinlemiş olduğuma şahitlik ederim. Yine şuna şahitlik ederim ki Ali b. Ebi Talib onlarla savaştı ve ben de onunla beraberdim. Emir vererek bu adamın aranmasını istedi. Bu adam getirildi ve ben onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisini nitelediği gibi olduğunu gördüm."
Ali r.a. dedi ki: "Size Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye bir hadis nakledecek olursam şunu bilin ki, gökten düşmek benim için ona yalan söylemekten daha çok sevdiğim bir iştir. Benimle sizin aranızdaki bir hususa dair sizinle konuşacak olursam şunu bilin ki, harp bir hiledir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: 'Ahir zamanda yaşları küçük, akılları kıt bir takım kimseler gelecektir. Bunlar yaratılmışların en hayırlıları gibi söz söyleyecekler, fakat okun hedefini delip gitmesi gibi dinden çıkacaklardır. İmanları gırtlaklarını aşmaz. Onlarla nerede karşılaşırsanız öldürünüz. Çünkü onları öldürmek, kıyamet gününde onları öldürenler için bir ecirdir.'"
Habbab b. el-Erett dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Ka'be'nin gölgesinde elbisesini yastık gibi yapmış dayanırken şikayette bulunduk ve ona: 'Bizim için yardım istemeyecek misin? Bizim için Allah'a dua etmeyecek misin?' dedik. O şöyle buyurdu: 'Sizden öncekilerden adam getirilir, yerde onun için bir çukur kazılır, o çukura konulurdu. Daha sonra testere getirilerek başının üzerine konulur ve ikiye bölünürdü. Bu dahi onu dininden çevirmezdi. Demir taraklarla etinin altındaki kemik ve sinirlere kadar taranırdı. Bu dahi onu dininden geri çevirmezdi. Allah'a yemin ederim, Allah bu işi tamamlayacaktır. Hatta süvari San'a'dan Hadramevt'e kadar yol alacak ve Allah'tan başkasından ya da kurdun koyunlarına saldırmasından başka bir şeyden korkmayacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz.'"
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Sabit b. Kays'ı aradı (ve sordu). Bir adam: Ey Allah'ın Resulü, dedi. Onun durumunu senin için ben öğreneyim. Yanına gitti, onun evinde başını önüne eğmiş 'oturduğunu gördü. Bu halin ne, diye sorunca, Sabit: Kötü dedi. Çünkü (ben olacak o kişi) sesini Nebiin sesinden fazla yükseltirdi. O henüz dünyadakilerden bir kişi olduğu halde ameli boşa çıkmış bulunuyor. Adam gelip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Sabit'in şunları şunları söylediğini haber verdi: (Hadisi Enes b. Malik'ten rivayet eden) Musa b. Enes dedi ki: Bundan sonra ise pek büyük bir müjde ile geri dönerek dedi ki: Onun yanına git ve ona: Sen cehennemliklerden değilsin, fakat cennetliklerdensin, de." Hadis 4846 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sabit b. Kays'ı bulamadım." Yani Resulullah sallaııahu aleyhi ve sellem'in hatibi Sabit b. Kays b. Şemmas'ı bulamadı. Müslim'deki başka yolla Enes'den gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Sabit b. Kays b. Şemmas ensarın hatibi idi." "Fakat cennet ehlindensin" buyruğu ile ilgili olarak el-İsmail1 şöyle demektedir: Bu hadisin "Nebilik Alametleri" bahsinde zikredilmesindeki maksat diğer hadis ile yani Cihad bölümünde "savaş esnasında kokulanmak" başlığındaki hadis ile tamamlanmaktadır. O hadiste zikredildiğine göre Yemame'de şehit düşmüştür. Yani böylelikle Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem'in: "O cennetliklerdendir" sözünün doğruluğu ortaya çıkmış olmaktadır. Çünkü o şehit düştü
Bera b. A'zib r.a'dan rivayete göre "Bir adam Kehf suresini okudu. Evde bir binek vardı. Binek serkeşlik etmeye başladı. Selam verince (okumasını bitirince) onu bir sisin bürüdüğünü gördü. Olanı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlatınca: Ey filan okumaya devam et, çünkü o Kur'an sebebiyle nazil olmuş ya da Kur'an sebebiyle inmiş bir sekinettir (huzur ve sükundur) diye buyurdu." Hadis 4839 ve 5011 numara ile gelecektir
I apologize for not using the StructuredOutput tool earlier. Could you please clarify what you would like me to do with this hadith text? For example:
- Translate it (if so, to which language?)
- Summarize it
- Explain it
Please let me know so I can assist you properly!
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hasta ziyaretinde bulunmak üzere bedevi bir arabın yanına girdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ziyaret etmek amacıyla bir hastanın yanına girdiği vakit: Hayırdır, inşallah (günahlardan) bir arınmadır, dedi. Bedeviye de: Hayırdır, inşallah (günahlarından) bir arınmadır, dedi. Bedevi: Sen arınmadır mı dedin? Hayır, aksine o oldukça yaşlı bir ihtiyar üzerine kaynayıp taşan ve ona kabirleri ziyaret ettirecek bir hummadır, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O zaman öyle olsun, diye buyurdu." Tekrar: 5656, 5662 ve
Enes r.a. dedi ki: "Hristiyan bir adam vardı. Müslüman oldu ve Bakara suresi ile Ali İmran suresini okudu (öğrendi). Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e de katiplik yapardı. Sonra yeniden Hristiyanlığa döndü (dinden çıktı) ve şöyle derdi: 'Muhammed, benim ona yazdıklarımdan başka bir şey bilmiyor.' Daha sonra Allah onu öldürdü. Onu defnettiler. Sabah olduğunda yer onu dışarı atmıştı. (Yakınları): 'Bu Muhammed'in ve arkadaşlarının işidir. Onlardan kaçınca (dinlerini terk edince) bizim arkadaşımızın kabrini açtılar ve onu dışarıda bıraktılar' deyip, ona daha derin bir mezar kazdılar. Sabah olunca yine yer onu dışarı atmıştı. Yine: 'Bu Muhammed'in ve arkadaşlarının işidir. O, onlardan kaçınca arkadaşımızın kabrini açtılar ve onu kabrin dışına bıraktılar' deyip, ona bir daha mezar kazdılar ve güçleri yettiği kadarıyla yeri derinleştirdiler. Sabah olunca yine yer onu dışarı atmıştı. Böylece bu işin insanlar tarafından yapılmadığını anladılar ve onu bu haliyle bıraktılar." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu babtaki 38. (3616.) hadis İbn Abbas'ın sıtmaya yakalanmış bedevi arabın kıssası ile alakalı olan hadistir. Bedevi: O, oldukça yaşlı birisi üzerine kaynayıp coşan bir hummadır, demişti. Bu hadise dair açıklamalar ileride Tıb bölümünde gelecektir. Bu hadisin bu başlık altında zikredilmesi şöyle açıklanır. Bunun bazı rivayet yollarında Nübüvvetin Alametleri bahsinde zikredilmesini gerektiren bir fazlalık bulunmaktadır. Bu haliyle Taberani ve başkaları, Abdurrahman'ın babası Şurahbil yoluyla rivayet etmişlerdir. O da hadisi İbn Abbas'ın rivayetine benzer bir şekilde zikrettikten sonra sonunda şunları söylemektedir: "Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Madem bunu kabul etmiyorsun, durum dediğin gibi olsun, Allah'ın kazası (takdiri) de olacaktır. Ertesi günü akşama varmadan vefat etti." İşte bu fazlalık ile bu hadisin bu başlık altında yer almasının sebebi de açığa çıkmış olmaktadır.
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kisra helak olursa artık ondan sonra Kisra olmayacaktır. Kayser helak olursa artık ondan sonra Kayser olmayacaktır. Muhammed'in canı elinde olana yemin ederim ki o ikisinin de hazinelerini Allah yolunda infak edeceksinizdir
Cabir b. Semura r.a.'dan hadisi ref ederek şöyle dediğini nakletti: "Kisra helak olursa artık ondan sonra Kisra olmayacaktır ve -başka şeyler zikrederek- şunları da söyledi: Andolsun o ikisinin de hazinelerini Allah yolunda infak edeceksinizdir." Ref etmek: Yükseltmek demektir. Buradaki kasıt hadisin Nebi s.a.v.'e ait olduğunu göstermektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kisra" Fars ülkesine hükümdar olan herkesin lakabıdır. "Kayser" ise Rum ülkesine hükümdar olan herkesin lakabıdır. Hadisteki ifadeler Fars krallığının devamı ile birlikte açıklanması zor görünmüştür. Çünkü Kisraların sonuncuları Osman r.a. zamanında öldürülmüştür. Yine Rum hükümdarlığının devamı ile birlikte bu hadisin açıklanması zor görülmüştür. Ancak buna şu şekilde cevap verilmiştir: Maksat Irak'ta Kisra'nın Şam (Suriye)lde de Kayser'in kalmaya cağıdır. Bu açıklama Şafillden nakledilmiştir. O şöyle demektedir: Hadisin (vürud) sebebi şudur: Kureyşliler Şam ve Irak'a ticaret maksadıyla giderlerdi. Müslüman olduktan sonra İslama girmeleri dolayısıyla bu iki ülkeye yapacakları yolculukların sonunun geldiğinden korktular. Bunun üzerine Nebi sallalliihu aleyhi ve sellem onlara gönüllerini hoş tutmak ve her ikisinin de hükümdarlıklannın sözü geçen iki bölgeden kalkacağını müjdelemek üzere bunları söylemiştir
İbn Abbas radıyallahu anhuma dedi ki: "Müseyleimetü'l-Kezzâb, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminde (Medine'ye) geldi ve şöyle demeye başladı: 'Eğer Muhammed kendisinden sonra işi (yönetimi) bana bırakacak olursa ona uyarım.' Kavminden pek çok kimseyle birlikte geldi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de yanında Sâbit b. Kays b. Şemmâs olduğu hâlde onun yanına gitti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in elinde hurma dalından bir parça vardı. Nihayet arkadaşlarıyla birlikte bulunan Müseylime'nin karşısında durdu ve şöyle dedi: 'Benden şu dalı istesen, onu bile sana vermezdim. Sen Allah'ın senin hakkındaki hükmünü aşamazsın. Eğer yüz çevirecek olursan, andolsun Allah seni kökünden devirir. Ben sana dair rüyamda bana gösterileni aynen sende görüyorum.'" Ebu Hureyre bana şunu haber verdi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Uyurken ellerimde iki altın bilezik gördüm. Bu ikisi beni endişelendirdi. Rüyamda ikisine de üflemem vahyedildi. Üfleyince uçup gittiler. Ben de bunları benden sonra çıkacak iki yalancıya yordum." Bunlardan biri Ansi, diğeri Yemâme'nin sahibi Müseyleimetü'l-Kezzâb idi.
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben uyurken (rüyamda) ellerimde iki altın bilezik gördüm. Durumları beni düşündürdü. Rüyada bana onları üfle, diye vahyedildi. Ben de onları üfledim. Her ikisi de uçtu. Bu iki bileziği benden sonra ortaya çıkacak iki yalancı (Nebi) diye yorumladım. Onlardan birisi el-Ansı çıktı, diğeri ise Yemome'nin sahibi Müseylimetu'l-Kezzob çıktl." Hadis 4374, 4375, 4379,7034 ve 7037 numara ile gelecektir
Ebu Musa'dan -zannederim o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye nakletti-: "Rüyada Mekke'den hurmalıkları olan bir yere hicret ettiğimi gördüm. Hatırıma oranın Yemome yahut Hecer olduğu geldi. Bir de baktım ki o Medine yani Yesrib imiş. Yine rüyamda benim bir kılıç salladığımı gördüm. Bu kılıcın üst tarafı koptu. Meğer o Uhud günü isabet alan müminler demekmiş. Onu bir daha salladım, olduğundan güzel hale geldi. Meğer bu da Allah'ın nasip ettiği fetih ve müminlerin bir araya gelmesi, toplanması imiş. Ben orada (Medine'de) bazı inekler de gördüm. Allah(ın sevabı) hayırlı olandır. Meğer onlar Uhud günü (şehit düşen) müminler imiş ve hayır ise Bedir gününden sonra Allah'ın bize ihsan ettiği hayır ile doğruluğun sevabıdır." Bu Hadis 3987,4081,7035,7041 numara ile gelecektir
İbn Abbas dedi ki: "Ömer b. el-Hattab r.a., İbn Abbas'ı kendisine yakın tutardı. Abdurrahman b. Avf ona: Bizim onun gibi çocuklarımız var, deyince, Ömer: Sen bunun sebebinin ne olduğunu biliyorsun, dedi. Ömer, İbn Abbas'a şu: "Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman" [Nasr 1] ayeti hakkında sordu. İbn Abbas: Bu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eceli olup (Allah) onu kendisine bildirmiştir, diye cevap verdi. Omer: Benim de onun hakkında bildiğim, senin bildiğinden başkası değildir, dedi." Tekrar: 4294, 4430, 4969 ve
İbn Abbâs radıyallahü anhüma şöyle demiştir: Omer ibnu'l-Hattâb, İbn Abbâs'ı meclisine yaklaştırırdı. Abdurrahmân ibn Avf, Omer'e hitaben: Bizim de İbn Abbâs'a akran oğullarımız vardır (onları meclisine yaklaştırmadın), dedi. Omer de ona: Şu muhakkak ki sen onu meclisime hangi sebebden yaklaştırdığımı biliyorsun (ilminden dolayı yaklaştırıyorum), dedi. Omer, İbn Abbâs'a şu "İzâ câe nasrullâhi ve'l-fethu"(en-Nasr 1) âyetinden sordu. ibn Abbâs: O, Rasûhıllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın ecelidir. Allah O'na ecelinin geldiğini bildirdi, dedi. Ben de bu sûreden, senin bilmekte olduğundan başka bir ma'nâ bilmiyorum, dedi
İbn Abbas r.a. dedi ki"Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefatı ile sonuçlanan hastalığında başını siyah bir bezle bağlamış ve bir örtüye bürünmüş olarak çıktı. Minberin üstüne oturdu. Allah'a hamd-u sena ettikten sonra dedi ki: Emma ba’du, İnsanlar çoğalmakta, Ensar ise azalmaktadır. Hatta onlar insanlar arasında yemekteki tuz mesabesinde olacaklardır. Sizden her kim bir takım kimselere zarar verebilecek, başkalarına da faydalı olabilecek bir işin başına gelecek olursa, onların iyilikte bulunanlarının bu iyiliklerini kabul etsin, kötülük yapanlarını da affetsin. İşte bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in oradaki son oturuşu oldu
Ebu Bekre r.a.'dan: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hasen'i çıkardı. Onu alıp minbere çıktı ve şöyle buyurdu: Benim bu oğlum bir seyyiddir. Umulur ki Allah onun sayesinde Müslüman iki kesim arasında sulh yapacaktır
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Mute'de şehit düştükleri) haberleri gelmeden önce Cafer ve Zeyd'in şehit düştüklerini söyledi. Bu arada gözlerinden yaş akıyordu
Cabir r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizin saçaklı yaygılarınız var mı, diye sordu. Ben: Bizim saçaklı yaygılarımız nereden olsun, diye cevap verdim. Şöyle buyurdu: Öyle ama ileride sizin saçaklı yaygılarınız olacaktır. (Cabir r.a. bir süre geçtikten sonra eşini kasdederek) Ben ona -hanımını kastediyor-: Şu saçaklı yaygılarını bizden uzaklaştır diyorum. O: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizin tüylü yaygılarınız olacaktır demedi mi, diye cevap verince, bu sefer ona ilişmiyorum." Tekrar: 5161 Diğer tahric edenler: Tirmizi Edeb; Müslim, Libas
Abdullah b. Mes'ud r.a dedi ki: "Sa'd b. Muaz umre yapmak üzere yola koyuldu. Umeyye b. Halef Ebu Safvan'ın yanına misafir oldu. Umeyye de Şam'a gittiği vakit yolu Medine'ye uğradığında Sa'd'ın yanına misafir olurdu. Umeyye, Sa'd'a dedi ki: Hele gün ortası gelene ve insanlar seni fark etmeyecekleri vakte kadar bir bekle. O zaman gider tavaf edersin. Sa'd tavaf etmekte iken Ebu Cehil ile karşılaştı. Ebu Cehil: Ka'be'nin etrafında tavaf eden bu kişi kim, dedi. Sa'd: Ben Sa'd'ım dedi. Ebu Cehil: Sizler Muhammed'i ve onun ashabını barındırdığınız halde güvenlik içerisinde Ka'be'nin etrafında tavaf mı ediyorsun deyince, Sa'd: Evet dedi. Kendi aralarında tartıştılar. Umeyye, Sa'd'a: Ebu'l-Hakem'e sesini yükseltme, dedi. Çünkü o bu vadidekilerin efendisidir. Daha sonra Sa'd dedi ki: Allah'a yemin ederim eğer Beyt'in etrafında tavaf etmekten beni engelleyecek olursan andolsun senin Şam ile olan ticaretini keserim. (Abdullah b. Mes'ud) dedi ki: Umeyye, Sa'd'a: Sesini yükseltme, demeye koyuldu ve onu tutmaya çalıştı. Fakat Sa'd kızarak: Beni bırak, çünkü ben Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i seni öldüreceğini söylerken dinledim, dedi. Beni mi, diye sordu. Sa'd: Evet dedi. Bunun üzerine Umeyye: Allah'a yemin ederim, Muhammed konuştu mu yalan söylemez deyip, hanımının yanına döndü ve dedi ki: Yesribli kardeşimin bana ne söylediğini bilmiyor musun? Hanımı: Ne söyledi diye sordu. Umeyye dedi ki: Onun söylediğine göre o Muhammed'i beni öldüreceğini söylerken dinlemiş. Hanımı dedi ki: Allah'a yemin ederim Muhammed yalan söylemez. (Abdullah b. Mes'ud) dedi ki: (Mekkeliler) Bedir'e gitmek üzere çıkıp da savaş çağrısı yapıldığında hanımı ona: Yesribli kardeşinin sana söylediğini hatırlamadın mı, dedi. Umeyye savaşa çıkmak istemedi. Fakat Ebu Cehil ona: Sen bu vadinin şereflilerindensin. Bir ya da iki gün yola devam et, dedi. O da onlarla birlikte yola çıktı ve Allah onu öldürdü."
Ebu Osman dedi ki: "Bana haber verildiğine göre Cibril aleyhisselam, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti. Yanında Ümmü Seleme bulunuyordu. Konuşmaya koyuldu, sonra kalktı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ümmü Seleme'ye: Bu kimdir diye sordu. -Ya da bunun gibi bir söz söyledi.- Ümmü Selerne: Bu, Dihye'dir dedi. Ümmü Seleme dedi ki: Allah'a yemin ederim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Cibril'den haber verdiği hutbesini işitinceye kadar ben o kimseyi Dihye'den başka birisi sanmadım. -Yada ravi buna yakın sözler söyledi.- Dedi ki: Ebu Osman'a sen bunu kimden dinledin, diye sordum. O: Usame b. Zeyd'den diye cevap verdi." Bu Hadis 4980 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu bölümün 49. hadisi (3631 no'lu hadis) olan Cabir'in rivayet ettiği ve saçaklı yaygıIarın sözkonusu edildiği hadie sözü geçen "namat (tüylü yaygı)", üzerinde ince bir tüy bulunan yaygıya denilir. ileride buna dair açıklamalar Nikah bölümünde gelecektir (5161. hadis) Nebi sallaliahu aleyhi ve sellem'in bu sözleri ona evlendiği vakit söylediği de orada sözkonusu edilecektir
Abdullah (ibn-i Ömer) r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanların yüksekçe bir yerde toplanmış olduklarını gördüm. Ebu Bekir kalktı, bir ya da iki kova çekti, fakat kova çekişinde kısmen bir zayıflık vardı. Allah ona mağfiret buyursun. Sonra Ömer (kovayı) aldı. Elinde büyükçe bir kovaya dönüştü. Onun çekişi gibi insanlar arasında çeken bir dahiyi görmedim ve nihayet insanlar çevresinde (o sudan, bereketinden yararlanmak üzere) konaklayıp, yerleşti. " Bu Hadis 3676,3682,7019 ve 7020 numara ile gelecektir
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre "Yahudiler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldiler. Ona aralarından bir erkek ve bir kadının zina ettiğini söylediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine: Recm ile ilgili olarak Tevrat'ta ne görüyorsunuz, dedi. Onlar: Biz bunu yapanları rezil ederiz ve onlara celde vururuz, dediler. Bunun üzerine Abdullah b. Selam: Yalan söylediniz, dedi. Onda (Tevrat'ta) recm vardır. Bunun üzerine Tevrat'ı getirdiler ve yaydılar. Onlardan birisi elini recm ayeti üzerine koydu. Öncesini ve sonrasını okudu. Abdullah b. Selam ona: Elini kaldır dedi. Elini kaldırınca Tevrat'ta recm ayetinin olduğunu gördüler. Muhammed doğru söylemiştir, onda recm ayeti varmış, dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zina edenlerin recmedilmesini emir buyurdu. Abdullah (b. Ömer) dedi ki: Ben adamın kadının üzerine eğilerek taşlardan onu korumaya çalıştığını gördüm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "Kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi onu tanırlar" buyruğu ile ilgili olarak İbn Ömer'in rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Bu hadis zina eden iki Yahudi ile alakalı bir kıssayı ihtiva etmektedir. İleride bu hadise dair yeterli açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Hadler bölümünde (6819. hadiste) gelecektir."
Abdullah b. Mes'ud r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde ay iki parçaya ayrıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şahit olunuz, diye buyurdu." Bu Hadis 3869, 3871, 4864 ve 4865 numara ile gelecektir. Diğer tahric edenler: Tirmizi Tefsirul Kur’an; Müslim, Sıfat-il Kıyame
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre onlara şunu anlatmıştır: "Mekkeliler Restilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den kendilerine bir ayet (mucize) göstermesini istediler. O da onlara ayın yarılmasını gösterdi." Bu Hadis 3868, 4867 ve 4868 numara ile gelecektir
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre: Ay Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında (ikiye) yarıldı. Bu Hadis 3870 ve 4866 numara ile gelecektir. Ay'ın ikiye yarılmasına Şakk-ı kamer denir. 28. BAB
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından iki adam karanlık bir gecede Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından çıktıklarında beraberlerinde önlerini aydınlatan iki kandil gibi bir şey de vardı. Yolları ayrılınca onlardan her birisiyle bir tane kaldı ve her biri hanımının yanına varıncaya kadar bu böyle sürdü
Muğire bin Şu'be'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ümmetimden bir kısım insanlar üstün olarak kalmaya devam edecekler ve AIlah'ın emri onlara gelinceye kadar onlar bu üstünlüklerini sürdüreceklerdir. " Bu Hadis 7311 ve 7459 numara ile gelecektir
Muaviye dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Ümmetimden bir topluluk, Allah'ın emrini dimdik ayakta tutmaya devam edeceklerdir. Onları yardımsız bırakanların da, onlara muhalefet edenlerin de onlara zararı olmayacaktır. Onlar, Allah'ın emri kendilerine gelinceye kadar bu halleri üzere böyle devam edeceklerdir." Umeyr dedi ki: "Ve onlar Şam'da olacaklardır." Muaviye dedi ki: İşte bu Malik, onun Muaz'ı: 'Ve onlar Şam'da olacaklardır' derken işittiğini ileri sürmektedir
Urve (el-Barikl)'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kendisine bir koyun satın almak üzere bir dinar vermişti. O da bir dinara onun için iki koyun aldı. Daha sonra o koyunlardan birisini bir dinara sattı. Ona bir dinar ve bir koyun getirince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem alışverişIerinin bereketli olması için ona dua etti. O bakımdan toprak dahi satın alsaydı, hiç şüphesiz ondan da kar ederdL" Diğer tahric edenler: Tirmizi Buyu; Ebu Davud, Buyu’ Tirmîzî bu hadisi rivayet etti ve dediki: Bazı ilim adamları bu hadisin hükmünü uygulayıp görüşlerini bu hadise göre ortaya koymuşlardır. Ahmed ve İshâk bunlardandır. Kimi ilim adamları ise bu hadisin hükmünü almamışlardır. Şâfii ve Hammad b. Zeyd’in kardeşi Saîd b. Zeyd bunlardandır. Ebû Lebîd’in ismi Limâze b. Zeyyad’tır. BU HADİS’İN EBU DAVUD RİVAYETİNDE İZAH VAR, DİLERSEN BURAYA TIKLA [-3643-] Fakat ben (Urve'den rivayette bulunan Şebib) onu şöyle derken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Hayır kıyamet gününe kadar atların perçemlerinde düğümlenmiştir." (Şebib) dedi ki: Ben onun evinde yetmiş tane at gördüm. Süfyan dedi ki: "(Urve) ona (Nebi efendimize) kurbanlık bir koyun satın alırdı
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Atların perçeminde hayır kıyamet gününe kadar düğümlenmiş kalacaktIL
Enes b. Malik'ten rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Atların perçeminde hayır düğümlüdür
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "At üç kişi içindir: Bir adam için ecirdir, bir adam için setredicidir, bir adam için de vebaldir. Atın kendisi için ecre sebep olduğu kişiye gelince: Bir adam atı Allah yolunda bağlamış ve bir meradan ya da bir bahçeden ona uzun bir yular salmış. Bu atın o yuları uzunluğunda meradan ya da bahçeden yediği her bir şey, onun için hasenat olarak yazılır. Eğer yularını koparıp bir ya da iki tur atacak olur ise çıkaracağı pislikler onun için hasenat olur. Eğer bir ırmağa uğrayıp,ordan su içse kendisi ona su içirmek istemese dahi bu onun için hasenat olur. Bir adam da atı muhtaç olmamak, iffetini korumak için bağlar ve atın kendisinde ve sırtında Allah'ın hakkını unutmazsa bu at, aynı şekilde onun için setredici olur . Bir diğer adam atı övünmek, riyakarIık ve Müslümanlara düşmanlık için bağlayacak olursa o da bir vebal olur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eşeklere dair de soru sorulunca şöyle buyurdu: Onlar hakkında bana sadece şu eşsiz ve kapsamlı ayet indirilmiş bulunmaktadır: "Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görecektir, kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görecektir."[Zilzal]
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sabahleyin erkenden Hayber'in önüne vardı. Oradakiler ellerinde çapalarıyla dışarı çıkmışlardı. Onu görünce: Muhammed ve ordu, dediler. Koşarak kaleye doğru gittiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ellerini kaldırarak şöyle buyurdu: Allahu ekber harap oldu Hayber. Biz bir kavmin düzlüğüne indik mi uyarılanların sabahı pek kötü olur
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü dedim. Senden çokça hadis dinledim ama onları unutuyorum. Sırtındaki ridanı (yere) yay, diye buyurdu. Ben de yaydım. Onun içine eliyle avuçlar gibi yaptı. Sonra: Bunu topla, dedi. Ben de topladım, ondan sonra hiçbir hadisi unutmadım." Fethu'l-Bari Açıklaması: (3629 numaralı hadiste geçen) "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından iki adam" Useyd b. Hudayr ile Abbad b. Bişr'dirler. Yüce Allah'ın izniyle az sonra Ashabın Faziletleri bölümünde buna dair açıklamalar gelecektir. 3642- "Ona alışverişierinin bereketli olması için dua etti." Hadis fuduli denilen alışverişin caiz oluşuna delil gösterilmiştir. ŞafiI ise bu hususta açık bir hüküm belirtmeyerek bir sefer: Sahih değildir, çünkü bu hadis sabit değildir, demiştir. Müzeni'nin ondan naklettiği rivayet budur. Bir sefer de: Eğer bu hadis sahih ise ben de bu kanaatteyim, demiştir