60 - Peygamberler
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Adem'i yetmiş zira' boyunda yarattı. Sonra: Git, şu meleklere selam ver ve selamını nasıl alacaklarını dikkatle dinle. Bu senin ve senin soyundan geleceklerin selamlaşma şekli olacaktır, diye buyurdu. (Adem): es-Selamu aleykum dedi, onlar da: es-Selamu aleyke ve rahmetullah, diye cevap verdiler ve 'rahmetullah' lafzını eklediler. Artık cennete girecek olan herkes Adem'in sureti üzeri girecektir. İnsanların hilkati şu an'a kadar hala eksilip durmaktadır. " Tekrar:
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Cennete girecek ilk grup, on dördündeki ay gibi olacaklardır. Onlardan sonra girecekler ise aydınlığı itibariyle gökte en ileri derecede ışık saçan yıldız gibi olacaklardır. Onlar küçük, büyük abdestlerini bozmayacaklar, tükürmeyecekler, sümkürmeyecekler, tarakları altından olacaktır. Terleri misk olacaktır, tütsüleri öd ağacından olacaktır. Zevceleri de el-huru'l-'in olacaktır. Hepsi tek bir adamın hilkati üzere babaları Adem'in Suretinde ve boyları 60 (ar) zira" olacaktır
Ümmü Süleym'den, dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, şüphesiz Allah haktan çekinmez. Kadın ihtilam olursa gusletmesi gerekir mi? "Suyu görecek olursa• evet" diye buyurdu. Ümmü Seleme güldü ve: Kadın hiç ihtilam olur mu, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ya çocuk nasıl (annesine) benzer ki?" diye buyurdu
Enes r.a.'dan dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'ye teşrif ettiği haberi Abdullah bin Selam'a ulaştı. Yanına giderek dedi ki: "Ben sana Nebi dışında kimsenin bilmediği üç hususa dair soru soracağım: Kıyametin ilk alameti nedir? Cennet ehlinin ilk yiyeceği nedir? Çocuk babaya ne sebeple benzer ve ne sebeple dayılarına benzer?" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Az önce Cibril bu hususları bana haber verdi" diye buyurdu. Abdullah: "Bu, melekler arasında Yahudilerin düşmanıdır" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kıyametin alametlerinden ilki doğudan batıya doğru insanları önüne katıp sürükleyecek bir ateş olacaktır. Cennet ehlinin ilk yiyeceği ise bir balığın karaciğerinin yan tarafındaki fazlalık olacaktır. Çocuğun benzemesine gelince, erkek kadınla bir araya gelip de onun suyu kadınınkinden önce ulaşırsa çocuk babasına benzer; eğer kadının suyu önce ulaşırsa çocuk annesinin tarafına benzer." Abdullah: "Şehadet ederim ki, hiç şüphesiz sen Allah'ın Resulüsün" dedi. Daha sonra şunları ekledi: "Ey Allah'ın Resulü! Yahudiler büyük bir iftiracı ve yalan üreticisi kavimdir. Onlar eğer kendilerine sormadan önce benim Müslüman olduğumu bilecek olurlarsa sana karşı bana iftira ederler." Yahudiler geldi, Abdullah da bir odaya girdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Abdullah bin Selam aranızda nasıl bir adam olarak bilinir?" diye sordu. Onlar: "O, bizim en alimimiz ve en alimimizin oğludur; bizim en hayırlımız ve en hayırlımızın oğludur" dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sordu: "Abdullah Müslüman olursa kanaatiniz ne olur?" Onlar: "Böyle bir iş yapmaktan Allah onu korusun!" dediler. Bunun üzerine Abdullah yanlarına çıkarak dedi ki: "Allah'tan başka hiçbir ilahın olmadığına şehadet ederim ve Muhammed'in de Allah'ın Resulü olduğuna şehadet ederim." Bu sefer Yahudiler: "O bizim en şerlimiz ve en şerlimizin oğludur!" dediler ve hakkında ileri geri konuştular.
Ebu Hureyre r.a. de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den buna yakın bir rivayet nakletmiş bulunmaktadır. Yani o şöyle buyurmuştur: "Eğer İsrailoğulları olmasaydı et kokmayacaktı ve eğer Havva da olmasaydı, hiçbir kadın kocasına ihanet etmeyecekti
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kadınlar hakkında tavsiyemi kabul ediniz, ona uyunuz. Çünkü kadın bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Şüphesiz kaburga kemiğinde en eğri taraf da onun en üst tarafıdır. Sen onu düzeltmeye kalkışırsan kırarsın. O haliyle bırakacak olursan eğriliği devam eder. O halde kadınlar hakkında tavsiyemi kabul ediniz. " Tekrar:
Abdullah dedi ki: Hem doğru sözlü, hem doğru sözlülüğü tasdik edilmiş bulunan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şunu anlattı: "Her biriniz annesinin karnında (nutfe olarak) kırk gün süreyle kalır. Bundan sonra bir o kadar süre alaka olarak kalır, bundan sonra bir o kadar süre mudğa (bir çiğnemlik et) kalır. Daha sonra Allah ona şu dört hususu yazmakla görevli bir melek gönderir: Ameli, eceli ve rızkı, bedbaht mı yoksa bahtiyar mı olacağı yazılır. Sonra ona ruh üflenir. Hiç şüphesiz kişi cehennem ehlinin ameli ile amel eder, durur ve nihayet kendisi ile cehennem arasında bir arşınlık mesafe kalır, fakat kitap (takdir edilen) onun hakkında öne geçer, bu sebeple o da cennetliklerin ameli ile amel eder ve cennete girer ve şüphesiz (bir başka) adam cennetliklerin ameli ile amel eder ve nihayet kendisi ile cennet arasında ancak bir arşınlık mesafe kalmışken onun hakkında kitap (takdir) öne geçer ve o da cehennem ehlinin ameliyle amel eder, sonunda cehenneme girer
Enes bin Malik r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah rahimde bir melek görevlendirmiştir. Melek: Rabbim, nutfe oldu, Rabbim alaka oldu, Rabbim mudğa oldu, der. (Allah) onu yaratmayı murad ederse (melek): Rabbim, erkek mi yoksa dişi mi olacak, bedbaht mı yoksa bahtiyar mı olacak, rızkı nedir, eceli nedir, diye sorar. Annesinin karnında iken bunlar yazılır
Enes'ten Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ref ederek (onun buyurmuş olduğunu belirterek): "Şüphesiz Allah cehennem ehli arasında azabı en hafif olan kimseye şöyle diyecek: Eğer yeryüzünde her ne varsa senin olsaydı (azaptan kurtulmak için) feda edermiydin? O, evet diyecek. Yüce Allah şu cevabı verecek: Fakat sen henüz Adem'in sulbünde iken ben senden bundan daha kolay bir şey olan bana şirk koşmamanı istemiştim. Ancak sen şirk koşmaktan başka bir şeyi kabul etmedin. " Tekrar:
Abdullah b. Mes'ud radıyallahu anh dedi ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Haksız yere öldürülen her bir canın kanından bir pay mutlaka Âdem'in ilk oğluna yüklenir. Çünkü öldürmeyi ilk başlatan odur."
Aişe r.anha dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Ruhlar (özelliklerine göre) bir araya getirilmiş kafilelerdir. Bu sebeple aralarından birbirlerini tanıyanlar kaynaşırlar. Birbirlerini tanımayanlar da ayrılırlar
İbn Ömer r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların huzurunda ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekliyle övgülerde bulundu. Daha sonra Deccal'i sözkonusu ederek dedi ki: "Ben de sizi onunla uyarıp korkutuyorum. Kavmini onunla uyarıp korkutmamış hiçbir nebi yoktur. Nuh kavmini uyarıp korkuttu, fakat ben size onun hakkında hiçbir Nebiin kavmine söylemediği bir şey söyleyeceğim. Şunu bilin ki, onun tek gözü kördür. Allah'ın ise hiç şüphesiz gözü kör değildir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben size Deccal hakkında daha önce hiçbir Nebiin kavmine anlatmamış olduğu bir şeyi anlatacağım: Şüphesiz ki onun bir gözü kördür ve o beraberinde cennete ve cehenneme benzeyen bir şey ile gelecektir. Onun, bu cennettir dediği şeyaslında cehennemdir. Ben Nuh'un onu hatırlatarak kavmini inzar ettiği gibi sizi de uyarıp, korkutuyorum
Ebu Said dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Nuh ve ümmeti gelecek. Yüce Allah: "Tebliğ ettin mi, diye soracak. O, evet Rabbim, diye cevap verecek. Ümmetine: Size tebliğ etti mi, diye soracak, onlar: Hayır, bize hiçbir Nebi gelmedi, diyecekler. Nuh'a: Peki, sana kim şahitlik eder, diye soracak. Nuh: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve onun ümmeti, diyecek. Biz de onun tebliğ etmiş olduğuna şahitlik edeceğiz. İşte şanı yüce Allah'ın: "Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. Bütün insanlara karşı şahitler olasınız." [Bakara, 143] buyruğu bunu dile getirmektedir ki, vasat, adil olan demektir." Tekrar:
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir davette idik. Ona kol düştü -kolu da severdi-, ondan bir miktar sıyırıp aldı ve şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde insanların efendisi benim. Neden biliyor musunuz? Allah öncekileri de, sonrakileri de aynı düzlükte bir araya toplayacaktır. Bakan herkes onları görür, davetçi onlara sesini işittirir, güneş onlara oldukça yaklaşır. Bazı kimseler şöyle diyecektir: İçinde bulunduğunuz bu durumu, ne hale vardığınızı görmüyor musunuz? Niçin Rabbinizin huzurunda sizin için şefaatte bulunacak kimse araştırmıyorsunuz? Aralarından kimisi, babanız Adem (bu işi yapar) diyecek. Bunun üzerine yanına gidecekler. Ey Adem diyecekler, sen insanların babasısın. Allah seni eliyle yarattı ve sana ruhundan üfledi, meleklere emir verdi, onlar da sana secde ettiler. Seni de kendi cennetine yerleştirdi. Rabbinin huzurunda bize şefaat etmez misin? İçinde bulunduğumuz durumumuzu, ne hale geldiğimizi görmez misin? O şöyle diyecek: Rabbim daha önce benzeri görülmedik bir şekilde gazap etmiştir. Bundan sonra da bu şekilde gazap etmeyecektir. O bana ağacı yasakladığı halde ben ona itaat etmedim. Kendimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi. Benden başkasına gidiniz. Nuh'un yanına gidiniz. Kalkıp Nuh'a giderler, ey Nuh derler. Sen yeryüzündekilere gönderilen ilk Resulsün. Allah seni çok şükreden bir kul diye nitelendirdi. İçinde bulunduğumuz bu durumumuzu, ne hale geldiğimizi görmez misin? Rabbinin huzurunda bize şefaat etmeyecek misin? Nuh şu cevabı verir: Rabbim bugün öyle bir gazap etti ki, bundan önce böyle gazap etmediği gibi, bundan sonra da bu şekilde gazap etmeyecektir. Ben canımı kurtarmaya bakıyorum, canımı. Haydi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidin. Bunun üzerine yanıma gelirler. Ben de Arş'ın altında secdeye kapanırım. Ey Muhammed başını kaldır, şefaat et, şefaatin kabul edilecek, iste, istediğin verilecek, denilir." (Ravilerden) Muhammed b. Ubeyd dedi ki: Hadisin geri kalan bölümleri hıfzımda değildir. Tekrar:
Abdullah r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "O halde var mı ibret alıp, düşünen?" [Kamer, 15] (mealindeki) buyruğu herkes nasıl okuyorsa öylece okumuştur. Hadis 3345,3376,3869,3870,3871,3872,3873 ve 3874 numara ile gelecektir
ʿAli (may Allah be pleased with him) narrated: "From the spoils of the Battle of Badr, my share included an old she-camel. The Prophet (ﷺ) had also given me an old she-camel from the one-fifth share (allotted to him). As I was preparing for my marriage to Fatima, the daughter of the Messenger of Allah (ﷺ), I made an arrangement with a goldsmith from the Banu Qaynuqa tribe. We were to go together and collect idhkhir (a type of fragrant grass), which I intended to sell in order to comfortably prepare the wedding feast. While I was busy gathering the equipment I needed to load onto my camels — such as saddles, sacks, and ropes — my two she-camels were kneeling and waiting beside the house of one of the Ansar. When I came out after completing my preparations inside, I was shocked by what I saw: the humps of my camels had been cut off, their bellies had been slit open from end to end, and their livers and internal organs had been removed. I could hardly believe my eyes. After recovering somewhat from my shock, I asked: 'Who did this?' Those present said: 'It was Hamza ibn ʿAbd al-Muttalib. He is now in that house over there, drinking with some of the Ansar.' I immediately went to the Messenger of Allah (ﷺ). At that time, Zayd ibn Haritha was also with him. The Messenger of Allah (ﷺ) could tell from the expression on my face that I was distressed and had encountered a serious problem. He asked me: 'What has happened to you?' I said: 'O Messenger of Allah, I have never experienced such a terrible thing before; this is one of the worst days of my life! Hamza has attacked my camels, cut off their humps, slit open their bellies, and removed their internal organs. He is now in a house belonging to one of the Ansar, drinking!' Upon this, the Messenger of Allah (ﷺ) called for his cloak, put it around his neck, and went out. I followed him along with Zayd ibn Haritha. When we arrived, the Prophet (ﷺ) began to reproach Hamza for what he had done. But Hamza was dead drunk; his eyes had turned red. Hamza looked at the Messenger of Allah (ﷺ) and slowly looked him up and down — first fixing his eyes on his feet, then his knees, then gradually raising his head to look at his abdomen, and then raising it further to look at his face — before saying: 'Are you all not just slaves of my father?!' Upon hearing these words, the Prophet (ﷺ) realized that Hamza was drunk, and he turned around and left. We also went out with him."
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben (doğudan esen) saba rüzgarı ile yardıma mazhar oldum. Ad kavmi ise (batıdan esen) debur rüzgarı ile helak edildi
Ebu Said r.a. dedi ki: Ali r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir parçacık altın gönderdi. O da bunu şu dört kişi arasında paylaştırdı: el-Akra b. Habis el-Hanzali el-Mücaşi, Uyeyne b. Bedr el-Fezari, Nebhan oğullarından birisi olarak da sayılan Zeyd et-Tai ve Kilab oğullarından birisi olan Alkame b. Ulase el-Amiri. Kureyşlilerle Ensar buna kızdılar ve: "Necid'in ileri gelenlerine bir şeyler veriyor, buna karşılık bizi terk ediyor" dediler. Allah Resulü şöyle buyurdu: "Ben sadece onların kalplerini ısındırmaya çalışıyorum." Gözleri içeri doğru çökmüş, yanakları kalkık, alnı çıkık, sakalı sık, başını traş etmiş birisi gelerek: "Allah'tan kork ey Muhammed!" dedi. Şöyle buyurdu: "Ben ona karşı gelecek olursam Allah'a kim itaat eder ki? Allah yeryüzündekilere karşı bana güveniyor da siz mi bana güvenmiyorsunuz?" Bir adam — zannederim Halid b. el-Velid idi — bu adamı öldürmek için ondan izin istedi, fakat engelledi. Adam gidince şöyle buyurdu: "Bunun soyundan Kur'an'ı okudukları halde hançerelerinden aşağıya inmeyen, okun hedefi delip geçtiği gibi dinden çıkan, Müslümanları öldüren fakat putperestleri hallerine terk eden kimseler gelecektir. Andolsun onlara yetişecek olursam Âd kavminin öldürüldüğü gibi onları öldüreceğim."
Abdullah (b. Mes'ud)'dan dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: "O halde var mı ibret alıp, düşünen ?"[Kamer, 15] buyruğunu okurken dinledim
Cahş kızı Zeyneb r.anha'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun yanına dehşete kapılmış bir halde girdi. Bu arada şöyle diyordu: "La ilahe illallah, yaklaşmış bulunan bir şerden dolayı Arapların vay haline! Bugün Ye'cuc ile Me'cuc seddinden şunun gibi bir delik açıldı." -Bu arada baş parmağı ile şehadet parmağını halka yaptı.- Cahş kızı Zeynep dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü, dedim. Salih kimseler aramızda varken helak edilir miyiz? O: Fısk ve günahkarlık çoğalırsa evet, diye buyurdu." Tekrar: 3598, -7059 ve 7135 Diğer tahric: Buhari (3346, 3598, 7059, 7135); Müslim 2880 (1, 2); Nesai s-kübra (11249); Tirmizi (2187); İbni Mace (3953); Ahmed, Müsned (27413); İbn Hibban
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah Ye'cuc ile Me'cuc seddinde bunun kadar bir delik açtı, diye buyurdu ve elini doksan gibi şekillendirdi." Tekrar:
Ebu Said el-Hudri r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yüce Allah: Ey Adem diye buyuracak. Adem: Buyur Allah'ım, huzurundayım. Hayır yalnız senin elindedir, diyecek. Cehennem ateşi kafilesini çıkar diyecek. Adem: Cehennem kafilesi ne demek, diye soracak. Yüce Allah şöyle buyuracak: Her bin'den dokuz yüz doksandokuz kişi. İşte o vakit küçük olanın saçları ağaracak. "Her hamile yükünü bırakacak. Sen insanları sarhoş göreceksin. Halbuki onlar sarhoş değildirler, fakat Allah'ın azabı pek şiddetlidir. " [Hac, 2] Ashab: Ey Allah'ın Resulü, dediler. Bu (binde bir olan o) tek kişiler arasına hangimiz girebilir ki? Şöyle buyurdu: Müjdeler olsun! Sizden bir kişi, Ye'cuc ile Me'cuc'den bin kişi. Daha sonra şöyle buyurdu: Nefsim elinde olan'a yemin ederim ki, ben sizin cennetliklerin dörtte biri olacağınızı ümit ediyorum. Biz tekbir getirdik. Bu sefer: Ben sizin cennetliklerin üçte biri olacağınızı ümit ediyorum, diye buyurdu. Biz yine tekbir getirdik. Bu sefer: Ben sizin cennetliklerin yarısı olacağınızı ümit ediyorum, dedi. Biz yine tekbir getirdik. Şöyle buyurdu: Sizler (sayınız itibariyle) insanlar arasında ancak beyaz bir öküzün derisindeki siyah bir kıl'a yahut da siyah bir öküzün derisindeki beyaz bir kıl'a benzersiniz. " Tekrar:
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizler çıplak ayaklı, elbisesiz ve sünnetsiz olarak haşredileceksiniz." Daha sonra yüce Allah'ın: "İlk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar iade ederiz. Biz bunu vaad edip üzerimize almıştık. Şüphesiz yapanlar bizleriz. "[Enbiya, 104] buyruğunu okudu. (Devamla şöyle buyurdu): "Kıyamet gününde kendisine elbise giydirilecek ilk kişi İbrahim olacaktır. Ashabımdan bir takım insanlar alınıp, sol tarafa doğru götürülecek. Ben: Ashabım, Ashabım, diyeceğim. Bana: Bunlar kendilerinden ayrıldığından beri ökçeleri üzerine gerisİn geri irtidad edip durdular, denilecek. Bu sefer ben de salih kulun dediği gibi: "Ben aralarında bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir şahit idim. Beni aralarından aldıktan sonra artık onlar üzerinde gözetleyici sen oldun ... Şüphe yok ki sen aziz ve hakim olansın. "[Maide, 117] diyeceğim . Tekrar: 3447, 4625, 4626, 4740, 6524, 6525, 6526 Diğer tahric edenler: Tirmizi Tefsirul Kur’an; Müslim, Cennet
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde İbrahim, babası Azer ile karşılaşacaktır. Babası Azer'in yüzünde dumanın siyahlığı ve toz olacaktır. İbrahim ona: Ben sana bana isyan etme, dememiş miydim diyecek, babası: İşte bugün sana karşı gelmeyeceğim, diyecek. Bu sefer İbrahim şöyle diyecek: Rabbim, sen bana kıyamet günü diriltilecekleri günde beni rüsvay etmeyeceğini vaad etmiştin. Rahmetinden uzak olasıca babamın bu halinden daha büyük bir rüsvaylık olabilir mi? Yüce Allah şöyle buyuracak: Gerçek şu ki, ben cenneti kafirlere haram ettim. Daha sonra şöyle denilecek: Ey İbrahim, ayaklarının altında ne var? Bakınca ne görsün? Orada çok kıllı, çamura bulanmış bir sırtlan görmesin mi? Ayaklarından tutulup cehennem ateşine atılacak. " Tekrar:
İbn Abbas r.a dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'ye girdi. İçinde İbrahim'in ve Meryem'in suretlerini bulunca şöyle buyurdu: "Onlar meleklerin içinde suret bulunan hiçbir eve girmediğini işitmişlerdir. Bu İbrahim'in bir suretidir. O, ne diye fal oklarıyla kısmet arasın ki?
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kâbe'de suretleri görünce emir verip o suretler silinmedikçe içeriye girmedi. İbrahim ve İsmail'i -ikisine de selam olsun- ellerinde fal okları bulunduğu halde (suretleri yapılmış) gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Allah kahretsin onları! Allah'a yemin olsun ki her ikisi de asla fal oklarıyla kısmet aramamışlardır."
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre: "Ey Allah'ın Resulü insanların en kerimi kimdir diye soruldu. O: En takvalılarıdır, diye buyurdu. Bizim sana sorduğumuz bu değil, dediler. O halde Allah'ın Halilinin oğlu, Allah'ın Nebisinin oğlu, Allah'ın Nebisi Yusuftur, dedi. Yine: Bizim sana sorduğumuz bu değildir, dediler. Bu sefer: Siz bana Arapların madenleri (neseblerinin asılları) hakkında (mı) soruyorsunuz? Onların cahiliye döneminde hayırlı olanları, fıkhetmeleri (dini iyi bilmeleri) şartıyla İslamda da hayırlılarıdır, diye buyurdu." Tekrar:
Semure dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu gece (rüyamda) bana iki kişi geldi. Uzunluğundan dolayı neredeyse başını göremeyeceğim kadar uzunca bir adamın yanından geçtim. O İbrahim Sallallahu Aleyhi ve Sellem'di
Mücahid'den rivayete göre İbn Abbas r.a.'a: (Nebi'in) Deccal'in iki gözü arasında kafir -yahut da ke, fe re ك ف ر yazdığını (söylediğini) zikrettiler.- O, dedi ki: Ben bunu duymadım fakat o(nun) şöyle buyurdu(ğunu dinlemişimdirı: "İbrahim'e gelince, sizin bu arkadaşınıza bakınız. Musa'yı ise eti sıkı, esmerce, liften yuları bulunan kırmızı bir devenin üzerinde vadiden aşağı inerken görüyor gibiyim)
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İbrahim aleyhisselam seksen yaşında iken el-Kaddum denilen yerde sünnet olmuştur." Ebu'z-Zinad, dal harfi şeddesiz olarak. "el-Kadum" diye rivayet etmiştir. Tekrar:
Bize Ebu'z-Zinâd, şeddesiz olarak "Kadûm’la" diye tahdîs etti. Bu hadîsi Ebu'z-Zinâd'dan rivayet etmekte Abdurrahmân ibnu İshâk, Şuayb'e mutâbaat etmiştir. bunu Ebû Hureyre'den rivayet etmekte Şuayb'e yahut Abdurrahmân ibn İshâk'a Aclân mutâbaat etmiştir. yine bu hadîsi Muhammed ibn Amr da Ebû Seleme'den; o da Ebû Hureyre'den olmak üzere rivayet etmiştir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İbrahim aleyhisselam sadece üç tane yalan söylemiştir." Ebu Hureyre r.a. dedi ki: İbrahim aleyhisselam yalnızca üç tane yalan söylemiştir. Bunların ikisi yüce Allah için idi. "Ben hastayım" buyruğu ile "hayır bu işi onların bu büyükleri yaptı" sözleridir. Devamla şöyle buyurdu: Bir gün Sara ile birlikte zorbalardan birisinin bulunduğu yere gitti. O zorbaya: Burada bir adam var, onunla beraber en güzellerinden bir kadın vardır, denildi. Ona (bir elçiyle) haber gönderdi. Kadının kim olduğunu sordu. Bu kimdir, dedi. İbrahim: Kızkardeşimdir dedi. Sara'nın yanına gidince: Ey Sara dedi, yeryüzünde benden ve senden başka mu'min kimse yoktur. Bu bana senin kim olduğunu sordu. Ben de ona kızkardeşimdir, dedim. Beni yalancı çıkarma. Zorba, Sara'ya haber gönderdi. Sara onun yanına girince, eliyle onu yakalamaya kalkıştı, fakat bunu yapamadı. Bu sefer: Benim için Allah'a dua et, benim sana zararım olmayacak, dedi. Sara Allah'a dua edince, eli eski haline geldi. İkinci bir defa eliyle onu yakalamaya kalkıştı, yine bir önceki gibi, hatta daha da şiddetli bir şekilde ona engel olundu. Yine: Benim için Allah'a dua et, sana zararım olmayacak dedi. Sara da Allah'a dua edince eski haline döndü. Bu sefer yakın görevlilerinden birisini çağırarak dedi ki: Siz bana bir insan getirmediniz. Bana bir şeytan getirdiniz. Daha sonra ona hizmet etmek üzere Hacer'i verdi. Sara, İbrahim'in yanına vardığında namaz kılıyordu. Eliyle işaret ederek: Ne oldu diye sordu. Sara: Allah, o kafirin -yahut facirin (günahkarın)- tuzağını başına geçirdi ve Hacer'i de (bana) hizmetçi verdi, dedi." Ebu Hureyre dedi ki: "Ey yağmurun çocukları, işte anneniz budur."
Ümmü Şerik r.anha'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kelerin öldürülmesini emredip, şöyle buyurdu: "O, İbrahim aleyhisselam'a karşı ateşi üffüyordu
Abdullah r.a.'dan dedi ki: "İman eden ve imanlarına zulüm karıştırmayanlar ... "[En'am, 82] buyruğu nazil olunca, bizler: Ey Allah'ın Resulü, hangimiz nefsine zulmetmez ki, dedik. O şöyle buyurdu: "Durum dediğiniz gibi değildir. "İmanlarına zulüm bulaştırmayanlar"dan kasıt, şirk karıştırmayanlardır. Hem siz Lukman'ın oğluna: "Oğulcuğum Allah'a şirk koşma. Muhakkak şirk büyük bir zulümdür. "[Lukman, 13] dediğini duymadınız mı?
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir gün bir miktar et getirildi. Şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah kıyamet gününde öncekileri de, sonrakileri de aynı düzlükte bir araya getirecektir. Davetçi onlara sözlerini işittirir, göz de onları görür. Güneş onlara yaklaşır -deyip, şefaat hadisini zikretti. Devamında dedi ki-: İbrahim'e giderler ve sen Allah'ın Nebisi, yeryüzündeki halilisin, Rabbinin huzurunda bizim için şefaat et, derler. O da onlara der ki: - ... deyip, kendisinin onlara vaktiyle söylemiş olduğu yalanları zikretti-: "Ben kendimi kurtarmaya bakıyorum kendimi. Siz Musa'nın yanına gidiniz." Bu rivayette, Enes de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diyerek ona (Ebu Hureyre'ye) mutabaat etmiştir
İbn Abbas r.a'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah İsmail'in annesine rahmetini ihsan etsin. Şayet acele etmemiş olsaydı Zemzem yer üstünde akan bir pınar olacaktı." [-3363-] el-Ensari dedi ki: Bize İbn Cüreyc anlattı, dedi ki: Kesir b. Kesir de bana anlatıp dedi ki: Ben ve Osman b. Ebi Süleyman, Said b. Cubeyr ile birlikte oturuyorken dedi ki: İbn Abbas hadisi bana böyle nakletmedi. Aksine' o dedi ki: İbrahim -henüz süt emmekte olan- İsmail ile annesini (hepsine selam olsun) getirip geldi. Annesi ile birlikte derisi kurumuş bir kırba (su) vardı. -Ancak hadisi (Allah Resulüne nispet ederek) onun buyurmuş olduğunu belirtmedi.- Daha sonra İbrahim onu ve oğlu İsmail'i getirdi
Narrated by 'Imran: We were on an expedition with the Prophet (ﷺ). We kept marching through the night. When the latter part of the night came upon us, we lay down and fell asleep. There is no sweeter sleep for a traveler than that. In the morning, we could only wake up when the heat of the sun became intense. The first to wake up was so-and-so, then so-and-so, then yet another so-and-so. (Abu'l-Raja' mentioned the names of the first three to wake up, but 'Awf has forgotten them.) The fourth to wake up was 'Umar (رضي الله عنه). When the Prophet (ﷺ) was asleep, he was not awakened, because we did not know what was happening while he slept (whether revelation was descending or not). However, when 'Umar woke up and grasped the situation that had befallen the people, and since he was a man of strong character, he began saying "Allahu Akbar." He kept raising his voice with the takbir. He continued saying "Allahu Akbar" in a loud voice until the Messenger of Allah (ﷺ) woke up upon hearing 'Umar's takbirs. When the Prophet (ﷺ) awoke, 'Umar went to him and explained the situation that had befallen the people. The Messenger of Allah (ﷺ) said: "There is no harm," or "It does not matter, come let us move on." So the people set out. After walking for a short while, the Prophet (ﷺ) halted and asked for water for ablution. He then performed ablution. The call to prayer (adhan) was given, and the Messenger of Allah (ﷺ) led the people in prayer. When he finished the prayer and turned around, he noticed a man standing apart from the congregation who had not prayed with them. He asked: "O so-and-so! What prevented you from praying with the congregation?" The man replied: "I am in a state of major ritual impurity (junub) and there is no water." The Prophet (ﷺ) said: "Perform tayammum with dust! That is sufficient for you." Then the Messenger of Allah (ﷺ) continued on his way. This time the people came to him complaining of thirst. The Prophet (ﷺ) halted again and called upon so-and-so (Abu'l-Raja' had mentioned this person's name, but 'Awf has forgotten it) and 'Ali (رضي الله عنه), saying to them: "Go and search for water." They set out, and along the way they came upon a woman sitting on her camel between two large water-skins filled with water. They asked her: "Where did you find this water?" She replied: "I was filling water at this same time yesterday. I left my men at the water source." They said to her: "Come along then." She asked: "Where to?" They replied: "To the Messenger of Allah (ﷺ)." She said: "Is that the man they call the Sabi'?" They said: "Yes, that is the very man you mean. Come on, move along." So they brought the woman to the Prophet (ﷺ) and told him about what had transpired between them. The Messenger of Allah (ﷺ) said: "Help her down from her camel." He then asked for a vessel, and poured water from the mouths of the water-skins into the vessel that was brought. Then he tied the mouths of the water-skins. After that, he opened the stoppers at the bottom of the water-skins and called out to the people: "Come and drink, and water your animals too!" So whoever wished drank, and whoever wished watered their animals. In the end, a vessel of water was given to the man who was in a state of major impurity, and the Prophet (ﷺ) said to him: "Go and pour this water over yourself." All this time, the woman stood watching what was happening to her water. By Allah, when the drawing of water was finished, the water-skins appeared to us even fuller than before the drawing had begun. The Prophet (ﷺ) said: "Collect something for her." So the companions gathered some fine dates, some flour, and some sawiq (roasted grain). They put all of this into a sack for her. They then helped her mount her camel and placed the sack in her hands. The Prophet (ﷺ) said to her: "As you can see, we have not taken anything from your water. Rather, Allah quenched our thirst." When the woman finally arrived late to her family, they asked her: "Why are you so late?" She replied: "Something amazing happened. Two men came to me and took me to the man they call the Sabi'. Such and such happened. By Allah, this man is either the greatest sorcerer between this and this (at that point she raised her middle finger and index finger toward the sky, indicating the heaven and the earth), or he is truly the Messenger of Allah." After this event, the Muslims used to raid the polytheists living around the woman's tribe, but they would never harm her tribe. One day the woman said to her people: "I am certain they are deliberately sparing you. Would you not like to embrace Islam?" She thus invited them to Islam. They responded to her call and all of them embraced Islam together.
Narrated by Anas ibn Malik (may Allah be pleased with him): The Messenger of Allah (ﷺ) said: "Sometimes I intend to prolong the prayer, but when I hear a child crying, I shorten it, because I know well what distress the mother feels on account of her child's crying.
Jurisprudential Conclusions Derived from This Hadith:
There is no objection to bringing children to the mosque. However, this ruling is not straightforward, as the child may have been left in a nearby house close enough for its crying to be heard inside the mosque.
Women may pray in congregation together with men.
The Messenger of Allah (ﷺ) was extremely compassionate and merciful toward his companions and his community.
Both the elderly and children should be taken into consideration when leading the prayer. The fact that the Messenger of Allah (ﷺ) intended to prolong the prayer but then abandoned that intention out of consideration for the children and their mothers demonstrates that it is permissible to abandon an intended recommended (mustahabb) act — and that carrying out such an intention does not become obligatory.
Some scholars, taking note of the fact that the Prophet (ﷺ) shortened the prayer out of compassion for the mother's distress, have said: "If the imam senses that someone is entering the mosque to join the congregation, he may prolong the bowing (ruku')." However, Ibn al-Munayyir commented on this view as follows: "Prolonging and shortening the prayer are two entirely different matters. Therefore, it is not valid to draw an analogy between shortening the prayer and prolonging it. Furthermore, this ruling contradicts the objective the Messenger of Allah (ﷺ) was pursuing — for whereas he sought to lighten the burden, this ruling results in causing an entire congregation to wait and suffer inconvenience for the sake of a single latecomer.
Nevertheless, the ruling permitting the prolongation of ruku' for a latecomer to join the congregation may apply in cases where it causes no hardship to the congregation. Scholars such as Ahmad ibn Hanbal, Ishaq ibn Rahuyah, and Abu Thawr accepted the permissibility of prolonging the ruku' for a latecomer, provided it does not cause hardship to the congregation.
Ibn Battal and before him al-Khattabi offered the following explanation regarding this view: "If it is permissible to shorten the prayer for the sake of a worldly need, then it should be even more permissible to prolong it for the sake of a religious need.
Al-Qurtubi commented on the evaluation made by Ibn Battal and al-Khattabi: "In the case of prolonging the prayer, an addition is made that is not required by the prayer itself. Shortening the prayer, however, is not the same — for in shortening, nothing is removed; in fact, it is more virtuous and more sound.
There are also differing opinions among scholars of the Shafi'i school on this matter. Imam al-Nawawi transmitted the view of the Shafi'i school as: "In such a case, prolonging the prayer is absolutely recommended (mustahabb)." However, al-Mahamili in his work al-Tajrid states that it is disliked (makruh). Al-Awza'i, Imam Malik, Abu Hanifa, and Abu Yusuf also held that it is disliked (makruh). Imam Muhammad even went so far as to say: "I fear that this prolongation may amount to a form of showing off (shirk)."
Ebu Zer' r.a. dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Yeryüzünde ilk yapılan mescid hangisidir? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Mescid-i Haram'dır, diye buyurdu. Ben: Sonra hangisidir, diye sordum. O: Mescid-İ Aksa'dır, dedi. Peki, ikisi arasında ne kadar bir zaman var, diye sordum. Kırk yıl, buyurdu. Hem namaz vakti nerede iken girerse orada namazını kılıver. Çünkü fazilet ondadır. " Tekrar:
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud dağını görünce: "Bu bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağdır. Allah'ım, İbrahim Mekke'yi haram belde yaptı. Ben de onun (Medine'nin) Labe diye bilinen iki kara taşfığı arasını haram ilan ediyorum
Nebi s.a.v.'in zevcesi Aişe r.anha'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bilmez misin senin kavmin, Ka'be'yi (tamir edip yeniden) bina ettiklerinde İbrahim'in temellerine göre geriye çektiler." Ben: Ey Allah'ın Resulü, sen onu tekrar İbrahim'in temelleri üzere yenilemeyecek misin? diye sordum. "Eğer senin kavmin henüz küfürden yeni kurtulmamış olsaydı (olabilirdi)" diye buyurdu. Abdullah b. Ömer dedi ki: Eğer Aişe, bunu gerçekten Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işitmiş ise, görüşüm odur ki, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hicr'e bitişik olan iki rüknü istilam etmeyi terk edişinin sebebi, Beyt'in İbrahim'in temelleri üzere tamamlanmamış olmasından başkası değildir
Ebu Humeyd es-Saidi r.a.'dan rivayete göre: Ey Allah'ın Resulü, Sana nasıl salavat getirelim? dediler. Allah Resulü şöyle buyurdu: "Allahumme salli ala Muhammedin ve ezvacihi ve zürriyetihi kema sallayte ala ali İbrahim. Ve barik ala Muhammedin ve ezvacihi ve zürriyetihi kema barekte ala ali İbrahim. İnneke Hamidun Mecid. " SALAVAT MEALİ: Allah'ım, İbrahim'in aline salavat getirdiğin gibi, Muhammed'e, onun eşlerine ve zürriyetine salat eyle. İbrahim'in aline bereketler ihsan ettiğin gibi Muhammed'e, onun eşlerine ve zürriyetine de bereketler ihsan eyle. Şüphesiz ki sen Hamidsin, Mecidsin. " Tekrar:
Abdurrahman b. Ebi Leyla'dan dedi ki: Ka'b b. Ucre ile karşılaştım. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işitmiş olduğum bir hediyeyi hediye olarak sana vereyim mi? Ben: Tabi, onu bana hediye olarak ver, dedim. Dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem'e şunu sorduk: Ey Allah'ın Resulü, siz ehl-i beyte salavat nasıl olur? Çünkü Allah bize nasıl selam söyleyeceğimizi öğretti. Şöyle buyurdu: "Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed; kema salleyte ala İbrahime ve ala ali İbrahim; inneke Hamidun Mecid. Allahumme barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammed; kema barekte ala İbrahime ve ala ali İbrahim, inneke Hamidun Mecid: deyin. " SALAVAT MEALİ: Allah'ım, İbrahim'e ve İbrahim'in aline salat getirdiğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in aline de salat getir. Çünkü sen Hamidsin, Mecidsin. Allah'ım, İbrahim'e ve İbrahim'in aline bereketler ihsan ettiğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in aline de bereketler ihsan eyle. Çünkü sen Hamidsin Mecidsin, Tekrar: 4797 ve)
İbn Abbas r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem el-Hasen ve el-Huseyn'e okuyup üflüyor ve şöyle diyordu: Şüphesiz babanız bunlarla İsmail ve İshak'a da okuyup üflüyordu: Euzu bi kelimatillahi’ttammeh min kulli şeytanin ve hammeh ve min kulli aynin lammeh: '' Meali: Bütün şeytanlardan ve tüm zehirli haşerattan, insana zarar ve musibet celbeden her bir göz den Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığınırım
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüpheye düşmek İbrahim'den çok bizim hakkımızdır. Çünkü o: "Rabbim ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster demişti. İnanmadın mı yoksa diye buyurdu. O da: İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (soruyorum) demişti."[Bakara,260] Bir de Allah Lut'a rahmetini ihsan eylesin. O esasen pek güçlü bir yere sığınıyordu ve eğer Yusuf'un kaldığı kadar-uzun bir süre hapiste kalmış olsaydım, çağıran kişinin o çağrısını kabul edecektim. " Tekrarı: 3375,3387,4537,4694 ve
Seleme b. el-Ekva' r.a dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Eslem oğullarından ok atma yarışı yapan birkaç kişinin yanından geçti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ey İsmail oğulları, ok atınız. Çünkü sizin babanız da ok atıcısı idi. Haydi atınız ve ben filan oğullarıyla beraberim. (Seleme) dedi ki: Ve iki takımdan birisinin ellerini tuttu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ne oluyor size, niye atmıyorsunuz, deyince onlar: Ey Allah'ın Resulü, sen onlarla beraberken nasıl atarız, dediler. Bu sefer: Atınız, ben hepinizle beraberim, diye buyurdu
Ebu Hureyre r.a., dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: İnsanların en kerimi kimdir, diye soruldu. O: İnsanların en kerimi, en takvalı olanlardır, diye cevap verdi. Onlar: Ey Allah'ın Nebii, bizim sana sormak istediğimiz bu değildir, dediler. Bu sefer şöyle buyurdu: İnsanların en kerimi, Allah'ın halilinin oğlu, Allah'ın Nebiinin oğlu, Allah'ın Nebiinin oğlu, Allah'ın Nebii Yusuf'dur. Yine: Bizim sana sorduğumuz bu değildir, dediler. Bunun üzerine: Yoksa siz bana Arapların cevherleri (nesebleri) hakkında mı soruyorsunuz, diye sordu. Evet, dediler. Şöyle buyurdu: Cahiliye döneminde en hayırlı olanlarınız, fakih olmaları şartıyla İslam'da da en hayırlılarınızdır
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah Lut'a mağfiret buyursun. Şüphesiz o pek güçlü bir yere (zaten) sığınıyordu
Abdullah r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Fe hel min muddekir: O halde var mı ibret alıp düşünen?" diye okumuştur
Abdullah b. Zem'a dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i -(Salih kavminin) dişi devesinin kesilmesini sözkonusu ederken- şöyle buyurduğunu dinledim: O dişi deveyi kesmeye kavmi arasında güçlü ve kendisine zarar verilemeyen Ebu Zem'a'ya benzeyen birisi kalkıştı. " Tekrar:
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Tebuk gazvesinde Hicr denilen yerde konaklayınca onlara oranın kuyusundan su içmemelerini ve ordan su çekmemelerini emretti. Ona: Biz ordan aldığımız suyla hamur yoğurduk, su doldurduk denilince, kendilerine o hamuru atmalarını ve o suyu dökmelerini emretti." Ebu'ş-Şumus'dan gelen rivayete göre de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yemeğin atılmasını emretti. Ebu Zer', Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den: "Onun suyuyla hamuru yoğuran ... " diye buyurduğunu rivayet etmiştir. Tekrar:
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre Müslümanlar, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Semud diyarı el-Hicr denilen yerde konakladılar. Kuyusundan su çektiler ve o su ile hamur yoğurdular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kendilerine kuyularından çektikleri suları dökmelerini, hamuru da develerine yedirmelerini emretti. Kendilerine dişi devenin gidip su içtiği pınardan su almalarını emretti
Salim b. Abdullah'ın babasından r.a. rivayet ettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hicr'den geçerken şöyle buyurdu: "Zulmedenlerin kaldıkları yerlere onlara isabet eden size isabet etmesin diye ancak ağlayanlar olarak giriniz." Daha sonra bineğin üzerinde olduğu halde elbisesi ile iyice örtündü
İbn Ömer dedi ki:. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Onlara isabet edenin bir benzerinin size isabet etmemesi için kendilerine zulmedenlerin yurtlarına ancak ağlayanlar olarak giriniz
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kerim oğlu, kerim oğlu, kerim olan kişi, İbrahim oğlu İshak oğlu Yakub oğlu Yusufdur. Hepsine selam olsun. " Tekrar:
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, insanların en kerimi kimdir, diye soruldu. O: "Allah'a karşı en takvalı olanlardır" diye cevap verdi. Bizim sana sorduğumuz bu değildir, dediler. Bu sefer: "İnsanların en kerimi Allah'ın halilinin oğlu, Allah'ın Nebiinin oğlu, Allah'ın Nebiinin oğlu ve kendisi de Allah'ın Nebii olan Yusuftur" diye buyurdu. Yine: Bizim sana sorduğumuz bu değildir, dediler. Şöyle buyurdu: "Siz bana Arapların madenleri hakkında mı soruyorsunuz? İnsanlar madendir. Cahiliye döneminde hayırlı olanlar, fakih olmaları şartıyla İslam'da da hayırlı olanlardır
Aişe r.anha'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Ebu Bekir'e emret, Müslümanlara namaz kıldırsın" diye buyurdu. O: Ebu Bekir ince kalpli, çabuk ağlayan birisidir. Senin makamında duracak olursa mutlaka kalbine rikkat gelir, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sözünü tekrarladı, o da aynı cevabı tekrar etti. Şu'be dedi ki: Üçüncüsünde -ya da dördüncüsünde- şöyle buyurdu: "Şüphesiz sizler Yusuf'un (başına o işleri açan) kadınlarsınız. Ebu Bekir'e söyleyin
Ebu Burde b. Ebi Musa'dan rivayete göre o babasından şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hastalandı. "Ebu Bekir'e emredin cemaate namaz kıldırsın" dedi. Aişe: Ebu Bekir, şöyle şöyle bir adamdır, dedi. Yine aynı şeyi söyledi, o da aynı şeyleri tekrarlayınca, şöyle buyurdu: "Ebu Bekir'e emredin, siz Yusufun (başına o işleri açan) kadınlarsınız. " Ebu Bekir, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatta iken imamlık yaptı
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'ım, Ayyaş b. Ebi Rebia'yı kurtar, Allah'ım, Seleme b. Hişam'ı kurtar. Allah'ım, el-Velid b. el-Velid'i kurtar. Allah'ım, müminlerden mustaz'af olanları kurtar. Allah'ım, Mudar üzerindeki baskıyı daha da şiddetlendir. Allah'ım, bunları (gelecek yılları) onların üzerine Yusufun yılları gibi kıl
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah Lut'a rahmetini ihsan eylesin. O esasen güçlü bir yere sığınıyordu ve eğer ben Yusufun kaldığı kadar zindanda kalmış olsaydım, sonra da o davetçi bana gelseydi, (vakit geçirmeden) onun çağrısına uyardım (hapisten çıkardım)
Mesruk'tan dedi ki: Ümmü Ruman'a -ki o Aişe'nin annesidir- Aişe hakkında söylenen o malum iftiraya dair soru sordum da şöyle dedi: Ben Aişe ile birlikte oturuyorken yanımıza ensardan bir kadın girdi. Şöyle dedi: Allah filanı şöyle şöyle etsin. (Ümmü Ruman) dedi ki: Niye, diye sordum. Kadın: O, o anlatılan sözleri diline doladı, başkalarına anlattı. Aişe dedi ki: Hangi sözlerden bahsediyorsun? Kadın ona da anlattı. Bu sefer: Bu sözleri Ebu Bekir ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de duydu mu, diye sordu. Kadın: Evet deyince, Aişe bayılıverdi. Kendisine gelip ayıldığında titreme ile birlikte ateşi de yükselmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelip: Buna ne oldu diye sordu. Ben hakkında konuşulanlar dolayısıyla o hummaya yakalandı, dedim. Aişe oturdu ve dedi ki: Allah'a yemin ederim, yemin edecek olursam doğru söylediğime inanmazsınız. Mazeretimi anlatacak olursam, mazeretimi kabul etmezsiniz. Benim misalim ile sizin misaliniz Yakup ve oğullarının misaline benzer. Sizin bu anlattıklarınıza karşı yardımı Allah'tan dilerim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp gitti, yüce Allah da o buyrukları ona indirdi. Kendisine inen buyrukları (Aişe'ye) haber verince (Aişe) dedi ki: Sadece Allah'a hamdederim. Kimseye hamdedecek değilim." [Yusuf]
Urve'den rivayete göre o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'ya sordu: Yüce Allah'ın: "Nihayet o Resuller ümitlerini kesip de kendilerinin yalanlandıklarını sandıklarında ... " buyruğundaki (mealde: yalanlandıkları anlamı verilen) kuzzibu (yalanlandılar) şeklinde midir, yoksa: "kuzibu: kendilerine yalan söylendi" şeklinde midir? Aişe: Hayır, kavimleri kendilerini yalanladı. Ben: Allah'a yemin ederim ki onlar kavimlerinin kendilerini yalanladıklarından kesinlikle emin idiler. Bu bir zan değildi, deyince, dedi ki: Ey Urve'cik andolsun onlar bundan emin idiler. Bu sefer ben belki de bu "yahut kendilerine yalan söylendi (anlamında kuzibu)" diye olabilir mi, dedim. O şu cevabı verdi: Bundan Allah'a sığınırız. Resuller asla Rableri hakkında böyle bir şey zannetmezler. Bu ayete gelince ... (devamla) dedi ki: Kastedilenler Rablerine iman edip, tasdik eden ve çektikleri belalar uzun süre devam edip, ilahi yardıma mazhar oluşları geciken (mümin) lerdir. Nihayet (Resuller) kavimlerinden kendilerini yalanlayanlardan ümit kesip, artık kendilerine de tabi olanların da kendilerini yalanladıklarını zannedince o vakit Allah'ın yardımı geldi." Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: "Ondan" Yusuftan "ümitlerini kesince ... "[Yusuf, 80] "Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez. "[Yusuf, 87] buyruğu ondan ümit etmekten geri kalmayın, demektir. Tekrar:
Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kerim oğlu kerim oğlu kerim oğlu kerim, İbrahim oğlu İshak oğlu Yakub oğlu Yusuftur. -Hepsine selam olsun
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Eyyub, çıplak olarak yıkanmakta iken üzerine altından çekirgeler yağdı. O da elbisesine doldurmaya koyulunca, Rabbi şöyle seslendi: Ey Eyyub, şu gördüğün duruma ihtiyacın olmayacak kadar sana varlık vermedim mi? Eyyub: Öyledir Rabbim, fakat senin bereketinden de ben müstağni kalamam, dedi
Âişe(r.anha) şöyle dedi: Peygamber (-sallallahü aleyhi ve sellem- Cibrîl kendisine vahy getirdikten sonra Hırâ'dan) korkuyla yüreği titreyerek Hadîce'ye döndü. Bundan sonra Hadîce, Peygamber'i birlikte alıp amca oğlu olan Varaka ibn Nevfel'in yanına götürdü. Bu zât (puta tapıcılığı terkedip) Hrıstiyan dîni'ne girmiş, İncil'i Arab diliyle okuyan bir kimse idi. Varaka, Peygamber'e: Ne görüyorsun? dedi. gördüklerini ona haber verdi. Bunun üzerine Varaka: Bu gördüğün, Allah'ın Mûsâ Peygamber'e indirdiği Nâmûs'tur(yani vahy sırrının sahibidir). Eğer senin da'vet günlerine yetişirsem, sana kuvvetli bir şekilde yardım ederim, dedi. Allah'ın başkalarından gizlemekte olduğu şeyleri kendisine bildirmekte olduğu sır sahibidir
Malik b. Sa’saa’dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine İsra gecesini anlattı: "Nihayet beşinci semaya geldi. Orada Harun ile karşılaştı. (Cebrail) bu Harun'dur, ona selam ver, dedi. Ben de ona selam verdim. Selamımı aldı, sonra da: Salih kardeşe ve salih nebiye merhaba, dedi." 23. "FİRAVUN AİLESİNDEN OLUP, İMANINI GİZLEYEN MU'MİN BİR ADAM DEDİ Kİ... ŞÜPHESİZ ALLAH HADDİ AŞAN VE YALAN SÖYLEYEN KİMSELERİ DOĞRU YOLA İLETMEZ." [Mu'min]
Ebu Hureyre r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İsra'ya götürüldüğüm gece Musa'yı gördüm. Sanki Yemen'li Şenuelilerden bir adammış gibi (uzun boylu), balık etinde, saçlarını yağlamış olarak gördüm. İsa'yı da gördüm. O da orta boylu, kırmızıya yakın tenli, hamamdan çıkmış birisi gibi idi. Ben ise İbrahim aleyhisselam'ın soyundan gelenler arasında ona en çok benzeyen kişiyim. Daha sonra bana birisinde süt, diğerinde şarap bulunan iki kap getirildi. (Cibril bana:) İstediğin birisini iç, dedi. Ben de sütü alıp içtim. Fıtratı aldın, denildi ama eğer şarabı almış olsaydın, ümmetin azacaktı." Tekrar:
Nebiimizin amcasının oğlundan -İbn Abbas'ı kastediyor-; Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Hiçbir kulun: Ben Matta oğlu Yunus'tan hayırlıyım, dememesi gerekir. Böyle diyerek onu babasına nisbet etmiş oldu. " Tekrar: 3413, 4630, 7539 [-3396-] Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İsra'ya götürüldüğü geceyi sözkonusu ederek dedi ki: "Musa esmer tenii, uzunca boylu olup, Şenuelilerden bir adam gibi idi. Devamla buyurdu ki: "İsa da saçları dalgalı ve orta boylu idi. Cehennemin bekçisi, Malik'i de, Deccal'i de sözkonusu etti
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldiğinde onların bir gün -yani Aşura günü- oruç tuttuklarını gördü. Bu büyük bir gündür, dediler. Bu Allah'ın Musa'yı kurtardığı, Firavun hanedanını ise suda boğduğu bir gündür. Bu sebeple Musa Allah'a şükür olsun diye oruç tutmuştur. Allah Resulü: Ben Musa'ya onlardan daha yakınım, dedi. O günü oruç ,tuttu ve oruç tutulmasını emrettL
Ebu Said r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde insanlar baygın düşeceklerdir. İlk ayılacak kişi ben olacağım. Bir de ne göreyim: Musa, Arş'ın ayaklarından birisini yakalamış duruyor. Bilemiyorum benden önce mi ayılmış olacak, yoksa Tur'daki baygınlığının karşılığı mı ona verilmiş olacak?
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İsrailoğulları olmamış olsaydı, et kokmazdı. Havva da olmamış olsaydı, hiçbir kadın ebediyen kocasına hainlik etmezdi
İbn Abbas'tan rivayete göre kendisi el-Hurr b. Kays el-Fezari ile Musa'nın arkadaşı hakkında tartıştı. İbn Abbas: O, Hızır'dır dedi. Yanlarından Ubeyy. b. Ka'b geçti. İbn Abbas (onu) çağırarak dedi ki: Ben ve bu arkadaşım Musa'nın nasıl kendisi ile karşılaşabileceğini sorduğu arkadaşı hakkında tartıştık. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i ona dair bir şey zikrederken dinledin mi? Ubey: "Evet, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Musa İsrailoğullarından ileri gelen bir grup kimse ile birlikte bulunuyorken bir adam gelerek: Senden daha alim birisinin olduğunu biliyor musun, diye sordu. O, hayır dedi. Bunun üzerine yüce Allah Musa'ya: Aksine, kulumuz Hızır var, diye ona vahyetti. Musa onunla nasıl görüşebileceğini sordu. Bu iş için ona alamet olarak balık verildi ve kendisine şöyle denildi: Balığı kaybettiğin takdirde geri dön, onunla karşılaşacaksın. Ondan dolayı denizde balığın peşini takip ediyordu. Beraberindeki genç delikanlı Musa'ya dedi ki: Hani biz kayanın yanında dinlenmiştik ya! İşte ben balığı (orada) unuttum, onu sana söylemeyi de şey tandan başkası bana unutturmadı. Bunun üzerine Musa dedi ki: İşte bu bizim aradığımızdı. Böylelikle izlerini takip ederek gerisin geri döndüler ve Hızır'ı buldular. Ondan sonra da yüce Allah'ın Kitabında anlattıkları şeyler başlarından geçti
Sa'id ibn Jubayr said: "I said to Ibn Abbas: Nawf al-Bikali claims that the Moses who companied with Khidr was not the Moses sent to the Children of Israel, but rather a different Moses." Ibn Abbas said: "The enemy of Allah has lied. It was narrated to us by Ubayy ibn Ka'b, from the Prophet (peace and blessings be upon him), that Moses stood up to deliver a sermon to the Children of Israel. He was asked: 'Who is the most knowledgeable of people?' He said: 'I am.' Allah reproached him for not having referred knowledge back to Him, and said: 'No. I have a servant at the junction of the two seas who is more knowledgeable than you.' Moses said: 'My Lord, how can I meet him?' — Sufyan sometimes narrated it as: 'My Lord, how can I get to him?' — (Allah) said: 'Take a fish and put it in a basket. Wherever you lose the fish, he is there.' Moses took a fish and placed it in a basket. Then he set out with his young companion Joshua ibn Nun. When they reached that rock, they laid their heads down and slept. Moses fell asleep. The fish began to flap, came out of the basket, and fell into the sea. It made its way through the sea like a tunnel. Allah held back the flow of water over the fish, so the water became like an arch — he indicated it was like an arch in this manner. They continued on their way, walking through what remained of the night and the next day. The following morning, (Moses) said to his young companion: 'Bring us our food. We have certainly suffered much fatigue from this journey of ours.' Moses had not felt any tiredness until he had passed the place Allah had commanded him to reach. His young companion said to him: 'Did you see? When we rested by the rock, I forgot to tell you about the fish going into the sea. Nothing made me forget to mention it to you except Satan. The fish made its way into the sea in an amazing manner.' The sea had become like a tunnel for the fish — a wondrous thing for them both. Moses said: 'That is what we were looking for!' And the two of them turned back, retracing their footsteps. When they reached the rock, they came upon a man who had covered himself with a garment. Moses greeted him with peace, and he returned the greeting, saying: 'How does peace come to be in your land?' Moses said: 'I am Moses.' The man asked: 'Moses of the Children of Israel?' He said: 'Yes. I have come to you so that you may teach me some of the right knowledge you have been taught.' The man said to him: 'O Moses, I have knowledge from Allah that Allah has taught me, which you do not know. And you have knowledge from Allah that Allah has taught you, which I do not know.' Moses asked: 'Shall I follow you?' Khidr said: 'You will not be able to have patience with me, and how can you be patient about something of which you do not have full knowledge?' — and the narrator continued until the words of the Most High: "You have done a terrible thing." [Al-Kahf, 71]. They walked along the seashore. A boat passed by them. They spoke with the new owners about taking them aboard, and the people on the boat recognized Khidr and carried them without any charge. After they boarded, a bird came and perched on the edge of the boat. It dipped its beak into the sea once or twice. Khidr said to him: 'O Moses! My knowledge and your knowledge compared to Allah's knowledge is only like what this bird has reduced from the sea with its beak.' Then Khidr took an axe and pulled out a plank. When Moses saw Khidr pulling out a plank with the adze in his hand in the blink of an eye, he said to him: 'What have you done? These people carried us for free, and you have gone and made a hole in their boat so that its passengers may drown. You have done a dreadful thing.' Khidr said: 'Did I not tell you that you would not be able to have patience with me?' Moses said: 'Do not take me to task for what I forgot, and do not be hard on me for this matter of mine.' This first objection from Moses was due to forgetfulness. When they came out of the sea (i.e., disembarked), they passed by a boy who was playing with other children. Khidr grabbed his head and plucked it off with his hand — Sufyan demonstrated by gesturing with his fingertips as if plucking something. Moses said to him: 'How could you kill an innocent soul who had not killed anyone? You have done an evil thing.' Khidr said: 'Did I not tell you that you would not be able to have patience with me?' Moses said: 'If I ask you about anything after this, do not keep me in your company. You will have then received an excuse from me.' They continued on their way until they came to the people of a town. They asked the people of the town for food, but the people refused to host them. Moses and Khidr found a wall in the town that was about to collapse — he demonstrated this with his hand, and Sufyan gestured as if smoothing something from bottom to top, and said: I only heard him say it was "leaning over" once. Moses said: 'We came to these people, they did not feed us or host us, yet you straightened their wall. If you had wished, you could have taken payment for it.' Khidr said: 'This is where we part ways, you and I. But I will inform you of the interpretation of the things you could not bear patiently.' The Prophet (peace and blessings be upon him) said: 'I wish Moses had been patient, so that Allah the Most High would have told us more of their story.' Sufyan said: The Prophet (peace and blessings be upon him) also said: 'May Allah have mercy on Moses. Had he been patient, Allah the Most High would have told us of what happened to them.' Ibn Abbas also read the word in the verse: 'As for the ship, it belonged to poor people who worked at sea, and behind them was a king who seized every ship by force.' [Al-Kahf, 79] — the word rendered as "behind them" (warā'ahum) as "in front of them" (amāmahum). As for the boy, he was a disbeliever, while his parents were believers. Then Sufyan said to me: I heard this hadith from him twice, and I memorized this hadith from him. Sufyan was asked: 'Did you memorize it before you heard it from Amr, or had you memorized it from someone else?' He responded: 'From whom else could I have memorized it? And has anyone other than me narrated it from Amr? I heard this hadith from him two or three times, and I memorized it from him.'"
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Hızır'a bu ismin veriliş sebebi, onun ot bitmeyen bir yere oturmuş olmasından sonra o yerin yeşil (hadra) olarak sarsılıvermesidir." el-Hamevi dedi ki: Muhammed b. Yusuf b. Matar el-firebri dedi ki: Bize Ali b. Haşrem, Süfyan'dan bu hadisi bu şekilde uzun uzadıya nakletti. Diğer tahric eden: Tirmizi Tefsirul Kur’an
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İsrailoğullarına: 'Kapıdan içeriye secde ederek girin ve hıtta deyin' denildi. Onlar ise sözü değiştirdiler ve kıçları üzerinde sürünerek girdiler; 'habbe fi şa're (bir kılın içinde bir tahıl)' dediler."
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Musa çok hayalı ve avretini örtmeye çokça gayret eden birisi idi. Hayasından ötürü teninden hiçbir yer görünmezdi. İsrailoğullarından ona eziyette bulunanlar eziyet ederek: 'Onun bu şekilde örtünmesinin tek sebebi derisindeki bir kusurdan dolayıdır. Başka bir sebebi de yoktur. Bu ya barastır ya husye fıtığıdır ya da başka bir illettir' dediler. Allah da onların Musa'nın onların söylediklerinden beri olduğunu ortaya çıkarmak istedi. Bir gün tek başına iken elbiselerini çıkartıp taşın üzerine bıraktı. Sonra yıkandı. Yıkanmasını bitirince elbiselerini almak üzere geldi. Fakat taş, elbisesini de beraberinde hızlıca götürüp gitti. Musa, asasını aldı ve taşın arkasından gitti. Bu arada: 'Ey taş elbisemi ver, ey taş elbisemi ver' diyordu. Nihayet İsrailoğullarından bir topluluğun yanına kadar vardı. Onun çıplak olduğunu ve Allah'ın yarattığı en güzel bir surette bulunduğunu gördüler. Böylelikle Allah onların söylediklerinden onu temize çıkarmış oldu. Taş da yerinde durdu, elbisesini alıp giyindi. Asasıyla da taşa vurmaya koyuldu. Allah'a yemin ederim, onun üç, dört ya da beş defa taşa vurmasından ötürü taşta girintiler vardır. İşte yüce Allah'ın: 'Ey iman edenler! Siz de Musa'yı incitenler gibi olmayın. Allah onları dediklerinden temize çıkardı. O Allah indinde itibarlı ve değerli idi.' [Ahzab, 69] buyruğu bunu anlatmaktadır."
Abdullah r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir miktar mal paylaştırdı. Bir adam: Şüphesiz bu paylaştırma ile Allah'ın rızası maksat olarak gözetilmemiştir, dedi. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gidip ona (söyleneni) haber verdim. Ben öfkesinin etkisini yüzünde fark edebileceğim kadar öfkelendi, sonra şöyle buyurdu: Allah Musa'ya rahmetini ihsan eylesin. Ona bundan fazlasıyla eziyet edildi, yine de sabretmişti
Cabir b. Abdullah r.a dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte 'kebas (denilen misvak çubuklarının alındığı erak ağacının meyvesini)' topluyor idik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bunun siyah olanını toplamaya gayret gösteriniz. Çünkü onun en lezzetli olanı o türüdür. Ashab: Ey Allah'ın Resulü, sen koyun otlatıyor muydun, diye sordular. O: Koyun otlatmamış bir Nebi var mı ki? diye buyurdu." Hadis ileride 5453 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Kebas" ince dallarından misvak yapılan erak ağacının meyvesidir. Bu meyvenin olgun olanına bu isim verilmektedir. Nevevı dilcilerden böylece naketmiş bulunmaktadır. Cabir r.a.'ın rivayet ettiği bu hadisin Musa aleyhisselam kıssası ile ilgisi, Allah Resulünün: "Koyun otlatmamış bir Nebi var mıdır?" buyruğunun umumi bir ifade olması cihetiyledir. Bunun kapsamına Musa aleyhisselam da girmiş olmaktadır. Hatta bu hadisin bazı rivayet yollarında şu ifadeler de zikredilmekedir: "Musa'ya Nebilik verildiğinde kendisi koyun otlatmakta idi." Bu riayet Nesaı'nin Tefsir'de zikrettiği Ebu İshak Nasr b. HCfm yoluyla gelmiş olan bir rivayet olup, buna göre Nasr b. Hazm şöyle demiştir: "Deve sahipleri ile koyun sahipleri birbirlerine karşı öğündü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Musa'ya Nebilik verildiğinde o bir koyun çobanı idi, diye buyurdu." Senedindeki raviler sikadırlar. Önder alimlerin dediklerine göre; enbiyanın koyun çobanlığı yapmalarındaki hikmet, kendilerini tevazuya alıştırmaları, kalplerinin halveti itiyat haline etirmesi ve koyunları idare etmekten ümmetieri idare etmek derecesine yüksel:neleri içindir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Ölüm meleği aleyhisselam, Musa aleyhisselam'a gönderildi. Melek ona gelince, ona bir tokat indirdi. Melek Rabbinin yanına dönerek dedi ki: Sen beni ölmek istemeyen bir kula gönderdin. Yüce Allah buyurdu ki: Ona dön ve ona de ki: Elini bir öküzün sırtı üzerine koysun. Eli altında kalan her bir kıl için ona bir sene ömür verilecektir. (Musa): Rabbim sonra ne olacak deyince, sonra öleceksin, diye buyurdu. Musa: O halde şimdi (öleyim), dedi. Yüce Allah'tan da kendisini Arz-ı Mukaddese bir taş atımlığı kadar bir mesafeye yaklaştırmasını niyaz etti. Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Eğer orada olsaydım, o kırmızı kum yığınının alt tarafındaki yolun kenarında bulunan kabrini size gösterecektim."
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Müslümanlardan bir adam ile Yahudilerden bir adam birbirine sövdü. Müslüman -bir hususa dair yemin ederken- Muhammed'i sallallahu aleyhi ve sellem alemlere üstün kılana yemin ederim ki, deyince Yahudi de: Musa'yı alemlere üstün kılana yemin ederim ki, dedi. Bu sefer Müslüman elini kaldırıp, yahudiye bir tokat indirdi. Yahudi, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına giderek kendisi ile Müslüman kişi arasında olup biteni ona haber verdi. Allah Resulü şöyle buyurdu: Benim Musa'dan hayırlı olduğumu söylemeyiniz; çünkü (kıyamet günü) bütün insanlar baygın düşecekler. İlk ayılacak kişi ben olacağım. Bir de ne göreceğim! Musa Arş'ın bir kenarından yakalamış. Bilemiyorum acaba o da baygın düşenlerden birisi olup benden önce mi ayılmış olacak, yoksa Allah'ın baygın düşeceklerden istisna ettiği kimseler arasında mı olacak?
Ebu Hureyre dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Adem ile Musa birbirleriyle delil getirerek tartışmaya koyuldu. Musa, Adem'e dedi ki: Sen, günahınla kendini cennetten çıkartan Adem'sin, dedi. Adem ona: Sen Allah'ın risaletleri ve kelamı için seçtiği Musa'sın. Sonra da kalkmış beni ben yaratılmadan önce üzerimde takdir edilmiş bulunan bir iş dolayısıyla kınıyorsun, dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki kere: Böylece Adem, Musa'ya karşı (bağlayıcı) delil getirmiş oldu, diye buyurdu." Hadis ileride 4736,4738,6614 ve 7515 numara ile gelecektir
Narrated by 'Urwah ibn al-Zubayr, on the authority of 'A'ishah (رضي الله عنها): 'A'ishah said, "For as long as I can remember, my mother and father have always been upon the religion of Islam. Not a single day would pass without the Messenger of Allah (ﷺ) visiting us, both in the morning and in the evening. When the Muslims were being tested with persecution and torture, Abu Bakr set out intending to migrate to Abyssinia. When he reached a place called Bark al-Ghimad, he was met by Ibn al-Dughunnah, the chief of the Qarah tribe. Ibn al-Dughunnah said to him, 'O Abu Bakr! Where are you going?' Abu Bakr replied, 'My people have driven me out of my homeland, and I wish to travel to a place where I may worship my Lord.' Ibn al-Dughunnah said, 'A man like you does not leave his homeland, and should not be made to leave it. For you help the poor, maintain ties of kinship, bear the burdens of the elderly, honor your guests, and support people in the face of the calamities that Allah sends. I grant you my protection. Go back and worship your Lord in your own land.' Abu Bakr turned back, and Ibn al-Dughunnah traveled with him. Upon arriving in Makkah, Ibn al-Dughunnah went around to the chiefs of the polytheists and said to them, 'A man like Abu Bakr does not leave his homeland, and should not be made to leave it. Do you drive out a man who helps the poor, maintains ties of kinship, bears the burdens of the elderly, honors guests, and supports people against the calamities that Allah sends?' Quraysh accepted the protection that Ibn al-Dughunnah had granted on behalf of Abu Bakr, and they said to Ibn al-Dughunnah, 'Go to Abu Bakr and tell him to worship his Lord in his home. Let him pray and recite the Qur'an as he wishes, but let him not disturb us with it, and let him not raise his voice. For we fear that he will influence our sons and our women and confuse their minds.' Ibn al-Dughunnah conveyed this to Abu Bakr, and Abu Bakr began worshipping his Lord in his home. He no longer prayed aloud or recited the Qur'an loudly in any place outside his home. Some time later, Abu Bakr built a small mosque in the courtyard of his house and began to appear openly. He would pray there and recite the Qur'an there in his own home. The women and children of the polytheists would gather there in large numbers, watching him with wonder and looking upon him with great admiration. Abu Bakr was a man of deep emotion who wept profusely and could not hold back his tears when reciting the Qur'an. This troubled the leading men of the polytheists. They went to Ibn al-Dughunnah and said, 'We had granted Abu Bakr protection on the condition that he worship his Lord in his home. He has violated that condition; he has built a mosque in the courtyard of his house and prays openly and recites the Qur'an openly. We fear that he will corrupt our children and our women. Tell him that if he wishes, he may worship his Lord only inside his home, but if he insists on doing so openly, then take back the protection you have given him. We did not wish to break the word we gave you, but we cannot accept this open worship.' 'A'ishah continued: Ibn al-Dughunnah then came to Abu Bakr and said, 'You know the terms upon which we made our agreement. If you wish, abide by them and worship only inside your home; otherwise, return to me the protection I have given you, for I do not want any Arab to hear that I broke a pledge I had given.' Abu Bakr said to him, 'I return your protection to you, and I am content with the protection of Allah.' At that time, the Messenger of Allah (ﷺ) was in Makkah and said, 'The land to which you will migrate has been shown to me. I saw a land with black stones and date palms, in arid terrain.' Some of the companions, after hearing the Messenger of Allah (ﷺ) say this, migrated to Madinah. Some of those who had migrated to Abyssinia also returned and migrated to Madinah. Abu Bakr also began preparing for migration. The Prophet (ﷺ) said to him, 'Do not be hasty, for I hope that permission will also be granted to me.' Abu Bakr said, 'May my father be sacrificed for you — do you truly hope for this?' The Messenger of Allah (ﷺ) said, 'Yes.' So Abu Bakr held back from departing, waiting to accompany the Messenger of Allah (ﷺ). He kept his two riding camels, feeding them acacia leaves for four months."
Abu Musa (may Allah be pleased with him) reported that the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) said: "Many men have attained perfection, but among women, none attained perfection except Asiya, the wife of Pharaoh, and Mary, the daughter of Imran. And indeed, the superiority of Aisha over other women is like the superiority of tharid (a meat and bread dish) over all other foods." This hadith will appear later under numbers 3433, 3769, and 5418. Other narrators: Tirmidhi in Foods; Nasa'i in Social Relations. Fath al-Bari Commentary: The purpose of this chapter heading is to discuss Asiya, the daughter of Muzahim and wife of Pharaoh. It is said that she was from the Children of Israel and was the paternal aunt of Moses. Mary will be discussed separately later. The statement "None among women attained perfection except Asiya, the wife of Pharaoh, and Mary, the daughter of Imran" is used by al-Bukhari as evidence that these two women were prophetesses. This is because the most perfect among human beings are, without doubt, first the prophets, then the saints (awliya'), then the truthful ones (siddiqun), and then the martyrs (shuhada'). If these two women had not been prophetesses, then it would follow that there should be no female saints, truthful women, or female martyrs — yet in reality, these qualities are found in many women. It is as if the noble Messenger (peace and blessings be upon him) said: "No prophethood has been given to any woman except such-and-such." For had he said, "The quality of siddiqiyya, sainthood, or martyrdom is established only for such-and-such women," that would clearly be incorrect, since these qualities exist in many others. The exception would be if the perfection mentioned in the hadith refers to the perfection of those other than prophets. However, there is no definitive evidence to establish that the intended meaning is the perfection of non-prophets. Allah knows best. Accordingly, the intended scope may refer to the times before the era of the Prophet (peace and blessings be upon him). Furthermore, from among the women of his own time, the Prophet (peace and blessings be upon him) singled out only Aisha. However, the hadith does not contain an explicit statement that Aisha is superior to all other women in every respect. This is because the superiority of tharid over other foods is only due to its ease of preparation and digestibility — it was the finest of their foods at that time — but not necessarily in every single aspect. It is possible that in other respects it may be less virtuous than some other food. Al-Qurtubi says: "The correct view is that Mary was a prophetess, because Allah communicated to her through an angel. As for Asiya, no evidence has been transmitted establishing her prophethood." Al-Kirmani says: "The word perfection (kamal) does not necessitate prophethood, because perfection means a thing being complete and having reached the highest degree in its own domain. Therefore, the meaning is that she reached the highest level in all the virtuous qualities attributed to women." He further states: "A consensus (ijma') has also been transmitted indicating that no woman has been a prophet." Yet, despite what al-Kirmani says, it has also been transmitted from al-Ash'ari that he held that six women were prophetesses: Hawwa (Eve), Sara, the mother of Moses, Hajar (Hagar), Asiya, and Mary. According to the criterion he established for prophethood — that whoever receives an angel sent by Allah bearing a command, a prohibition, or information about future events is a prophet — it is established that angels came to each of these women conveying such matters. The Quran explicitly states that some of them received revelation (wahy). Ibn Hazm, in his work al-Milal wa al-Nihal, mentions that this dispute was only debated in Cordoba during his own era, and that no such discussion had existed before that time. He also transmits a third position among those who commented on the matter, which is to refrain from giving any opinion on it. He further states: "The evidence of those who do not accept that any woman was a prophetess is the verse: And We sent before you only men to whom We revealed — from among the people of cities. (Quran, 12:109)" Ibn Hazm then says: "However, there is no valid point of evidence in this verse, because no one has claimed that women were given risala (messengership). The disagreement concerns only nubuwwa (prophethood)." The clearest relevant texts in this matter are found in the story of Mary. In the story of the mother of Moses as well, there are aspects that serve as evidence for her prophethood, since she cast her child into the sea solely on the basis of what was revealed to her. Moreover, after mentioning Mary and other prophets who came after her, Allah the Exalted says: "These are among those upon whom Allah bestowed favor... of the prophets." (Quran, 19:58) — and thus Mary is included within the scope of this general statement. And Allah knows best.
Abdullah r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden hiçbiriniz: Ben Yunus'tan hayırlıyım demesin." Müsedded: "Yunus b. Metta" diye ifade etmiştir. Hadis ileride 4603 ve 4804 numara ile gelecektir
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Hiçbir kulun: Ben Yunus b. Metta'dan hayırlıyım demesi uygun değildir, diye buyurarak onu babasına nisbet etmiştir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Bir Yahudi malını satışa arzederken hoşuna gitmeyen bir fiyat verildi. Bu sefer: 'Musa'yı diğer insanlara üstün kılıp seçene yemin ederim ki olmaz' dedi. Ensardan bir adam onun bu söylediğini işitince kalkıp yüzüne bir tokat indirdi ve: 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem aramızda iken sen kalkıp Musa'yı bütün insanlara üstün kılıp seçene yemin olsun diye nasıl söylersin?' dedi. Yahudi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına giderek dedi ki: 'Ey Ebu'l-Kasım, benim zimmetim ve ahdim vardır. Filan kişi nasıl olur da benim yüzüme bir tokat indirdi?' O kişiye: 'Bunun yüzüne niçin tokat vurdun?' diye sordu. Ensardan olan zat olanı anlattı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kızgınlığının etkisi yüzünde görülecek kadar kızdı. Sonra şöyle buyurdu: 'Allah'ın peygamberleri arasında üstünlük sıralaması yapmayınız. Hiç şüphesiz Sur'a üfürülecek, göklerde ve yerde bulunan herkes baygın düşecek, Allah'ın dilediği kimseler müstesna. Daha sonra bir defa daha Sur'a üfürülecek. İlk diriltilen kişi ben olacağım. Musa'nın Arş'ı yakalamış olduğunu göreceğim. Bilemiyorum, acaba Tur günündeki baygınlığı mı hesap edilecek, yoksa benden önce mi diriltilmiş olacak.' 'Ben, kimsenin Metta'nın oğlu Yunus'tan daha faziletlidir demem.'"
Ebu Hureyre r.a'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Hiçbir kulun ben Metta oğlu Yunus'tan hayırhyım, demesi uygun değildir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Vaktınden: Kabak ve benzeri gövdesi olmayan ağaçlardan" şeklindeki açıklamaya uygun olarak Ebu Ubeyde de: Gövdesi üzerinde durmayan her bir ağaç (bitki) yaktındir, diye açıklamıştır. Kabak, Ebu Cehil karpuzu ve kavun gibi. Meşhur olan bunun kabak olduğudur. İncir ve muz olduğu da söylenmiştir. İlim adamları derler ki: Nebi sallaııahu aleyhi ve sellem, eğer bu sözlerini yaratılmışların en faziletIilerinin kendisi olduğu ona bildirildikten sonra söylemiş ise, tevazu yoluyla söylemiştir. Eğer bu husus ona bildirilmeden önce söylemiş ise açıklanması zor bir tarafı yoktur. İbn Ebi HMim de Amr b. Meymun'dan, İbn Mes'ud'a kadar ulaşan sahih bir sened ile buna yakın bir rivayet kaydetmiştir. Bu rivayette şunlar da vardır: "Sabah olduğunda Yunus bulunduğu yüksekçe yerden kasabaya baktı. Azabın onların üzerine inmediğini gördü. Onların şeriatine göre yalan söyleyen kişi öldürüıürdü. O, kızgın bir şekilde yola koyuldu. Nihayet bir gemiye bindi. -Bu rivayetinde şunları da söylemektedir:- Yunus onlara dedi ki: Beraberlerinde Rabbinden (kinaye yoluyla, efendisinden anlamına da gelir) kaçmış bir köle vardır. Onu (suya) atmadığınız sürece gemi yürümeyecektir. Gemidekiler: Ey Allah'ın Nebii, biz ebediyen seni atmayız, dediler. Bu sefer kura çektiler. Üç defa kura onun aleyhine çıktı. Onu suya attılar, balık onu yuttu. Onu yerin dibine kadar ulaştırdı. Orada çakıl taşlarının tesbihlerini duyunca kendisi de karanlıklarda: Senden başka hiçbir ilah yoktur, diye seslendi
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Davud aleyhisselam'a (Zebur'u) okumak kolaylaştırılmış idi. O atlarının eğerlenmesini emrederdi, atları eğerlenirdi. Fakat atları eğerlenmeden önce (Zebur'u) okur bitirirdi. O, ancak kendi el emeğinden yerdi
Abdullah b. Amr r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e benim şunları söylediğim haberi ulaştırıldı: Allah'a yemin ederim, hayatta kaldığım sürece gündüzleri oruç tutacak, geceleri namaz kılacağım. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona sordu: Allah'a yemin ederim, hayatta kaldığım sürece gündüzleri oruç tutacak, geceleri namaz kılacağım, diyen sen misin? Ben: Evet, bu sözü söyledim, dedim. Şöyle buyurdu: Senin buna gücün yetmez. (Bazen) oruç tut, (bazen) iftar et. (Bazen) namaz kıl, (bazen) uyu. Her aydan üç gün oruç tut. Çünkü. hasene on misli iledir. Bu da bütün sene oruç tutmak gibidir. Ben: Ey Allah'ın Resulü, bundan daha fazlasına gücüm yeter, dedim. O: O halde bir gün oruç tut, iki gün oruç tutma, dedi. Ben: Benim bundan daha fazlasına gücüm yeter, dedim. O halde bir gün oruç tut, bir gün tutma. İşte bu Davud'un oruç tutma şekli idi. Bu oruçların en mutedili (üstünü)dir, diye buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Resulü bundan fazlasına gücüm yeter, dedim. O: Bundan daha faziletlisi olmaz, diye buyurdu
Abduııah b. Amr b. eı-As dedi ki: "Resuluııah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana dedi ki: Bana senin gece boyunca namaz kıldığın, gündüzleri de oruç tuttuğun haberi ulaştırılmadı mı sanıyorsun? Ben: Evet (durum) böyledir, dedim. Şöyle buyurdu: Sen bunu yapacak olursan göz, çukurlarına gömülür, nefis bitkinleşir. Her aydan üç gün oruç tut. İşte sene boyunca oruç tutmak budur. -Yahut: Bu sene boyunca oruç tutmak gibidir. Ben: Ben, kendimde -Mis'ar: Ben kendimde güç buluyorum, dedim. Şöyle buyurdu: O halde Da.vud aleyhisselam orucu tut, o bir gün oruç tutuyor, bir gün tutmuyordu. Düşmanla karşılaştığı vakit de kaçmıyordu." Hadislerden Çıkan Sonuçlar 1. (3417 no'lu) hadisten anlaşıldığına göre bazen zaman bereketlenir ve bu (kısa) zamanda pek çok amel işlenebilir. "O ancak kendi el emeğinden yerdi" buyruğuna dair açıklamalar Buyu' (alışverişier) bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. 2. Hadiste el emeğinin, kazançların en faziletli olduğuna delil vardır. Yine bu hadis icare akdinin meşruiyetine de delil gösterilmiştir. Çünkü el emeğinin, başkasına ya da sadece kişinin kendislhe faydalı olmaktan öte bir anlam ifade eder. 3. Görülen o ki Davud'un eliyle yaptığı zırh dokumaktl. Allah ona demiri yumuşatınıştı. O zırhları dokur ve bunları satardı. Hükümdarların büyüklerinden olmakla birlikte ancak onlardan kazandıklarından yer idi. Çünkü yüce Allah: "Ve onun mülkünü pekiştirdik. "[Sad,20] diye buyurmaktadır. Bu başlığın birinci hadisinde de buna delilolacak ifadeler bulunmaktadır. Çünkü o, bineklerine binmek istediği zaman onların eğerlenmesini emredecek ve bu hizmetleri başkaları görecek şekilde bolluk içerisinde bulunmakla birlikte, vera'a uygun hareket eder ve ancak eliyle yaptıklarından yerdi
Abdullah b. Amr dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana dedi ki: Allah'm en sevdiği oruç Davud'un orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir gün oruç tutmazdı. Allah'ın en sevdiği namaz, D6vud'un namazıdır. Gecenin yarısmı uyur, üçte birini namaz kılar, geri kalan altıda birini de uyurdu
Mücahid dedi ki: "İbn Abbas'a sordum: Sad Suresinde secde edelim mi? O: "Onun zürriyetinden Davud'a, Süleyman'a ... O halde sen de onların hidayetlerine uy. "[En'am, 84-90] buyruklarını okudu. İbn Abbas r.a. dedi ki: Sizin Nebiiniz Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara uymakla emrolunmuş kimselerdendir." Hadis 4632,4806 ve 4807 numara ile gelecektir
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Sad (Suresindeki secde) secde edilmesi kesin olarak istenmişlerden değildir. Bununla birlikte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ondan dolayı secde ettiğini de gördüm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "Güçlü kulumuz Davud'u hatırla. Çünkü o (Allah'a) çokça dönen birisi idi ... Ve onafasle'l-hitabı verdik." (Sad, 17-20) buyruğu." Davud aleyhisselam ileri derecede kahramanlık vasfına sahip birisi idi. el-Ewab lafzının tefsiri biraz sonra gelecektir. Bu hadise dair geniş açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Tefsir bölümünde gelecektir. 40. Allah Teala dediki: Bir de Davud'a Süleyman'ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tesbih edip Allah'a yönelirdi. [Sad,30] ayeti. " ... Benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk ver banaf"m "Şeytanıarın Süleyman'ın mülkü üzere okuduklarına tabi oldular. "[Bakara, 102] "Süleyman'ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah esişinde bir aylık yol alırdı, akşam da bir aylık yol giderdi. Biz ona erimiş bakır pınarını sel gibi akıttık. Cinden bir kesim de Rabbinin emri ile eli altında iş görürlerdi. .. Kendisine köşkler" Mücahid dedi ki: Saraylardan daha aşağı binalar "dan, heykellerden, büyük havuzları andıran çanaklardan ve yerlerinde sabit kazanlardan istediğini yaparlardı. .. Kullarımdan şükreden ise pek azdır. Biz ölümüne hükmedince asasını yiyen ağaç kurdundan başkası onlara ölümünü göstermedi. Nihayet yere düşünce ... bu horlayıcı azap içinde devam etmezlerdi. "[Sebe',12-14] "Ben ancak hayırsevgisi ile meşgul iken Rabbimi anmaktan uzak kaldım ... Boyunlarını ve ayaklarını sıvazlamaya başlamıştı. "[Sad, 32-33] _ Atların yelelerini ve ayaklarını sıvazladı, demektir- buyrukları "es-Esfad" zincirler demektir. Mücahid dedi ki: "es-Safinat" atın, ayaklarından birisini toynağının ucu üzerinde dayayıp durmasıdır. "el-Ciyad" hızlı giden at1ar demektir. "Cesed" şeytan anlamındadır. "Ruhaen" hoş ve rahat; "haysu esab" dilediği yerde, "hesabsız" herhangi bir harec, vebal olmadan, demektir
Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dün cinlerden bir ifrit ansızın namazımı kesmek üzere ileri atıldı. Ancak Allah'ın yardımı ile gücüm ona yetti, onu yakaladım. Hepinizin onu görmesi için mescidin direklerinden birisine onu bağlamak istedim. Fakat kardeşim Süleyman'ın: "Rabbim benden sonra kimseye vermeyeceğin bir mülk bağışlaf" dediğini hatırlayınca ben de o ifriti hor ve hakir olarak geri çevirdim." "ifrit" insan ya da cinlerden azgın olan demektir. Tekil olan "zibniyyetun" lafzının çoğulunun ez-zebaniye diye gelmesi gibi
Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Davud oğlu Süleyman dedi ki: Bu gece yetmiş hanımı(mı) dolaşacağım. Bunların her birisi de Allah yolunda cihad edecek bir suvari doğuracaktır. Yanındaki arkadaşı ona: inşallah de, dedi. Fakat Süleyman demedi. Kadınlar -yarısı bulunmayan bir tek evlat dışında- hiçbir şekilde hamile kalmadılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Eğer o sözü (inşaaılah'ı) demiş olsaydı, bunlar Allah yolunda cihad edeceklerdi." Şuayb ile ibn Ebi'z-Zinad "(yetmiş yerine) doksan" demişlerdir ki, bu daha sahihtir
Ebu Zer' r.a'dan dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü dedim. Hangi mescid daha önce bina edildi? O: Mescid-i Haram, diye buyurdu. Sonra hangisi, diye sordum. Sonra Mescid-i Aksa diye buyurdu. ikisi arasında ne kadar süre vardı, diye sordum. Kırk (yıl) diye buyurdu. Sonra şöyle buyurdu: Sen neredeyken namaz vakti girerse, orada namaz kıl. Yeryüzü de senin için bir mesciddir
Narrated by Abu Hurayra (may Allah be pleased with him): "The Messenger of Allah (ﷺ) formed a small unit of ten men and sent them out on a reconnaissance mission. He appointed as their commander 'Asim ibn Thabit Al-Ansari, the grandfather of 'Asim ibn 'Umar ibn Al-Khattab. When this unit reached a place called Al-Hada', situated between 'Usfan and Mecca, the news of the Muslims' arrival was conveyed to a branch of the Hudhail tribe known as the Banu Lihyan. They set out in pursuit of the Muslims with a force of two hundred archers. Following the tracks, they came upon a spot where the Companions had eaten dates they had brought as provisions, and said: 'These are Yathrib dates!' While the Banu Lihyan continued to track them in this manner, the commander of the unit, 'Asim ibn Thabit, spotted them and took refuge with his soldiers on a hill. The Banu Lihyan called out: 'Come down! We give you our word that we will not harm you. You can trust us — we will not kill any of you.' 'Asim ibn Thabit answered them: 'By Allah, I will never place myself under the protection of a disbeliever today. O Allah, inform Your Messenger of our situation!' Thereupon the Banu Lihyan rained arrows upon them and killed 'Asim along with seven others. The remaining three descended, relying on the attackers' word and the guarantee they had given. These were Khubaib, Ibn Dathina, and a third Companion whose name I do not know. Once the attackers seized them, they pulled the strings from their bows and bound the captives tightly. The unknown third Companion said: 'This is the first act of treachery that shows you are faithless men who do not keep their word. By Allah, I will not go with you. The brethren who attained martyrdom are the finest example for me,' and he steadfastly refused to go with them. The Banu Lihyan seized him, dragged him, and tried to wrestle him along with them, but when he refused they killed him. The Banu Lihyan then sold the captive Khubaib and Ibn Dathina to the Meccan polytheists who had suffered defeat at Badr. Khubaib was purchased by the sons of Al-Harith ibn 'Amir ibn Nawfal ibn 'Abd Manaf, for Khubaib had killed Al-Harith ibn 'Amir at the Battle of Badr. Thus Khubaib remained in their possession as a prisoner. 'Ubaydullah ibn 'Iyad narrated to me an incident that took place during his days of captivity: 'Al-Harith's daughter told me the following: When those who had bought him gathered to kill him, Khubaib asked me for a razor to shave. I gave it to him. While I was momentarily inattentive, he picked up my young son. I rushed to him in alarm and found my son sitting in his lap with the razor in his hand. When I saw this scene I was overcome with terror. Khubaib must have read the fear on my face, for he said to me: "Are you afraid that I will kill your son? I would never do such a thing!" By Allah, I never saw a prisoner better than Khubaib. By Allah, I once saw him in Mecca, at a time when there was not a single fruit to be found, eating bunches of grapes while shackled in iron chains. This was provision that Allah had bestowed upon Khubaib.'" When those who had purchased him to kill him left the sacred precincts (the haram) and entered the unrestricted zone (the hill), Khubaib said: "Give me leave to pray two rak'as!" After performing the prayer, he said: "Were it not that I would not want you to think I was afraid, I would have prolonged the prayer. O Allah, destroy these polytheists to their roots!" and he recited the following verses: "What do I care, since I die a Muslim, in whatever position I fall for the sake of Allah? This is for the sake of Allah alone — and if He wills, He bestows blessing even upon the scattered limbs of a slain man." It was Ibn Al-Harith who killed him. It was Khubaib who established the Sunnah of praying two rak'as before being executed. Allah, the Exalted, accepted the supplication that 'Asim ibn Thabit had made before his martyrdom, and the Prophet (ﷺ) informed his Companions of all that had transpired. When the Meccan polytheists heard that 'Asim had been killed, they sent some of their men to bring back a piece of his body in order to confirm the news, for 'Asim had killed one of the leading men of the Meccan polytheists. But Allah, the Exalted, sent a dense swarm of bees resembling a dark cloud to protect 'Asim's body. These bees prevented the polytheists from approaching the body and from cutting off any part of it."
Abdullah dedi ki: "İman edenlere ve imanlarına zulüm karıştırmayanlara gelince ... "[En'am, 82] buyruğu nazil olunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı: Hangimiz imanına zulüm karıştırmaz ki, dediler. Bunun üzerine: "Allah'a ortak koşma! Şüphesiz şirk pek büyük bir zuıümdür."[Lukman, 13] ayeti nazil oldu
Abdullah r.a. dedi ki: الذين آمنوا ولم يلبسوا إيمانهم بظلم "İman edenlere ve imanlarına zulüm karıştırmayanlara gelince ... "[En'am, 82] ayeti nazil olunca bu, Müslümanlara ağır geldi ve: Ey Allah'ın Resulü, bizden kim nefsine zulmetmez ki, dediler. Şöyle buyurdu: "Kasıt o değildir. Kasıt şirk koşmaktır. Sizler Lukman'ın oğluna öğüt verirken söylediği: "Oğulcağızım! Allah'a ortak koşma! Çünkü şirk pek büyük bir zuıümdür."[Lukman, 13] dediğini hiç duymadınız mı?" Fethu'l-Bari Açıklaması: Yüce Allah'ın: "Andolsun biz Lukman'a hikmeti verdik ... Muhakkak şirk pek büyük bir zulümdür" buyruğunda sözkonusu edilen Lukman hakkında görüş ayrılığı vardır. Onun Habeşistanlı olduğu söylendiği gibi, NObeli (Sudan'ın kuzey kısımları) olduğu da söylenmiştir. Nebi olup olmadığı da ihtilaflrdır. es-Sevrı Tefsir'inde Eş'as'dan, o İkrime'den, o İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Lukman Habeşistanlı marangoz bir köle idi. İbn Ebi Şeybe'nin Musannefinde de tabiınden bir kişi olan Halid b. Sabit er-Rib'i'den buna benzer bir rivayet zikredilmiştir. Taberı, Yahya b. Said el-Ensari yoluyla, Said b. el-Müseyyeb 'den, Lukman'ın Mısır'ın siyahilerinden kalın dudaklı birisi olduğunu rivayet etmektedir. Allah ona hikmeti vermiş, ancak Nübuvvet vermemiştir. el-Müstedrek'te de sahih bir sened ile Enes'ten şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Davud zırh dokurken Lukman da onun yanında bulunuyordu. Lukman yaptığı işe hayret ediyor ve ona bu işin faydasını sormak da istiyordu. Ancak hikmeti ona buna dair soru sormasını engelliyordu.". Bu hadis onun Davud aleyhisselam ile çağdaş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Şube, el-Hakem'den, o Mücahid'den salih bir kimse olduğunu, ancak nebi olmadığını söylediğini nakletmektedir. Denildiğine göre onun nebi olduğunu sadece İkrime söylemiştir. Said b. Ebi Arube, Katade'den yüce Allah'ın: "Andolsun biz Lukman'a hikmet; ı;:rdik" buyruğu hakkında şunları söylediğini rivayet etmektedir: Ona din hususunda derinlemesine bilgi sahibi olmayı (tefakkuh) verdik, fakat o bir nebi değildi. İlim bölümünün baş taraflarında İbn Abbas'ın rivayet ettiği "Allah'ım, ona hikmeti öğret" hadisi açıklanırken hikmetten kastın ne olduğuna dair açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır. Lukman'ın terzi olduğu söylendiği gibi, marangoz olduğu da söylenmiştir
Malik b. Sa'saa'dan rivayete göre "Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerine İsra'ya götürüldüğü geceyi anlattı: Daha sonra ikinci semaya gelinceye kadar yukarı çıktı. Kapının açılmasını istedi. O kim, diye soruldu, Cibril, diye cevap verdi. Beraberinde kim var, diye soruldu, Muhammed dedi. Ona nsalet verildi mi, diye soruldu, evet dedi. Ordan geçince teyze çocukları olon Yahya ve İsa ile karşılaştı m. (Cebrail): Bunlar Yahya ve İsa'dır, haydi onlara selam ver, dedi. Ben de selam verdim, selamımı aldıktan sonra: Salih kardeşe ve salih nebiye merhaba dediler. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hafi lütufkar demektir" açıklaması ile ilgili olarak Ebu Ubeyde yüce Allah': "O bana hajfdir. "[Meryem, 47] Bana lütuflarda bulunandır, demektir
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Ademoğullarından doğan her bir kişiye doğduğu zaman mutlaka şeytan dokunmuştur. Şeytan'ın dokunmasından dolayı ağlayarak dünyaya gelir. Bundan Meryem ve oğlu müstesnadır. Daha sonra Ebu Hureyre şu buyruğu okudu. "Ben onu da, zürriyetini de kovulmuş şeytandan sana sığındırdım. ' Ali İmran, 36 Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ademoğullarından her bir doğana doğduğu zaman mutlaka şeytan dokunur." "İblisin nitelikleri" başlığında geçen Said b. el-Müseyyeb'in, Ebu Hureyre 'den yaptığı rivayet açıklanırken burada sözkonusu edilen dokunmaya dair açıklamalar yapılmıştı. Ordaki lafzıyla rivayet şöyledir: "Şeytan her bir Adem evladı doğduğunda onun böğrünü dürter. Meryem oğlu İsa müstesna. Onu dürtmek isteyince hicabı dürttü." Buradaki hicabdan kasıt çocuğun içinde bulunduğu eşidir. Kurtubı der ki: İşte şeytan ın bu dürtmesi onun musallat kılınmasının başlangıcıdır. Yüce Allah, Meryem'in annesinin yaptığı duanın bereketiyle Meryem'i ve oğlunu muhafaza etmiştir. Çünkü o şöyle dua etmiş ve: "Ben onu da, zürriyetinden gelecek olanları da kovulmuş şeytandan sana sığındırıyorum. " [Al-i İmran, 36] demişti. Meryem'in de İsa dışında zürriyeti olmamıştır. "Şeytanın dokunmasından dolayı ağlayarak doğar." Sözü geçen Ma'mer yoluyla gelen rivayette "şeytan ın dürtmesinden dolayı" şeklindedir. Yani doğar doğmaz küçük çocuğun ağlamasının sebebi, şeytan ın ona dokunmasının verdiği acıdır
Ali r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Onun (dünyada ona çağdaş olanların) kadınlarının hayırlısı İmran kızı Meryem'dir. Onun (bu ümmetin) kadınlarının hayırlısı ise Hatice'diı'." Hadis ileride 3815 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: (Parantez içerisindeki açıklamalar Fethu'l-Bari'deki şerh dikkate alınarak yapılmıştır. ) "Hani melekler: Ey Meryem şüphesiz ki Allah seni seçti. .. "[Ali İmran, 42] Buhari yüce Allah'ın: "Şüphesiz Allah seni seçti" buyruğunuonun (Meryem'in) bir nebi olduğuna delil göstermiştir. Ancak bu, bu hususta açık değildir. Bu kanaatini de Meryem Suresinde onun nebilerle birlikte sözkonusu edilişi ile desteklemektedir. Fakat onun "sıddıka" diye nitelendirilmiş olması (nebi oluşuna) engel değildir. Çünkü Yusuf da bu şekilde nitelendirilmiştir. el-Eş'arı'den nakledildiğine göre kadınlar arasında birden çok nebi vardır. İbn Hazm ise bunları altı tane olarak tespit etmiştir: Hawa, Sara, Hacer, Musa'nın annesi, Asiye ve Meryem. Kurtubı ise Sara ve Hacer'i saymamaktadır. Bunu (İbn Abdi'l-Berr), et-Temhıd adlı eserinde fukahanın bir çoğundan nakletmiş bulunmaktadır. Kurtubı der ki: Sahih olan Meryem'in nebi olduğudur. (Kadı) Iyad der ki: Ancak cumhur aksi kanaattedir. Nevevı ise el-Ezkar adlı eserinde İmamın (İmamu'l-Harameyn'in), Meryem'in nebi olmadığı hususunda icma' bulunduğunu belirttiğini nakletmektedir. Fakat el-Hasen'den gelen rivayete göre kadınlar arasında da, cinler arasında da nebi yoktur. es-Sübkı el-Kebir der ki: Bana göre bu meselede sahih herhangi bir rivayet yoktur. es-Süheylı bunu er-Ravdu'l-Unuf adlı eserinin sonunda fukahanın bir çoğundan diye nakletmiş bulunmaktadır. "Kadınlarının hayırlısı Hatice'dir." Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı demektir. Kadı Ebu Bekir b. el-Arabı der ki: Bu hadis dolayısıyla bu ümmetin kadınlarının en faziletlisi kayıtsız ve şartsız olarak Hatice'dir. Musa'nın kıssasının sonlarında da Ebu Musa yoluyla gelen Meryem ve Asiye'nin sözkonusu edildiği hadiste ise her ikisinin diğer kadınlardan faziletli olmaları gerektiği anlaşılmaktadır. Bu hadis de Meryem'in Asiye'den daha faziletli olduğunu, Hatice'nin de bu ümmetin kadınlarının en faziletlisi olduğunu göstermektedir
Ebu Musa el-Eş'ari r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Aişe'nin kadınlara üstünlüğü tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir. Erkeklerden pek çok kişi kemale erdiği halde kadınlardan ancak İmran kızı Meryem ile Firavun'un karısı Asiye kemale ermiştir
Narrated by Abu Ishaq, who said he heard Al-Bara' ibn 'Azib report: The Messenger of Allah (ﷺ) appointed 'Abdullah ibn Jubayr as commander over a unit of fifty archers whom he stationed on the hill, and gave them the following instruction: "Even if you see the vultures tearing at our corpses, do not leave your positions until I send word to you! And even if you see us routing and crushing the enemy forces, do not leave your positions until I send word to you!" At the start of the battle, the Muslims routed the enemy. By Allah, during that rout I saw the women of the polytheists running and gathering up their garments as they fled — their anklets and calves were visible. Seeing that the Muslims had dispersed the polytheists in this initial charge, the archers under the command of 'Abdullah ibn Jubayr began to say: "Come, let us go and collect the spoils of war! Look, our men have already routed the enemy! What are you waiting for?!" 'Abdullah ibn Jubayr said: "Have you so quickly forgotten the instruction given to you by the Messenger of Allah (ﷺ)?" But they did not listen to him and said: "By Allah, we are going to join our companions and collect spoils just as they are doing," and they left. The polytheists, seizing this opportunity, launched a counter-attack, and the Muslims were scattered and defeated. At that point, only twelve men remained by the side of the Messenger of Allah (ﷺ). The polytheists had killed seventy of our men as martyrs. In the Battle of Badr, the Messenger of Allah (ﷺ) and his Companions had overpowered one hundred and forty of the polytheists — seventy had been killed and seventy taken prisoner. Abu Sufyan, believing he had won the battle, shouted three times: "Is Muhammad among you?" The Prophet (ﷺ) forbade his Companions from answering him. Then Abu Sufyan shouted three times: "Is the son of Abu Quhafa (Abu Bakr) among you?" Then three times: "Is 'Umar ibn al-Khattab among you?" Receiving no answer, he turned to his companions and said: "All the men I just named have been killed." 'Umar could no longer restrain himself and said: "By Allah, you are gravely mistaken and you are lying. All those you named are still alive, and those whose survival will please you least are the very ones who will make you pay." Abu Sufyan then said: "Today's victory is in recompense for our defeat at Badr. War goes back and forth — sometimes you win, sometimes you lose. You will find that some of your companions have been mutilated. I did not order my men to do this, but it does not grieve me either." Then he began to shout: "Long live Hubal! Long live Hubal!" The Prophet (ﷺ) said to those around him: "Will you not answer him?" They said: "What shall we say, O Messenger of Allah?" The Messenger of Allah (ﷺ) said: "Say: Allah is the Most High and the Most Exalted!" Abu Sufyan called back: "We have al-'Uzza, and you have no 'Uzza!" The Prophet (ﷺ) again said: "Will you not answer him?" They said: "What shall we say, O Messenger of Allah?" The Messenger of Allah (ﷺ) said: "Say: Allah is our Protector (Mawla), and you have no protector."
Narrated by Suhaib (may Allah be pleased with him): The Messenger of Allah (ﷺ) narrated: "Before your time, there was a king who had a sorcerer at his court. When the sorcerer grew old, he said to the king: 'I have grown old; send me a young boy so that I may teach him sorcery.' The king sent him a young boy. On the way, the boy came across a monk who was sitting, and he was impressed by the monk's words. He made it a habit to stop at the monk's place before going to the sorcerer, which caused him to arrive late, and the sorcerer would beat him. He complained to the monk, who told him: 'If you fear the sorcerer, tell him that your family detained you. And if you fear your family, tell them that the sorcerer detained you.' One day, a large beast blocked the people's path. The boy said: 'Today I will find out who is better, the sorcerer or the monk.' He picked up a stone and said: 'O Allah, if the affair of the monk is more pleasing to You than that of the sorcerer, cause this beast to die so that the people may pass.' He threw the stone, killed the beast, and the people were able to pass. He told the monk about it, and the monk said: 'My son, today you are greater than me. You will soon be put to trial, and if that happens, do not reveal my identity.' The boy then began to cure the blind, the lepers, and all kinds of sick people. A close companion of the king, who had gone blind, came with many gifts and said: 'If you cure me, all of this will be yours.' He replied: 'I do not cure anyone — it is Allah who cures. If you believe in Allah, I will supplicate to Allah for you.' He believed in Allah, and Allah cured him. He returned to the king and sat beside him as he used to. The king asked him: 'Who restored your sight?' He replied: 'My Lord.' The king said: 'So you have a lord other than me?' He replied: 'My Lord and yours is Allah.' The king seized him and did not stop torturing him until he revealed the existence of the boy. The boy was summoned, and the king said to him: 'My boy, I have been told that your sorcery is such that you cure the blind, the lepers, and that you do this and that.' He replied: 'I do not cure anyone — it is Allah who cures.' The king seized him and did not stop torturing him until he denounced the monk. The monk was summoned and ordered to abandon his religion, but he refused. A saw was brought, placed at the top of his skull, and he was sawn until his two halves fell apart. The king's companion was then brought and ordered to abandon his religion, but he refused. A saw was brought, placed at the top of his skull, and he was sawn until his two halves fell apart. The boy was brought and ordered to abandon his religion, but he refused. The king handed him over to a group of his men and said: 'Take him to such-and-such mountain, make him climb to the top, and if he refuses to renounce his religion, hurl him off.' They took him and climbed with him to the summit. The boy prayed: 'O Allah, save me from them in whatever way You will.' The mountain shook, they all fell, and the boy walked back to the king. The king said: 'What happened to your companions?' He replied: 'Allah sufficed me against them.' The king handed him over to another group of his men and said: 'Take him out on a large boat, go out to the open sea, and if he refuses to renounce his religion, throw him into the sea.' They took him out. The boy prayed: 'O Allah, save me from them in whatever way You will.' The boat capsized, they all drowned, and the boy walked back to the king. The king said: 'What happened to your companions?' He replied: 'Allah sufficed me against them.' The boy then said to the king: 'You will not be able to kill me unless you do what I command you.' The king said: 'And what is that?' The boy said: 'Gather the people in a large open area, crucify me on a tree trunk, then take an arrow from my quiver, place the arrow on the bowstring, say: "In the name of Allah, the Lord of this boy," then shoot me. If you do that, you will kill me.' The king gathered the people in a large open area, crucified him on a tree trunk, took an arrow from his quiver, placed the arrow on the bowstring, said: 'In the name of Allah, the Lord of this boy,' then shot. The arrow struck the boy's temple. He placed his hand on his temple at the spot of the arrow and died. The people cried out: 'We believe in the Lord of this boy! We believe in the Lord of this boy! We believe in the Lord of this boy!' Someone came to the king and said: 'Do you see what you feared? By Allah, what you dreaded has come to pass: the people have believed.' The king then ordered that trenches be dug at the entrances of the streets, fires be lit in them, and announced: 'Whoever does not renounce his religion, throw him into the fire,' or it was said: 'Throw yourself into it.' This they did, until a woman came carrying her infant and hesitated to throw herself into the pit. The infant said to her: 'O my mother, be patient, for you are upon the truth.'"
Ibn Shihab said: Ibn Hazm informed me that Ibn Abbas and Abu Habba Al-Ansari used to say that the Prophet (ﷺ) said: "Then he ascended with me until I reached a level where I could hear the creaking of the pens." Ibn Hazm and Anas ibn Malik said that the Prophet (ﷺ) said: "Allah then made fifty prayers obligatory upon my community. I returned with that and passed by Moses. He said: 'What has Allah made obligatory upon your community?' I said: 'Fifty prayers.' He said: 'Return to your Lord, for your community will not be able to bear that.' So I went back and my Lord reduced it by half. I returned to Moses and said: 'He has reduced it by half.' He said: 'Return to your Lord, for your community will not be able to bear that.' So I went back and my Lord reduced it by half again. I returned to Moses. He said: 'Return to your Lord, for your community will not be able to bear that.' So I went back and my Lord said: 'They are five, yet they are (equal to) fifty. My word does not change.' I returned to Moses. He said: 'Return to your Lord.' I said: 'I feel too ashamed before my Lord.' Then Gabriel journeyed with me until we reached the Lote Tree of the Utmost Boundary (Sidrat al-Muntaha). It was enveloped in colors I cannot describe. Then I was admitted into Paradise, and in it were garlands of pearls, and its soil was musk."
Narrated by 'Ubada (may Allah be pleased with him): The Prophet (ﷺ) said: "Whoever testifies that there is no god but Allah alone, with no partner, that Muhammad is His servant and Messenger, that Jesus is the servant of Allah and His Messenger, His Word which He bestowed upon Mary, and a spirit from Him, that Paradise is true and Hell is true — Allah will admit him into Paradise, whatever his deeds may be.
Fath al-Bari Commentary: Al-Qurtubi said: The purpose of this hadith is to draw attention to the errors into which the Christians have fallen regarding Jesus and his mother. It also indicates how a Christian should be instructed upon embracing Islam. Al-Nawawi said: This is a hadith of great importance and one of the most comprehensive hadiths in matters of creed, for it simultaneously addresses how all nations of disbelief — despite their differing beliefs and their distance from one another — may exit from disbelief. Others have said: The mention of Jesus is a reference to the Christians, drawing attention to the fact that believing while accepting the Trinity is pure polytheism. The phrase "His servant" addresses this. The phrase "His Messenger" is a reference to the Jews, who deny his prophethood and slander both him and his mother with what they are far above. The expression in the hadith "and the son of His female servant" is meant to highlight the nobility of his lineage (this wording appears in Muslim's narration, not Bukhari's). His being called "a spirit" and attributed to Allah is similar to the Quranic verse: "And He has made subservient to you whatever is in the heavens and on the earth, all from Him." [Al-Jathiyah, 13] — meaning he is a created being brought into existence by Allah. "His Word" indicates that Jesus (peace be upon him) is a sign of Allah for His servants, for He created him without a father, caused him to speak before the usual time, and revived the dead through him. "Cunade adds the following extra wording..." [text incomplete in original] At the end of the hadith in the original Bukhari, the following statement also appears: "Al-Walid said: Ibn Jabir also told me from 'Umayr, from Junade, and added: 'He may enter through whichever of the eight gates of Paradise he wishes.'" Note: Abu Suhayb, who abridged Fath al-Bari, did not mention this addition at the end of the hadith, although he did narrate the commentary related to it from Fath al-Bari; therefore it was deemed necessary to point out this addition in a footnote. The phrase "whatever his deeds may be" means whether his deeds are righteous or corrupt. Indeed, it is inevitable that those who uphold tawhid (monotheism) will enter Paradise. Accordingly, the phrase "whatever his deeds may be" may mean: every person who is among the people of Paradise will enter it at a rank befitting his deeds. Al-Baydawi, commenting on the Prophet's words "whatever his deeds may be," said: This serves as a proof against the Mu'tazila from two aspects: according to their claim, a sinful person will remain in Hell forever, and it is obligatory for one who does not repent to enter Hell. However, the Prophet's words "whatever his deeds may be" are a circumstantial clause attached to "Allah will admit him into Paradise," and at that point no deeds will be taken into account. As for the one who dies without repentance, this can only be conceived in the case where Allah admits him into Paradise before punishing him. However, based on the hadiths regarding intercession, some sinners will be brought out of Hell after having been punished. In that case, this general expression is specified by those hadiths. Otherwise, just as there is fear for all sinners (of being punished in Hell), there is also hope for them (of entering Paradise). This is precisely the meaning of the statement of Ahl al-Sunnah: "They are subject to the potential risk of the divine will."
Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Beşikte sadece üç kişi konuşmuştur. (Bunlardan biri) İsa'dır. {Diğerine gelince} İsrailoğulları arasında Cureyc adında bir adam vardı. Namaz kılıyordu. Annesi yanına gelip onu çağırdı. (Kendi kendisine): Ona karşılık mı vereyim, yoksa namaza mı devam edeyim dedi. Annesi: Allah'ım sen ona fahişelerin yüzlerini göstermeden canını alma. Cureyc manastırında iken bir kadın karşısına çıktı, onunla konuştu. O kadından yüz çevirdi. Daha sonra bir çobanın yanına gitti. Çobanın kendisi ile beraber olmasına imkân tanıdı. Bir çocuk doğurdu. Kadın: Bu, Cureyc'dendir, dedi. İnsanlar onun yanına gittiler, manastırını yıktılar, oradan onu indirdiler, ona sövüp saydılar. Abdest aldıktan sonra namaz kıldı. Sonra çocuğun yanına giderek: Ey çocuk, baban kimdir, diye sordu. Çocuk: Çobandır dedi. Bu sefer manastırını yıkanlar: Senin manastırını altından bina edelim, dediler. O: Hayır çamurdan başkasını kabul etmem, dedi. (Üçüncülerine gelince) İsrailoğullarından bir kadın çocuğunu emziriyordu. Bineği üzerinde yakışıklı bir adam geçti. Annesi: Allah'ım, benim oğlumu da bunun gibi kıl, dedi. Çocuk annesinin memesini bırakarak bineği üzerindeki adama dönüp: Allah'ım, beni onun gibi yapma, dedi. Sonra da annesinin memesini emmeye koyuldu. Ebu Hureyre dedi ki: Şu anda ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmağını emişini görüyor gibiyim. Daha sonra bir cariyenin yanından geçti(ler). Annesi: Allah'ım, oğlumu bu cariye gibi kılma, dedi. Çocuk annesinin memesini bırakarak: Allah'ım, beni onun gibi kıl, dedi. Annesi: O nedenmiş, diye sordu. Çocuk dedi ki: Bineği üzerindeki adam zorbalardan bir zorba idi. Bu cariyeye ise hırsızlık yaptın, zina ettin diyorlar. Oysa o bunları yapmamıştır."
Ebu Hureyre r.a.'dan dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İsra'ya götürüldüğü gece(yi anlatırken) dedi ki: Musa ile karşılaştım. (Ebu Hureyre) dedi ki: Onu şöylece anlattı: Onun -zannederim şöyle dedi- aşırı olmamak üzere cüsseli birisi olduğunu gördüm. Saçları hafif dalgalı idi. Sanki Şenuelilerden bir damı andırıyordu. (Devamla) buyurdu ki: İsa ile de karşılaştım. -Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun niteliklerini anlatarak şöyle buyurdu: "Orta boylu, teni kırmızıya çalıyordu. Sanki hamamdan çıkmış gibi idi. İbrahim'i de gördüm. Onun soyundan gelen çocukları arasında ona en çok benzeyen kişi benim. (Devamla şöyle) buyurdu: Bana birisinde süt, diğerinde şarap bulunan iki kap getirildi. Dilediğini alabilirsin, denildi. Ben süt'ü alıp, içtim. Bana: Sen fıtrata doğru iletildin -ya da: fıtratı isabet ettirdin- denildi. Eğer şarabı almış olsaydın, senin ümmetin azmış olacaktı." AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
İbn Abbas r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İsa'yı, Musa'yı ve İbrahim'i gördüm. İsa kırmızı tenii, dalgalı saçlı, geniş omuzlu idi. Musa esmer, iri yapılı, saçları düz, Zut adamlarından birisi imiş gibiydi." AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Abdullah'tan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün herkesin önünde Mesih Deccal'i sözkonusu ederek dedi ki: Şüphesiz Allah'ın tek gözü kör değildir. Ancak Mesih ed-Deccal'in sağ gözü kördür. Gözü patlak bir üzüm tanesi gibidir." [-3440-] "Ve o gece Ka'be'nin yanında rüyada şunu gördüm: Erkeklerde görülen en güzel şekliyle esmer bir adam saçları düz, başından su damlıyordu. Ellerini iki adamın omuzlarına koymuş Ka'be'yi tavaf ediyordu. Ben: Bu kimdir, diye sordum. Bu Meryem oğlu Mesih'tir dediler. Daha sonra onun arkasında saçları aşırı derecede dalgalı, sağ gözü kör ve gördüklerim arasında İbn Katan'a en çok benzeyen bir adam daha gördüm. O da ellerini bir adamın omuzlarına koymuş, Beyt'i tavaf ediyordu. Peki bu kimdir, diye sordum. Bu Mesih Deccal'dir, dediler. " Hadis 3441, 5902, 6999, 7026 ve 7128 numara ile gelecektir. AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Salim, babasından dedi ki: "Hayır, Aııah'a yemin ederim ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İsa için kırmızı tenlidir demedi. Fakat şöyle dedi: Ben uykuda iken Ka'be'yi tavaf ettiğimi gördüm. Esmer, düz saçlı bir adam görüverdim. İki adam arasında yürüyordu. Başından su damlıyordu -yahut da başından adeta su dök'ülüyordu.- Bu kimdir dedim, Meryem oğludur dediler. Oradan gittim. Bu sefer kırmızı tenii, iri cüsseli, saçları kıvırcık, sağ gözü kör, adeta gözü patlak bir üzüm tanesini andıran bir adam ile karşılaştım. Bu kimdir dedim. Bu Deccal'dir dediler. İnsanlar arasında ona en çok benzeyen kişi de İbn Katan'dır." ez-Zühri dedi ki: Bu, Huzaalılardan bir adam olup, cahiliye döneminde ölmüştür. AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "ResuJullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: İnsanlar arasında Meryem ağıtına en yakın benim. Çünkü bütün Nebiler anneleri ayrı, kardeş gibidirler. Benimle onun arasında da hiçbir Nebi yoktur. " Hadis 3443 numara ile gelecektir. AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Ebu Hureyre dedi ki: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Dünyada da, ahirette de insanlar arasında Meryem oğlu İsa'ya en yakın olan benim. Nebiler anaları ayrı kardeş gibidirler. Anneleri farklı, dinleri birdir." AÇIKLAMA 1405. SAYFA 3447.HADİSTE
Ebu Hureyre r.a.dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa hırsızlık yapmakta olan bir adam gördü. Ona: Hırsızlık mı yaptın, diye sordu. Adam: Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki hayır, dedi. Bunun üzerine İsa: Allah'a iman ettim, gözümü yalanladım dedi."
Ömer r.a.'dan rivayete göre, minber üzerinde dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Hıristiyanların Meryem oğlu (İsa) hakkında ileri derecede hak olmayan bir şekilde onu tazim edip övdükleri gibi siz de beni olmadık şekilde tazim edip övmeyiniz. Ben ancak onun kuluyum. Bu sebeple bana Allah'ın kulu ve Resulü deyiniz
Ebu Musa elcEş'ari r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Adam cariyesini güzel bir şekilde edeplendirir, ona güzel bir şekilde öğretir. Sonra da o cariyeyi azad edip onunla evlenecek olursa ona iki ecir verilir. Yine bir kimse İsa'ya iman ettikten sonra bana da iman ederse onun için iki ecir vardır. Köle Rabbine karşı takvalı olup, efendilerine itaat ederse onun için de iki ecir vardır
Narrated by Ibn Abbas (may Allah be pleased with him), he said: "The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) said: 'You will be gathered barefoot, naked, and uncircumcised.' He then recited the verse of Allah the Exalted: 'As We began the first creation, We will repeat it. [That is] a promise binding upon Us. Indeed, We will do it.' [Al-Anbiya, 104]. The first person to be clothed will be Ibrahim (Abraham). After that, some men from my companions will be taken to the right and to the left. I will say: 'My companions! (Where are you taking them?)' It will be said in reply: 'They kept turning back on their heels ever since you parted from them.' Then I will say what the righteous servant, Isa ibn Maryam (Jesus son of Mary), said: 'And I was a witness over them as long as I was among them; but when You took me up, You were the Observer over them, and You are Witness over all things. If You should punish them — indeed they are Your servants; but if You forgive them — indeed it is You who is the Exalted in Might, the Wise.' [Al-Ma'idah, 117–118].
Muhammad ibn Yusuf al-Firebri said: "It was narrated in the presence of Abu Abdullah (al-Bukhari) that Kabisa said: 'Those referred to here are those who apostatized during the time of Abu Bakr, and Abu Bakr (may Allah be pleased with him) fought against them.'"
Fath al-Bari Commentary:
"Among the Children of Israel there was a man called Jurayj." The monastery (manastır) refers to a tall building with a pointed top.
"His mother called him. He said: Shall I answer her or continue my prayer?" In the chapter on Oppression (Mazalim), the author (al-Bukhari) adds via the same chain mentioned here: "But he did not answer her."
The phrase in the hadith "both my mother and my prayer" means: O Lord, let me both answer my mother and complete my prayer — grant me the success to do whichever of the two is more virtuous.
In the narration through Abu Rafi', it is stated: "His mother saw him praying. She put her hand over her brow and said: 'O Jurayj!' He said: 'O Lord, my mother and my prayer (which shall I choose)?' He chose his prayer. His mother turned back. She came to him again and found him praying again. She said: 'O Jurayj, I am your mother, speak to me.' He said the same thing as before…" and the rest of the hadith was narrated.
According to the narration through Imran ibn Husayn, his mother came to him three times and called him three times each visit.
In the narration of al-A'raj in al-Isma'ili: "My mother and the prayer I am performing for my Lord. I prefer the prayer over my mother," and he mentioned this three times.
At the end of the Prayer chapter, the following narration was recorded — narrated by Yazid ibn Hawshab from his father as a marfu' hadith: "If Jurayj had been a scholar, he would have known that answering his mother was more obligatory (awla) than his prayer."
His mother said: "O Allah, do not take his soul until he has seen the faces of prostitutes."
In the narration through Imran ibn Husayn: His mother said in anger: "O Allah, let not Jurayj die until he has looked upon the faces of loose women.
"They said: We will build your monastery in gold for you. He said: Only if you build it in mud (clay) will I accept." In the narration through Wahb ibn Jarir: "Rebuild it as it was before, from clay." In the narration through Abu Rafi': "They said: We will rebuild it in gold and silver since we demolished yours. He said: No, rebuild it as it was before. And so they did."
In the narration of Abu Salama, there is this addition: "They restored it to its original state and he returned to his monastery. They asked him: By Allah, why did you smile? He said: The only reason for my smile was the curse my mother made against me at one time."
Lessons Derived from the Hadith:
Answering the mother's request takes precedence over a voluntary (nafl) prayer, because continuing a voluntary prayer is itself voluntary, whereas responding to one's mother and treating her well is obligatory (wajib).
Al-Nawawi and others said: The reason his mother's curse was accepted was that it was possible for him to briefly interrupt his prayer and answer her. However, he may have feared that she would call him away from his monastery and back to worldly matters. This is what al-Nawawi stated. However, this claim is debatable, because as previously mentioned, his mother used to visit him and he would speak with her. It appears that she would visit out of longing, wishing only to see him and speak with him. It seems the reason he did not hasten his prayer and answer his mother was his fear of losing his concentration (khushu') in prayer. In the narration at the end of the Prayer chapter, attributed by Yazid ibn Hawshab from his father as a hadith of the Prophet (peace and blessings be upon him): "The Prophet (peace and blessings be upon him) said: If Jurayj had been a learned scholar, he would have known that answering his mother was more of a priority than worshipping his Lord." This was narrated by al-Hasan ibn Sufyan. If the absolute expressions in the hadith are taken at face value, it would mean that it is permissible in all cases — whether the prayer is voluntary or obligatory — to abandon the prayer in order to respond to a mother's call. This is also a view recorded in the Shafi'i school by al-Ruyani. Al-Nawawi also states, following others: This indicates that such action was permissible according to their religious law. However, this too is debatable, and I have previously addressed this at the end of the Prayer chapter. The more correct view among the Shafi'is is: If the prayer is voluntary and it is known that leaving it without answering will cause distress to the parent, then answering is required; otherwise it is not. If the prayer is obligatory and the time is limited, answering is not obligatory. If the time is ample, according to Imam al-Haramayn, answering becomes obligatory, though others have disagreed, because once a prayer is begun it must be completed. According to the Malikis, answering the father's call during a voluntary prayer is more virtuous than continuing it. According to Qadi Abu al-Walid's narration, this is not restricted to the mother alone.
The hadith demonstrates the great importance of honoring parents and responding to their requests — even when the child has a valid excuse. However, rulings may differ depending on the circumstances and objectives involved.
Those under one's authority should be treated with compassion if they are about to do something that would necessitate a threat. Although Jurayj's mother was angry with him, she only invoked a specific curse against him rather than a general one. Had she not chosen the path of gentleness, she might have prayed for him to commit the evil act himself or to become a murderer.
Trials and tribulations do not harm those who are sincere and devoted to Allah.
The narration demonstrates the strength of Jurayj's certainty regarding Allah and his firm hope in Him. Although it is not natural for a newborn infant to speak, he asked for the child to speak. Had his trust in Allah not been solid, Allah would not have caused the child to speak.
When two matters conflict, one begins with the more important of the two. Allah the Exalted shows His true friends a way out when they are afflicted by trials; however, this may sometimes be delayed for some of them in order to further purify them and grant them greater reward.
It is established that the miracles (karamat) of the awliya' (saints) are real and that they may manifest by their own will and intention.
One who has committed an immoral act loses the respect that would otherwise be due to them. One who seeks refuge in Allah the Exalted in important matters turns to Him through prayer.
Contrary to the claims of some, ritual ablution (wudu) is not exclusive to this Ummah. What is specific to this Ummah is the ghurra and tahjil — the light that will appear on the forehead, arms, and feet on the Day of Resurrection as a result of the limbs being washed during ablution. A similar situation was mentioned earlier in the story of Ibrahim concerning what befell Sarah with the tyrannical ruler. And Allah knows best.
"Handsome" is explained as someone of beautiful appearance, fine dress, and pleasing form — the kind of person who draws admiring glances.
"His mother asked her son: Why?" That is, the mother asked her son the reason for what had happened.
From the hadith, it is understood that the imaginations of worldly people extend only as far as outward appearances allow, and stop there; thus they fear the apparent evil of a situation. But those who are of deep understanding (ahl al-tahqiq) are not like this — they are with reality in its truth, and therefore do not concern themselves with other things when their inner state is sound. This is also understood from what Allah the Exalted narrated about the companions of Qarun, when he came before them in all his splendor and some said: "Would that we had the like of what was given to Qarun…" while those given knowledge said: "Woe to you! The reward of Allah is better…" [Al-Qasas, 79–80].
It is also understood from this hadith that human beings are created with a natural inclination to prefer good for their children over themselves. The woman sought good for her child, wanted evil to be kept away from him, but did not ask for anything for herself.
"As if he were one of the Zutts (Zutt people)" — meaning he resembled dark-skinned people.
"But the right eye of the Dajjal (False Messiah) is blind. His eye resembles a protruding" — meaning visibly bulging — "grape.
"From Salim" refers to Salim, the son of Abdullah ibn Umar.
"While I was asleep" (i.e., in a dream) "I saw myself performing tawaf around the Ka'bah." This shows that his vision of the Prophet on this occasion was different from the vision narrated in the hadith of Abu Hurayrah, which occurred during the Night Journey (Isra'). Although it has been said that the entire Isra' took place in a dream, the correct view is that it occurred while he was awake.
"I am the closest of all people to Isa ibn Maryam." In the narration of Abdur-Rahman ibn Abi 'Amra from Abu Hurayrah: "I am the closest of all people to Isa ibn Maryam, both in this world and in the Hereafter." This means: I am the most elite of all people and the closest to him, because he gave glad tidings of the coming of Muhammad (peace and blessings be upon him) after him.
"The Prophets are brothers like children of one father by different mothers (allat)." In the narration of the aforementioned Abdur-Rahman: "The Prophets are brothers by different mothers." Al-allat refers to co-wives (cowives of the same husband). The term al-alal refers to drinking water successively. Brothers from allat (awlad al-allat) are brothers with the same father but different mothers. The meaning of the hadith is: their religion is one in its origin — that origin being tawhid (monotheism) — even if there are differences in the subsidiary rulings of the Sharia. It has also been said that the intended meaning is that they were sent at different times
"And there is no Prophet between him and me." This appears to be presented as evidence for his claim that he is the closest of all people to Isa. He also used it as evidence that no Prophet was sent after Isa other than our own Prophet (peace and blessings be upon him).
"I disbelieved my eye." Al-Qurtubi says: Based on the apparent meaning of Isa's words to the man who had stolen — "You stole" — the act of theft is stated as a definitive matter, because he saw the man take protected property covertly. The man's response "No, never" was a denial, which he then reinforced with an oath. As for Isa's words "I believe in Allah and deny what my eye saw," this means: I affirm the one who swears by Allah's name, and I deny what appeared to me as theft, because there is a possibility that the man was taking something that rightfully belonged to him, or that the owner had permitted him to take it, or that he took it to examine it with no intent of usurpation or seizure. Al-Qurtubi continues: Moreover, Isa's words may not carry the sense of a definitive statement. When he said "you stole," he may have intended it as a question — "Did you steal?" — with the interrogative particle omitted. This is a common and valid linguistic usage. (End of al-Qurtubi's commentary.
However, given that the Prophet (peace and blessings be upon him) used the definitive expression "Isa saw a man who was stealing," the possibility that this was intended as a question is remote. Likewise, the possibility that taking the item was permissible for the man is also remote, given the same definitive phrasing used by the Prophet. The first possibility is taken from the explanations of Qadi Iyad. However, Ibn al-Qayyim in his work Ighathatu al-Lahfan responds to this as follows: This is a far-fetched interpretation. The truth is that Allah the Exalted held such a great place in Isa's heart that he could not imagine anyone swearing falsely in His name. Therefore, he had to either accuse the one who swore the oath or accuse his own eye — and he chose to accuse his own eye. Just as Adam had assumed that Iblis was telling the truth when Iblis claimed to be giving him sincere counsel. I say: Ibn al-Jawzi's interpretation is no less strained than that of Qadi Iyad, and the analogy drawn is not particularly appropriate. And Allah knows best
This hadith has also been cited as evidence that hadd punishments are not applied when there is doubt, and that a judge may not rule based solely on his personal knowledge. The preferred view of the Malikis and Hanbalis is that this is not permissible under any circumstances. According to the Shafi'is, ruling based on personal knowledge is permissible except in matters of hadd punishment. This hadith falls under that category (i.e., hadd punishments). Detailed discussion on this matter will follow, Allah willing, in the chapter on Legal Rulings (Ahkam). (Hadith no. 7161)
"Do not over-praise me" — do not resort to false and exaggerated praise of me. "As the Christians praised Isa ibn Maryam" — for they claimed that Isa was divine and attributed other characteristics to him.
The discussion related to "If a man disciplines his slave-girl in a good manner" will come in the chapter on Marriage (Nikah). (Hadith no. 5083)
Regarding the statement "If a person believed in Isa and then believes in me, he will have two rewards" — the various issues pertaining to this have been discussed with sufficient elaboration in the chapter on Knowledge (Ilm). (Hadith no. 97)
The hadith also alludes to the fact that no Prophet came between Isa and our Prophet (peace and blessings be upon him).
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan'a yemin ederim ki fazla zaman geçmeden Meryem oğlu aranızda adaleti i bir hakem olarak inecektir. Haçı kıracaktır, domuzu öldürecektir, savaşı kaldıracaktır, malokadar artacak ki kimse onu kabul etmeyecektir ve nihayet bir tek secde dahi dünyadan ve içindekilerinden hayırlı olacaktır." Daha sonra Ebu Hureyre dedi ki: Dilerseniz; "Kitap ehlinden olup, ölümünden önce ona iman etmeyecek kimse yoktur. O da kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır."[Nisa, 159] buyruğunu okuyabilirsiniz
Abu Hurayra (may Allah be pleased with him) said: The Messenger of Allah (ﷺ) said: "What will your condition be when the Son of Mary descends among you, and your imam is from among yourselves?"
Fath al-Bari Commentary:
"Soon" — meaning the occurrence of this is near. It is inevitable and will come to pass quickly.
"His descent among you" — his descent among this ummah. For the address is directed to that portion of the ummah that will not live to witness the time of his descent.
"Hakam (arbitrator/judge)" — meaning a ruler. That is, he will descend as one who judges by this shari'ah, for this shari'ah endures and will not be abrogated. 'Isa will be one of the judges of this ummah. In the narration of al-Layth from Ibn Shihab recorded in Muslim, it reads: "a just arbitrator (hakami qist)." In the narration of Ibn 'Uyayna from Ibn Shihab, also in Muslim, it reads: "a just imam" — meaning a leader who rules with equity. However, the word "qasit" carries a different meaning; it means an oppressor.
"He will break the cross and kill the pig" — that is, he will literally break the cross, thereby nullifying Christianity and exposing the falsehood of what the Christians consider magnificent and sacred. This hadith indicates that raising pigs, eating them, and benefiting from them is forbidden, and that the pig is impure, since it is not permissible to destroy something from which benefit can be derived. Some related commentary on this appears toward the end of the chapter on transactions (no. 2222).
It is also understood from this hadith that evil and reprehensible matters must be changed, and instruments that serve falsehood must be broken. Religion will become one religion. No one from the People of the Covenant (dhimmis) who would be required to pay the jizyah will remain. According to another view, the meaning is: wealth will multiply to such an extent that there will be no one capable of spending what is collected as jizyah, and so it will not be collected as it will no longer be needed
Al-Qadi 'Iyad says: "The abrogation of jizyah" may also mean that it will be imposed upon the disbelievers without any clemency or consideration. This would itself be the cause of the multiplication of wealth. However, al-Nawawi rejects this, saying: The correct view is that 'Isa will accept nothing other than Islam.
Al-Nawawi says: Although jizyah is legitimate in Islamic law, the meaning of 'Isa abolishing it is that the legitimacy of jizyah is conditional upon a period prior to the descent of 'Isa. For this narration is itself evidence of that. 'Isa will not abrogate the ruling of jizyah; rather, it is our Prophet (ﷺ) who declares through these words that such an abrogation will occur.
Ibn Battal says: Our acceptance of jizyah before the descent of 'Isa is due to our need for wealth. But during the time of 'Isa this will not be the case, for wealth will be so abundant that no one will even accept it. As for the legitimacy of accepting jizyah from Jews and Christians: they possess a scripture whose divine origin is considered doubtful, and they claim to adhere to an older shari'ah. When 'Isa descends, their doubts will be dispelled by the very sight of him. They will then be unable to present any argument, and their situation will become as clear as that of the pagans. It would then be appropriate to treat them as pagans are treated — by not accepting jizyah from them. One of our scholars mentioned this as a possibility. Allah knows best
"And wealth will multiply" — the reason for this multiplication is that the descent of blessings and the abundance of goodness will come as a result of just governance and the absence of oppression. The earth will bring forth its treasures, and people's desire to accumulate wealth will diminish as they become aware of the nearness of the Day of Judgment. "Such that a single prostration will be more valuable than the entire world and all it contains" — meaning they will seek closeness to Allah through worship alone, not through charitable giving of wealth. It has also been said that this means: people will not give any importance to the world, and will love a single prostration more than the entire world and everything in it.
Abu Hurayra then said: "If you wish, recite: 'There is not one of the People of the Scripture but will believe in him before his death...' [al-Nisa', 4:159]" — meaning, after 'Isa descends, not one among the Jews and Christians from the People of the Scripture will fail to believe in him.
This is the conclusion drawn by Abu Hurayra regarding the pronouns in Allah's words "will believe in him" and "before his death" — that these pronouns refer to 'Isa. That is, before 'Isa dies, every member of the People of the Scripture will certainly believe in him. Ibn Jarir has narrated this as a definitive position from Ibn 'Abbas through a sound chain via Sa'id ibn Jubayr.
The scholars say: The wisdom behind the descent of 'Isa specifically, among all the prophets, is to refute the claim of the Jews that they killed him. Allah will demonstrate their falsehood, and 'Isa (peace be upon him) will kill the Jews. In this hadith, as narrated by Muslim through Ibn 'Umar, the period 'Isa will remain on earth after his descent is seven years.
There is a difference of scholarly opinion regarding whether 'Isa (peace be upon him) died before being raised to the heavens. The primary cause of this disagreement is Allah's statement: "I will take you and raise you to Me" (Al 'Imran, 3:55). Some say that what is apparent from the text is what is meant — that is, 'Isa will descend to earth and, after the period decreed for him has passed, he will die a second death. Others say that the phrase "I will take you" means: I will take you from the earth (when your remaining time has expired), and so he will only die at the end of times
"What will your condition be when the Son of Mary descends among you, and your imam is from among yourselves?" — Abu al-Hasan al-Hasa'i al-Abadi writes in his work Manaqib al-Shafi'i: The reports that al-Mahdi will be from this ummah, and that 'Isa will pray behind him, have reached the level of tawatur (mass transmission).
Abu Dharr al-Harawi said: Al-Jawzaqi narrated to us that one of the early scholars said: "The phrase 'your imam is from among you' means that he will judge by the Quran, not by the Gospel."
Ibn al-Tin says: The meaning of "your imam is from among you" is that the Shari'ah of Muhammad will continue without interruption until the Day of Judgment, and in every generation there will be among the people of knowledge those who uphold it. This hadith, and the one preceding it, do not explicitly state whether 'Isa will lead the prayer as imam or follow as a follower (ma'mum) after his descent. If 'Isa were to lead the prayer, the interpretation would be that he would do so as one who has joined this ummah
Al-Tibi says: That is, 'Isa will lead you as one of your own religion. However, another hadith in Muslim renders this interpretation problematic: "He will be told: 'Lead us in prayer,' and he will say: 'No, for one of you is the leader over the other — this is an honor bestowed upon this ummah.'"
Ibn al-Jawzi says: If 'Isa were to step forward and lead the prayer, a problem arises in the mind that must be resolved: is he leading as a deputy, or as one bringing a new shari'ah? For this reason, he will pray as a follower behind a member of the congregation, so that the Prophet's (ﷺ) statement "There will be no prophet after me" will not be touched by even the slightest doubt. The fact that 'Isa — despite coming at the end of times, close to the Hour — will pray behind a man from this ummah, contains evidence in support of the correct opinion: that there will always exist upon the earth someone who stands for Allah with clear proof. Allah knows best.
Ukbe b. Amr, Huzeyfe'ye dedi ki: "Bize Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den duyduğun (bir) şey (hadis)i nakletmez misin? Huzeyfe dedi ki: Ben onu şöyle buyururken dinledim: Deccal çıkacağı zaman onunla birlikte bir su ve bir ateş bulunacaktır. İnsanların ateş diye görecekleri şey soğuk bir sudur, ama insanların soğuk su diye görecekleri şey de yakan bir ateştir. Sizden (ona) kim yetişirse ateş diye gördüğü şeye düşsün. Şüphesiz o tatlı ve serin (bir su)dir." Bu hadis 7130 numara ile gelecektir
Aişe ve İbn Abbas r.a. dediler ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölüm hastalığında ağırlaşınca yüzünü bir hamisa (denilen çizgili siyah kumaş) ile örtmeye koyuldu. Canı sıkılınca bu örtüyü yüzünden çekiyordu. O bu halde iken şöyle buyurdu: 'Yahudilerle Hristiyanlara Allah lanet etsin. Çünkü onlar nebilerinin kabirlerini mescit edindiler.' O bununla yaptıklarının benzerini yapmaktan sakındırıyordu."
Ebu Hazim dedi ki: Beş yıl süreyle Ebu Hureyre ile oturup kalktım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletti: "İsrailoğullarını nebiler idare ediyordu. Bir nebi vefat etti mi onun yerine bir başka nebi gelirdi. Ancak şu var ki benden sonra nebi gelmeyecektir. Halifeler olacak ve bunlar çoğalacaktır. Ashab: Bize ne emredersin, diye sordular. Şöyle buyurdu: Öncelikle kime bey'at ettiyseniz ona bağlı kalınız. Onlara haklarını veriniz. Şüphesiz Allah yönetsinler diye ellerinin altına verdiklerinden onları sorgulayacaktır
Ebu Said r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden öncekilerin gittiği yolu karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz. Hatta onlar bir kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de ona gireceksiniz. Biz: Ey Allah'ın Resulü Yahudilerle, Hıristiyanları mı kastediyorsun, dedik. O: Başka kim olabilir ki, diye buyurdu." Bu hadis İleride 7320 numara ile gelecektir
Bize Hâlid el-Hazzâ, Ebû Kılâbe'den tahdîs etti ki, Enes(radıyallahü anh) şöyle demiştir:(Sahâbîler çoğalıp da namaz vaktini tanıyacakları bir şeyle bildirmek istedikleri zaman) ateş yakmak, çan çalmak hatırlarına geldi. Yahudiler ve Hrıstiyanları da, yani bunların onlara âid işler olduğunu da düşündüler (ve vazgeçildi). Sonra Bilâl'e ezan lâfızlarını ikişer ikişer; ikaamet lâfızlarını birer birer söylemesi emrolundu
Aişe r.anha'dan rivayete göre, o namaz kılan bir kimsenin namaz kılarken elini boğrüne koymasını mekruh görür ve: "Bunu Yahudiler yapar, derdi
İbn Ömer r.a'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Geçmiş ümmetiere göre sizin eceliniz, ancak ikindi namazı ile güneşin batımına kadar olan süreye benzer. Sizin misaliniz ile Yahudilerle Hıristiyanların misali de bir takım işçileri ücretl tutmuş bir adama benzer. Bu adam: Birer kırat ücret karşılığında günün yarısına kadar kim benim için çalışır, dedi. Bunun üzerine Yahudiler birer kırat karşılığında günün yarısına kadar çalıştılar. Daha sonra: Günün yarısından itibaren ikindi namazına kadar birer kırat ücret karşılığında benim için kim çalışır, dedi. Hıristiyanlar da günün yarısından ikindi namazına kadar birer Klrat karşılığında çalıştılar. Daha sonra dedi ki: İkindi namazından güneşin batışına kadar ikişer kırat karşılığında benim için kim çalışır? Dikkat edin, işte ikindi namazından, güneşin batımına kadar ikişer kırat karşılığında çalışanlar sizlersiniz. Dikkat edin size ecir iki defa verilir. Yahudilerle Hıristiyanlar buna kızarak dediler ki: Biz daha çok amel ettiğimiz halde bize verilen daha az. Allah: Ben hakkettiğinizden az vererek size zulmettim mi, diye sordu. Onlar, hayır dediler. Şöyle buyurdu: Bu. benim Lutfumdur. Onu dilediğime veririm
İbn Abbas radıyallahu anh dedi ki: Ömer radıyallahu anh'ı şöyle derken dinledim: "Allah filanı kahretsin! O, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in 'Allah Yahudilere lanet etsin! Onlara iç yağları haram kılındı; onlar ise o yağları eritip sattılar' buyurduğunu bilmiyor mu?" Bu hadisi Câbir ve Ebu Hureyre de Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet etmiştir.
Abdullah b. Amr'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Benden bir ayet dahi olsa tebliğ ediniz. İsrailoğullarından nakledebilirsiniz, bunda bir mahzur yoktur. Kim benim hakkımda kasten yalan söylerse ateşteki yerini tutsun."
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Yahudilerle Hıristiyanlar (ağaran saçlarını) boyamazlar. Siz onlara muhalefet ediniz." Bu Hadis İleride 5899 numara ile gelecektir
el-Hasen'den dedi ki: "Bize Cündeb b. Abdullah bu mescidde anlattı. Onun bize bunu anlattığından bu yana biz anlatılanları unutmadık. Cündeb'in Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yalan söylüyor diye bir korkumuz da yok. O dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 'Sizden öncekiler arasında yaralı bir adam vardı. Acıya tahammül edemediği için bir bıçak alıp onunla elini kesti. Ölene kadar da kanı durmadı. Yüce Allah: Kulum canını almakta benden önce davranmak istedi. Ben de ona cenneti haram ettim, buyurdu.'"
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "İsrailoğullarında bir abraş, bir kör ve bir kel vardı. Aziz ve celil olan Allah onları sınamak istedi. Bunun için onlara bir melek gönderdi. Melek abraşın yanına giderek dedi ki: 'En sevdiğin şey nedir?' Abraş: 'Güzel bir renk, güzel bir ten. Çünkü insanlar benden tiksiniyor' dedi. Onu sıvazladı ve ondan hastalık gidiverdi; ona güzel bir renk ve güzel bir ten verildi. Melek: 'En sevdiğin mal hangisidir?' diye sordu. O, 'Deve' — yahut 'İnek' — dedi. (Bu hususta şüphe eden ravi İshak b. Abdullah'tır: Abraş ile kel olanın birisi deve dedi, diğeri inek dedi.) Bunun üzerine ona on aylık hamile bir deve verildi. Melek: 'Allah bunda sana bereket ihsan etsin' dedi
Sonra kel'in yanına giderek: 'En sevdiğin şey nedir?' diye sordu. O: 'Güzel bir saç ve bu halin benden gitmesi. Çünkü insanlar benden tiksiniyor' dedi. Onu sıvazladı ve keli gitti, ona güzel bir saç verildi. Melek: 'En sevdiğin mal hangisidir?' diye sordu. O da 'İnek' dedi. Ona gebe bir inek verdi ve: 'Allah senin için bunu mübarek kılsın' dedi.
Sonra körün yanına giderek: 'En sevdiğin şey nedir?' diye sordu. O: 'Allah'ın gözlerimi bana tekrar geri vermesi ve böylelikle insanları görebilmem' dedi. Onu sıvazladı, Allah da ona gözlerini geri verdi. 'En sevdiğin mal hangisidir?' diye sordu. O 'Koyun' dedi. Ona yavrusu olan bir koyun verdi.
Daha sonra diğerlerinin devesi ve ineği doğurdu, öbürünün koyunu yavruladı. Bunun bir vadi dolusu devesi, öbürünün bir vadi dolusu ineği, berikinin bir vadi dolusu koyunu oldu.
Daha sonra melek önceki şekil ve kılığıyla abraşın yanına gitti ve dedi ki: 'Ben yoksul birisiyim. Yolculuğumda çarelerim tükendi, çaresiz kaldım. Bugün gideceğim yere ulaşabilmem ancak Allah'ın yardımı ile, sonra da senin yardımınla mümkün olabilir. Sana bu güzel rengi, bu güzel teni ve bu malı veren hakkı için bu yolculuğumda üzerinde gidebileceğim bir deve vermeni istiyorum.' Abraş ona: 'Yerine getirmemiz gereken haklar pek çoktur' dedi. Melek bunun üzerine ona: 'Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden tiksindiği bir abraş ve fakir bir kimse değil miydin? Sonra Allah sana mal verdi, öyle mi?' dedi. Abraş: 'Hayır, ben bunu büyük atalardan büyük atalara geçe geçe devreden bir miras olarak edindim' dedi. Melek dedi ki: 'Eğer yalan söylüyorsan Allah seni önceki haline geri çevirsin.
Daha sonra kel'in yanına önceki şekil ve kılığıyla gitti. Ona da bir öncekine dediklerinin benzerini söyledi. O da öbürü gibi karşılık verince melek şöyle dua etti: 'Eğer yalan söylüyorsan Allah seni önceki haline geri çevirsin.
Daha sonra ilk şekliyle körün yanına gitti ve dedi ki: 'Ben yoksul ve yolcu bir adamım. Yolumda çaresiz kaldım. Bugün ancak Allah'ın yardımı, sonra da senin sayende gidebileceğim yere gidebilirim. Sana gözlerini geri veren hakkı için bu yolculuğumda gideceğim yere ulaşabilmem için senden bir koyun istiyorum.' Kör ona dedi ki: 'Evet, ben kör idim, Allah bana gözlerimi geri verdi; fakir idim, beni zengin etti. Dilediğini al. Allah'a yemin ederim, bugün senin Allah için alacağın hiçbir şey dolayısıyla seni yormayacağım.' Bunun üzerine melek dedi ki: 'Malını elinde tut. Sizler sınandınız. Allah senden razı oldu, öbür iki arkadaşına da gazap etti.'"
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden öncekilerden üç kişi aniden bir yağmura tutuldular. Bunun için bir mağaraya sığındılar. Mağaranın ağzı üzerlerine kapandı. Biri diğerine dedi ki: Allah'a yemin ederim arkadaşlar, sizi ancak sıdk (ihlas, doğruluk, samimiyet) kurtarabilir. Dolayısıyla her biriniz gerçekten sıdk ile yaptığını bildiği bir işi söyleyerek dua etsin. Onlardan birileri dedi ki: Allah'ım, biliyorsun ki, benim ücretle çalıştırdığım birisi vardı. O bana bir ferak pirinç karşılığında bir iş yaptı. Fakat onu almayıp gitti. Ben de o miktardaki pirinci alıp ektim. Sonunda öyle bir hale geldi ki, onun karşılığında bir miktar inek aldım. Daha sonra gelip benden ücretini istedi. Ben de ona: Şu inekleri al, önüne kat git, dedim. Bana: Benim sendeki alacağım bir ferak pirinçtir, dedi. Ben ona: Sen o inekleri al, onlar bu bir feraktan oldu, dedim. O da inekleri önüne katıp gitti. Eğer bunu sana olan haşyetimden ötürü yapmışsam biliyorsan bizi bu halden kurtar. Kaya üzerlerinden bir miktar açıldı. Diğeri dedi ki: Allah'ım, biliyorsun ki, benim oldukça yaşlı annem, babam vardı. Her gece onlara koyunlarımın sütünü getiriyordum. Bir gece yanlarına gelmekte geciktim. Geldiğimde ikisi de uyumuştu. Hanımım ve çocuklarım ise açlıktan sızlanıp ağlıyorlardı. Fakat ben anne babama içirmeden önce onlara içirmiyordum. Anne babamı da uyandırmak hoşuma gitmedi. Bununla birlikte sütlerini içmeden onları bırakmak da zayıf düşecekleri korkusuyla hoşuma gitmedi. Nihayet tan yeri ağarıncaya kadar onları beklemeye devam ettim. Eğer ben bu işi senin haşyetinden dolayı yapmışsam bizi bu sıkıntıdan kurtar. Kaya bir parça daha açıldı ve nihayet göğü görebildiler. Diğer arkadaşları da dedi ki: Allah'ım, biliyorsun ki, benim bir amca kızım vardı. İnsanlar arasında en sevdiğim kişi idi. Ona kendisini bana teslim etmesi için yalvardım, onu ikna etmeye çalıştım. Kendisine yüz dinar vermedikçe kabul etmeyeceğini söyledi. Ben de o parayı bulmaya koyuldum. Nihayet toplayabildim. O parayı götürüp ona verdim. O da bana kendisini teslim etti. Bacakları arasına oturunca: Allah'tan kork ve hakkı ile olmadıkça yüzüğü kırma, dedi. Ben de ayağa kalktım ve yüz dinarı da almadım. Ben bu işi senin haşyetinden dolayı yapmışsam bizi kurtar. Allah da onların üzerlerini açtı ve (oradan) çıktılar."
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Bir kadın oğlunu emzirirken yanından bir atlı geçti. Oğlunu emzirdiği halde: 'Allah'ım, bunun gibi olmadıkça oğlumun canını alma' dedi. Oğlu: 'Allah'ım, beni onun gibi yapma' dedi. Sonra da annesinin memesini emmeye devam etti. Daha sonra sürüklenen ve kendisiyle oynanıp eziyete uğratılan bir kadının yanından geçtiler. Çocuğun annesi: 'Allah'ım, oğlumu bu kadın gibi yapma' dedi. Oğlu: 'Allah'ım, beni bu kadın gibi yap' dedi. Sonra dedi ki: 'O süvari bir kâfirdi. Kadına gelince, bunlar ona "zina ediyorsun" diyorlar, kendisi ise "Allah bana yeter" diye cevap veriyor. "Hırsızlık yapıyorsun" diyorlar, o "Allah bana yeter" diyor.'"
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Susuzluktan neredeyse ölmek üzere olari bir köpek, bir kuyunun etrafında dönüp dururken İsrailoğulları fahişelerinden bir fahişe onu gördü. Ayakkabısını çıkartıp o köpeğe (onunla) su içirdi. Bundan dolayı da ona mağfiret olundu
Humeyd b. Abdurrahman'dan rivayete göre o, Muaviye b. Ebi Süfyan 'ı -birhac yılında- minber üzerinde eline -bir koruma görevlisinin elinde bulunan- bir tutam saç alarak şunları söylediğini dinlemiştir: "Ey MedineliIer! Nerede alimleriniz? Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bunun gibi bir işi yapmaktan nehyederken ve şöyle buyururken dinledim: İsrailoğulları ancak kadınlan bu işi yapmaya başlayınca helak 0ldular.'' Hadis 3488, 5932 ve 5938 numara ile gelecektir:
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden önce geçmiş olan ümmetler arasında muhaddes (ilahı ilhama mazhar olan) kimseler vardı. Eğer benim bu ümmetim arasında onlardan (bir kişi) varsa, şüphesiz ki o Ömer b. el-Hattab'dır. " Bu hadis İleride 3689 numara ile gelecektir. AÇIKLAMA 1420.SAYFA, 3488.HADİSTE
Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh'dan rivayete göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İsrailoğulları'ndan doksan dokuz kişiyi öldürmüş bir adam vardı. Ardından çıkıp (tövbesinin kabul olup olmayacağını) sormaya koyuldu. Bir rahibin yanına gidip ona: 'Tövbem kabul olur mu?' diye sordu. Rahip: 'Olmaz' deyince, onu da öldürdü; yine de sormaya devam etti. Bir adam kendisine: 'Falan filan köye git' dedi. Ancak yolda ölüm ona yetişti. Göğsüyle o köye doğru yönelerek can verdi. Rahmet melekleri ile azap melekleri onun hakkında anlaşmazlığa düştü. Allah bu tarafa: 'Yaklaş' diye vahyetti, ötekine de: 'Uzaklaş' diye vahyetti. Sonra: 'İkisi arasındaki mesafeyi ölçün' buyurdu. O köye bir karış daha yakın olduğu görüldü. Böylece günahları bağışlandı."
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sabah namazını kıl(dır)dıktan sonra insanlara doğru dönüp dedi ki: Bir adam bir inek önüne katmış gidiyorken o ineğin sırtına bindi ve ona vurdu. İnek: Biz bunun için yaratılmadık. Biz ancak yeri sürmek için yaratıldık, dedi. İnsanlar: Subhanallah, inek konuşur mu, dediler. Allah Resulü şöyle buyurdu: Şüphesiz buna ben, Ebu Bekir Ve Ömer de iman ediyoruz. Halbuki ikisi orda değillerdi. Yine bir adam koyunları ile birlikte iken kurt saldırıp, sürüden bir koyun aldı. Sonra onun arkasından gitti. Nihayet o koyunu ondan kurtarır gibi oldu. Kurt ona dedi ki: Haydi, şimdi bunu benden kurtardm. Peki fitneler gününde, benden başka çobanı olmayacağı günde ona kim ne yapabilir? İnsanlar: Subhanallah, hiç kurt konuşur mu deyince, şöyle buyurdu: Şüphesiz ben de buna iman ediyorum, EbU Bekir de, Ömer de. Ama ikisi de orada değillerdi. " AÇIKLAMA 1420.SAYFA, 3488.HADİSTE
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir adam bir diğerinden akarını (arazisini) satın aldı. O akarı satın alan adam akarında içinde altın bulunan bir testi buldu. Akarı satın alan kişi eski sahibine: Şu altınını benden al. Çünkü ben senden araziyi satın aldım ama altını satın almadım, dedi. Arazinin eski sahibi ona: Ben sana araziyi içindekileriyle beraber sattım, dedi. Bir adamın hakemliğine başvurdular. Hakemliğine başvurdukları şahıs: Çocuklarınız var mı, diye sordu. Onlardan biri benim bir oğlum var, dedi. Diğeri benim de kızım var, dedi. Hakem: Oğlanı kızla evlendirinı bu altından onlara harcamalarda bulunun ve tasadduk da edin, dedi." AÇIKLAMA 1420.SAYFA, 3488.HADİSTE
Amir b. Said b. Ebi Vakkas, babasını Üsame b. Zeyd'e şu soruyu sorarken dinlemiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den tauna dair ne dinledin? Usame dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Taun İsrailoğullarından bir kesim -yahut da: sizden öncckiler- üzerine gönderilmiş bir azaptır. Herhangi bir yerde onun baş gösterdiğini işitirseniz oraya gitmeyiniz. Eğer sizin bulunduğunuz yerde görülecek olursa ondan kaçmak maksadıyla o yerden dışarı çıkmayınız." Ebu'n-Nadr dedi ki: "Ancak ondan kaçmak amacıyla çıkacaksamz ... (çıkmayınız}." Hadis 5728 ve 6974 numara ile gelecektir. Diğer tahric edenler: Tirmizî, Cenaiz; Müslim, Selam AÇIKLAMA 1420.SAYFA, 3488.HADİSTE
Nebi s.a.v.'in zevcesi Aişe r.anha dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem taun'a dair soru sordum. Bana onun, Allah'ın dilediği kimseler üzerine gönderdiği bir azap olduğunu ve Allah'ın onu mu'minlere bir rahmet kıldığını haber verdi (ve devamla şöyle buyurdu): Taun bir yerde baş gösterir de bir kimse sabrederek, ecrini ümit ederek, Allah'ın kendisi için yazdığı dışında hiçbir şeyin kendisine isabet etmeyeceğini bilerek o şehrinde kalacak olursa, mutlaka ona bir şehid ecri verilir." Hadis 5734 ve 6619 numara ile gelecektir
Aişe r.anha'dan rivayete göre; hırsızlık yapan Mahzum oğullarına mensup kadının durumu dolayısıyla Kureyşliler tasaya düştü. Bu kadın hakkında Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile kim konuşabilir, dediler. Kendi aralarında: Buna Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in çok sevdiği Usame oğlu Zeyd'in dışında kim cesaret edebilir ki, dediler. Bunun üzerine Usame onunla konuştu. Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah'ın hadlerinden bir had hakkında mı iltimas ediyorsun? Sonra kalkıp bir hutbe verdi ve şöyle buyurdu: -Sizden öncekileri helake götüren yalnızca şu olmuştur: Aralarında şerefli kabul ettikleri kimse hırsızlık yaptı mı ona ilişmezlerdi, fakat zayıf kabul ettikleri birisi hırsızlık yaptı mı ona had uygularlardı. Allah adına yemin ederim ki eğer Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı onun dahi elini keserdim
İbn Mes'ud r.a. dedi ki: "Bir adamın bir ayet okuduğunu dinledim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ise (aynı ayeti) farklı şekilde okuduğunu dinlemiştim. Onu alıp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına götürdüm ve ona durumu haber verdim. Yüzünden hoşlanmadığını anladım ve şöyle buyurdu: Her ikiniz de güzel okuyorsunuz, ihtilafa düşmeyiniz. Şüphesiz sizden öncekiler ihtilafa düştüler de helak oldular." AÇIKLAMA 1420.SAYFA, 3488.HADİSTE
Abdullah dedi ki: "Sanki ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Nebilerden birisinin durumunu anlatırken görür gibiyim. Kavmi ona vurmuş ve onu kanatmışlardı. O ise yüzünden kanı silerken: 'Allah'ım, kavmime mağfiret buyur. Çünkü onlar bilmiyorlar' diyordu." Hadis 6929 numara ile gelecektir.
Ebu Said r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (buyurdu ki): "Sizden öncekilerden bir adama Allah çok miktarda mal vermişti. Ölüm döşeğinde çocuklanna dedi ki: Size karşı nasıl bir baba idim? Onlar: Çok iyi bir baba idin, dediler. O dedi ki: Ben hayır namına hiçbir şey işlemedim. ÖIdüğüm takdirde beni yakınız, sonra iyice öğütünüz, sonra da fırtınalı bir günde beni savurunuz. Onlar da yaptılar. Yüce Allah ise onu bir araya getirdi. Böyle yapmaya seni iten ne oldu, diye sordu. Adam: Senden korkum deyince, Allah onu rahmetiyle karşıladı. " Hadis 6481 ve 5708 numara ile gelecektir
Ukbe, Huzeyfe'ye: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den dinlediğin bir hadisi bize nakletmez misin? dedi. Huzeyfe dedi ki: "Ben onu şöyle buyururken dinledim: Bir adamın ölüm vakti yaklaşmıştı. Hayattan ümidini kesince, ailesine şu vasiyeti yaptı: Öldüğü m takdirde benim için çok miktarda odun toplayın. Sonra bir ateş yakın. Ateş etimi yiyip kemiklerime ulaşınca kemiklerim; alın, öğütün. Beni sıcak -ya da rüzgarlı- bir günde savurun. Allah onu bir araya getirip, topladı. Niye yaptın, diye sordu. O: Senden haşyetim dolayısıyla deyince, ona mağfiret etti
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanlara borç veren bir adam vardı. O yanındaki görevliye şöyle diyordu: Ödeme zorluğu çeken birisine gidecek olursan onun borcunu affet. Belki Allah da bizi affeder. (Allah Resulü) buyurdu ki: Allah'ın huzuruna çıktı ve onu affetti
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kendi aleyhine günah işlemekte aşırıya giden bir adam vardı. Ölüm vakti yaklaşınca çocuklarına dedi ki: Ben öldi.ikten sonra beni öğütünüz, sonra da rüzgara karşı savurunuz. Çünkü Allahla yemin ederim, eğer Allah bana güç yetirirse (beni sıkıştırırsa) hiçbir kimseye yapmadığı bir azap ile beni azaplandıracaktır. Adam ölünce dediklerini yaptılar. Allah yere emrederek: Bu adama ait sende nesi varsa toplayıp bir araya getir, dedi. Yer emre uydu. Adam ayakta doğruluverdi. Seni bu yaptığını yapmaya iten nedir, diye sordu. Rabbim senden haşyetimdir deyince, ona mağfiret buyurdu." Başkası ise: "Rabbim senden korkumdur" demiştir. Bu Hadis 7506 numara ile gelecektir
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir kadın ölünceye kadar bağladığı bir kedi sebebiyle azaba uğratıldı ve o kediden dolayı cehennem ateşine girdi. Kediyi hapsettiği halde ona yiyecek de vermedi, içecek bir şey de vermedi. Yerin haşeratından yiyebilsin diye de onu salmadı
Ukbe'den dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanların Nübuvvet kelamından idrak ettikleri arasında: Eğer utanmazsan dilediğini yap, sözüdür. " Bu Hadis 3484 ve 6120 numara ile gelecektir. [-3484-] Ebu Mes'ud dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Nübuvvet kelamından insanların idrak ettikleri arasında: Utanmazsan dilediğini yapabilirsin, (hikmeti)dir." AÇIKLAMA 1420.SAYFA, 3488.HADİSTE
(Bize Ebû Mes'ûd Ukbe ibn Amr tahdîs edip şöyle dedi: aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Vaktiyle gelip geçen peygamberlerin sözlerinden, bütün peygamberlerin üzerinde ittifak ettikleri nevi'den insanlığın eriştiği yüksek bir düstûr: Utanmazsan dilediğini işle! sözüdür
İbn Ömer'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir adam kibirinden ötürü elbisesini sürüklerken yerin dibine geçirildi. O, kıyamet gününe kadar yerin içine doğru gitmeye devam edecektir."
Ebu Hureyre r.a'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bizler (dünyada zaman itibariyle) son gelenleriz; kıyamet gününde ise önde olacak olanlarız. Şu kadar var ki, bütün ümmetiere bizden önce kitap verildi, bize de onlardan sonra verildi. İşte bu (Cuma günü), hakkında ihtilafa düştükleri gündür. Bu sebeple Yahudiler yarına, Hıristiyanlar yarından sonraya (kalmışlardır)." [-3487-] "Her yedi günde bir gün, başını ve bedenini yıkaması her müslümana bir görevdir
It was narrated by Jubayr ibn Hayya: "Umar dispatched armies to the major cities to fight the polytheists in various lands. As a result of these battles, Hurmuzan embraced Islam. Umar said to him: 'I wish to consult you regarding our war against our enemies.' Hurmuzan replied: 'Certainly. Your enemies in these lands, along with the people residing there who are enemies of the Muslims, resemble a bird with one head, two wings, and two feet. If one of its wings is severed, the bird can still survive with its two feet, one wing, and its head. And if the other wing is severed as well, it can still survive with its two feet and its head. But if you separate the bird's head from its body, you render its two feet, two wings, and head all useless. The head of this bird is Khosrow (Kisra), one wing is Caesar, and the other is the ruler of Persia (Fars). So command the Muslims to march against Khosrow!'
Bakr and Ziyad both narrated that Jubayr ibn Hayya said: "Umar formed an army and assigned us to it, appointing Nu'man ibn Muqarrin as our commander. We set out and entered enemy territory, and one of Khosrow's commanders met us with an army of forty thousand men. An interpreter stood up and said: 'Let one of you speak with us!' Upon this, Mughira said: 'Ask whatever you wish.' The interpreter said: 'Who are you, and what are you doing here?' Mughira answered him as follows: 'We are Arabs. We were previously in a state of misery, hardship, and helplessness beyond anything you could have imagined. Out of hunger (our breath was foul), we would chew and suck on animal hides and date pits. We wore animal skins on our backs. Moreover, we were a people who worshipped trees and stones. While we were in this condition, the Lord of the heavens and the earth — exalted is His glory, boundless is the greatness of His majesty — sent us a Prophet from among ourselves, whose mother and father we knew. Our Prophet, the Messenger of our Lord, commanded us to fight you until you become servants who worship Allah alone, or until you pay the jizyah with your own hands. Our Prophet informed us through revelation from his Lord that whoever among us is killed will go to Paradise, where he will enjoy pleasures and blessings the like of which have never been seen, and that those who survive will become rulers over you.'
Nu'man said to Mughira: "Perhaps Allah has also made you a witness to difficult situations like this alongside the Messenger of Allah (ﷺ), and has given you neither weariness nor regret for the hardships you endured with him (ﷺ), nor has He left you deprived. I too went out to battle alongside the Messenger of Allah (ﷺ). If he had not yet engaged in fighting at the beginning of the day, he would wait until the winds blew and the times of prayer had entered."