77 - Kıyafet
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah, büyüklenerek elbisesini yerde sürükleyen kimseye bakmaz" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Azıme" vezninde "mahıle", huyela anlamındadır. Bu da tekebbür demektir. Rağıb dedi ki: Huyela, insanın kendisinde var olduğunu gördüğü bir üstünlükten meydana gelen tekebbürdür. el-Muvaffak Abdullatif el-Bağdadl de şöyle demektedir: Bu hadis, insanın kendisini güzel bir şekilde çekip çevirmesinin faziletli yanlarını bir arada ifade etmektedir. Bu hadiste dünya ve ahirette ruhun ve bedenin bütün maslahatlarının çekip çevrilmesi dile getirilmiştir. Şüphesiz her hususta israf hem bedene zararlıdır, bem de maişete zarar verir. İsraf, gereksiz telef etmeye (tüketime) götürür ve kişinin ruhuna da zarar verir. Çünkü ruh (nefs) çoğu hallerde bedene tabidir. Büyuklenmek ise nefse zarar verir. Çünkü nefis bunun sonucunda kendisini beğenir. Ahirete de zarar verir. Çünkü günah kazandırır. Dünyaya da zararlıdır. Çünkü insanlar tarafından nefret edilmeyi gerektirir
Salim b. Abdullah'tan, o babası (ibn-i Ömer)r.a.'dan, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyIe dediğini nakletmektedir: "Her kim elbisesini büyüklenerek yerde sürükleyecek oIursa, kıyamet gününde AlI ah ona bakmayacaktır." Bunun üzerine Ebu Bekir: Ey Allah'ın RasuIü, eğer ben izarıma sarkmasın diye dikkat etmeyecek oIursam, iki ucundan birisi gevşiyor (ve yerde sürünüyar), dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Sen bunu büyükIenmek için yapan kimselerden değilsin" buyurdu
Narrated from Abu Bakra (may Allah be pleased with him), who said: "We were in the presence of the Prophet (peace and blessings be upon him) when a solar eclipse occurred. He hastily rose, dragging his garment, and came to the mosque. The people also gathered in the mosque. He led them in two rak'ahs of prayer. The eclipse then passed. He then turned to us and said: 'Verily, the sun and the moon are two of the signs of Allah. If you witness such a phenomenon, pray and supplicate until Allah removes it.'
Fath al-Bari Commentary:
"The one who drags his lower garment (izar) along the ground without arrogance.
Such a person is exempted from the threat mentioned in the relevant hadith. However, if this occurs due to a valid excuse, there is no sin upon him. The rulings pertaining to the case where there is no excuse will be mentioned later.
"It becomes loose and falls."
The reason his garment would become loose and fall was that Abu Bakr (may Allah be pleased with him) was physically weak. "If I do not pay careful attention to it" — that is, if I do not attend to it as required, it becomes loose and falls. In the narration recorded by Ahmad, transmitted by Ma'mar from Zayd ibn Aslam, the wording is: "Indeed, my lower garment sometimes becomes loose and falls." It is likely that after tying his garment, it would come undone on its own while he was walking or moving, or for some other reason — not by his own intention — and that it would not come undone if he paid careful attention to it. For whenever it began to loosen, he would tighten and retie it.
Ibn Sa'd narrates via Talha ibn Abdullah ibn Abdurrahman ibn Abi Bakr from Aisha (may Allah be pleased with her), who said: "Abu Bakr was extremely thin. His lower garment would not stay in place and would become loose and fall from where he had knotted and tied it.
"You are not one of those who do this out of arrogance."
In the narration transmitted via Zayd ibn Aslam, the wording is: "You are not one of them."
It is understood from this hadith that, in absolute terms, there is no sin upon a person whose garment trails on the ground without any intention on his part. Regarding the narration of Ibn Abi Shayba from Ibn Umar, in which Ibn Umar regarded it as disliked (makruh) to drag and trail one's garment along the ground under any circumstance, Ibn Battal commented: "This is one of the matters in which Ibn Umar adopted a particularly strict stance. For he himself narrated the hadith mentioned in this chapter heading, and therefore its ruling is not hidden from him."
I say: No — Ibn Umar's view that it is disliked should be interpreted as applying to everyone who intentionally lets their garment hang low, whether or not they intend arrogance. Such an explanation is consistent with the narration attributed to him. It should not be assumed that Ibn Umar would hold accountable a person who has no such intention. He stated that it is disliked, referring to the person whose garment trails on the ground unintentionally, yet who then continues in that state and does not correct it. On this point there is scholarly consensus. However, scholars have differed as to whether the dislike (karahah) here is of the prohibitive (tahrimiyyah) or the disapproving (tanzihiyyah) kind.
It is also understood from this hadith that, in matters of legal rulings, the differing circumstances of individuals must be taken into account — a principle that must generally be observed.
The hadith beginning with "Muhammad narrated to me" — as reported by Abu Bakra — was previously explained in the chapter on the Eclipse Prayer (Salat al-Kusuf). The reason it is mentioned here is for the phrase: "He hastily rose, dragging his garment along the ground." From this it is understood that if a garment is dragged along the ground due to haste, it does not fall under the scope of the prohibition. It is thus established that the prohibition applies exclusively to the case where it is done out of arrogance. However, there is no evidence here in favor of those who hold that the prohibition is restricted solely to the case of arrogance — to such an extent that they would even deem it permissible to wear a long qamis (robe) or similar garments that trail on the ground due to their length, as will be explained, Allah willing, in the appropriate place.
The phrase "the people returned" means: they returned to the mosque after having previously left it.
Ebu Cuhayfe'den, dedi ki: "Ben Bilal'i gördüm. Bir harbe getirip onu yere dikti. Sonra namaz için kamet getirdi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir elbise giyinmiş ve onu çemremiş olarak çıktığını gördüm. Harbe'ye doğru iki rekat namaz kıl(dır)dı. Bu arada insanların ve hayvanların: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünden, harbenin arkasından geçtiklerini gördüm
[Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:. "İzardan topuklardan aşağıya sarkanı ateştedir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Elbisenin iki topuktan aşağı sarkanı ateştedir." Buhari başlığı bu şekilde mutlak olarak ve haberde geçtiği şekilde izar kaydını zikretmeksizin açmış ve böylelikle bunun izar, ka mıs ve diğer elbiselerde genelolduğuna işaret etmek istemiştir. "İzarın topuklardan aşağı sarkanı ateştedir." el-Hattabı dedi ki: Bununla şunu anlatmak istemiştir: Topuklardan aşağıda kalan izar kısmı ateşte olacaktır. Böylelikle elbise, onu giyenin bedeninden kinayeli olarak zikredilmiştir. Yani ayağın topuklardan aşağı olan kısmı ceza olmak üzere azaplandırılacakbr. Bu da böyle bir ifadenin, bir şeye ona yakın olan şeyin yahut onun içinde bulunduğu şeyin adının verilebileceği anlamına gelir. Bu durumda buradaki "min: ... den" beyan içindir, sebep bildirmek için olma ihtimali de vardır. Bu durumda maksat ya kişinin kendisi yahut izarın hizasında bulunan topuklardan aşağısının ateşte bulunacağıdır. Ya da ifadenin takdiri: Topuklardan aşağıya sarkan elbiseyi giyen kimse ... , yahuİ: Böyle bir fiil cehennemliklerin işlerinden sayılır, şeklindedir; ya da ibarede takdim ve tehir bulunmaktadır. Yani izardan topuklardan aşağı inen kısmı ateştedir. Ama bütün bu açıklamalar uzak ihtimalli açıklamalardır. Çünkü bu açıklamalara göre, izarın kendisi gerçek manada ateşte olacaktır, demektir. Ancak bunun doğru olarak anlaşılmasının esası, Abdurrezzak'ın, Abdulaziz b. Ebi Revvad'dan diye naklettiği şu haberdir: "Buna göre Nafi'e bu hususta soru soru]muş, o: Elbisenin günahı nedir ki, aksine kasıt topuklardan (sarkan elbisenin hizasında) olan bölümdür, demiştir." Mutlak olarak izarı sarkıtmaktan, herhangi bir zaruret dolayısıyla sarkıtılan istisna edilmiştir. Topukları -mesela- bir yara bulunup da eğer onu başka bir şey bulamadığından ötürü izarıyla örtmeyecek olursa -mesela- sineklerin onu rahatsız edecek olması gibi. .. Buna hocamız Tirmizi, Şerhilnde dikkat çekmiş ve buna da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Abdurrahman b. Avf'a kaşıntısı sebebiyle ipek gömlek giymesine müsaade etmiş olmasını delil göstermiştir. Her ikisi arasındaki ortak illet de zaruret dolayısıyla, yasaklanan bir şeyi yapmanın cevazıdır. Nitekim tedavi maksadıyla avretin açılması da caizdir. Aynı şekilde yüce Allah'ın izniyle bundan sonraki başlıkta açıklanacağı üzere kadınlar da bu husustaki tehditten istisna edilmişlerdir
Ebu Hureyre'den rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah kıyamet gününde izarını azgınlık ile çeken kimseye bakmayacaktır'' buyurdu
Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem -yahut Ebu'l-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem- şöyle buyurdu: "Bir adam giyindiği bir elbise ile kendisini beğenerek, başının saçlarını da taramış olduğu halde yürürken Allah, onu yerin dibine geçirdi. Artık o kimse kıyamet gününe kadar yerin içine doğru gömülüp gidiyor"
Salim b. Abdullah'tan rivayete göre babası kendisine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın şöyle buyurduğunu tahdis etmiştir: "Bir adam izarını yerde sürükleyip giderken ansızın yerin dibine geçirildi. İşte o, kıyamet gününe kadar yerin içine doğru gömülüp gidiyor
It was narrated from Shu'ba that he said: I encountered Muharib ibn Dithar while he was riding a horse, heading toward the place where he held court. I asked him about this hadith, and he narrated to me, saying: I heard Abdullah ibn Umar (may Allah be pleased with him) say: The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) said: "Whoever drags his garment out of pride, Allah will not look at him on the Day of Resurrection." I asked Muharib: Did he specifically mention the izar? Muharib replied: He did not specifically mention either the izar or the qamis. It is also narrated from Salim, from Ibn Umar, from the Prophet (peace and blessings be upon him): "Whoever drags his garment out of pride...
Fath al-Bari Commentary — "The one who drags his garment out of pride":
This means the one who drags his garment along the ground due to arrogance. "Allah will not look at him" means He will not show him mercy. When the act of looking is attributed to Allah the Exalted, it is used metaphorically. When attributed to a created being, it is used as a metonym. The intended meaning is that there is the possibility that Allah will not cast upon him a glance of mercy.
Our teacher states in his commentary on the Tirmidhi: The expression here describes the state that accompanies the act of looking, for when one looks at a humble person, one shows mercy to him, and when one looks at an arrogant person, one becomes angry with him. Thus, mercy and anger are consequences that arise from the act of looking. This interpretation of looking as either mercy or anger is further supported by the hadith narrated by al-Tabarani, the origin of which is found in Abu Dawud through Abu Jurayy: "A man from those before you put on a burdah and walked in it arrogantly and with a strutting gait. Allah looked at him and became angry, and He commanded the earth, whereupon the earth swallowed him up."
The word "whoever" in the mentioned threat includes both men and women in relation to that specific act. Umm Salama (may Allah be pleased with her) drew this inference. Al-Nasa'i and al-Tirmidhi — who declared it authentic — narrate through Ayyub from Nafi' from Ibn Umar in a continuous chain alongside the hadith mentioned in the first chapter, adding: "Umm Salama said: Then what should women do with the hems of their garments? The Messenger of Allah said: Let them lower them a handspan. Umm Salama said: But then their feet will be exposed. The Messenger of Allah said: Let them lower them a forearm's length, but no more." The wording is that of al-Tirmidhi
Al-Nawawi said: The apparent meaning of these hadiths mentioning the condition of dragging out of pride would indicate that prohibition is specific to the state of pride. However, this was objected to as follows: If that were the case, Umm Salama's question about the ruling for women regarding the dragging of their garments would have had no meaning. On the contrary, Umm Salama understood that extending and dragging garments was forbidden whether done out of pride or not, and therefore asked about the ruling for women, since they need to lengthen their garments to cover their awrah, as a woman's entire foot is considered awrah. The Prophet (peace and blessings be upon him) clarified to Umm Salama that in terms of ruling, women differ from men only in this specific sense. Qadi Iyad recorded that there is scholarly consensus that the prohibition applies to men other than women — the prohibition he refers to being the prohibition of dragging garments, for the Prophet affirmed Umm Salama's understanding but clarified that this is a general ruling that has been particularized, since in his answer he stated that there is a difference between men and women regarding the lengthening of garments. Similarly, he explained the maximum permissible length for women just as he explained it for men.
In summary, men have two states: the recommended state, which is for the izar to reach the middle of the shins, and the permissible state, which is for it to reach the ankles. Women likewise have two states: the recommended state is for their garments to be a handspan longer than what is permissible for men, and the permissible state is for them to be extended by a forearm's length.
Lessons derived from the hadiths:
- The condition of dragging the garment on the ground describes the most commonly observed state.
- Insolence and arrogance are blameworthy even if one has tucked up one's garment.
- From the totality of the evidence, it is understood that one who wears fine garments with the intention of displaying the blessings of Allah upon him, while remaining grateful for those blessings and not looking down upon those less fortunate, incurs no harm from wearing permissible garments no matter how fine they may be. This is because it is narrated in Sahih Muslim from Ibn Mas'ud that the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) said: "No one who has even an atom's weight of pride in his heart will enter Paradise." A man asked: But what about a person who loves for his garment and his sandals to be fine? The Messenger of Allah replied: "Indeed Allah is beautiful and loves beauty. Pride is rejecting the truth and looking down upon people.
"While walking in his hullah": A hullah refers to two garments worn one over the other. It has also been said to refer to the izar and the rida', and this latter meaning is the more well-known.
"Admiring himself": Al-Qurtubi said: Self-admiration (ujb) is when a person views himself as perfect while forgetting Allah's blessing upon him. If this is combined with looking down upon others, it becomes the blameworthy arrogance.
"He will continue to be swallowed into the earth until the Day of Resurrection": In Ibn Umar's narration: "He will continue to sink into the earth until the Day of Resurrection." Ibn Faris said: "Tajaljul (sinking repeatedly)" means to plunge deep into the earth with violent shaking and to be tossed from one side to the other — that is, he remains buried in the earth, being thrust downward with jolts and tremors.
"The place where he held court": Because Muharib had accepted the position of judge in Kufa. Abdullah ibn Idris al-Awdi narrated from his father: "I saw al-Hakam and Hammad in the court assembly." Simak ibn Harb said: "If six qualities were found in a man among the people of the Age of Ignorance, they would consider him a master and leader: forbearance, intellect, generosity, bravery, eloquence, and humility. After Islam came, their perfection was only possible through chastity. All of these qualities were combined in this one man." And the person he was referring to was Muharib ibn Dithar
From these hadiths it is understood that dragging the garment out of arrogance is a major sin. As for dragging it without the intention of arrogance, the apparent meaning of the hadiths indicates that it is also forbidden. However, the mention of the condition "out of pride" in these hadiths is related to the context of censure, and the absolute hadiths prohibiting it are interpreted in light of the conditioned narrations. Therefore, dragging and lengthening garments is not forbidden for one who is able to free himself from arrogance.
Ibn Abd al-Barr said: Based on the implied meaning of the hadith, the threat does not apply in the case of dragging the garment without the intention of pride. However, dragging the shirt and other garments on the ground is blameworthy in any case.
Al-Nawawi said: Lowering the garment below the ankles is for the purpose of arrogance. If it is done for another purpose, it is disliked. Al-Shafi'i likewise distinguished between dragging the garment out of arrogance and dragging it for another reason. He said: The recommended state is for the izar to reach the middle of the shin. What is permissible without being disliked is for it to fall below that down to the ankles. What falls below the ankles, if done out of arrogance, is forbidden. Otherwise, it is prohibited in the sense of tanzih (mild prohibition), because the hadiths prohibiting the lengthening of garments are stated in absolute terms and must be qualified by the condition of arrogance. — End of al-Nawawi's words. —
Ibn al-Arabi said: It is not permissible for a man to lower his garment below the ankles and then say, "I am not doing this out of arrogance," because the prohibition encompasses this act by virtue of its wording. It is not permissible for one who falls within the scope of the prohibition by virtue of its wording to say: "The stated reason does not apply to me, so I am exempt from this ruling," because such a claim cannot be accepted. On the contrary, his lengthening of his garment is itself evidence of his arrogance.
In short, lengthening the garment necessarily entails dragging it on the ground, and dragging it on the ground necessarily implies arrogance — even if the one wearing it does not intend arrogance.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'dan, şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rifaa el-Kurazl'nin hanımı Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi. O sırada ben de oturuyordum, yanımda Ebu Bekir de vardı. Rifaa'nın hanımı: Ey Allah'ın Rasulü, ben Rifaa'nın nikahı altında idim. Beni boşadı ve boşamamı kesinleştirmiş oldu. Ondan sonra Abdurrahman b. ezZubeyr ile evlendim. Allah'a yemin ederim ki ey Allah'ın Rasulü, onunla beraber olan ancak şu saçak gibidir. -Bu arada cilbabından bir saçak alıp gösterdi- dedi. Bu sırada kapıda bulunan ve içeri girmesi için kendisine henüz izin verilmemiş olan Halid b. Said onun söylediklerini işitti. (Aişe devamla) dedi ki: Bunun üzerine Halid: Ey Ebu Bekir, sen bu kadının Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bu şekilde açıkça konuşmasını yasaklamayacak mısın, dedi. Allah'a yemin ederim, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gülümsemekten fazla bir şey yapmadı. Sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadına: Muhtemelen sen Rifaa'ya geri dönmek istiyorsun. Hayır, o senin balcağızını tadıncaya ve sende onun balcağızını tadıncaya kadar olmaz, dedi. Bundan sonra onun bu söyledikleri (değişmez) bir sünnet oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "S-açaklı izar" Saçak (hudbe), elbisenin etrafında çözgüsü bulunmayan atkıdır. Bazen bununla güzel elbise giyinmek kastı da bulunabilir. Bazen de bozulmasını önlemek için bükülüp bağlanır. ed-Davudı dedi ki: Saçak, ridaların etı-afında kalan, sarkan iplerdir. Buna dair yeterli açıklamalar daha önce Talak bölümünde geçmiş bulunmaktadır
Ali r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ridasının getirilmesini istedi ve onu giyindi. Sonra da yürümeye koyuldu. Arkasından ben ve Zeyd b. Harise de gittik. Nihayet Hamza'nın içinde bulunduğu eve geldi. İçeri girmek için izin istedi. Onlara (Nebi ve beraberindekilere) izin verdiler
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre, "Bir adam: Ey Allah'ın Rasulü! İhramlı bir kimse hangi elbiseleri giyinebilir, diye sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: İhramlı bir kimse gömlek, donlar, bornoz, mestler giyinemez. Ancak iki nalin bulamadığı takdirde (koncu) topuklardan daha aşağıda olanları giyinsin" diye buyurdu
Cabir b. Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Abdullah b. Ubey (b. Selul) kabrine indirildikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun yanına geldi. Emir verilerek kabrinden dışarıya çıkarıldı, Nebiin dizleri üzerine konuldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi tükürüğünden ona üfledi ve gömleğini ona giydirdi. Artık (niçin böyle yaptığını) Allah en iyi bilendir
Abdullah b. Ömer'den, dedi ki: "Abdullah b. Ubey ölünce, oğlu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü, bana gömleğini ver de gömleğinle onu kefenleyeyim. Ayrıca sen de onun namazını kıl, onun için mağfiret dile, diye ricada bulundu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kendi gömleğini verdi ve: Cenaze işlerini bitirdiğin vakit bize haber ver, dedi. Oğlu işlerini bitirince durumunu Nebi'e haber verdi. Allah Rasulü ona namaz kılmak için gelince, Ömer onu çekti ve: Allah sana münafıkların namazıarını kı Im anı yasaklayarak: "Onlar için ister mağfiret dile, ister mağfiret dileme. Onlar için yetmiş defa mağfiret dilesen de Allah yine onları kesinlikle bağışlamayacaktır."(Tevbe, 80) diye buyurmadı mı? dedi. Bunun üzerine: "Onlardan ölen hiçbir kimsenin namazını asla kılma! Kabrinin başında da durma!"(Tevbe, 80) buyruğu nazil oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Gömlek giyinmek ve yüce Allah'ın, Yusufun söylediğini naklettiği: "Şu gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne sürün ... "(Yusuf, 93) buyruğu" Bununla gömlek giyinmenin -her ne kadar Araplar arasında yaygın olan giyim şekli izar ve rida ise de- sonradan çıkmış bir şeyolmadığına işaret etmek istiyor gibidir. Daha sonra bu başlık altında üç hadis zikretmektedir ki, bunların birisi İbn Ömer'in ihramlının giyebileceği elbiseler hakkındaki hadisidir. Bu hadisin yeteri kadar açıklamaları Hac bölümünde geçmiş bulunmaktadır . Hadiste "ihramlı kimse gömlek giyinemez" ifadesi yer almaktadır. Bunda da o dönemde gömleklerin varlığına delil vardır
Ebu Hureyre'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem cimri kimse ile bol sadaka veren kimsenin misalini, üzerlerinde demirden iki cübbe bulunan ve üzerlerindeki cübbe, ellerinin göğüslerine ve köprücük kemiklerine doğru sıkışmasına sebep olan iki adama benzetti. Sadaka veren kimsenin bir sadaka verdikçe üzerindeki cübbesi genişler ve nihayet onu ayaklarının parmak uçlarına kadar örter ve izlerini siler. Cimri ise bir sadaka vermek istedi mi cübbe ona yapışır ve her bir halka yerine iyice oturur." . Ebu Hureyre dedi ki: "Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in iki parmağını bu şekilde yakasına koyduğunu gördüm. Keşke sen de onu o yakasım genişletmek istedikçe genişleyemeyeceğini (bu haliyle) anlatırken görmüş olsaydın." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Gömleğin ve başka elbiselerin yakalarının göğüs tarafından açılması." Yaka (ceyb), başın yahut elin ya da başka şeylerin, elbisenin dışına çıkartılması için kesilen kısmına denir. Ancak el-İsmaili buna itiraz ederek: Yaka (ceyb) elbisenin boynun etrafını saran kısmıdır, demektedir
Muğire b. Şu'be'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihtiyacını karşılamakiçin gitti, sonra geri döndü. Ben onu su götürerek karşıladım. O da abdest aldı. Üzerinde Şam malı bir cübbe vardı. Ağzına su aldı, burnuna su çekti, yüzünü de yıkadı. Ellerini elbisesinin yenıerinden çıkarmak istedi. Ama yenıeri dar olduğundan dolayı ellerini cübbesinin aşağısından çıkardı ve yıkadı. Başını ve mest1erini de meshetti
Urve b. Muğire'den, o babasından r.a. dedi ki: "Bir seferde iken bir gece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idim. Bana: Beraberinde su var mı; diye sordu. Ben: Evet deyince, bineğinden indi ve gece karanlığında onu göremeyeceği m bir yere ulaşıncaya kadar yürüdü. Sonra geldi, ben de onun üzerine matarayı boşalttım. Yüzünü ve elleriniyıkadı. Üzerinde yün bir cübbe vardı. Kollarını ondan (yenıerinden) dışarıya çıkartamadı. Nihayet kollarını cübbenin alt tarafından çıkardı ve kollarını yıkadı. Sonra başına mesh etti. Daha sonra ben onun mestIerini çıkarmak için eğildim. Ama o: Onlara ilişme! Çünkü ben ayaklarım temiz (abdestii) iken o mestIeri giyinmiştim, dedi ve mestleri üzerine meshetti." Fethu'l-Bari Açıklaması: 'Yün cübbe giyinmek." İbn Batta! dedi ki: Malik, giyecek başka bir şey bulan kimsenin yün giyinmesini mekruh görmüştür. Çünkü yün giymek suretiyle zahidlik gösferisinde bulunulur. Oysa iyi bir ameli saklı tutmak daha uygundur. Yine Malik şöyle demiştir: Alçak gönüllülük yün giyinmeye münhasır değildir. Aksine ondan daha ucuz, pamuk ve daha başka kumaşlar da vardır
Misver b. Mahreme'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (ganimet olarak gelmiş) bazı kaftanları paylaştırdı. (Babam) Mahreme'ye ise bir şey vermedi. Bunun üzerine Mahreme: Oğlum, haydi seninle Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidelim, dedi. Onunla beraber gittim. Babam bana: İçeri gir de onu yanıma çağır, dedi. Ben de içeri girip onu babamın yanına çağırdım. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem üzerinde bu kaftanlardan birisi olduğu halde babamın yanına çıkıp geldi. Ona: Bunu senin için sakladım, buyurdu. Mahreme'nin oğlu Misver dedi ki: Babam o kaftana baktı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Mahreme razı oldu (mu), buyurdu
Narrated from 'Uqbah b. 'Amir (may Allah be pleased with him), who said: "A silk ferruj (a type of kaftan) was gifted to the Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him), and he wore it. He then led the prayer while wearing it. When the prayer was over, he quickly removed it — as though he disliked it — and said: 'This is not befitting for the people of taqwa (piety).'"
Explanation from Fath al-Bari: "It has also been said that it is called ferruj because it is split at the back." That is, the ferruj is a particular type of kaftan. Al-Qurtubi states: Both the qaba and the ferruj are garments with narrow sleeves and a slit at the back middle, worn during travel and in battle, for movement is easier in such garments.
"He came out to his father while wearing one of those kaftans." This may mean that he came carrying it over his shoulders so that Makhrama could see the kaftan in full. I say: It cannot be said that there is no possibility other than it being over his shoulders; rather, it being spread open over his hands is also sufficient. In that case, his use of these expressions would be of the type where an expression used for the whole is applied to a part of it. In the narration coming via Hatim, it is stated: "He came out with a kaftan in his possession, showing him its beauty." Hammad also added at the end of the hadith: "There was a degree of harshness in Makhrama's character."
Ibn Battal said: The following conclusions can be drawn from the hadith: The hearts of eloquent people (those with compelling speech) and those in similar positions are won over through gifts and kind words. Taking possession of a gift is sufficient for the gift to be considered complete.
Al-Qurtubi, in his work al-Mufhim, states: By "the people of taqwa" is meant the believers, for they are the ones who fear Allah the Almighty, restrain themselves through their faith and obedience to Him, and those who truly fear Him absolutely. Others have said: Perhaps this expression is meant as encouragement for the legally responsible person to carry out this command, for anyone who hears that the person who does such a thing is not a person of taqwa will conclude from this that only one who takes Allah's commands lightly would do such a thing — and thus he will refrain from such an act so as not to be described as lacking in taqwa.
The hadith has also been cited as evidence that silk is prohibited for men, as distinct from women — for the wording, according to the preferred opinion, does not encompass women. The inclusion of women within the scope of the address through the principle of taghlib (predominance) would be a figurative usage. Since explicit evidences have been transmitted that silk is permissible for women, there is no room for figurative interpretation in these expressions. This matter will come in a separate chapter approximately ten chapters later.
It has also been cited as evidence that it is not prohibited for young children to wear silk, for children cannot be described as possessing taqwa. The majority of scholars have said that it is permissible to dress them in silk garments during occasions such as Eid. As for other days, the more correct view according to the Shafi'is is that the ruling is the same (i.e., permissible for children). Among the Hanbalis, the ruling is the opposite. According to a third opinion, children are prohibited from wearing silk after the age of discernment (tamyiz).
It is also understood from the hadith that there is no dislike (karahah) in wearing tight garments and garments with slits for those who are accustomed to such clothing or who have a need for it.
Mu'temir'den, dedi ki: "Ben babamı şöyle derken dinledim: Enes'in üzerinde kalın ipekten sarı renkli bir bomoz gördüm
Abdullah b. Ömer'den rivayete göre "Bir adam: Ey Allah'ın Rasulü, ihramlı olan bir kimse hangi elbiseleri giyinebilir, diye sordu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: Gömlekleri, sarıkıarı, donları, bornozları ve ayakkabıları giymeyiniz. Ancak herhangi bir kimse nalın bulamazsa o takdirde ayakkabı giysin ve onları topuklarının altından kessin. Diğer taraftan zaferan ve alaçehre değmiş (boyanmış) herhangi bir elbise de giymeyiniz." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bornozlar." Seleften bazı kimseler bornoz giymeyi mekruh görmüşlerdir. Çünkü bornoz, rahiplerin giydiği elbiselerdendi. Malikle bornoz giymek hakkında soru sorulmuş, o da: Onu giyinmekte bir sakınca yoktur. Hristiyanların giydiği elbiselerden olduğu söylenmiştir, diye cevap vermiştir. (İmam Malik): Burada (Medine'de) bornoz giyilirdi, dedi. Abdullah b. Ebi Bekr de: Kurradan bornozu olmayan hiçbir kimse yoktur, demiştir
[İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bir izar bulamayan bir kimse, sirva] giyinsin. Nalın bulamayan kimse de ayakkabı giyinsin
Abdullah'tan, dedi ki: "Bir adam ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Rasulü, ihrama girdiğimiz takdirde ne giymemizi emredersin, diye sordu. Allah Rasulü: Gömlek, sirvalier, sarıklar, bornozlar ve ayakkabılar giymeyiniz. Ancak bir adamın iki nalını bulunmaz ise, o takdirde (konçları) topuklardan daha aşağıda olan ayakkabıları giyinsin. Diğer taraftan zaferan ve alaçehre değmiş (bunlarla boyanmış) hiçbir elbise giyinmeyin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sirvaııer." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Suveyd b. Kays/tan bazı sirvaller satın aldığı da sahih olarak sabit olmuştur. Bunu dört Sünen sahibi ile Ahmed rivayet etmiş olup İbn Hibban; Suveyd'in rivayeti olarak sahih olduğunu belirtmiştir. Yine Ahmed bu hadisi Malik b. Umayra el-Esedi yoluyla rivayet etmiş ve şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hicretinden önce geldim. O benden bazı sirvaller satın aldı ve bana daha fazlasını verdi." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, her ne kadar o çoğunlukla izar giyiniyar idi ise de, bunları gereksiz yere satın almış olamaz. İbnu/l-Kayyim, el-Hedy (Zadu'lMead) adlı eserinde şunları söylemektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sirvalIeri satın almıştır. Göründüğü kadarıyla o sirvali giyinsin diye satın almıştır. Daha sonra şunları söylemektedir: Bir hadiste onun sirval giyindiği de rivayet edilmiştir. Ashab onun zamanında ve onun izniyle sirval giyinirlerdi. Derim ki: Bütün bunlara dair deliller sözünü ettiğim rivayetlerden çıkartılmaktadır
Salim'den, o babasından, Q Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "İhramlı bir kimse gömlek, sarık , sirval ve bornoz ile za'feran ve vers değmiş (bunlar ile boyanmış) bir elbise ve ayakkabı giyinemez. Ancak nalın bulamayan kimse müstesna. Eğer n' Jır; Dulamayacak olursa, ayakkabıları topuklarının altından kessin." Fethu'l-Bari Açıklaması: Sarık hakkında daha önce "büyüklenerek elbisesini yerde sürükleyen kimse" başlığının sonlarında yer alan hadis geçmiş bulunmaktadır. Amr b. el-Hureys'in rivayet ettiği hadiste de şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben sanki Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i üzerinde bir ucunu omuzları arasına sarkıtmış olduğu siyah bir sarık bulunduğu halde görür gibiyim." Hadisi Müslim rivayet etmiştir. Rükane'den de hadisi Nebie ref' ederek: "Bizimle müşrikler arasındaki fark, sarıklardır" dediği rivayet edilmiştir. Bu hadisi Ebu Davud ve Tirmizi nakletmiştir. İbn Ömer'den rivayete göre "Resulullah sallallilhu a1eyhi ve sellem sarık sardığı takdirde sarığını omuzları arasına sarkıtırcl!." Hadisi Tirmizi rivayet etmiştir. Yine Tirmizi'de rivayet edildiğine göre İbn Ömer, el-Kasım ve Salim de böyle yaparlal'dı. Malik ise şöyle demiştir: Bu işi (sarığın bir ucunu omuzlar arasına sarkıtmayı) Amir b. Abdullah b. ez-Zubeyr'den başka yapanı görmemiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Narrated by 'Ā'ishah, may Allah be pleased with her, who said: "A number of Muslim men emigrated to Abyssinia. Abu Bakr also prepared to emigrate. The Prophet, peace and blessings be upon him, said to him: 'Do not be hasty! For I hope that permission will be granted to me as well (to emigrate).' Abu Bakr then said: 'May I also hope for that, may my father be sacrificed for you?' The Messenger of Allah said: 'Yes.' Thereupon Abu Bakr refrained from emigrating in order to accompany the Prophet, peace and blessings be upon him. He fed the two riding animals he had with leaves of the samura tree for four months.
Urwah said: 'Ā'ishah said: "One day, while we were sitting in our house in the midday heat, someone said to Abu Bakr: 'Here is the Messenger of Allah, peace and blessings be upon him, coming with his head and most of his face covered.' It was not his custom to come to us at that hour. Abu Bakr said: 'May my father and mother be sacrificed for him — by Allah, he could only be coming at this hour for an important matter.' Eventually the Prophet, peace and blessings be upon him, came and asked for permission to enter, and Abu Bakr granted him permission. The Prophet entered, and upon entering he said to Abu Bakr: 'Let whoever is with you go out.' Abu Bakr said: 'Those present are your own family, may my father be sacrificed for you, O Messenger of Allah.' The Messenger of Allah said: 'I have been given permission to depart and emigrate.' Abu Bakr said: 'May my father be sacrificed for you, O Messenger of Allah — shall I accompany you on the journey?' The Messenger of Allah said: 'Yes.' Abu Bakr said: 'May my father be sacrificed for you, O Messenger of Allah — take one of these two she-camels of mine.' The Prophet, peace and blessings be upon him, said: 'Only in exchange for its price.'
'Ā'ishah continued: "We prepared them for the journey as quickly as possible. We packed their provisions in a cloth and a saddlebag. Asmā', the daughter of Abu Bakr, tore off a piece of her waistband and used it to tie the mouth of the saddlebag shut. For this reason, she was given the title Dhāt al-Niṭāqayn (the one with two waistbands). Then the Prophet, peace and blessings be upon him, and Abu Bakr went to a cave in a mountain called Thawr. They remained in that cave for three days. 'Abdullāh ibn Abī Bakr — who was a young man of understanding and sharp intellect — would spend the nights with them, then depart before dawn, spending the morning among the Quraysh in Mecca as though he had spent the night there. He would memorize every piece of harmful intelligence and every evil plot the Quraysh devised against the two of them, and then, when darkness fell, he would bring this news to them. 'Āmir ibn Fuhayrah, the freed slave of Abu Bakr, would graze some milking sheep near them, and after a portion of the night had passed, he would bring the sheep to them. Thus both of them would rest comfortably until the break of dawn, when 'Āmir ibn Fuhayrah would call out to them. He did this on each of the three nights they spent in the cave.
Explanation from Fath al-Bari: "Covering the head and most of the face." Al-taqannu' means to cover the head and most of the face with a ridā' (a garment worn over the shoulders) or something similar. Al-Ismā'īlī said: The tying of the head mentioned in the hadith does not fall under the category of taqannu', because taqannu' refers to covering the head. Al-iṣābah, on the other hand, means to wrap and bind a piece of cloth over the area encircled by the turban. I say: What is common between the two forms is that something additional is placed on the head over the turban. And Allah knows best.
Enes r.a.'dan rivayete göre, "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fetih yılı, başında miğfer bulunduğu halde Mekke'ye girmiştir." Buna dair açıklamalar ve başlıkta yer alan Enes'in hadisi ile ilgili bilgiler yeteri kadarıyla Meğazi bölümünde (4286.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
Enes b. Malik'ten, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yürüyordum. Üzerinde kenarları kalın ve saçaklı bir Necran burdu vardı. Bedevi bir Arap ona yetişerek ridasından son derece şiddetli bir şekilde çekti; öyle ki Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in omuzuna baktım, çekişin şiddetinden burdun kenarının orada iz bıraktığını gördüm. Daha sonra bedevi: Ey Muhammed, yanında bulunan Allah'ın malından bana bir şeyler verilmesi için emir ver, dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona baktı, sonra güldü, sonra da ona bir bağışta bulunulmasını emir buyurdu."
Sehl b. Sa'd'dan, dedi ki: "Bir kadın bir burde getirip geldi. -Sehl dedi ki: Siz burdenin ne olduğunu biliyor musunuz? (Hadisi Sehl'den rivayet eden kişi): Evet burde, kenarında dokuma bulunan şemleye denilir, dedi.- Kadın: Ey Allah'ın Rasulü, ben bunu kendi ellerimle dokudum. Onu senin giymeni arzu ediyorum, dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona ihtiyacı olduğu için o burdeyi aldı, yanımıza çıktı, o burde onun izarı olmuştu. Hazır bulunanlardan birisi eliyle onu yoklayarak: Ey Allah'ın Rasulü, onu bana ver, giyineyim, dedi. Allah Rasulü: Olur deyip, Allah'ın dilediği kadar bir süre mecliste kaldı. Sonra dönüp onu katladı, sonra da o burdeyi isteyen adama gönderdi. Orada bulunanlar adama: Hiç iyi bir şey yapmadın. Sen onun, isteyeni asla boş çevirmediğini bildiğin halde o burdeyi ondan istedin, dediler. Adam: Allah'a yemin ederim, onu isteyişimin tek sebebi, öleceğim gün kefenim olması içindir, dedi." Sehl: "Sonra da o burde o adamın kefeni oldu, dedi
[Ebu. Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Ümmetimden bir zümre -ki yetmişbin kişidir- cennete girecektir. Yüzleri ayın ışık saçıp aydınlattığı gibi ışık saçacaktır. Ukaşe b. Mihsan el-Esedı, üzerinde çizgili bir nemire olduğu halde kalkarak: Ey Allah'ın Rasulü! Allah'ın beni onlardan kılması için bana dua et, dedi. Allah Rasu]ü: Allah'ım, onu onlardan kıl, diye dua etti . Daha sonra ensardan bir adam ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Rasulü, Allah'a beni onlardan kılması için dua et deyince, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ukaşe senden önce davrandı, buyurdu. Bu Hadis 6542 numara ile var
Katade'den rivayete göre ben Enes'e: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in en çok sevdiği elbise (türü) hangisi idi, diye sordum. O: Hibera denilen elbise, dedi." Bu Hadis 5813 numara ile de var
Enes b. Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in giymeyi en çok sevdiği elbise hibera idi
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anhiı'dan rivayete göre, "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde üzeri hibera burdu ile örtülmüştü." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Burdeler." el-Cevheri dedi ki: Burde, bedevilerin giyindiği ve üzerinde birtakım suret resimleri bulunan, dört kenarlı, siyah bir örtüdür. "Hiberaler." Tekili hibera olan bu kelimenin çoğulu hiber diye gelir. (Anlamı biraz sonra gelecektir.) "Şem1e" ise kendisine bürünülen örtüye denilir. el-Cevherı: Hibera bir Yemen burdesidir. el-Herevi, çizgilidir derken, İbn Battal da şunları söylemektedir: Bunlar pamuktan yapılan Yemen burdeleridir. Onlara göre en değerli elbiseler idi. Kurtubi: Buna hibera deniliş sebebi, süslemek demek olan tahbir kökünden geldiğinden dolayıdır
Aişe ve Abdullah b. Abbas (r.anhuma)'dan, dediler ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (hastalığının şiddetinden ötürü) ona ait olan bir hamisayı yüzüne örtüp bürüyordu. Sıkıldığı zaman da onu yüzünün üzerinden açardı. O bu halde iken: Allah'ın Laneti Yahudiler ve Hristiyanların üzerine olsun. Çünkü onlar Nebilerinin kabirlerini mescidler edindiler, buyurdu. Böylece (ümmetini) onların yaptıklarını yapmaktan sakındırıyordu."
Aişe'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem üstünde birtakım alametler bulunan bir hamisayı giyinmiş olduğu halde namaz kıldı. Üzerindeki bu alametlere bir defa baktı, namazı bitirip selam verince: Benim bu hamisamı alıp Ebu Cehm'e götürünüz. Çünkü bu az önce beni namazımdan başka şeyle oyalamış oldu. Bana Adiy b. Ka'b oğullarından Ebu Cehm b. Huzeyfe b. Ganim'in elbicaniyesini getirin, buyurdu
Ebu Burde'den, dedi ki: "Aişe bize bir kisa ile kalınca bir izar çıkardı ve: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunları giyinmiş olduğu halde ruhu kabzedildi, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kisalar ve hamisalar." Hamisa, siyah yünden yahut kalın ipekten yapılan dört kenarlı ve üzerinde alametler bulunan bir aba çeşididir. Bu aba çeşidine (kisaya) hamisa adı ancak üzerinde birtakım alametler (işaretler, çizgiler) bulunduğu vakit verilir. Namaz bahsinin baş taraflarında buna dair yeterli açıklamalar geçmiş bulunmaktadır
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem mülamese (denilen el dokundurmak) ile ve münabeze adındaki (birbirine atmak suretiyle yapılan) alışverişi; biri güneş yükselinceye kadar sabah namazından sonra, diğeri de güneş batıncaya kadar ikindi namazından sonra kılınan iki namazı; kişinin tek bir elbise ile kendisi ile sema arasında bir şey bulunmayacak şekilde ve ferci üzerinde elbiseden bir şey olmaksızın elbisesine bürünmesini ve iştimaıu's-samma denilen giyinişi yasaklamıştır
Ebu Said el-Hudri'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki çeşit giyinişi ve iki tür alışverişi yasakladı. Oalışverişte mülamese ve münabezeyi yasakladı. Mülamese, adamın geceleyin yahut gündüzün eliyle diğerinin kumaşına dokunması ve onu ancak bu el dokundurması dışında evirip çevirmemesi suretiyle yapılan alışveriştir, Münabeze ise adamın diğer adama kumaşını atması, diğerinin de kumaşını ona atmasıdır. Bu da onların bakmadan ve karşılıklı rıza olmadan satışları oluyordu. Yasakladığı iki giyiniş ise biri iştimalu's-samma denilendir. es-Samma, elbisesini omuzlarından birisi üzerine koyup iki yanından birisinin üzerinde elbisesinden (ihramından) bir parça bulunmaksızın giyilmesidir. Diğer giyiniş ise, elbisesi ile ihtiba etmesidir. O da otururken, ferci üzerinde o elbisesinden (ihramından) hiçbir şey bulunmaması şeklindeki giyiniştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İştimalu's-samma" giyinişi ile ilgili olarak şu açıklama da yapılmıştır: Kişi, büründüğü örtünün iki yanını sol yanı üzerine koyar, Bu durumda sol yanı örtüden hiçbir şey bulunmaksızın açıkta kalır ve üzerinde bir başka örtü yok ise avreti açılır. Ama büründüğü örtünün iki tarafını birer omzuna atarsa, buna iştimalu'ssamma adı verilmez
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, biri, kişinin örtüsünden ferci üzerinde bir şey bulunmaksızın tek bir örtüye sarınıp bürünmesi şeklindeki, diğeri de tek bir Örtüyü yanlarından herhangi birisi üzerinde bir şey bulunmaksızın bürünmesi şeklindekiiki giyinişi ve mülamese ve münabeze denilen alışveriş çeşitlerini nehyetti
Ebu Said el-Hudri r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iştimalu's-samma denilen giyinişi ve kişinin bir tek örtüsüne, ondan ferci üzerinde bir şey bulunmaksızın bürünmesi ni nehyetti
Halid'in kızı Ümmü Halid'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aralarında küçük, siyah bir hamisanın da bulunduğu bazı kumaşlar getirildi. Bunun üzerine: Bu kumaşı kime giydirmemizi uygun görürsünüz, dedi. Orada bulunanlar sustular. Allah Rasulü: Bana Ümmü Halid'i getirin, buyurdu. Ümmü Halid taşınarak getirildi. Hamisa'yı eliyle alıp onu Ümmü Halid'e giydirdi ve: Sen bunu (afiyetle) eskit ve parala, buyurdu. Hamisa'da yeşil ya da sarı bir alamet vardı. Nebi: Ey Ümmü Halid, bu -Habeşçe- senadır, senadır, buyurdu
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Ümmü Süleym doğum yapınca bana: Ey Enes, bu çocuğa dikkat et. Onu sabah Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e damağına tatlı bir şey çalmak (tahnik etmek) için götürünceye kadar, sakın ağzına bir şey girmesin, dedi. Sabah çocuğu alıp yanına götürdüm. O bir bahçede idi ve üzerinde Hureysı bir hamisa vardı. O sırada da fetih (zafer) dolayısıyla kendisine ganimet olarak gelmiş bulunan yük develerini damgalıyordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Siyah hamisa." el-Esmaı dedi ki: Hamisa denilen elbiseler, üzerlerinde alamet bulunan kalın ipek yahut yün elbiselere denilir. Renkleri siyah olup herkesin giydiği elbiselerden idi. "Halid'in kızı Ümmü Halid." Bu, Halid b. ez-Zubeyr b. el-Awam adındaki oğlu ile künyelenmiş bir cari ye idi. ez-Zubeyr onunla evlenmiş ve Halid b. ezZubeyr ile Amr b. ez-Zubeyr adındaki çocukları ondan olmuştu. İbn SaId'ın naklettiğine göre o Habeşistan'da doğmuş ve Hayber'den sonra aklı eren bir çağda iken babası ile birlikte Medine'ye gelmişti. "Ümmü Halid taşınarak getirildi." O sırada yaşının küçüklüğüne bir işaret vardır. Fakat yine de o esnada mümeyyiz (aklı eren) bir halde bulunmasına engel değildir. "Eskit ve parala, diye buyurdu." Araplar bu ibareyi muhataplarına söyleyerek uzun bir ömür yaşaması için dua etmek amacıyla kullanırlar. Yani bu elbise eskiyip paralanıncaya kadar hayatı uzasın, gitsin. Bu açıklamayı Ebu Davud'un sahih bir sened ile Ebu Nadra'dan diye naklettiği rivayet pekiştirmektedir. Ebu Nadra dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'in ashabından birisi yeni bir elbise giyindi mi ona: Elbisen eskiyip paralansın, Allah da hna onun yerine başkasını versin, derlerdi." "Allah Rasulü: Ey Ümmü Halid -Habeşçe- bu senadır, senadır, buyurdu." Sena Habeşçe'de güzel demektir
HADİS METNİ: İkrime'den rivayete göre: "Rifaa hanımını boşamıştı. Abdurrahman b. ez-Zubeyr el-Kurazî onunla evlendi. Aişe (r.a.) dedi ki: Üzerinde yeşil bir başörtüsü vardı. Aişe'ye şikâyette bulunarak derisindeki yeşilimsi morluğu (dövülmekten kaynaklanan çürükleri) göstermişti. — İkrime dedi ki: Kadınlar birbirlerine destek olurlar. — Aişe dedi ki: Ben mü'min kadınların çektikleri gibisini görmedim. And olsun ki kadının derisi elbisesinden daha yeşil (daha çok çürük) idi. (Araplar morarmayı yeşil ile anlatırlar.
İkrime dedi ki: Kocası, karısının Rasulullah (s.a.v.)'e gittiğini işitti. O da bunun üzerine başka bir kadından olma iki oğlunu da beraberinde getirerek geldi. Kadın: 'Allah'a yemin ederim, benim bunu gerektirecek bir günahım yoktur. Ancak onunla beraber olan şey, benim ihtiyacımı bundan daha fazla giderebilecek durumda değildir' dedi — ve bu arada üzerindeki örtünün bir saçağını tutup gösterdi. —
Kocası bunun üzerine: 'Ey Allah'ın Rasulü, Allah'a yemin ederim ki yalan söyledi. Ben onu deri silkeler gibi silkeliyorum. Fakat o bana karşı koyuyor. Rifaa'yı istiyor' dedi.
Rasulullah (s.a.v.) bu sefer: 'Eğer böyle bir şey varsa, şimdiki kocan senin balcağızını tatmadıkça sen ona helal olmazsın ya da ona varman uygun olamaz' buyurdu.
İkrime dedi ki: Rasulullah, Abdurrahman ile beraber iki oğlunu görünce 'Bunlar senin oğulların mıdır?' dedi. O, 'Evet' dedi. Allah Rasulü: 'Sen bu adam hakkında mı o dediğin iddialarda bulunuyorsun? Allah'a yemin ederim ki bu çocukların babalarına benzemesi, karganın kargaya benzemesinden daha fazladır' buyurdu.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
FETHU'L-BARİ AÇIKLAMASI (Maddeler Hâlinde):
🔹 1. YEŞİL ELBİSE HAKKINDA: • İbn Battal: "Yeşil elbiseler cennet elbiselerindendir. Şeref olarak bu onlara yeter." • Ebu Davud, Ebu Rimse yoluyla rivayet etmiştir: "O (Ebu Rimse), Nebi (s.a.v.) üzerinde iki yeşil burde (hırka) görmüştü.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
🔹 2. "KADINLAR BİRBİRLERİNE DESTEK OLURLAR" İFADESİ HAKKINDA: • Bu cümle, hadisin asıl metninden değil; İkrime'nin araya eklediği bir ara cümlesidir. • Vuheyb b. Halid, Eyyub'dan yaptığı rivayetinde bunu açıkça belirtmiş; bu ibareyi "derisi başındaki örtüden daha yeşildi" ibaresinden hemen sonra zikretmiştir. • Anlamı: Kadınlar birbirlerinin dertlerine ortak olup birbirini desteklerler; bu yüzden Hz. Aişe de bu kadının şikâyetine kulak vermiştir.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
🔹 3. "DERİSİ ELBİSESİNDEN DAHA YEŞİLDİ" İFADESİ HAKKINDA: • el-Kermânî: "Derisinin yeşilliği (morluğu) ya kadının zayıflığından ya da kocasının onu dövmesinden kaynaklanmış olabilir." • Ancak olayın bağlamı ve anlatılış tarzı, ikinci ihtimalin — yani dövülmenin — tercih edilmesini gerektirmektedir. • Not: Arap dilinde morarmak "yeşillenmek" ifadesiyle anlatılır.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
🔹 4. "SEN ONA HELAL OLAMAZSIN" İFADESİ HAKKINDA: • el-Kermânî, bazı rivayetlerde bu ibarenin gramer açısından (cezm edatı gelmesine rağmen nûn'un düşmemesi meselesini) izah etmeye çalışmıştır. • Hüküm: Boşanmış bir kadın, ikinci kocası kendisiyle gerçek anlamda evlilik kurmadan (yani cinsel birliktelik olmaksızın) eski kocasına helal olmaz. Bu, Kur'an-ı Kerim'de de (Bakara 2/230) sabit olan bir hükümdür.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
🔹 5. KADININ İDDİASI İLE ALLAH RASULÜ'NÜN CEVABININ BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİ:
▪ Kadının iddiası: "Onunla beraber olan şey, benim ihtiyacımı giderebilecek durumda değildir" — örtünün saçağını göstererek kocasının yetersizliğine kinayede bulunmuştur.
▪ Kocasının cevabı: "Ben onu deri silkeler gibi silkeliyorum" — yani tam aksine güçlü ve etkili bir birliktelik kurduğunu iddia etmiştir.
▪ Rasulullah'ın (s.a.v.) tutumu — iki boyutuyla:
- Kocasının iddiasını fiilen doğrulamıştır: Zira yanındaki iki çocuk, onun güçlü bir erkek olduğuna açık delildir.
- Kadının kısırlık/yetersizlik iddiasını reddetmiştir: Çocukların babaya olan güçlü benzerliği — "karganın kargaya benzemesinden daha fazla" — kocayı temize çıkarmıştır.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
🔹 6. "SEN BU ADAM HAKKINDA MI BÖYLE İDDİALARDA BULUNUYORSUN?" İFADESİ HAKKINDA: • Bu söz, kadının kocasına yönelik kısırlık ya da erkeklik yetersizliği iddiasına dair bir kinayedir. • Rasulullah (s.a.v.), yanındaki iki çocuğu göstererek kadının iddiasının temelsiz olduğunu açıkça ortaya koymuştur. • Çocukların babaya olan güçlü benzerliği, hem babalığı hem de erkeğin sağlıklı olduğunu ispatlayan somut bir delil olarak sunulmuştur.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
📌 GENEL DEĞERLENDİRME: Bu hadis birçok önemli fıkhî ve ahlakî meseleye ışık tutmaktadır:
✔ Boşanmış kadının eski kocasına dönebilmesi için ikinci evliliğin gerçek anlamda tamamlanmış olması şarttır (hülle meselesi). ✔ Rasulullah (s.a.v.), tarafları dinlemiş; delilleri değerlendirerek adil bir hüküm vermiştir. ✔ Hz. Aişe'nin kadına sahip çıkması, İslam'da mazlumun sesinin duyurulması gerektiğini göstermektedir. ✔ Fiziksel zarar gören eşin şikâyet hakkı mevcuttur ve bu hak İslam tarafından tanınmıştır. ✔ Rasulullah (s.a.v.) kadının dövülmesini onaylamamış; aksine kadının mağduriyetini görmüş ve hukuki çözüm yolunu göstermiştir.
(Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.)
Sa'd'dan, dedi ki: "Uhud günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in solunda ve sağında, üzerlerinde beyaz elbiseler bulunan iki adam gördüm. O ikisini de ne daha önce görmüştüm, ne de sonra gördüm
From Abu Dharr, may Allah be pleased with him, who said: "I came to the Prophet, peace and blessings be upon him, while he was sleeping, wearing a white garment. Then I came to him again and he had awakened. He said: 'Any servant who says La ilaha illallah and then dies upon that state will surely enter Paradise.' I said: 'Even if he committed adultery and theft?' He said: 'Even if he committed adultery and theft.' I said again: 'Even if he committed adultery and theft?' He said: 'Even if he committed adultery and theft.' I said once more: 'Even if he committed adultery and theft?' He said: 'Even if he committed adultery and theft — even if Abu Dharr's nose is rubbed in the dust.'" Whenever Abu Dharr narrated this hadith, he would say: "Even if Abu Dharr's nose is rubbed in the dust." Abu Abdullah (al-Bukhari) said: "This is in the case where he repents and feels remorse at the time of death or before it, and says La ilaha illallah — in that case he is forgiven."
Ebu Osman en-Nehdl'den, dedi ki: "Bizler Utbe b. Ferkad ile birlikte Azerbaycan'da iken Ömer'in mektubu bize ulaştı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şunun gibi olanı dışında ipeği nehyettiğini belirtiyordu. -Bu arada baş parmağına bitişikalan iki parmağı jle işaret etti-." Ebu Osman en-Nehdı dedi ki: "Bildiğimize göre o, bu miktar ile elbiseye konulacak alametleri kastetmiştir. " Bu Hadis 5829, 5830, 5834 ve 5835 numara ilede var
Ebu Osman'dan, dedi ki: "Bizler Azerbaycan'da iken Ömer bize şöyle bir mektup yazdı: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şöyle olması dışında ipek giyinmeyi nehyetmiştir. -Bu arada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize parmaklarını bir hizada tutarak gösterdi. - Zuheyr el-Vasitı de orta ve şehadet parmağını kaldırarak gösterdi
Ebu Osman'dan, dedi ki: "Biz Utbe ile birlikte idik. Ömer r.a. ona şu mektubu yazdı: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Dünyada ipeği ancak ahirette ondan hiçbir şey giyinmeyecek olan kimseler giyer
İbn Ebi Leyla'dan, dedi ki: "Huzeyfe Medain'de bulunuyordu. Kendisine su getirilmesini istedi. Bir dihkan ona gümüş bir kap içerisinde su getirdi. Huzeyfe o kabı dihkana fırlattı ve: Benim bu kabı atışımın tek sebebi, ona bunu yapmamasını söylediğim halde bu işten vazgeçmeyişidir. Oysa Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Altın, gümüş, ipek ve atlas dünyada onlara aittir, ahirette de sizindir, diye buyurmuştur, dedi."
Enes b. Malik'ten -Şu'be, dedi ki: Ben ona (Abdulaziz b. Suhayb'e): Enes bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye mi rivayet etti, dedim. Bunun üzerine Abdulaziz şiddetli bir şekilde dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle buyurdu: "Kim dünyada ipek giyinirse, ahirette onu giyinmeyecektir
İbnu'z-Zubeyr'den, hutbe verirken şöyle dedi: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kim ipeği dünyada giyinirse, ahirette onu asla giyinemeyecektir" buyurdu
Ömer'den, şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kim ipeği dünyada giyinirse, ahirette onu asla giyinemeyecektir" buyurdu
Narrated from Abu Hafs — that is, Umar ibn al-Khattab (may Allah be pleased with him) — that the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) said: "Silk is worn in this world only by those who will have no share of it in the Hereafter."
I (the narrator, Imran ibn Hittan) say: "Abu Hafs spoke the truth about the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him); he did not lie about him.
Fath al-Bari Commentary:
"The permissible amount of silk for men to wear and to use in certain garments."
Ibn Battal said: "There is scholarly disagreement regarding silk. Some have said that it is forbidden to wear it under any circumstances, including for women. This view has been reported from Ali, Ibn Umar, Hudhayfah, Abu Musa, and Ibn al-Zubayr, and from among the Tabi'un (Successors), from al-Hasan and Ibn Sirin. Others have said that wearing it is unconditionally permissible, interpreting the prohibitory hadiths as applying either to those who wear it out of pride and boastfulness, or as indicating dislike (karahah tanzihiyyah) rather than prohibition."
I say: The second view cannot be accepted, given that the threat against wearing it has been established. In response to Qadi Iyad's statement — "Some have understood the general prohibition on this matter as indicating dislike rather than prohibition" — Ibn Daqiq al-Id objected and said: "Qadi Iyad stated: After Ibn al-Zubayr and those who agreed with his position, a consensus (ijma') was reached that silk is forbidden for men but permissible for women.
Regarding the legal cause ('illah) for the prohibition of silk, there are two well-known differing opinions. The first is that it involves pride and arrogance. The second is that it is a garment of adornment and luxury, and therefore inconsistent with the dignity of men, being more befitting of women's attire. There is also the possibility of a third legal cause, namely imitating the polytheists. Ibn Daqiq al-Id said: "This may also be traced back to the first cause, since arrogance is also one of the characteristics of the polytheists. It is also possible that both meanings were taken into consideration.
However, the second cause does not necessarily entail prohibition, for al-Shafi'i states in al-Umm: "I do not consider wearing silk to be disliked (makruh), but it is contrary to proper etiquette (adab), as it falls within the category of women's attire." Nevertheless, this explanation has been considered difficult to accept, because the established cursing of men who imitate women necessitates that things which are specifically characteristic of women — in terms of type and form — are also forbidden. Some have also cited extravagance (israf) as another legal cause. Allah knows best
"The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) forbade...
Al-Isma'ili, in this narration via Ali ibn al-Ja'd from Shu'bah, adds the following after the words "we were with Utbah ibn Farqad": "As for what I wish to say: Wear the izar, wear the rida, wear sandals. Abandon leather socks (khuffs) and trousers (sarawil). Dress in the manner of your forefather Ismail. Beware of luxury and comfort, and of wearing the attire of non-Arabs (Persians). Make a point of staying in the sun, for it is the bath of the Arabs. Do not accustom yourselves to ease and comfort; wear coarse garments; exhaust yourselves until your knees have no more strength; rush forward; shoot arrows at targets. For the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him)..." and then he mentions the rest of the hadith.
"As far as we know, he meant by this the insignia (alāmāt).
That is to say, we have come to understand that what is intended by the excepted element is the insignia (alāmāt) — meaning the embroidered borders, stitched pieces, and similar adornments found on garments.
"Hudhayfah" ibn al-Yaman "was present."
The commentary on the hadith he narrated has already been given in the chapter on Beverages (Ashriba) (hadith no. 5632). Evidence has been drawn from it for the permissibility of wearing garments that have silk stripes stitched onto them (al-mutarraz). A garment onto which pieces of silk have been stitched in strips is called mutarraf. Similarly, a garment whose edges have been fringed with silk of the mentioned quantity is also called al-mutarraf. At-tatriz (embroidering) can sometimes also be done on the garment after it has been woven; there is also the possibility that this is what is being alluded to. Evidence has likewise been drawn for the permissibility of wearing garments that contain a mixture of silk — whether combined or scattered — amounting to this quantity, and this is a strong inference (istidlal). Further explanations on this will also appear two chapters later, under the chapter heading on al-Qassi silk.
Bera r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ipekten bir elbise hediye edildi. Biz de ona dokunmaya ve ondan dolayı hayrete başladık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Siz buna (hayran kalarak) şaşıyor musunuz, buyurdu. Biz: Evet deyince o: Sa'd b. Muaz'ın cennet- . teki mendilleri bundan daha hayırlıdır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal dedi ki: İpek giyinmenin yasaklanması, onun aynı ile (yani ipeği n kendisi) necis oluşundan dolayı değildir. Takva sahiplerinin giyiminden olmadığından dolayı yasaklanmıştır. Bununla birlikte tahirdir, ona dokunmak, onu satmak ve bedelinden yararlanmak caizdir. Sözü geçen bu hadis ile ilgili bazı açıklamalar daha önceden Hibe bölümünde geçmiş bulunmaktadır
Huzeyfe r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bize altın ve gümüş kaplardan içmeyi, onlarda yemek yemeyi, ayrıca ipek ve atlas giyinmeyi ve bunların üzerine oturmayı yasakladı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İpek yaygı edinme"nin helal ve haram oluşu bakımından hükmü. "İpek ve atlas giyinmeyi ve üzerine oturmayı." Buradaki "ve üzerine oturmayı" fazlalığı, ipeği n üzerine oturmanın yasak olduğunu kabul edenler lehine güçlü bir delildir. Zaten bu, cumhCırun da görüşüdür. Bu hususta İbnu'l-Macişun ile Kufelilerle bazı ŞafiIler muhalefet etmişlerdir. BÇ'lZı Hanefiler "nehyetti" lafzının haram kılmak hükmünde açık olmadığını söyleyerek cevap vermişler, bazıları da nehyin hem giymek, hem de oturmak hakkında varid olduğunu, tek başına oturmak için söz konusu olmadığının ihtimal dahilinde olduğunu söylemişlerdir. Bu da İbn Battal'ın hadisin ipek üzerinde oturmanın haram oluşu hususunda nas olduğuna dair iddiasını reddetmektedir. Çünkü bu hususta nas değildir. Sadece zahir olan odur. Ayrıca bu hadis, kadınların ipek yaygı kullanmaktan alıkonulacağına da delil gösterilmiştir. Ancak bu, zayıf bir değerlendirmedir. Çünkü erkeklere yapılan hitap, tercih edilen görüşe göre dişileri kapsamaz. Yasak olduğunu söyleyen kimseler, onların altını süs olarak takınmaları caiz olmakla birlikte, altın kaplan kullanmalarının yasaklandığına kıyası delil göstermiş de olabilirler. O halde kadınların ipek giyinmeleri caiz olmakla birlikte, onu (yaygı ve benzeri şekillerde) kullanmaları yasaklanır. Bu açıklama şeklini er-Ram doğru kabul etmiştir. Nevevı ise caiz oluşunu doğru kabul etmiş ve erkeğin hanımı ile beraber hanımının döşeği üzerinde ipeği yayıp kullanmasını yasakladığını delil göstermiştir. Malikilerden bunun caiz olduğunu kabul edenlerin görüşü ise şöyle açıklanır: Kadın erkeğin firaşı (yatağı)dır. Hanımının üzerinde altın süs eşyası ve ipek bulunduğu halde onunla yatması caiz olduğu gibi, hanımı ile beraber hanımı için mubah olan döşeği üzerinde oturması ve onunla beraber uyuması da caizdir. Bir Uyarı: Üzerine oturması yasak olan şey, giyilmesi yasak olan şeydir. Bu da -daha önce açıklandığı gibi- katıksız ipekten yapılan yahut ipeğin diğer dokumalardan daha çok bulunduğu kumaşlardır
Narrated from Ibn Azib, who said: "The Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) forbade us from red misaras and the garments known as al-Qassi.
Fath al-Bari Commentary: "Wearing the garment known as al-Qassi." This is an attribution to a place called "al-Qass." The majority have stated that it is an attribution to al-Qass, a town located in Egypt, and among those who held this view are al-Tabari and Ibn Sidah. "A striped garment containing silk," meaning a silk garment with broad stripes resembling ribs. "In it something resembling a citron," meaning the rib-like stripes found in them were broad and slanted. "Misara" and "al-wasir" refer to a low, not elevated, type of bedding. "Women would arrange the misara like velvet and prepare it for their husbands," meaning they would arrange them in a particular manner. Al-Tabari said: Al-misara is a type of small cushion or pad placed on a horse's saddle or a camel's riding saddle. Women would make these from crimson purple and thick silk for their husbands. These were things found on the mounts of the Ajam (non-Arabs). It has been said that they were silk coverings placed over saddles, and it has also been said that they were satin saddles. Thus, four opinions emerge regarding the explanation of al-misara: Is it something placed on the mount, or is it something for the rider upon the mount, or is it the saddle itself, or is it the saddle cover?
Abu Ubayd also states: The red misaras were part of the saddle equipment of the Ajam and were made of silk or satin. This is also explained in the hadith narrated by Abu Dawud, al-Nasai, and Ahmad through a chain meeting the criteria of al-Bukhari and Muslim, via Ubaydah ibn Amr from Ali, in which Ali (may Allah be pleased with him) said: "The Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) forbade me from al-Qassi and silk." The possibility exists that the difference between the two is a difference in type, in which case satin (thick silk) would be annexed to silk — as seen in the hadith narrated via Hudhayfah mentioned just before — and all of them would be things made entirely of silk
However, as clearly apparent from the wording of the chains of transmission containing the explanation of al-Qassi, al-Qassi is a mixture containing silk, not pure silk. Accordingly, wearing a garment that contains a mixture of silk would be forbidden. This was the view of some Companions such as Ibn Umar, and some Tabiun such as Ibn Sirin. The view of the majority, however, is that it is permissible to wear a garment with a silk mixture when the non-silk fabric is the greater portion. Their basis for this is what was previously recorded in the explanation of garments of the siyara type, in addition to the narrations indicating that permission was given to wear garments whose markings or decorations are made of silk, as was explained earlier in the hadith of Umar.
Katade'den, o Enes'ten, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zübeyr ile Abdurrahman'a vücutlarındaki kaşıntı dolayısıyla ipek giymeleri ruhsatını verdL" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kaşıntı dolayısıyla erkeklere ipek giyme ruhsatı." Kaşıntı, yüce Allah'ın bizi kendisinden korumasını dilediğimiz bir tür uyuzdur. "ez-Zubeyr ile Abdurrahman'a vücutlarındaki bir kaşıntı dolayısı ile ipek giymelerine ruhsat verdi." Taberi dedi ki: Bu hadiste ipek giyme nehyinin kapsamına ipeğin azalttığı bir rahatsızlığı bulunan kimselerin girmediğine bir delalet vardır. Sıcak yahut soğuktan koruyacak başka bir şey bulunmadığı takdirde koruyacak kadarı da bunun kapsamına girer. Cihad bölümünde kimi Şafil alimlerin bunun caizliğini hazarda değil de sadece seferde olmakla tahsis etmiş, İbnu'sSalah da bunu tercih etmiştir. Nevevı, er-Ravda adlı eserinde bununla beraber ayrıca kaşıntı olma hali ile de tahsis etmiş, er-Ram de bunu aynı şekilde bit hakkında da nakletmiş bulunmaktadır
Ali b. Ebi Talib r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana yollu olarak dokunmuş, siyera denilen bir kumaştan bir elbiseyi hediye olarak verdi. Ben de onu giyinip dışarı çıktım. Yüzünden kızdığını anladım, ben de bu sebeple onu etrafımdaki hanımlara parçalayıp böldüm
Abdullah b. Ömer'den rivayete göre "Ömer r.a. satışa arz edilen yollu ipek bir elbise gördü. Ey Allah'ın Rasulü, onu satın alırsan, sana gelen heyetlere karşı ve Cuma günü giyersin, dedi. Allah Rasulü: Böyle bir elbiseyi (ahirette) bir payı olmayan kimseler giyinir, dedi. Bundan sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ömer'e ipek yollu bir elbiseyi (hulletu siyera) hediye olarak gönderdi. Ömer bunun üzerine: Onu bana giyilsin diye mi verdin? Oysa ben senin o elbise hakkında neler söylediğini de işitmiş bulunuyorum deyince, Allah Rasulü: Ben onu sana satasın yahut başkasına giyinmesi için veresin diye gönderdim, buyurdu
Narrated from Anas ibn Malik: "He saw a striped silk garment (burd) on Umm Kulthum, may peace be upon her, the daughter of the Messenger of Allah, peace and blessings be upon him."
Ibn Abbas (may Allah be pleased with him) said: "For a whole year I watched for an opportunity to ask Umar about the two women who aided one another against the Prophet (peace and blessings be upon him), but out of reverence for him I could not bring myself to ask. One day he stopped at a resting place and entered among the arak trees to relieve himself. When he came out from among the trees, I asked him. He said: They are Aisha and Hafsa. Then he went on to narrate the following:
We used to pay no regard to women in the days of pre-Islamic ignorance. But when Islam came and Allah mentioned them, we came to see that they had certain rights over us. Even so, we still did not include them in our affairs. There was an exchange of words between me and my wife. She spoke harshly to me, and I rebuked her, saying: Have you gone this far? She said to me: Are you saying this to me? Yet your own daughter causes distress to the Prophet (peace and blessings be upon him). So I went to Hafsa and said to her: I warn you against going against Allah and His Messenger. I told her first what I had to say about not distressing the Prophet and causing him discomfort. Afterward I went to Umm Salamah and said the same things to her. This time Umm Salamah said: I am surprised at you, O Umar — you have now interfered in our affairs as well. Is all that is left for you to come between the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) and his wives? And she repeated these words of hers
There was a man from the Ansar. Whenever I was not present in the gathering of the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) and he was, I would go to him and he would tell me what had happened. And whenever he was not present and I was, he would come to me and I would tell him what the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) had done. Those around the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) — the kings and rulers — had all submitted to him, and only the Ghassanid king in Syria remained. We used to fear that he might attack us.
One day I suddenly heard that Ansari companion of mine come and say: Something has happened. I asked him: What is it — has the Ghassanid arrived? He said: Something even greater than that. The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) has divorced his wives. I immediately went to his house. Sounds of weeping were coming from all of their chambers. The Prophet (peace and blessings be upon him) had gone up to his elevated room, which was reached by a few steps. His servant was at the door of the room. I went to his servant and said: Ask permission for me to enter. He was given permission, and I entered. I found the Prophet (peace and blessings be upon him) lying on a mat, and the mat had left its impression on his side. Beneath his head was a leather pillow stuffed with palm fiber. Inside the room were a few untanned animal hides and some karaz — the leaves of the gall-oak tree used for tanning.
I relayed to him what I had said to Hafsa and Umm Salamah, and I told him how Umm Salamah had answered me. At that, the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) smiled. He remained there for twenty-nine days and then came down."
From al-Zuhri, who said: Hind bint al-Harith informed me, on the authority of Umm Salamah (may Allah be pleased with her), who said: "The Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) woke up one night saying: 'There is no god but Allah. How many tribulations Allah has sent down this night! How many treasures have been sent down! Who will wake the women of these chambers? Many a woman who is clothed in this world will be naked on the Day of Resurrection.'"
Al-Zuhri said: "Hind had buttons on the sleeves of her garment, between her fingers.
Fath al-Bari Commentary:
"The Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) used to be content with whatever he found in terms of clothing and furnishings, without being restrictive." The word "yatajawwazu" used in the chapter heading — rendered as "without being restrictive" — means that he did not confine himself to a particular type or narrow his choice, nor did he cause hardship by seeking only fine and precious things. Rather, he would use whatever was available and accessible, and he was content with it.
The explanation of this hadith has been given in sufficient detail in the Book of Divorce (Hadith no. 4913). The reason for mentioning this hadith here is the portions describing that he slept on a mat and that there was a pillow stuffed with palm fiber beneath his head.
"I warned him first regarding the disturbance." That is: I cautioned the Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) so that he would not be disturbed, and I warned her of the punishment that might come as a result of causing him disturbance.
"Many a woman who is clothed in this world will be naked on the Day of Resurrection." Ibn Battal said: The Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) mentions tribulation alongside the descent of treasures, indicating that tribulation arises on account of wealth and abundance. Likewise, taking a moderate course in one's affairs and being content is better than seeking excess, and it offers greater protection against tribulation.
The relevance of this hadith narrated by Umm Salamah to the chapter heading lies in its aspect of warning women against wearing thin, form-revealing garments, lest they find themselves naked in the Hereafter. What al-Zuhri narrates from Hind further supports this point. There is also in this an indication that the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) himself did not wear thin garments that would reveal what lay beneath — for since he warned others against such garments due to the exposure of the private parts they cause, it is even more fitting that one who possesses the quality of perfection should observe this
"Al-Zuhri said: Hind had buttons on the sleeves of her garment, between her fingers." That is, because the sleeves of her garment were wide, Hind would fasten them with buttons so that nothing of her body would be visible and she would not fall under the description of the Prophet's words: "clothed yet naked."
Halid (b. Zübeyr)'in kızı Ümmü Halid'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e aralarında siyah bir hamisanın bulunduğu elbiseler getirildi. O: 'Bu hamisayı kime giydirelim dersiniz?' diye sordu. Huzurunda bulunanlar sustular. O: 'Bana Ümmü Halid'i getiriniz' dedi. Ben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna götürüldüm. Eliyle o hamisayı bana giydirdi ve 'Bunu paralayasın, eskitesin diye' iki defa dua etti. Hamisa'da bulunan bir alamete (yün kumaştaki damgaya) baktı ve eliyle ona işaret edip: 'Ey Ümmü Halid, bu senadır' dedi. Sena, Habeşçe'de güzel demektir." İshak dedi ki: "Bana aile halkımdan bir kadının anlattığına göre o, o hamisayı Ümmü Halid'in üzerinde görmüştür."
Narrated from Anas (may Allah be pleased with him): "The Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) forbade men from using saffron." [Also recorded by: al-Tirmidhi in al-Adab; Muslim in al-Libas]
Explanation from Fath al-Bari: "The prohibition of men using saffron on their bodies." There is a difference of opinion regarding the reason for the prohibition of using saffron. Is it because of its scent — since it is a fragrance used by women — and is it for this reason that the use of khaluq (a pleasant-smelling substance) is also prohibited? Or is it prohibited because of its color, such that everything yellow falls under the same ruling?
Al-Bayhaqi narrates that al-Shafi'i said: "I disapprove of a man who is not in a state of ihram using saffron under any circumstance. If he has used it, I also command him to wash it off. However, I do permit the use of 'usfur (safflower dye), for I have not seen anyone narrate anything on this matter other than what 'Ali said: 'He forbade me from it — but I do not say that he forbade you from it.'" Al-Bayhaqi said: This narration has also been transmitted from others besides 'Ali. He then records the hadith of 'Abdullah b. 'Umar, stating: "The Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) saw two garments dyed with 'usfur on me and said: 'These are the garments of the disbelievers; do not wear them.'" This hadith was narrated by Muslim
Another wording recorded by Muslim is as follows: "I asked: 'Shall I wash these garments?' He replied: 'No, no — burn them.'"
Al-Bayhaqi said: "Had this narration reached al-Shafi'i, he would have, in accordance with his usual practice of following the Sunnah, expressed his opinion in line with it." A group from the early generations (salaf) considered garments dyed with 'usfur to be disliked (makruh), while another group permitted it. Among our scholars (the scholars belonging to our school) who considered it makruh is al-Halimi. And following the Sunnah is the best course. — End of the excerpt from al-Bayhaqi.
Al-Nawawi also states in his commentary on Sahih Muslim: "Al-Bayhaqi has presented the matter in a very sound and solid manner. Allah knows best."
As for Malik, he permitted wearing garments dyed with 'usfur and saffron inside one's home, but considered it disliked in public gatherings.
Shortly after this, the hadith of Ibn 'Umar concerning yellow-dyed garments will be presented. In the chapter on marriage, it has also been previously mentioned that Anas narrated how 'Abd al-Rahman b. 'Awf came into the presence of the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) at the time of his marriage with traces of the yellowness of khaluq (a fragrant substance) on him. A response was given earlier in this regard: the traces of the fragrance had transferred onto his garment from his wife, and it was not on his body itself.
İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı bir kimsenin vers (alaçehre) yahut za'feran ile boyanmış bir elbise giyinmesini nehyetmiştir. Hadis, Hac bölümünde (1542.hadiste) uzun ve şerhedilmiş olarak geçmiş bulunmaktadır
Narrated by al-Barā', may Allah be pleased with him, who said: "The Prophet, peace and blessings be upon him, was of medium stature. I saw him wearing a red garment, and I have never seen anyone more handsome than him.
Explanation from Fath al-Bari: "The Red Garment." The opinions of the early scholars (salaf) regarding the wearing of red garments can be summarized into seven distinct views:
It is permissible in an absolute sense. This has been reported from 'Alī, Ṭalḥah, 'Abdullāh ibn Ja'far, al-Barā', and other Companions, may Allah be pleased with them all, as well as from the Successors (tābi'ūn) such as Sa'īd ibn al-Musayyab, al-Nakha'ī, al-Sha'bī, Abū Qilābah, Abū Wā'il, and a large group of scholars.
It is absolutely forbidden. The evidence cited for this is the previously recorded hadith narrated through 'Abdullāh ibn 'Amr, and the hadith of Ibn 'Umar transmitted by al-Bayhaqī and also mentioned by Ibn Mājah, which states: "The Messenger of Allah, peace and blessings be upon him, forbade wearing garments dyed thoroughly with 'uṣfur (safflower), known as al-mufaddam." The meaning of this has already been explained in the hadith. It is also reported from 'Umar that whenever he saw a man wearing a garment dyed with 'uṣfur, he would swiftly pull it off him and say: "Leave this for the women to wear." This was narrated by al-Ṭabarī.
It is disliked (makrūh) to wear a garment dyed deeply and thoroughly with red, but not those with a lighter shade of dye. This view has been reported from 'Aṭā', Ṭāwūs, and Mujāhid. The evidence for this may be the hadith mentioning al-mufaddam cited above.
It is absolutely disliked to wear red garments with the intention of adornment and ostentation, but it is permissible to wear them at home or while working. This view has been narrated from Ibn 'Abbās.
It is permissible to wear a garment whose threads were dyed before weaving, but forbidden to wear one that was dyed after weaving. Al-Khaṭṭābī inclined toward this view, citing as evidence the fact that the hullah (two-piece garment) mentioned in the reports of the Prophet ﷺ wearing a red garment was one of the Yemeni hullahs. Similarly, this applies to red burds (striped cloaks); the threads of Yemeni burds were dyed first and then woven.
The prohibition applies specifically to garments dyed with 'uṣfur (safflower), since the prohibition was issued in relation to it. Garments dyed with other dyes are not forbidden. However, the previously mentioned hadith of al-Mughīrah weakens this claim.
The prohibition is restricted to garments dyed entirely and purely in red. Garments that contain white, black, or other colors alongside red are not forbidden. The hadiths concerning the red hullah are interpreted accordingly, since the hullahs that came from Yemen were mostly striped with red and other colors.
Ibn al-Qayyim said: Some scholars would wear a garment dyed thoroughly in red and claim that they were thereby following the Sunnah. However, this is incorrect, because the red hullah belongs to the Yemeni burds, and a burd is not dyed in red alone. This is what Ibn al-Qayyim stated.
Al-Ṭabarī, after mentioning most of these views, said: In my opinion, it is permissible to wear garments dyed in any color. However, I personally dislike wearing a garment of pure red (thoroughly saturated with red), just as I absolutely dislike wearing a red outer garment over other garments. This is because a red garment, in our time, is not among the types of clothing worn by men of virtue and dignity. Indeed, conforming to the dress customs of one's era — so long as it involves no sin — is a requirement of dignity and propriety, while departing from accepted dress norms is a form of ostentation. This position may be considered an eighth view.
As for the precise investigation of this matter: if the prohibition of wearing red garments is due to their being the dress of disbelievers, then the view to be adopted in this regard is similar to the view concerning the red misrah (saddle cover), as will be discussed later. If the prohibition is due to red being the dress of women, then it falls under the category of the prohibition of resembling women, and in that case the prohibition is not intrinsic to the garment itself. If it is prohibited on account of ostentation or being contrary to dignified conduct, then it would be forbidden when such a circumstance is present, and if not, the view adopted by Mālik — which makes a distinction between public gatherings and the home — would be further reinforced. And Allah knows best.
Bera r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şu yedi şeyi emretti: Hastayı ziyaret etmeyi, cenazelerin arkasından gitmeyi, aksırıp elhamdulillah diyene yerhamukellah demeyi. Bize ayrıca harir, dibac, kassı ve istebrak denilen ipek türlerini giyinmeyi, kırmızı mıseraları (altlık ve üstlük örtüleri kullanmayı) nehyetmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Ubeyd dedi ki: Nehyedildiği belirtilen kırmızı mıseralar, Acemlerin binekleri üzerinde bulunan kalın ve ince ipekten olurdu. Her durumda da mısera denilen şeyeğer ipekten ise, onun yasaklanışı ipeğin üzerinde oturmanın yasakIanışı gibidir. Bu husustaki görüş, daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Ancak kırmızı kaydı ile zikredilmesi, mutlak ipekten daha da özeldir. Bu durumda ipek, yasaktır. Eğer bununla birlikte kırmızı olursa daha bir yasaktır, yasak pekişir. Eğer ipek değil ise, bu husustaki nehy, Acemlere benzemeye çalışmaktan men etmek içindir
Ebu Mesleme (künyeli) Said'den, dedi ki: "Ben Enes'e: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakkabıları ile namaz kılar mıydı, diye sordum. O, Evet dedi
Ubeyd b. Cureyc'den rivayete göre, "O, Abdullah b. Ömer r.a.'a şöyle deiniştir: Ben senin dört şey yaptığını gördüm, ama arkadaşlarından kimsenin onları yaptığını görmedim. Abdullah b. Ömer: Bunlar nelerdir ey İbn Cüreyc, dedi. Ben: Senin iki Yemani rüknün dışında Ka'be'nin rükünlerine el değdirmediğini gördüm. Senin sebtiye (denilen) tabaklanmış deriden yapılmış ayakkabılar giydiğini gördüm. Sarıya boyadığını gördüm. Eğer Mekke'de isen insanlar hilali gördükleri takdirde yüksek sesle telbiye getirdikleri halde, senin terviye günü gelinceye kadar yüksek sesle telbiye getirmediğini gördüm, dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer ona şu cevabı verdi: Rükünler ile ilgili hususu açıklayayım: Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in iki Yemanı rüknün dışındaherhangi birisine elini değdirdiğini görmedim. Tabaklanmış deriden yapılmış ayakkabılara gelince, ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, üzerinde herhangi bir kıl bulunmayan ayakkabılar giyindiğini ve ayaklarından çıkarmadan abdest aldığını gördüm. Bu sebeple ben de onları giyinmeyi seviyorum. Sarıyla boyamaya gelince, ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sarı ile boyadığını gördüm. Bu sebeple ben de onunla boyamayı seviyorum. Telbiye getirmeye gelince, ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (Arafat'a gitmek üzere) bineği harekete geçmedikçe telbiye getirdiğini görmedim
Abdullah b. Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı bir kimsenin zaferan yahut alaçehre ile boyanmış bir ihram giyinmesini nehyetti ve: İki nalın bulamayan bir kimse iki ayakkabı giyinsin. Ama topuktan aşağısından olmak üzere konçlarını kessin, buyurdu
Birden fazla hadis metni ve Fethu'l-Bari şerhi paylaştınız; ancak bu metinlerle ne yapmamı istediğinizi belirtmediniz. Lütfen talebinizi açıkça belirtir misiniz? Örneğin: • Başka bir dile çeviri (hangi dile?) • Özet • Belirli bir konunun açıklaması • Karşılaştırma veya analiz • Başka bir işlem Talebinizi belirttiğinizde size en iyi şekilde yardımcı olmaktan memnuniyet duyarım.
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdest alışında, saçlarını tarayışında, ayakkabısını giyinişinde sağdan başlamayı severdi." Buna dair açıklamalar daha önce Taharet bahsinde (168.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden herhangi bir kimse ayakkabısını giyinecek olursa sağını giyinmekle başlasın. Ayakkabısını çıkarttığı takdirde de solu çıkarmakla başlasın. Bu durumda ilk olarak giyilen de sağ olsun, son olarak çıkartılan da o olsun." (5855 iLE 5856 FETHU’L-BARiDE TAKDiM TEHiRDiR, BEN BUHARi SIRASINA ÇEVİRDİM –MAHİR-) Fethu'l-Bari Açıklaması: İbnu'l-Arabi dedi ki: Sağ ile başlamak bütün salih amellerde meşru (şeriatçe öngörülen) bir şeydir. Buna sebep ise maddi olarak sağın daha güçlü oluşu, şer'an de onun önceliğinin teşvik edilmiş olmasıdır. Nevevi dedi ki: İkramda bulunmak yahut süslenmek türünden olan bütün hususlarda sağ ile başlamak müstehaptır. Bunun zıttı olan işlerde de sol ile başlamak müstehaptır. Helaya girmek, ayakkabıyı, mestleri çıkarmak, mescitten çıkmak, istincada bulunmak ve bunun dışında diğer hoşa gitmeyen işler yapmak gibi. Bu kabilden pek çok husus daha önce Taharet bölümünde (168.hadiste) Aişe r.a.a'nın rivayet ettiği: "Sağ ile başlamak onun hoşılna giderdi ... " hadisinin şerhinde geçmiş bulunmaktadır
Narrated from Abu Hurayra that the Messenger of Allah, peace and blessings be upon him, said: "None of you should walk wearing only one sandal; either both feet should be bare or both should have sandals on."
Enes r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ayakkabısının her tekinin ikişer tasması vardı
İsa b. Tahman'dan, dedi ki: "Enes b. Malik bize iki tasması bulunan bir çift ayakkabı çıkardı. Sabit el-Bünanı de: Bunlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ayakkabılarıdır, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir ayakkabıda", yani her bir tekinde "iki tas ma bulunması ve geniş tek bir' tasmayı uygun görenler." Yani bunun caiz olduğunu kabul edenler. (Hadiste) el-Kibal lafzı, tas ma demektir. Burada da kastedilen, ayakkabıya parmaklar arasında bulunan bağcığı bağlayan bağdır
Avn b. Ebi Cuhayfe'den, O babasından dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem deriden kırmızı bir çadır içerisinde bulunuyor iken huzuruna gittim. Bilal'in, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in abdest suyunu da alıp getirdiğini gördüm. İnsanlar da o abdest suyunu almak için adeta birbirleriyle yarışıyarlardı. Ondan bir miktar ele geçiren onu vücuduna sürünüY'Jrdu. Ondan hiçbir şeyele geçiremeyen ise arkadaşının elinin ıslaklığından alıyordu
Enes b. Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensara haber gönderdi ve onları deriden bir çadır içinde topladı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Deriden kırmızı çadır." Başlıkta geçen "edem" lafzı, tabaklanmış deri demektir. Muhtemelen çadır haline getirilmeden önce kırmızıya boyanmış olmalıdır. Buhari bu başlık altında Ebu Cuhayfe yoluyla gelen bu hadisin bir bölümünü zikretmiş bulunmaktadır. Bu hadis daha önce bütünüyle ve şerhedilmiş olarak Namaz bölümünün baş taraflarında (376.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geceleyin bir hasırı hücre edinir, namaz kılardı. Gündüzün. de onu yayar, üzerine otururdu. Bu sefer insanlar da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitmeye ve ona uyarak namaz kılmaya başladılar. Nihayet sayıları çoğaldı. Bunun üzerine onlara dönerek şöyle buyurdu: Ey insanlar, amellerden güç yetirebileceğiniz kadarını alın. Şüphesiz Allah sizler usanmadığınız sürece (size sevap yazmaktan) vazgeçmez. Hiç şüphesiz Allah'ın ameller arasında en sevdiği, az dahi olsa devamlı alanıdır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hasır ve benzeri şeyler üzerine oturmak." Hasır ne olduğu bilinen bir şeydir. Hasır, se af denilen çubuklardan ve benzerlerinden yapılır. "Ve benzeri" lafzından maksadı ise yere serilen, pek değerli olmayan şeylerdir. "Geldiklerini", döndüklerini ... Yine bu hadisin açıklaması İman bölümünde geçmiş bulunmaktadır. "Şüphesiz Allah'ın ameller arasında en sevdiği, az dahi olsa devamlı alanıdır." Yani amelde bulunan kimsenin hayatı boyunca devam edenidir
Misver b. Mahreme'den rivayete göre, "Babası Mahreme kendisine şöyle demiştir: Oğulcuğum, bana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e birtakım kaftanIarın geldiği ve onun da bunları paylaştırmakta olduğu haberini aldım. Haydi gel, beraber ona gidelim. Biz de kalkıp gittik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i evinde bulduk. Bana: Oğulcuğum, git bana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i çağır, dedi. Ben böyle bir iş yapmayı ağır buldum. Bunun üzerine: Sana Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i mı çağırayım, dedim. O: Oğulcuğum (evet çağır). Çünkü o zorba birisi değildir, dedi. Ben de gittim, onu çağırdım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, üzerinde altın düğmeler• ile kapatılmış kalın ipekten bir kaftan olduğu halde dışarı çıktı ve: Ey Mahreme, işte biz bunu sana sakladık deyip, o kaftanı ona verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Altın dÜğmelerle iliklenen" elbise? Bu hadisenin ipeğin haram kılınışından önce meydana gelmiş olma ihtimali vardır. Erkeklere ipek ve altın kullanmak haram kılınınca artık bunları herhangi bir şekilde mubah kabul eden kimseler lehine bu hadiste delil olacak bir taraf kalmamış olur. Olayın bunların haram kılınışından sonra gerçekleşmiş olma ihtimali de vardır. Bu durumda ona (Mahreme'ye) bu kaftanı yararlansın, geçindirmekle yükümlü olduğu hanımlara giydirerek yahut satarak faydalansın, diye vermiş olur. Nitekim başkasının başından da benzeri olaylar geçmiş bulunmaktadır. Bu durumda hadisteki: "Üzerinde kaftan bulunduğu halde dışarı çıktı" ifadesi, eli üzerinde olduğu halde, demek olur. Böylelikle bütünün, parçasını anlatmak için kullanıldığı (mecazi) ifadelerden biri olur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle yapmakla Mahreme'nin gönlünü hoş tutmak istediği ve Mahreme'nin bir parça huysuzluğunun bulunduğu da geçmiş bulunmaktadır. Bu rivayette geçtiği üzere Mahreme'nin oğluna: "Bana onu çağır" demesi üzerine oğlunun bu isteğine tepki göstermek sadedinde: "Sana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i mi çağırayım" demesi üzerine babasının ona: "Oğlum, o bir zorba değildir" demesi, Mahreme'nin imanının ne kadar sadakatli olduğunu göstermektedir. Bu hadisten Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mütevaziliği, ashabına son derece lütufla ve güzel bir şekilde muamele ettiği de anlaşılmaktadır
Bera b. Azib r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi şeyi yasakladı: Altın yüzüğü -ravi: yahut altın halkayı, dedi-, harır, istebrak ve dıbac denilen ipek çeşitlerini, kırmızı renkli ipek altlık kullanmayı, kassı denilen ipekli kumaşı ve altın kapları kullanmayı. .. Bize şu yedi şeyi de emretti: Hastayı ziyaret etmeyi, cenazelerin arkasından gitmeyi, aksıran kimseye (elhamdulillah dediğinde yerhamukellah diyerek) dua etmeyi, selamı almayı,davet edEonin davetini kabul etmeyi, yemin eden kimsenin yeminini yerine getirmeyi ve mazluma yardımcı olmayr
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem altın yüzük kullanmayı nehyetmiştir
Narrated from Abdullah (ibn Masud) (may Allah be pleased with him): "The Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) acquired a gold ring and turned its stone toward the palm of his hand. The people then began acquiring rings as well. Thereupon he threw it away and acquired a silver ring.
This hadith is also recorded under numbers 5866, 5867, 5873, 5876, 6651, and 7298.
Fath al-Bari Commentary: "Gold rings (wearing them)." The word khawatim, translated here as "rings," is the plural of khatam, and it can also be pluralized as hawatim. The prohibition of a gold ring — or of acquiring a gold ring — is specific to men and does not include women. Scholarly consensus (ijma) has been transmitted that gold rings are permissible for women.
I say: Ibn Abi Shaybah narrated from Aishah that the Negus sent the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) some gifts, among which was a gold ring. The Prophet turned away from it in aversion, yet took the ring, then said to his granddaughter Umamah: "Take this ornament and wear it yourself."
Ibn Daqiq al-Id said: The apparent meaning of the prohibition is that it indicates impermissibility (haram). This is also the view of the imams, and the ruling has been conclusively established as such.
Al-Iyad said: The report that Abu Bakr ibn Muhammad ibn Amr ibn Hazm wore a gold ring is among the anomalous (shadh) narrations. What is more likely is that the Sunnah on this matter had not reached him, because the people who came after him reached consensus (ijma) contrary to what he did. Similarly, the same applies to what has been narrated from Khabbab regarding this matter. When Ibn Masud said to him: "Has the time not come to remove this ring?" he replied: "From this day on, you will never see it on me again." It is apparent that the prohibition had not reached Khabbab at that time. Once the news of the prohibition reached him, he abandoned what he had been doing.
He also said: Some scholars held that a man wearing a gold ring constitutes a reprehensible act of tanzih (discouraged but not forbidden) rather than one of tahrim (forbidden). They similarly stated the same regarding silk. Ibn Daqiq al-Id said: This explanation necessitates acknowledging that there is a difference of opinion regarding its being forbidden, and such a state contradicts the view that there is consensus (ijma) on it being forbidden. It is also unavoidable to take into consideration that the item used is described specifically as a ring.
I say: It is possible to reconcile and harmonize the two views. Those who said it was a tanzih reprehensibility may have been from an earlier period, after which consensus on it being forbidden became firmly established. The third hadith mentioned in this chapter, narrated by Ibn Umar, can be used as evidence that the permissibility of wearing a gold ring has been abrogated. Likewise, it has been used as evidence that gold is forbidden for men in small and large quantities alike, because even using a small amount as a ring has been prohibited. The prohibition here encompasses all circumstances, and therefore it is not permissible for even a person engaged in sudden combat to use a gold ring, because the forbiddance of gold has no connection to warfare. This stands in contrast to the previously mentioned dispensation (rukhsah) allowing silk to be worn in battle, which shows that silk differs from gold in this regard
Furthermore, the ruling on gold ornamentation found on a sword, shield, or belt is different from this. If a person possessing such a weapon suddenly finds himself in combat, it is permissible for him to fight with that sword. However, once the fighting is over, he must remove the gold ornamentation, because all of these — unlike a ring — fall within the category of things connected to warfare.
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem altından -yahut gümüşten- bir yüzük edindi. Yüzüğün kaşını avucunun iç tarafına getirerek takındI. Yüzüğüne nakış olarak 'Muhammedu'r-Rasulullah' ibaresini nakşetti. Başkaları da onun gibi yüzük edindi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların yüzük edindiklerini görünce, yüzüğünü attı ve: Bunu ebediyyen kullanmayacağım, buyurdu. Daha sonra gümüşten bir yüzük edindi. İnsanlar da gümüş yüzükler edindiler." İbn Ömer dedi ki: "O yüzüğü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra Ebu Bekir, sonra Ömer, sonra da Osman giyindi. Sonunda yüzük Osman'dan Eris kuyusuna düştü." 47. BAB
Abdullah b. Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem altından bir yüzük takınıyordu. Sonra onu attı ve: Ebediyen onu giymeyeceğim, buyurdu. Bunun üzerine insanlar da yüzüklerini attılar
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Bir gün Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinde gümüşten yapılmış bir yüzük gördüm. Daha sonra diğer insanlar da gümüşten yüzükler yaptırıp onları takmaya başladılar. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yüzüğünü attı, bunun üzerine insanlar da yüzüklerini attılar." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Gümüş yüzük" takmanın caiz oluşu anlamındadır. "İbn Ömer dedi ki: o yüzüğü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra Ebu Bekir, sonra Ömer, sonra Osman taktı, sonunda Osman'dan Eris kuyusuna düştü." Bu kuyu Kuba mescidine yakın bir bahçedeki kuyudur. Diğer başlıktaki iki hadisten, ashab-ı kiram'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiillerine uymak hususunda ellerini çabuk tuttukları anlaşılmaktadır. O, onların yaptıklarını ikrar ve kabul ettiği sürece bu fiili işlemeye devam ediyorlardı. Onların yaptıklarını reddeder etmez de onu işlemekten vazgeçiyorlardı. Hadisten anlaşıldığına göre, (makam ve mevki itibariyle) büyük bir şahsiyet mühür olarak kullandığı yüzüğünü parmağından çıkardığı takdirde, güvenilir bir kişinin elinde bulunması gerekir
Humeyd'den, dedi ki: "Enes'e: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hiç (mühür) yüzük edindi mi, diye soruldu. Enes şu cevabı verdi: Bir gece yatsı namazını kıldırmayı gecenin yarısına kadar geciktirdi. Sonra yüzünü bize doğru çevirdi. Hala onun yüzüğünün parıltısını görür gibiyim. Şöyle buyurdu: Şüphesiz insanlar namaz kılıp uyudular, sizler ise onu beklemeye devam ettiğiniz sürece namazda kalmaya devam ediyorsunuz
Enes r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (mühür) yüzüğü gümüşten idi. Onun kaşı da kendindendi." Fethu'l-Bari Açıklaması: İkinci hadisin rivayet yolunda geçen "(mühür) yüzüğü gümüştendi" ifadesi Ebu Davud'un zikrettiği Zuheyr b. Muaviye yoluyla Humeyd'den gelen rivayetinde "hepsi gümüştendi" şeklindedir. İşte bu, Nebi efendimizin yüzüğünün tamamıylagümüşten olduğu hususunda açık bir nastır. "Onun kaşı da kendindendi" ifadesi de Müsliin'in ve diğer SÜnen sahiplerinin İbn Vehb yoluyla Yunus'tan, onun İbn Şihab'dan, onun Enes'ten diye rivayet ettiği şu hadis ile tearuz etmez (çatışmaz): "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (mühür) yüzüğü gümüştendi ve onun kaşı da Habeşi idi." Çünkü bu rivayet sebebiyle onun birden çok yüzüğü olduğu hakkında yorum yapılır. Bu takdirde "Habeşi idi" ifadesi Habeş topraklarından gelmiş bir taştı, demek olur, yahut Habeşe renginde idi, yahut bir çeşit boncuk (değerli taş) ya da akikten idi demek olur. Çünkü bunlar, Habeş topraklarından getirilen taşlardı. Müslim'in bu rivayetinde sözü edilen, kaşı kendinden olduğu belirtilen yüzüğün aynısı olup ya kuyumculuk işlenişi bakımından yahut nakışı bakımından bir niteliği sebebiyle Habeş'e nispet edilmiş olma ihtimali de vardır
Sehl'den, dedi ki: "Bir kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelerek: Kendi nefsimi bağışlamaya geldim, dedi ve uzun bir süre ayakta durdu. Nebi ona baktı ve başını çevirdi. Ayakta durması uzayıp gidincebir adam: Eğer senin ona bir ihtiyacın yoksa onu benimle evlendir, dedi. Allah Rasulü: Sende ona mehir olarak vereceğin bir şeyler var mı, diye sordu. Adam: Hayır, dedi. Allah Rasulü: Bir bak, buyurdu. Adam gitti, sonra geri dönüp: Allah'a yemin ederim, hiçbir şey bulamadım, dedi. Allah Rasulü: Git ve araştır; demirden bir yüzük dahi olsa bul, getir, dedi. Adam yine gitti, sonra geri dönerek: Hayır, Allah'a yemin ederim, demirden bir yüzük dahi olsa bulamadım, dedi. Adamın üzerinde (belden aşağısını örten) izar vardı. Ama (belden yukarısını örten) ridası yoktu. Bundan dolayı: O zaman ben ona şu izarımı mehir olarak vereyim, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Senin bu izarını eğer kadın giyinecekolursa, ondan senin üzerine giyeceğin bir şeyin kalmaz. Sen onu giyinecek olursan, o izardan bu kadının üzerinde giyeceği bir şeyi kalmaz, buyurdu. Bunun üzerine adam geri çekilip oturdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun geri dönüp gittiğini görünce, emir vererek çağırdı. Allah Rasulü: Kur'an'dan bildiğin ne var, diye sordu. Adam: -İsmen saydığı bazı sureleri söyleyerek- şu sure, şu sure dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ezbere bildiğin Kur'an karşılığında onu sana mülk verdim (nikahladım), buyurdu
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre, "Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Arap olmayanlardan bir topluluğa -yahut: bazı insanlaramektup yazmak istedi. Ona: Onlar, üzerinde mühür bulunmayan bir mektubu kabul etmezler denilince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, üzerindeki nakış "Muhammedun Rasulullah'tam ibaret olan gümüşten bir mühür yüzük edindi. Sanki ben o yüzüğün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmağında -yahut elinde- ki parlaklığını görüyor gibiyim
İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gümüşten bir mühür yüzük edindi. Bu yüzük elinde idi. Daha sonra bu Ebu Bekir'in elinde yerini aldı, ondan sonra da Ömer'in elinde yerini aldı. Bundan sonra da Osman'ın elinde yerini aldı. Nihayet daha sonra Eds kuyusu na düştü. Yüzüğün nakşı: "Muhammedun Rasulullah" idi
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir yüzük yaptırdı ve şöyle buyurdu: Biz bir mühür yüzük edindik ve ona bir nakış nakşet(tir)dik. Hiç kimse (yüzüğüne) o şekilde nakış yapmasın, buyurdu. Enes dedi ki: Ben o yüzüğün serçe parmağındaki parlaklığını hala görüyorum" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mühür yüzüğün serçe parmağına", yani diğer parmaklara değil de ona "takılması." Bununla Müslim'in, Ebu Davud'un ve Tirmizi'nin, Ebu Burde b. Ebu Musa yoluyla Ali'den şöyle dediğine dair nakletlikleri rivayete işaret ediyor gibidir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana yüzüğümü şu parmakta ve şu paı:'makta takmamı yasakladı." Bununla orta ve şehadet parmaklarını kastediyordu. "Kimse o şekilde nakış yapmasin." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, başkasına kendisinin nakşettiği şekilde yüzüğüne nakış yaptırmasını yasaklayışı, o mühür yüzükte adının ve niteliğinin bulunması sebebi iledir. Ayrıca o bunu onunla mühür bassın ve böylece ona ait ve onu başkasından ayırt eden bir alamet olsun diye yaptırmıştır. Başkasının onun nakşettirdiğinin bir benzerini nakşettirmesi caiz olsaydı, o takdirde bu maksat gerçekleştirilemezdi
Enes b. Malik (r.a.)'dan, dedi ki: "Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bizanslılara mektup yazmak isteyince ona: 'Eğer yazdığın mektup mühürlü olmazsa onlar senin mektubunu okumayacaklardır' denilmesi üzerine gümüşten bir mühür yüzük edindi. Onun nakşı 'Muhammedü'r-Rasulullah' idi. Onun elinde o mührün beyazlığını hâlâ görüyor gibiyim."
Cuveyriye'den, onun Nafi'den rivayetine göre, "Abdullah, Nafi'e şu hadisi nakletmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem altından bir yüzük yaptırdı ve o yüzüğü giydiği vakit kaşını elinin iç tarafına getiriyordu. Sair insanlar da altından yüzükler yaptırdılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem minbere çıkıp Allah'a hamd u senada bulunduktan sonra: Ben onu yaptırmıştım. Artık ben onu giymeyeceğim deyip yüzüğü attı, insanlar da (yüzüklerini) attılar." Cuveyriye dedi ki: "Onun (Nafi'in), yüzüğü sağ eline takmıştı" sözünden başka bir şey söylediğini zannetmiyorum. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cuveyriye dedi ki: Ben (Nafilin) sağ eline taktı, sözünden başkasını söylediğini zannetmiyorum." İbn Ebi Hatim dedi ki: Ben Ebu Zür'a'ya bu husustaki hadisler arasında var olan ihtilafı sordum. O bana: Ne bu sabittir, ne de öteki. Fakat sağ eline taktığına dair rivayetler daha çoktur, dedi. Daha önce de Buhari'nin: "Abdullah b. Cafer'in rivayet ettiği hadis bu hususta varid olmuş rivayetlerin en sahihidir" şeklindeki sözleri de geçmiş bulunmaktadır. Bunda da yüzüğünü sağ eline taktı ğı açıkça ifade edilmiş bulunmaktadır. Bu meselede Şafiı alimleri arasında görüş ayrılığı vardır. Daha sahih olan, sağ ele konulduğudur. Derim ki: Ben gördüğüm kadarıyla bu, maksadın farklılığına göre değişiklik arz eden bir durumdur. Eğer yüzük takınmaktan maksat, süslenmek ise sağa takılması daha faziletlidir. Eğer onunla mühürlemek için ise sol ele takmak daha uygundur. Çünkü yüzüğünü oraya emanet olarak bırakmış gibi olur. Sağ eliyle de o yüzüğü oradan alır. Yüzüğü sol eline bırakması da böyledir. Ama mutlak olarak yüzük takmanın sağ elde olması daha çok tercih edilir. Çünkü sol el istincada kullanılır. Bu durumda yüzük sağ elde bulunuyor ise ona necasetin bulaşması önlenmiş olur. İşaret ettiğim sağ elle almak sebebi ile de mühür olarak kullanılan yüzüğün sol elde bulunması ağırlık kazanır. Bir kesim ise her iki hususun da birbirine eşit olduğu kanaatine meyletmiş ve böylelikle bu husustaki hadisler arasında görülen ihtilafı da telif etmiş olmaktadırlar. Nitekim Ebu Davud da "sağ ve sol elde mühür yüzük takmak" başlığı ile buna işaret etmiş bulunmaktadır
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre, "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gümüşten biryüzük edindi, üzerine: "Muhammedun Rasulullah" d:ye nakşettirdi ve: Ben gümüşten bir mühür yüzük edinip ona: Muhammedun Rasulullah'ı nakşettirdim. Hiç kimse onun nakşı gibi nakış yaptırmasın, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Ebi Şeybe, el-Musannef adlı eserinde İbn Ömer'den onun mühür yüzüğü üzerine Abdullah b. Ömer ibaresini nakşettirdiğini rivayet etmektedir. Aynı şekilde Salim'den, o Abdullah b. Ömer'den, Abdullah b. Ömer'in, kendi adını mühür yüzüğü üzerine nakşettirdiğini de rivayet etmiştir. el-Kasım b. Muhammed de böyle ... İbn Battal dedi ki: Malik şöyle derdi: Halifelerin ve kadıların mühür yüzüklerine' isimlerini nakşettirmeleri, onların şanındandır. İbn Ebi Şeybe de Huzeyfe ve Ebu Ubeyde'den her birisinin mühür yüzüklerinin nakşının "elhamdulillah" olduğunu, Alilden ise "Allahull-Melik: Mutlak malik olan, Allah'tır" ibaresini nakşettirdiğini, İbrahim en-Nehai'nin: "Billahi"yi nakşettirdiğini, Mesruk'tan: "Bismillahi" ibaresini nakşettirdiğini, Ebu Cafer el-Bakır'dan "el-Izzetu lillah"ı, el-Hasen ve el-Huseyn'den: "Mühür yüzük üzerinde Allah'ın zikrini ihtiva eden lafızları nakşettirmekte bir beis olmadığını' belirttiklerini rivayet etmektedir. Nevevi der ki: Bu, cumhUrun da görüşüdür. İbn Sırın ile bazı ilim ehlinden ise bunu mekruh gördükleri nakledilmiş bulunmaktadır. --Nevevi'den alıntı burada bitti.-- İbn Ebi Şeybe de sahih bir sened ile İbn Sırın'den kişinin kendi mührü üzerinde "hasbiyallah: Allah bana yeter" ve buna benzer ibareleri yazdırmasında bir sakınca görmediklerini rivayet etmiştir. İşte bu, İbn Sırın'in bunu mekruh gördüğü görüşünün ondan sağlam olarak sabit olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte her ikisini şöylece telif etmek mümkündür: Cünup ve ay hali olan kimselerin taşıyacaklarından korkulması ve mührün bulunduğu el ile istinca yapma ihtimalinin bulunması halinde mekruhluk söz konusudur. Böyle bir şeyden emin olunması halinde ise caizdir. Bu durumda mekruhluk böyle bir yazı yazdırmaktan dolayı değil, bu zikir ifade eden yazının bu gibi şeylere maruz kalması cihetinden söz konusu olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Enes'ten rivayete göre, "Ebu Bekir r.a., halife seçilince kendisine bir mektup yazdı. Mühürün nakşı üç satır halinde idi: "Muhammed" bir satır, "Rasul" bir satır ve "Allah" bir satır idL
Enes r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mühür yüzüğü kendi elinde idi. Ondan sonra Ebu Bekir'in elinde, Ebu Bekir'den sonra Ömer'in elinde idi. Osman halifeliğe getirildikten sonra bir sefer Eris kuyusunun başında oturdu. (Enes) dedi ki: Osman mühür yüzüğü çıkartıp onunla oynamaya koyuldu ve yüzük düştü. (Enes) dedi ki: Üç gün Osman ile birlikte gittik ve kuyunun suyunu çektik. Ama yüzüğü bulamadık." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Bekir r.a. halife seçilince kendisine bir mektup yazdı." Enes kendisine yazdığı mektubu söz konusu etmemektedir. Dahaönce bu mektuba Zekat bölümünde işaret edilmiş ve ona zekatın miktarlarına dair mektup yazdığı belirtilmiş idi. "Üç gün Osman ile beraber gidip geldik. Kuyunun suyunu çektik. Fakat yüzüğü bulamadık." Yani onunla beraber gidip geldik, kuyuya inip çıktık. Hadisten anlaşıldığına göre bereket ve uğurlarından yararlanmak üzere salihlerin eserlerini kullanmak ve onların giydiklerini giyinmek uygundur
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre, o şöyle demiştir: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bayram (namazın)da bulundum. Hutbeden önce namazı kıldırdı." Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: İbn Vehb, İbn Cüreyc'den şu fazlalığı eklemektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hanımların bulunduğu tarafa gitti. Onlara sadaka vermelerini emir buyurdu. Onlar da büyükçe halkaları (el-fetah) ve yüzükleri Bilal'in elbisesine atmaya koyuldular." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınların yüzük takmalar!." İbn Battal dedi ki: Kadınların yüzük takıp süslenmeleri, mubah kılınmıştır. "Kadınların bulunduğu yere gitti, onlar da el-fetah (denilen büyükçe yüzükleri) ve yüzükleri. .. atmaya koyuldular." el-Fetah, "fetha"nın çoğuludur ki bunlar da büyük yüzükler demektir. Nitekim bu husus -buna dair bir açıklama ile birlikte- 'Ideyn (iki bayram) bölümünde (779.hadiste) Abdurrezzak'ın bir açıklaması olarak kaydedilmiş bulunmaktadır
İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir bayram günü çıktı ve iki rekat namaz kıl(dır)dı. Ondan önce de, sonrada ayrıca namaz kılmadı. Sonra kadınların bulunduğu tarafa gitti, onlara sadaka vermelerini emir buyurdu. Bunun üzerine kadınlar küpelerini ve sihab denilen gerdanlıklarını sadaka olarak bağışlamaya koyuldular." Buna dair açıklamalar 'Ideyn (iki bayram) bölümünün "bayramdan sonra hutbe" başlığında geçmiş bulunmaktadır
Aişe r.a.a'dan, dedi ki: "(Bir seferde) Esma'ya ait bir gerdanıık kaybolmuştu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu aramak üzere bazı adamlar göndermişti. Namaz vakti geldiği halde abdest alacak suları yoktu ve su da bulamıyorlardı. Bu sebeple abdestsiz oldükları halde namaz kıldılar. Bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söyleyince, Allah da teyemmüm ayetini indirdi
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bayram günü iki rekat bayram namazı kıl(dır)dı. Ne onlardan önce, ne de onlardan sonra ayrıca namaz kılmadı. Daha sonra beraberinde Bilal olduğu halde kadınların bulunduğu tarafa gitti. Onlara sadaka vermelerini emretti. Kadınlar kulaklarındaki küpeleri (Bilal'in elbisesine) bırakmaya koyuldular." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınların küpe takmaları." Küpe, altın, katıksız gümüş ya da inci ile yahut başka şeyle beraber olup kulağa takılan süs eşyasıdır. Çoğunlukla kulağın yumuşağına asılır. (İbn Abbas'ın rivayetinde geçen) "boğazlar" lafzına gelince, görüldüğü kadarıyla bundan maksat gerdanlıklardır. Çünkü gerdanlıklar, göğüs üzerinde sarksa bile boyuna takılırlar. Hadis, kadının küpe ve onun dışında süs eşyası olarak kullanmaları caiz olan başka şeyleri yerleştirmek amacıyla kulağını delmesinin caiz olduğuna delil gösterilmiştir. Ancak bu tartışılır. Çünkü küpenin muayyen olarak kulaktaki deliğe yerleştirilmesi söz konusu değildir. Başın üzerinde ince bir zincire takılarak kulağın hizasına kadar ve oradan daha da aşağıya sarkıtılması da mümkündür. Bunu kabul edebiliriz. Ama kulağı delmenin caiz oluşu, Nebi efendimizin onların bu işi yapmış olmalarına tepki göstermeyişinden çıkartılır. Diğer taraftan kulakları şeriatın gelişinden önce de delinmiş olabilir. Bu sebeple de bir işin devamı -ilkin yapılması bağışlanmayacak olsa dahi- bağışlanabilir. İbnu'l-Kayyim der ki: Cumhur küçük çocuğun kulağının delinmesinin meknih olduğunu söylemiş, bazıları da kız çocuğun kulağınındelinmesine ruhsat vermişlerdir. Derim ki: İmam Ahmed'den dişinin kulağını süs için deldirmesinin caiz olduğu, küçük çocuğun ise mekruh olduğu görüşü nakledilmiş bulunmaktadır. Gazali, el-İhya adlı eserinde şunları söylemektedir: Kadının kulağını delmek haram olduğu gibi, bunun için ücret almak da haramdır. Ancak bu hususta (delinebileceğine dair) şer'! bakımdan herhangi bir delilin sabit olması hali müstesnadır. Derim ki: Taberani'nin el-Evsat'ta naklettiğine göre İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Küçük çocukta yedi şey sünnettendir ... " Bunlar arasında kulağını deldirmeyi de söz konusu etmiştir. İşte bu, bazı şarihlerin: Bizim mezhebimizin ilim adamları bu bir sünnettir, derken bir dayanakları yoktur şeklindeki görüşlerine karşı bir delil mahiyetindedir
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Medine pazarlarından bir pazarda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idim. O yürüdü, ben de yürüdüm. Daha sonra üç kere: Ey çocuk, neredesin, dedi. Bana da: A1i'nin oğlu el-Hasen'i çağır, dedi. Ali'nin oğlu el-Hasen boynunda sihab denilen boncuk gerdanıık olduğu halde kalkıp yürüdü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eliyle şöyle yaptı, elHasen de eliyle şöyle yaptı ve ona yapışıp: Allah'ım, ben bunu seviyorum, sen de bunu sev, bunu seveni de sev, buyurdu." Ebu Hureyre de dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O sözlerini söyledikten sonra kimseyi Ali'nin oğlu el-Hasen'den daha çok sevmedim." Bu hadisin yeteri kadar şerhi Alışverişler bölümünde "çarşı-pazar hakkında gelen rivayetler" başlığında geçmiş bulunmaktadır
Narrated by Ibn Abbas (may Allah be pleased with him), who said: "The Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) cursed men who imitate women and women who imitate men." This hadith is also recorded under numbers 5886 and 6834. Other transmitters: al-Tirmidhi in al-Adab; al-Darimi in al-Libas.
Fath al-Bari Commentary:
"Men who imitate women and women who imitate men" — this indicates that both groups are blameworthy. The cursing mentioned in the hadith is proof of this.
"The Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) cursed men who imitate women." Al-Tabari said: This means that it is not permissible for men to imitate women in clothing and adornments specific to women, nor the reverse. I say: The same applies to speech and manner of walking. However, the form of clothing varies according to the customs of each region. In many societies, the clothing of women does not differ from that of men in terms of dress. But women have a distinguishing characteristic in their covering and hijab. As for the censure of imitating in speech and walking, it is specific to those who do so deliberately and intentionally. Those in whom such a manner exists by natural disposition are commanded to strive to abandon it and to gradually accustom themselves to leaving it. If they do not make that effort and continue in such a state, they too fall within the scope of censure — especially if circumstances appear that indicate they are pleased with their condition. This ruling is clearly understood from the wording "those who imitate."
As for those who use absolute expressions — such as al-Nawawi — stating that such censure does not apply to a person who resembles a hermaphrodite (khuntha) by natural constitution, their words are to be interpreted as referring to those who, after having resorted to all available means to abandon that manner, still find themselves unable to leave effeminacy in their walk and speech. Otherwise, if it is possible to abandon such behavior gradually and one fails to do so without excuse, one falls within the scope of censure.
The hadith has also been cited as evidence that it is forbidden for a man to wear pearl-adorned clothing. This is a clearly derived ruling, because the indicators of prohibition appear in the narration — namely, the statement that the one who does so is cursed. This is not contradicted by what al-Shafi'i said: "I do not consider it disliked for a man to wear pearls, but such a thing belongs to the adornment of women." For the intent of his words is merely to say that no narration specifically prohibiting it had reached him.
İbn Abbas'tan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem muhannas erkeklere ve mutereccelât kadınlara lanet etmiş ve: Onları evlerinizden çıkartınız, buyurmuştur. İbn Abbas dedi ki: Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem filan kişiyi dışarı çıkarmış, Ömer de filan kadını dışarıya çıkartmıştır."
Ümmü Seleme'nin kızı Zeyneb'den, dedi ki: "Ümmü Seleme'nin kendisine haber verdiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanında bulunuyorken evde de muhannes bir kişi bulunuyordu. Bu kişi Ümmü Seleme'nin kardeşi Abdullah'a: Ey Abdullah, eğer yarın Allah size Taif'i fethetmeyi nasip ederse, ben sana Gaylan'ın kızını tavsiye ederim. Çünkü o dört büklüm ile gelir, sekiz büklüm ile geri döner, dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu gibi kimseler sizin bulunduğunuz yere girmesinler, buyurdu." Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: "Dört büklüm ile gelir ve sekiz büklüm ile geri döner" ifadesi ile karnındaki dört büklümü kastetmektedir. Gelirken o dört büklümü görünerek gelir. "Sekiz ile geri döner" ile kastettiği de bu dört büklümün her iki yanı kuşatmasından dolayı dörder tane daha oluşmasıdır. Çünkü bu büklümler her iki yanını da kuşatmış ve birbirine katılmıştır. Burada "etraf: taraflar" lafzının tekili müzekker olduğu halde (sekiz anlamında) "semanin" deyip "semaniyeten" dememiş olması, taraf kelimesinin çoğulunu kullanarak "etraf" dememiş olmasından dolayıdır. "Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınlardan erkeklere benzeyenler." Ebu Davud, Yezid b. Ebi Ziyad yoluyla İkrime'den şu fazlalığı eklemektedir: "Ben ona (İbn Abbas)'a el-mutereccilatu mine'n-nisa: kadınlardan erkekler gibi görünmek isteyenler ne demektir, diye sordum. O: 'Kendilerini erkeklere benzeten kadınlardır' diye cevap verdi." "Evde muhannes birisi vardı." Nikah bölümünün sonlarında bu muhannes kişinin adı ve hadisin yeteri kadar açıklamaları (5235. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Bu hadislerden, bulunduğu yerde insanların kendisinden rahatsız olduğu her bir kimsenin, bu halinden dönünceye yahut tevbe edinceye kadar dışarı çıkartılmasının (sürgün edilmesinin) meşru olduğu anlaşılmaktadır.
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bıyığı kesmek fıtrattandır" buyurmuştur. Bu Hadis 5890 numara ile de var
Ibn Abbas (may Allah be pleased with him) said: "For a whole year I watched for an opportunity to ask Umar about the two women who aided one another against the Prophet (peace and blessings be upon him), but out of reverence for him I could not bring myself to ask. One day he stopped at a resting place and entered among the arak trees to relieve himself. When he came out from among the trees, I asked him. He said: They are Aisha and Hafsa. Then he went on to narrate the following:
We used to pay no regard to women in the days of pre-Islamic ignorance. But when Islam came and Allah mentioned them, we came to see that they had certain rights over us. Even so, we still did not include them in our affairs. There was an exchange of words between me and my wife. She spoke harshly to me, and I rebuked her, saying: Have you gone this far? She said to me: Are you saying this to me? Yet your own daughter causes distress to the Prophet (peace and blessings be upon him). So I went to Hafsa and said to her: I warn you against going against Allah and His Messenger. I told her first what I had to say about not distressing the Prophet and causing him discomfort. Afterward I went to Umm Salamah and said the same things to her. This time Umm Salamah said: I am surprised at you, O Umar — you have now interfered in our affairs as well. Is all that is left for you to come between the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) and his wives? And she repeated these words of hers
There was a man from the Ansar. Whenever I was not present in the gathering of the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) and he was, I would go to him and he would tell me what had happened. And whenever he was not present and I was, he would come to me and I would tell him what the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) had done. Those around the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) — the kings and rulers — had all submitted to him, and only the Ghassanid king in Syria remained. We used to fear that he might attack us.
One day I suddenly heard that Ansari companion of mine come and say: Something has happened. I asked him: What is it — has the Ghassanid arrived? He said: Something even greater than that. The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) has divorced his wives. I immediately went to his house. Sounds of weeping were coming from all of their chambers. The Prophet (peace and blessings be upon him) had gone up to his elevated room, which was reached by a few steps. His servant was at the door of the room. I went to his servant and said: Ask permission for me to enter. Permission was given, and I entered. I found the Prophet (peace and blessings be upon him) lying on a mat, and the mat had left its impression on his side. Beneath his head was a leather pillow stuffed with palm fiber. Inside the room were a few untanned animal hides and some karaz — the leaves of the gall-oak tree used for tanning.
I relayed to him what I had said to Hafsa and Umm Salamah, and I told him how Umm Salamah had answered me. At that, the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) smiled. He remained there for twenty-nine days and then came down."
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Etek traşı yapmak, tırnakları kesmek ve bıyığı kesmek fıtrattandır" buyurmuştur
Ebu Hureyre'den rivayete göre o şöyle demiştir: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Fıtrat beştir: Sünnet olmak, etek traşı yapmak, bıyığı kesmek, tırnakları kesmek ve koltuk altlarını yolmak
İbn Ömer'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Müşriklere muhalefet ediniz. Sakalları uzatınız, bıyıkları kesiniz." İbn Ömer hac ya da umre yaptığı takdirde sakalını avucunun içerisine alır, artanı keserdi, Bu Hadis 5893 numara ile de var. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sakalları bırakınız (ibaresindeki: "Bırakınız" anlamı verilen: VeffirO)" lafzı "tevflr" kökünden gelmektedir. Bu da, bırakmak demektir ki, onları gür ve bol olarak bırakınız anlamına gelir. "İbn Ömer hac ya da umre yaptığı vakit sakalını avucunun içerisine alır ve artanı keserdi." Taberi dedi ki: Bazıları hadisin zahirini benimseyerek sakalın eninden ve boyundan bir şeyler almayı mekruh görmüşlerdir. Bazıları da avuç ile yakalandıktan sonra arta kalan kısım kesilir, demiştir. Daha sonra kendisenediyle İbn Ömer'in bunu yaptığını belirten rivayeti kaydetmekte, arkasından et-Taberi sakaldan kesilen miktarın bir sınırının olup olmadığı hususundaki görüş ayrılıklarını nakletmektedir. Bir topluluktan senedini kaydederek sadece avuçtan arta kalanın kesileceğini nakletmiştir. el-Hasen el-Basri'den de aşırı gitmeyecek şekilde boyundan ve eninden kısalttığını, Ata'dan da buna yakın bir uygulamayı rivayet etmektedir. Taberi bu hususta der ki: Bunlar buradaki yasağı Arap olmayanların yaptıkları sakalı kesip oldukça inceitmenin yasak oluşuna yorumlamışlardır. Devamla der ki: Başkaları ise hac ya da umre dışında sakala ilişmeyi mekruh görmüşlerdir. Bunu bir topluluktan senedi ile birlikte de kaydetmektedir. Kendisi Ata'nın görüşünü seçmiş ve Amr b. Şuayb'in babasından, onun dedesinden diye rivayet ettiği hadisi buna delil göstermiştir. Buna göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sakalını eninden ve boyundan kısaltırd!." Bunu aynı zamanda Tirmizi de rivayet etmiş, Buhari'den de Ömer b. Harun'un naklettiği rivayet hakkında: Ben onun bundan başka münker bir hadisini bilmiyorum, demiştir. Ömer b. Harun'un, mutlak olarak zayıf olduğunu bir grup ilim adamı söylemiştir. Iyad da şöyle demektedir: Sakalı traş etmek, kesmek ve onu (sağdan soldan) kırpmak mekruhtur. Büyümesi halinde boyundan, eninden kısaltmak ise güzeldir. Hatta sakalı dikkat çekecek şekilde kısaltmak mekruh olduğu gibi, dikkat çekecek kadar büyütmek de mekruhtur. Kadı böyle demiştir. Ancak Nevevi, bunun sakalın koyverilmesini emreden haberin zahirinin hilafına olduğunu belirterek itiraz etmiş ve şöyle demiştir: Uygun görülen görüş, sakalı kendi haline bırakmak ve onu kısaltmak ya da başka bir yolla ilişmemektir
İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bıyıkları iyice kesiniz, sakalları da koyveriniz buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sakalların koyverilmesi." İbn Dakik el-'Id dedi ki: İ'fa lafzı sebebin müsebbeb (sonuç) yerine konulması kabilinden çoğaltmak, çok bırakmak şeklindedir. Çünkü i'fa'nın gerçek anlamı terk edip bırakmaktır. Sakala ilişmeyi terk etmek, onun çoğalıp bollaşmasını gerektirir
Muhammed b. Sirin'den, dedi ki: "Ben Enes'e: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını kınaladımı, diye sordum. o: Çok az bir şey dışında onun saçı sakalı ağarmamıştı ki, dedi
Sabit'ten, dedi ki: "Enes'e Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçını, sakalını kına (ve benzeri şeyler ile) boyamasına dair soru soruldu da, o: Saçlarını kına (ve benzeri şeylerle) boyayacak kadar saçları ağarmamıştı. Sakalında ağaran saç tanelerini saymak isteseydim (sayabilirdim)" dedi
İsrail'den, o Osman b. Abdullah b. Mevheb'den, dedi ki: "Ailem beni Ümmü Seleme'ye içinde su bulunan büyükçe bir kase ile. gönderdi. -Bu arada İsrail üç parmağını yumdu.- O kasenin içinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçlarından birkaç saç teli vardı. Bir kimseye bir nazar ya da herhaı.:ıgi bir şey değdiği takdirde Ümmü Seleme'ye kendi kabını gönderirdi. İşte ailem beni gönderdiğinde ben (Ümmü Selemelnin yanında) o küçük kabı gördüm, içinde birtakım kırmızı saçlar olduğunu da gördüm." Bu Hadis 5897 ve 5898 numara ile de var
Osman b. Abdullah b. Mevheb'den, dedi ki: "Ümmü Selemelninyanına girdim, o da bize Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçından kına (ve benzeri şeylerle) boyanmış birkaç saç telini çıkarıp gösterdL
Narrated from Ibn Mawhab: "Umm Salama showed him a red-colored hair of the Prophet, peace and blessings be upon him."
Bu metin, saçları boyama konusundaki hadisi ve Fethu'l-Bari şerhindeki açıklamaları içermektedir. Bu metinle ne yapmamı istediğinizi lütfen belirtir misiniz? Örneğin: başka bir dile çeviri, özet, açıklama veya başka bir işlem.
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çok uzun boylu da değildi, kısa da değildi. Rengi aşırı beyaz da değildi, 'esmer de değildi: Saçlari kıvırcık ve kısa olmadığı gibi, düz ve uzun da değildi. Allah onu kırkıncı yaşının başında Nebi olarak gönderdi. Mekke'de on yıl kaldı. Medine'de de on yıl kaldı. Allah onun ruhunu altmışlı yaşının başlarında kabzettiğinde saçında ve sakalında yirmi tane beyaz kıl yoktu
Bera şöyle demiştir: "Ben kırmızı bir hulle (bir takım elbise) giyinmiş olduğu halde Nebiden daha güzel görünen kimseyi görmedim." (Buhari) dedi ki: Arkadaşlarımın bazısının (hocamın) Malik'ten naklettiğine göre, Nebiin başındaki saçları omuzlarına yakın, onlara değecek kadar uzuyordu. Ebu İshak da: Ben onu (el-Bera'yı) birden çok defa bunu tahdis ederken dinlemişimdir. Bu hadisi tahdis ettiği her seferinde mutlaka gülerdi. Şu'be "Nebiin saçları kulak memelerine kadar ulaşırdı" diyerek ona (Ebu İshak'a) mutabaat etmiştir
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu gece rüyamda kendimi Ka'be'nin yanında gördüm. Senin esmer erkekler arasında görebileceğin en güzeli gibi esmer bir adam gördüm. Bu adamın, saçlarını taramış ve saçı bol adamlardan görebildiklerinin en güzelinden bol saçı vardı. Yeni taramış olduğu saçlarından henüz su damlıyordu. İki adama yahut iki adamın omuzlarına dayanarak Ka'be'yi tavaf ediyordu. Ben: Bu kim, diye sordum. BuMeryem oğlu el-Mesih'tir, denildi. Birde saçı oldukça kıvırcık, sağ gözü patlak bir üzüm tanesi gibi fırlamış, kör olan birisini de gördüm. Bu kim, diye sordum. Bana: Mesih Deccal'dir, diye cevap verildi
Enes'ten rivayetegöre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları omuzlarına kadar varırdı. " Bu Hadis 5906 numara ile de var
Enes'ten rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları omuzlarına kadar varırdı
Katade'den, dedi ki: "Enes b. Malik r.a.'a Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları hakkında sordum da bana şöyle dedi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları düz ve uzun da değildi, kıvırcık ve kısa da değildi. Saçları kulaklarıyla omuzları arasında idi." Bu Hadis 5906 numara ile de var
Enes'ten, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elleri irice idi. Ondan sonra onun gibisini görmedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları düz de değil, boğum boğum aşırı kıvırcık da değildi, ikisi arasında idi
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elleri ve ayakları irice, yüzü güzeldi. Ne ondan önce, ne ondan sonra onun gibisini görmedim. O iki avucu da açık (cömert) birisi idi. " Bu Hadis 5908, 5910 ve 5911 numara ile de var
Enes b. Malik'ten -yahut bir adamdan, o Ebu Hureyre'den dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ayakları irice, yüzü güzeldi. Ondan sonra onun gibisini görmedim
Enes r.a.'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ayakları ve elleri irice idi
Enes'ten -yahut Cabir b. Abdullah'tan- rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elleri ve ayakları irice iöi. Ondan sonra ona benzeyenini görmedim
Narrated from Mujahid, who said: "We were in the presence of Ibn 'Abbas (may Allah be pleased with him) when the topic of the Dajjal was raised. Ibn 'Abbas then said: 'Indeed, written between his eyes is the word kāfir (disbeliever).' Ibn 'Abbas also said: 'I did not hear the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) say this directly. However, he did say: As for Ibrahim — look at your companion (i.e., the Prophet himself) to see his likeness. As for Musa — it is as though I can see him now: dark-skinned, with curly hair, riding a red camel with a bridle made of palm fiber, descending into the valley while reciting the talbiyah.'
Explanation from Fath al-Bari: "The curliness of hair." Curliness is a characteristic attribute of hair.
In this chapter, al-Bukhari has mentioned seven hadiths:
The first hadith is the one narrated by Anas (may Allah be pleased with him) concerning the physical description of the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him), the explanation of which has already been given previously in the chapter on Manaqib (Merits). The purpose of citing this hadith here is the statement: "His hair was neither tightly curled nor completely straight," meaning his hair was between curly and straight. Tightly curled hair refers to hair that coils extremely tightly, like that of the Sudanese (sub-Saharan Africans). Straight hair refers to hair that hangs perfectly flat with no wave whatsoever, like that of the Indians. Al-qatat refers to hair whose curliness is enough to separate the individual strands from one another
"The hair of his head..." — that is, when his hair hung down, it would reach close to his shoulders. The wording in the narration of Jarir b. Hazim — "The hair of the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) was slightly wavy" — means it had a small degree of waviness. This expression is used to describe hair that, when combed, falls in a state between straight and wavy.
"Hisham" b. Yusuf narrated "from Ma'mar," who narrated from Qatada, who narrated from Anas (may Allah be pleased with him): "The hands and feet of the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) were somewhat large." The word shashn used here, translated as "somewhat large," means thick and large in the fingers and the palm. Ibn Battal said: The palm of the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) was fleshy and full. Yet despite their size, his hands were soft, as was mentioned earlier in the hadith of Anas in the chapter on Manaqib: "I have never touched silk softer than the hand of the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him)."
Ibn Battal continued: As for al-Asma'i's explanation of this word as meaning "largeness of the palm along with roughness," no one has agreed with him on the word "roughness" in his explanation. The explanations of al-Khalil and Abu 'Ubayd are more appropriate, and they are further supported by the wording of the other narration: "His hands and feet were somewhat large."
Ibn Battal also said: Even if we were to accept al-Asma'i's explanation of the word shashn, it is also possible that Anas was describing two different states of the Prophet's (peace and blessings of Allah be upon him) hand. According to this, when the Prophet was engaged in jihad or in the domestic work of his household, his hand would become rough due to those incidental activities. But once he had finished such work, the softness that was innately present in his nature would be visible in his palm and hand, as indicated by the hadith.
The fact that the Prophet's (peace and blessings of Allah be upon him) hair reached close to his shoulders, as indicated by the hadith, represents his usual condition. There were times, however, when his hair grew long enough to be gathered and braided. Indeed, Abu Dawud and al-Tirmidhi narrate the following hadith from Umm Hani' with a hasan (good) chain: "When the Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) came to Makkah, he had four braids." In the narration of Ibn Majah, it is also stated: "He had four ghadiras, meaning braids." Ghadair (singular: ghadira) means hair that has been braided.
The essence of this report is: The hair of the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) had grown long enough to be braided. This is attributed to the long period during which he had not attended to his hair, which corresponds to times of travel and similar preoccupations. Allah knows best.
— END OF VOLUME 11, KITAB AL-LIBAS. CONTINUES IN VOLUME 12 ON THE NEXT PAGE.
Salim İbn Abdullah'tan rivayete göre "Abdullah İbn Ömer şöyle demiştir: Ben Ömer r.a.'l şöyle derken dinledim: Saçlarını örük yapan bir kimse saçlarını traş etsin. Saçlarınızı yapıştırıp keçeleştirir gibi yapmayınız. İbn Ömer de: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i saçlarını yapıştırmış olduğu halde gördüm derdi
İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i başındaki saçları toplayıp yapıştırmış olarak yüksek sesle telbiye getirip: "Lebbeyk, Allahumme lebbeyk, la şerike leke lebbeyk, inne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'lmülk la şerike lek: Buyur Allah'ım buyur, Senin hiçbir ortağın yoktur. Şüphesiz, hamd de, nimet de, mülk de Senindir, Senin hiçbir ortağın yoktur, derken işitmişimdir. Bu kelimelere ayrıca hiçbir şey eklemiyordu
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı Hafsa r.anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ey Allah'ın Rasulü, insanlara ne oluyor, onlar bir umre yapıp ihramdan çıktılar. Ama sen umreni yaptıktan sonra ihramdan çıkmadın, dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ben saçımı toplayıp yapıştırdım. Hediyelik kurbanlıklarıma gerdanlıklar koydum. Artık ben kurbanımı kesinceye kadar ihramdan çıkamam, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Saçları toplayıp, yapıştırmak (Telbid)." Saçın birbirine yapışmasını sağlayacak şeyler ile bir araya getirilip toplanması demektir. Hatmi ve zamk gibi şeylerle bu yapıştırmaişi yapılır. Böylelikle saçın kirlenmesi ve ihramda iken bitlenmesi önlenmiş olur. Telbide (denilen saçları yapıştırmaya) dair açıklamalar ve bu işin hükmü Hac bölümünde (725.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hakkında kendisine emir verilmemiş hususlarda kitap ehline uygun iş yapmayı severdi. Kitap ehli de saçlarını salıveriyorlardı. Müşrikler ise başlarını(n saçlarını} ortadan ayırıyoriardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (önceleri) alın saçlarını salıverdi, daha sonra saçlarını ortadan ayırdı
Narrated by Aisha (may Allah be pleased with her), who said: "It is as if I can still see the glistening of the perfume in the parting of the Prophet's (peace and blessings of Allah be upon him) hair while he was in the state of ihram." The narrator Abdullah (ibn Raja) reported it as: "In the place where the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) parted his hair."
Fath al-Bari Commentary:
"On Parting the Hair of the Head" — that is, dividing the hair of the head into two halves from the middle. This refers to parting the hair at the mafraق (the parting line), which denotes the center of the head. Linguistically, it refers to the place where the hair separates from the forehead side toward the middle of the head.
"The polytheists used to part their hair from the middle." The subtle wisdom behind this may be that the polytheists were the most remote from belief in a divine scripture, whereas the People of the Book were generally bound by some form of revealed law. For this reason, the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) used to prefer conforming with the People of the Book — even if it led to differing from the polytheists — in order to soften their hearts. However, once those polytheists who were around him embraced Islam and the People of the Book persisted in their disbelief, opposing the People of the Book became an unqualified and consistent practice
"Then he parted his hair." Al-Qadi 'Iyad said: Letting the hair fall loose means allowing it to hang freely. The Arabic expression "sadala sha'rahu wa-asdalahu" describes allowing one's hair to hang down without tying the sides together. The same term is used for a garment. As for "parting" (farq), it means separating a portion of the hair from the rest so that it does not cover the forehead. Parting the hair is a Sunnah, as this was the final practice adopted by the Prophet. It appears that this was established by divine revelation, because the narrator states at the beginning of the hadith: "He used to prefer conforming with the People of the Book in matters regarding which he had received no command." This clearly indicates that he parted his hair by the command of Allah. Indeed, some scholars even went so far as to claim that abrogation had occurred in this matter, and that letting the hair fall loose and making a forelock over the forehead were prohibited. A similar opinion has also been narrated from 'Umar ibn 'Abd al-'Aziz
However, al-Qurtubi objected to 'Iyad's view, stating: What is apparent is that the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) did this only to win the hearts of the People of the Book. When this no longer served any benefit, he adopted the practice of opposing them more firmly. Opposing them in such matters was recommended (mustahabb) for him, not obligatory. The narrator's statement "in matters regarding which he had received no command" means in matters where no specific directive had been given to him. The concept of a directive encompasses both obligatory and recommended matters. As for the claim that abrogation occurred here, it carries no weight since it is possible to reconcile the various narrations. In fact, it is possible that there was no fixed legal ruling of either conformity or opposition, except in light of the overriding consideration of public interest (maslaha)
Al-Qurtubi continued: If letting the hair loose had been abrogated, the Companions or the majority of them would have been required to return to parting it. Yet, according to narrations from them, some would part their hair and some would let it hang loose, and no one criticized anyone else for it. Furthermore, the Prophet's hair used to reach his earlobes, and if it was possible to part it he would do so; otherwise, he would leave it as it was.
Therefore, the correct view is that parting the hair is recommended (mustahabb), not obligatory. This is the position of Malik and the majority of scholars. Al-Nawawi also stated that both letting the hair hang loose and parting it are permissible.
İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Bir gece teyzem Haris'in kızı Meymune'nin yanında kaldım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de o gece onun sırası olduğundan ötürü onun yanında idi. (İbn Abbas) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece namazı kılmak üzere kalktı. Ben de onun sol tarafında, ayakt.a namaza durdum. (İbn Abbas) dedi ki: Saçımdan sarkan ka'küıümü yakalayıp beni sağ tarafında durdurdu. Ayrıca (ravi): "Saçımın ka'külünden yahut da başımdan" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ka'küller." Ka'kül (ez-Zuabe), başın saçının sarkan kısmına denilir. Buhari burada İbn Abbas'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasında gece namazı kılmasını anlatan hadisini kaydetmiştir. Bu hadise dair açıklamalar daha önce Namaz bölümünde (138.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Hadisin burada kaydedilmesinden maksat ise "saçımın katkülünü yakaladı" ibaresidir. Çünkü bu ibareden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zülüf (perçem) edinmeyi takrir ettiği (ona itiraz etmediği) anlaşılmaktadır
Ubeydullah İbn Hafs'tan, o Ömer İbn Nafi'den, o Abdullah (İbn Ömer)'in azatlısı Nafi'den rivayet ettiğine göre Nafi, İbn Ömer radıyallahu anh'ı: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i el-Kaza'dan nehyettiğini işitmişimdir, derken dinlemiştir. Ubeydullah İbn Hafs dedi ki: Ben (Nafi'in oğluna): el-Kaza' ne demektir, diye sordum, bunun üzerine Ubeydullah bize işaretle göstererek: Küçük çocuğun saçları traş edilirken burada birkaç saç, şurada ve şurada birkaç saç bırakmaktır, dedi ve Ubeydullah bu arada bizlere alnını ve başının iki tarafını işaret etti. Ubeydullah'a: Bu hususta kız çocuğu ile erkek çocuğunun durumu aynı mıdır, diye soruldu. O: Bilmiyorum, dedi. O bu şekilde (bana) "çocuk" dedi (erkek kız ayrımı yapmadı). Ubeydullah dedi ki: "Daha sonra ben bunu Nafi'in oğluna tekrar sordum, o da şu cevabı verdi: Erkek çocuğun başının yan taraflarında ve arkasında saç bırakmakta bir sakınca yoktur. Fakat el-Kaza' denilen traş şekli yalnız perçeminde saç bırakıp, başında ondan başka saç bırakmamaktır. Başının şu ve şu yanı da böyledir. " Tekrarı
Abdullah İbn Dinar'dan, onun İbn Ömer'den rivayetine göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem el-kaza' denilen traş şeklini nehyetmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Kaza'" lafzı kaz'a'nın çoğulu olup bir bulut parçası demektir. Saçın bir kısmını traş edip, bir kısmını bırakmak halinde ona "kaza'" adı, dağınık ve parçalı bulutlara benzetilerek verilmiştir. Bu hadisi Ebu Davud ve Nesai de rivayet etmiş olup hadisin siyakl!1da elkaza' tefsirini Nebie merfu' olarak zikredenlerin dayanağına da delil teşkil etmektedir ki, onların lafzı şöyledir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçının bir kısmı traş edilmiş, bir kısmı bırakılmış küçük bir çocuk gördü. Allah Rasulü onlara böyle traş yapmayı nehyederek: "Ya hepsini traş ediniz ya da hepsini bırakınız" buyurdu. Nevevi der ki: Daha sahih olan, el-kaza' denilen traş şeklinin Nafi'in açıkladığı şekilde olduğudur. O da kayıtsız ve şartsız olarak küçük çocuğun saçlarının bir kısmını traş etmektir. Kimileri de şöyle demiştir: el-Kaza', saçın değişik yerlerini traş etmek demektir. Ama sahih olan birincisidir. Çünkü ravinin tefsir ettiği şekil budur. Bu tefsir (açıklama) de zahir anlama aykırı değildir. O halde onunla amel etmek gerekir. Derim ki: Ancak burada bu şekli "çocuk" ile tahsis etmek bir kayıt değildir. Nevevi der ki: Tedavi ve buna benzer bir maksat için olması hali dışında, başın değişik yerlerini traş etmenin mekruh olduğunu, bunun tenzihi bir kerahet olduğunu, bu hususta erkek ile kadın arasında bir fark bulunmadığını ittifakla belirtmişlerdir. Malik küçük kız ve erkek çocuk için böyle bir traşın mekruh oıdUğunu söylemiştir. Bunun nehyediliş illetinin ne olduğu hususunda görüş aynlığı vardır. Hilkati çirkin bir şekilde değiştirmekten dolayı nehyedildiği söylendiği gibi, şeytan ın kılığının böyle olduğu için nehyedildiği de, Yahudilerin kılığının bu şekilde olduğu için nehyedildiği de söylenmiştir
Aişe'den, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ihramlı iken kendi ellerimle hoş ko ku sürdüm. Aynı şekilde Mina'da da ifada tavafını yapma dan önce (ihramdan çıkışından sonra) de ona hoş kokular sürdüm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının kendi elleriyle kocasına hoş kokular sürmesi." Sanki bu başlıktaki fıkhi incelik, erkeğin kokusu ile kadının kokusu arasındaki farka dair varid olmuş bulunan hadise ve erkeğin süründüğü kokunun kokusu dışarıya yayılıp rengi görünmeyen koku, kadınınkinin de aksi türden olduğuna işaret etmektir. Eğer bu husus sabit ise, kadının kocasına hoş ko ku sürünmekten imtina etmesi gerekirdi. Çünkü bu takdirde kocasına hoş koku sürerken kadının ellerine ve bedenine bir şeyler bulaşır. Bu durumda kocanın da kendi kendisine koku sürünmekle yetinmesi gerekirdi. Musannıf başlığa uygun görülen Aişe'nin rivayet ettiği bu hadisi delil göstermiş bulunmaktadır. Bu hadis Hac bölümünde, açıklamasıyla birlikte geçmiştir. Hadis, başlığına delaleti hususunda gayet açıktır. Buhari'nin işaret ettiği hadisi de Tirmizirivayet etmiş, Hakim de sahih olduğunu belirtmiştir. Söz konusu bu hadis de İmran İbn Husayn yoluyla rivayet edilmiştir. Ayrıca Taberani'nin el-Evsat adlı eserinde Ebu Musa el-Eş'ari'den gelen bir şahidi de bulunmaktadır. Erkekle kadın kokusu arasında fark gözetmenin izahı da şöyledir: Kadın evinden dışarıya çıktığı halde tesettüre riayet etmekle emrolunmuştur. Hoş koku kadın için meşru olsaydı, bu kadın dolayısıyla fitneye kapılmayı daha çok artıran bir halolurdu. Eğer bu husustaki haber sabit ise bu haber ile başlıktaki hadisin arası şöylece telif edilebilir: Kadının dışarıya çıkmak istemesi halinde bu kokunun izini yıkayabilme imkanı vardır. Çünkü onun böyle bir koku kullanmasının yasaklanışı sadece evinden dışarıya çıkma haline mahsustur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Aişe'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i, bulduğum en hoş koku ile kokulandırırdım. Öyle ki hala başında ve sakalında o hoş kokunun parıltısını görüyor gibiyim." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal dedi ki: Bu hadisten şu da anlaşılır: Erkeklerin süründüğü hoş koku, kadınların süründüğü hoş kokudan farklı olarak yüze konulmaz. Çünkü kadınlar erkeklerden farklı olarak hoş kokuları yüzlerine koyarak bununla süslenirler. Buna göre hoş kokunun erkeğin yüzüne konulması, kadına benzemesi yasaklandığından dolayı meşru değildir
Sehl İbn Sa'd'dan rivayete göre, "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evindeki bir aralıktan içeriye bakmıştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de o sırada başını midra (denilen demir bir tarak) ile kaşımakta idi. O kişiye: Senin (içeriye) baktığını bilseydim, bu elimdeki demiri gözüne batırırdım. Çünkü izin istemek ancak gözler ciheti ile emrediimiştir. (Evde mahrem olan şeyleri görmemesi içindir.) " Bu Hadis 6241 ve 6901 numara ilede var. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Taranmak." Taranmak tarak ile saçları tarayıp birbirinden ayırmaktır. Nesai sahih bir senedIe Humeyd İbn Abdurrahman'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ben Nebi s.a.v. ile Ebu Hureyre'nin 'sahabilik yaptığı gibi dört yıl sahabilik yapmış bir adam ile karşılaştım. O bize dedi ki: "Resulullah s.a.v. bize herhangi birimizin her gün taranmasını nehyetti." Sünen sahiplerinin rivayet edip İbn Hibban'ın da sahih olduğunu belirttiği Abdullah İbn Muğaffel yoluyla gelen hadiste belirtildiğine göre de "Nebi s.a.v. gün aşırı olması hali dışında (her gün) taranmayı nehyederdi." Muvatta'da da Zeyd İbn Eslem'den, onun Ata bin Yesar'dan rivayet ettiğine göre "Resulullah s.a.v. bir adam'ın saçının, sakalının dağınık olduğunu görünce ona başını ve sakalını düzeltmesini işaret buyurdu." Hadis senedi sahih mürsel bir hadistir. Ayrıca bunun Cabir yoluyla gelen ve Ebu Oavud ile Nesai'nin hasen bir senedIe rivayet ettikleri bir şahidi de bulunmaktadır
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Ben ay hali olduğum halde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçlarını tarardım
Aişe'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem taranmasında ve abdest almakta gücünün yettiğince sağdan başlamaktan hoşlanırdı
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Adem oğlunun bütün amelleri kendisine aittir, oruç müstesna. O yalnız benim içindir ve onun mükafatını ancak ben veririm. Andolsun ki oruçlu kimsenin değişen ağız kokusu dahi Allah nezdinde, misk kokusundan daha hoştur." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Misk hakkında zikrolunanlar." Zebaih (kesilecek hayvanlar) bölümünde "misk" başlığında miskin tanımı geçmiş bulunmaktadır. Buhari burada Ebu Hureyre'nin merfU' olarak zikretmiş olduğu: "Ademoğlunun bütün ameli kendisinindir, oruç müstesna" hadisini zikretmektedir. Buna sebep ise hadiste yer alan: "Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur" ifadesidir. Buna dair yeterli açıklamalar da daha önce Oruç bölümünde (1894.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i ihrama girmeden önce bulabildiğim en hoş koku ile kokulandırırdım." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Müstehap olan hoş koku." Bu başlık ile bulunabilen en güzel hoş kokuyu kullanmanın mendub olduğuna işaret ediyor gibidir. Daha iyisi bulunmakla birlikte daha aşağı olanın kullanılmamasına ve daha iyisini kullanmanın mendub olduğuna işaret ediyor gibidir. Ayrıca biraz önce işaret ettiğimiz üzere hoş ko ku sürünmekte erkek ile kadın arasındaki farka işaret etme ihtimali de vardır. "İhrama girmeden önce bulabildiğim en hoş koku." Ebu Üsame yoluyla gelen rivayette: "İhrama girmeden önce gücümün ye ttiği kadarıyla bulabildiğim en hoş kokuyu sürerdim, sonra ihrama girerdim" denilmektedir. Ahmed'in, İbn Uyeyne yoluyla rivayetinde de: "Bize Osman'ın tah di s ettiğine göre o babasını şöyle derken dinlemiştir: Ben Aişe'ye: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hangi kokuyu sürdün, diye sordum, o: "Hoş kokuların en güzelini, dedi" denilmektedir. Burada "hoş kokuların en güzeli"nden maksat ise misktir. Nitekim bu husus açık bir şekilde varid olmuştur. Malik bunu Ebu. Said'in merfu' olarak rivayet ettiği hadiste zikretmiş bulunmaktadır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Misk hoş kokunun en güzelidir" diye buyurmuştur. Bu hadis aynı zamanda Müslim'de de yer almaktadır
Enes r.a.'dan rivayete göre "O kendisine sunulan hoş kokuyu geri çevirmezdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hoş kokuyu geri çevirmemek adetinde olduğunu söylemiştir." Diğer tahric eden: Tirmizi Edeb Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hoş kokuyu geri çevirmeyen kimse." Bu başlık ile hoş kokuyu geri çevirmenin nehyedilişinin, haramlık bildirmek anlamında olmadığına işaret etmek istemiş gibidir. "Hoş kokuyu geri çevirmezdi." el-Bezzar bunu bir başka yoldan, Enes'ten: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendisine takdim edilen hoş bir kokuyu asla reddetmiş değildir" lafzı ile rivayet etmiş bulunmaktadır. Senedi hasendir. el-İsmail! de Veki yoluyla Azra'dan, o bu başlıktaki hadis senediyle buna yakın olarak zikretmiş ve şu fazlalığı eklemiştir: "Ve dedi ki: Sizden herhangi birinize hoş koku takdim edilirse onu geri çevirmesin." Bu fazlalığın Nebie merfu.' olduğunu açıkça ifade etmemiştir. Ebu Davud, Nesai ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, el-A'rec yoluyla Ebu Hureyre'den şu lafız ile merru' olarak rivayet etmiştir: "Her kime hoş bir koku takdim edilirse onu geri çevirmesin. Çünkü onun kokusu hoş, taşıması da (yük olarak) hafiftir." Bu hadisi Müslim de bu yolla rivayet etmiş, ancak onun rivayetinde "hoş koku: tib" yerine "reyhan" olarak zikredilmiştir. Reyhan ise hoş kokusu olan yeşil her bitkinin adıdır. el-Münzirı dedi ki: "Reyhan" ile bütün hoş koku çeşitlerinin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Yani bu lafız "hoş ko ku demek olan: er-raiha"dan türemiş bir lafız olarak kullanılmış olabilir
Aişe'den, dedi ki: "Ben, Veda haccı esnasında ihramdan çıktığında da ihrama girdiğinde de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemli kendi ellerimle zerıre ile kokulandırdım. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zerıre": Bir tür hoş koku karışımıdır. ed-Oavudı dedi ki: Bu hoş kokunun küçük parçaları bir araya getirilir, sonra öğütülür, sonra da elekten geçirilir, daha sonra da saça ya da duvağa saçılır. Bundan dolayı ona "zerıre: saçılan şey" adı verilmiştir. ed-Oavudı böyle demiştir. Buna göre değişik karışımlardan meydana gelmiş her türlü kokuya zerıre denilir. Ama aslında zerıre, Hicazlıların ve başkalarının bilip tanıdıkları özel bir koku çeşididir. Aralarında Nevevıinin de bulunduğu. birden çok kişi, zerıre'nin Hindistan'dan getirilen hoş kokulu bir kamışın kırıntıları olduğunu belirtmiştir
İbn Abbas'tan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem muhannas erkeklere ve mutereccelât kadınlara lanet etmiş ve: Onları evlerinizden çıkartınız, buyurmuştur. İbn Abbas dedi ki: Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem filan kişiyi dışarı çıkarmış, Ömer de filan kadını dışarıya çıkartmıştır."
Muaviye İbn Ebi Süfyan'dan rivayete göre, "O hac ettiği sene minber üzerinde -bir muhafızın elinde bulunan- bir tutam takma saçı elini uzatıp aldı ve şöyle dedi: (Ey Medineliler!) Nerede ilim adamlarınız? Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bu tür takma saç/saç eklentisi kullanmaktan nehyederken ve bu arada şunları söylerken dinlemişimdir: Şüphesiz İsrailoğulları, kadınları bu gibi şeyleri edinmeye başlayınca helak oldu"
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Allah saç ekleyen kadına da, saçına saç ekleten kadına da, dövme yapan kadına da, dövme yaptıran kadına da lanet etmiştir."
Aişe r.anha'dan rivayete göre ensardan bir kız evlendi ve daha sonra hastalanması sebebiyle saçları döküldü. Yakınları saçlarına saç eklemek istediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sorunca, onlara: "Allah saç ekleyen kadına da, saç ekleten kadına da lanet etmiştir" buyurdu.
Anlaşıldı! StructuredOutput aracını kullanarak yanıt veriyorum. Ancak şimdiye kadar paylaştığınız tüm metinlerle ne yapmamı istediğinizi hâlâ belirtmediniz. Lütfen görevinizi açıkça belirtir misiniz? Örneğin: • Başka bir dile çeviri (hangi dile?) • Özet • Açıklama veya analiz • Başka bir işlem
Ebu Bekir r.a.'ın kızı Esma'dan: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saç ekleyen ve saç ekleten kadınlara lanet etmiştir" dediği rivayet edilmiştir.
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah saç ekleyen ve saç ekleten kadına da, döğme yapan ve döğme yaptıran kadına da lanet etmiştir." Nafi: el-Veşm (denilen döğme çeşidi), dişlerin etrafındaki diş etlerinde olur demiştir. Bu Hadis 5940, 5942 ve 5947 numara ile de vardır.
Narrated from Said ibn al-Musayyab, he said: "During the last time Muawiya came to Madinah, he came and delivered a sermon to us. During the sermon, he took out a tuft of hair and said: I did not think that anyone other than Jews would do this. Verily, the Prophet (peace and blessings be upon him) called this — meaning the woman who adds hair to her hair — zur (falsehood/deception).
Fath al-Bari Commentary:
"Adding something to the hair" means increasing it by attaching something else to it. "He took a tuft of hair from the hand of the guard... Where are your scholars?" It was previously noted in the chapter concerning the Children of Israel that this statement indicated the scarcity of scholars in Madinah at that time. He may also have called for them to seek their support in condemning this practice, or to indicate that their silence in not previously condemning such an act was inappropriate.
"Verily, the Children of Israel were destroyed..." In the narration transmitted by Said ibn al-Musayyab himself, the wording is: "The news has reached us that the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) called the addition of hair zur (falsehood)." In the narration reported by Muslim through Qatada from Said, the wording is: "He forbade zur (falsehood)." At the end of the hadith, the words appear: "Beware — this is what is called zur." Qatada said: By this he means women increasing their hair by attaching pieces of cloth to it
This hadith serves as evidence in favor of the majority of scholars (jumhur) regarding the prohibition of adding anything to the hair — whether it be actual hair or anything else. It is further supported by the hadith narrated by Jabir (may Allah be pleased with him): "The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) forbade a woman from adding anything to her hair." This hadith was narrated by Muslim.
Al-Layth transmitted from Abu Ubayda, who transmitted from many jurists, that what is prohibited in this regard is specifically the adding of hair to hair. If a woman were to add cloth or something other than hair to her hair, it would not fall within the scope of the prohibition. Abu Dawud narrates with a sound chain from Said ibn Jubayr, who said: There is no harm in al-karamil. Ahmad said the same. Al-karamil is the plural of karmal — a plant with long, soft branches. What is intended here is threads of silk or wool braided and attached by a woman to her own hair.
"A woman adding hair to her hair without necessity, and shaving her head." Just as it is forbidden for a woman to add hair to her hair in order to increase it, it is likewise forbidden for her to shave her head without necessity. Al-Tabari narrates through Umm Uthman, daughter of Sufyan, from Ibn Abbas, who said: "The Prophet (peace and blessings be upon him) forbade women from shaving their heads." This hadith appears in Abu Dawud through this chain with the wording: "Women are not obligated to shave their heads (when exiting ihram); their obligation is only to shorten their hair." And Allah knows best.
"He spoke harsh words." That is, he cursed, as is explicitly stated in another narration. There is also clear evidence in this hadith that the narration attributed to Aisha granting permission for adding hair to one's hair is baseless and invalid. Furthermore, the hadith narrated by Muawiya indicates that it is permissible to leave fallen or cut hair as it is, and that burying it is not obligatory.
Additional Conclusions Derived from the Hadith:
An imam may, from the pulpit, explicitly address and condemn forbidden matters — especially when he sees them becoming widespread. He should openly and clearly reject such matters, emphasizing their prohibition and urging people to avoid them.
Those who commit sins may be warned and frightened by recounting the destruction of those who committed the same sin before them. Allah the Exalted says: "And it is not far from the wrongdoers." (Hud, 11:83)
It is permissible during a sermon to reach out and take something in hand for a religious purpose, in order to show those who have not previously seen it what it is.
Hadiths concerning the Children of Israel and others may be mentioned for the purpose of warning people against falling into similar situations.
Narrated from Alqama, who said: "Abdullah (ibn Masud) cursed women who tattooed, who had their eyebrow hairs plucked, and who had their teeth filed and thinned for the purpose of beautification and changing Allah's creation. A woman named Umm Yaqub said: 'What is this?' Abdullah said: 'Why should I not curse those whom the Messenger of Allah, peace and blessings be upon him, cursed? And it is also in the Book of Allah.' The woman said: 'By Allah, I have read what is between the two covers of the Mushaf from beginning to end and I did not find it.' Thereupon Abdullah ibn Masud said: 'By Allah, if you had truly read it, you would certainly have found it,' and he recited: 'Whatever the Messenger gives you, take it; and whatever he forbids you, refrain from it.'"
İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) saç ekleyen kadına, saç ekleten kadına, dövme yapan kadına ve dövme yaptıran kadına lanet etmiştir."
Esma'dan, dedi ki: "Bir kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Ey Allah'ın Rasulü; benim kızım kızamığa yakalandı ve bundan dolayı da saçları kırılıp döküldü. Ben onu evlendirdim. Saçına bir şeyler ekleyeyim mi, diye sordu. Bunun üzerine Allah Rasulü: 'Allah saçına ekleme yapana da, saçı eklenmiş olana da lanet etmiştir' buyurdu."
Abdullah İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim -yahut: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu-: "Döğme yapan kadına da, döğme yaptıran kadına da, saça ekleme yapan kadına da, saçına ekleten kadına da." Yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem lanet etti.
Ebu Mes'ud r.a.'dan, dedi ki: "Allah, -güzellik için Allah'ın hilkatini değiştiren kadınlara- döğme yapan kadınlara, döğme yaptıran kadınlara, tüylerini (kaşlarının tüylerini) aldıran kadınlara, dişlerini törpületip incelten kadınlara lanet etmiştir. Hem ben, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in lanet ettiği ve Allah'ın Kitabında da kendisine lanet edilmiş olanlara ne diye lanet etmeyeyim?" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Saçına ekleme yapılan ... " Bir başlık önce buna dair bahisler geçmiş bulunmaktadır. "Saçına saç ekleten", yani saçına bir şeyler ekletilmesini isteyen. "Kızamık", deride dağınık olarak çıkan ve çiçeğin bir türü olan kırmızı su toplamış kabarcıklardır.
Ebu Hureyre radıyallahu anh'den rivayete göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Göz değmesi haktır (gerçektir)." Ve dövme yaptırmayı yasakladı.
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Nazar değmesi haktır" diye buyurdu ve döğme yapmayı yasakladı
Avn İbn Ebi Cuhayfe'den, dedi ki: "Ben babamı gördüm de şöyle dedi: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) kan bedelini, köpeğin parasını, faiz yiyeni, faiz yedireni, dövme yapanı ve dövme yaptıranı nehyetmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Dövme yapan kadın." Buna dair açıklama az önce (5931. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Babamı gördüm. Dedi ki: Nebi s.a.v. yasakladı." Buhari bu hadisi böylece muhtasar olarak kaydetmiş bulunmaktadır. Buyu' (alışverişler) bölümünde (2086. hadis) tamamıyla kaydetmiştir. Lafzı şöyledir: "Babamın hacamat yapan (bir köle) satın aldığını ve onun hacamat aletlerini kırdığını gördüm. Ona bunun sebebini sordum..." deyip hadisin geri kalan bölümlerini zikretmektedir.
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Ömer'in huzuruna döğme yapan bir kadın getirildi. Bunun üzerine ayağa kalkarak: Allah adına size and veriyorum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den döğme hakkında kim bir şeyler işitti, dedi. Ebu Hureyre dedi ki: Böyle demesi üzerine ben de kalktım ve: Ey mü'minlerin emiri, ben işittim, dedim. Bana: Ne işittin, diye sordu. Ebu Hureyre: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: (Ey kadınlar) döğme yapmayın, döğme yapılmasını istemeyin, buyururken dinledim, dedi."
İbn Ömer'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saç ekleyen kadına da, saç ekleten kadına da, döğme yapan kadına da, döğme yaptıran kadına da lanet etmiştir."
Abdullah (İbn Mes'ud) r.a.'dan, dedi ki: "Allah -güzelleşmek için ve Allah'ın hilkatini değiştirerek- döğme yapan kadınlara, döğme yaptıran kadınlara, yüzlerindeki tüyleri, kılları aldıran kadınlara, dişlerinin arasını törpületip birbirinden ayıran kadınlara lanet etmiştir. Hem ben Allah'ın Rasulünün lanet ettiklerine ne diye lanet etmeyeyim. Üstelik bu, Allah'ın Kitabında da olan bir şeydir." Fethu'l-Bari Açıklaması: el-Hattabi dedi ki: Bu hususlarda böyle ağır bir tehdidin varid olmasının sebebi, bunların aldatma ve kandırma ihtiva etmeleridir. Eğer bunlardan herhangi birisine ruhsat verilmiş olsa idi, diğer aldatma türlerinin de caiz görülmesine vesile olurdu. Diğer taraftan bu işlerde ilahi hikmetin değiştirilmesi de söz konusudur. İşte İbn Mesud'un hadisinde yer alan: "Allah'ın hilkatini değiştiren kadınlar" ifadesi ile buna işaret edilmektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Narrated by Aisha (may Allah be pleased with her), who said: "Magic was worked on the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him), so that he began to imagine that he had done something to his wives when in fact he had not. — One of the narrators, Sufyan, said: This is the most severe type of magic when it has such an effect. — The Messenger of Allah said: O Aisha! Do you know that Allah has given me a ruling regarding what I had asked Him about? Two men came to me. One of them sat near my head and the other sat near my feet. The one sitting near my head asked the other: What is wrong with this man? He replied: He has been bewitched. The first asked: Who has bewitched him? He replied: Labid ibn al-A'sam, a man from the tribe of Banu Zurayq who had a treaty with the Jews — and he was a hypocrite. The first asked: In what thing was the magic performed? He replied: In a comb and in the hair that falls off during combing. The first asked: Where is this magic? He replied: Under a large rock in a well called Dharwan, inside a dried spathe of a male date palm. Aisha said: The Prophet (peace and blessings be upon him) went to the well and eventually brought it out. He then said: This is the well that was shown to me. Its water was as if it had been soaked in henna, and the tops of the date palms around it were like the heads of devils." Sufyan, one of the narrators, said: And the magic was removed. Aisha said: "I asked: Were you not given medicine to be cured of the magic? He replied: As for that, by Allah, Allah has healed me, and I do not want to stir up evil against any person among the people." Fath al-Bari Explanation: "Qatada said: I said to Sa'id ibn al-Musayyib..." Ibn al-Jawzi said: Al-Nushrah refers to the undoing of magic from the bewitched person and the removal of its effect. Almost no one is capable of this except one who knows magic. Imam Ahmad was asked about a person who undoes magic from a bewitched individual, and he replied: There is no harm in this. This is the accepted opinion. As for the narration stating that "al-nushrah is the work of the devil," the response to this is that it refers to the original basis of nushrah, and its ruling changes according to the intention behind it. If the one performing it intends good, then what he does is good. Otherwise, it is evil. The statement narrated from al-Hasan indicating that it is disliked should not be accepted at face value, because magic can sometimes be undone by means of ruqyah, supplication, and prayers of seeking refuge. Furthermore, nushrah may be of two types. "One who is unable to approach his wife," meaning one who cannot approach and have intercourse with his wife... "May nushrah be performed on him?" This is a type of treatment and remedy applied to someone believed to be bewitched or harmed by jinn. The statement narrated from Sa'id ibn al-Musayyib is also supported by the marfu hadith through Jabir recorded in Muslim, which was previously mentioned under the chapter on Ruqyah: "Whoever is able to benefit his brother, let him do so." Additionally, the hadith mentioned earlier under the topic of the evil eye — regarding the one who has cast the evil eye performing ghusl — also supports the permissibility of nushrah. Among those who explicitly stated that nushrah is permissible are al-Muzani, the companion of al-Shafi'i, Abu Ja'far al-Tabari, and others. "Inside a spathe of a date palm under a heavy rock." In the narration of al-Kushmihaniy, the word rendered as "heavy rock" appears as "raufa" with an extended vowel after the ra, meaning the rock placed at the mouth of the well upon which the water-drawer stands and which cannot be moved from its place. Additional Information: Ibn al-Qayyim says: The most powerful and beneficial treatment against magic — which consists of the effects of evil spirits — and for undoing it, is through divine remedies such as dhikr, supplication, and recitation of the Quran. For when the heart is full of Allah, flourishing with His remembrance, and the person has consistent daily devotions of dhikr, supplication, and turning to Allah without neglect, then this is undoubtedly among the greatest reasons preventing magic from affecting such a person. Magic has the ability to affect weak hearts. This is why magic most often takes effect on women, children, and the ignorant, for evil spirits only become active against souls they find compatible with themselves and susceptible to being influenced by them. (Summarized from Ibn al-Qayyim.) However, the hadith in this chapter — showing that magic affected the Prophet (peace and blessings be upon him) despite the greatness of his station, his sincerity in turning to Allah, and his steadfast adherence to his devotional practices — does not fully support these explanations. But a way out of this difficulty is that what Ibn al-Qayyim described pertains to what is generally observed, while what the Prophet (peace and blessings be upon him) experienced was to demonstrate that such an occurrence is possible. And Allah knows best.
Müslim'den, dedi ki: "Biz Mesruk ile birlikte Yesar İbn Numeyr'in evinde idik. Mesruk onun sofasında bazı timsaller görünce şöyle dedi: Ben Abdullah (İbn Mesud)'u şöyle derken dinledim: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Şüphesiz kıyamet gününde Allah katında insanlar arasında azabı en şiddetli olanlar suret yapanlardır, buyururken dinledim."
Narrated from Nafi' that Abdullah ibn Umar (may Allah be pleased with him) informed him that the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) said: "Verily, those who make these images will be punished on the Day of Resurrection. It will be said to them: 'Bring to life that which you have created.'"
This hadith also appears under number 7558.
Fath al-Bari Commentary:
"Verily, among people, those who will receive the most severe punishment before Allah are the image-makers."
It has been considered difficult to reconcile this hadith with the verse of Allah the Exalted: "Admit the people of Pharaoh into the most severe punishment" (Ghafir/Al-Mu'min, 46). For this hadith appears to require that the punishment of image-makers be more severe than that of the people of Pharaoh.
Al-Tabari responds to this as follows: What is intended here is the person who knowingly and deliberately makes images of things that are worshipped besides Allah, with that very intention. Such a person becomes a disbeliever (kafir) on account of this act. Therefore, it is not unlikely that such a person falls within the same category as the people of Pharaoh. As for the person who harbors no such intention, he commits only an act of disobedience (ma'siyah) by making images.
Al-Nawawi says: "The scholars have stated: Making images of living beings (humans and animals) is a grave prohibition and is among the major sins (kaba'ir), because such a severe threat has been issued regarding it. It makes no difference whether the person made the image for the purpose of degradation or for any other purpose — in every case it is forbidden. Likewise, it makes no difference whether the image is drawn on clothing, a rug, a dirham, a dinar, a coin, a vessel, a wall, or anything else. As for making images of things that do not contain the form of a living being, that is not forbidden."
I say: The view that images in general — whether three-dimensional (with a shadow) or flat (without a shadow) — fall within the scope of the prohibition is supported by the hadith narrated by Imam Ahmad from Ali (may Allah be pleased with him), in which the Prophet (peace and blessings be upon him) said: "Which one of you will go to Medina and not leave a single idol without breaking it, nor a single image without erasing it?" In another hadith: "Whoever returns to making such things has disbelieved (become a kafir) in what was revealed to Muhammad.
Al-Khattabi also states: "The severity of the punishment for the image-maker stems from the fact that images are worshipped besides Allah. Furthermore, a person who looks at such images is exposed to temptation (fitnah). Some souls are also inclined toward images."
As noted by al-Qurtubi, the people of the pre-Islamic period of ignorance (Jahiliyyah) used to make idols out of everything. Indeed, some of them even made their idols from ajwa dates, and then, when they became hungry, they ate them.
İmran İbn Hittan'dan, dedi ki: "Aişe r.anha'nın kendisine anlattığına göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinde haç suretinde bozmadık hiçbir şeyi bırakmazdı
Ebu Zür'a'dan, dedi ki: "Ebu Hureyre ile birlikte Medine'de bir eve girdim. Evin üst taraflarında suret yapan bir suret yapıcı gördüm. Ebu Hureyre dedi ki: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: (Yüce Allah buyuruyor ki): Benim yarattığım gibi yaratmaya kalkışandan daha zalim kim olabilir? Haydi bir habbe yaratsınlar, haydi bir zerre yaratsınlar. Daha sonra (Ebu Hureyre) bir kap su getirilmesini istedi. Ellerini, kollarını, koltuk altlarına kadar yıkadı. Ben: Ey Ebu Hureyre! Bu (bu şekilde kollarını yıkaman) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittiğin bir şey midir, diye sordum. O: Bu, süsün varacağı son yerdir, dedi." Bu Hadis 7559 numara ile de var. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Evinde, kendisinde haç suretinde bozmadık hiçbir şey bırakmazdı." Buradaki "tesalıb" lafzı "salıb: haç"ın çoğuludur. Sanki Araplar, üzerinde haç sureti bulunan şeylere mastarı ad olarak kullanıp "taslıb" adını vermiş gibidirler. İbn Battal dedi ki: Bu hadiste Nebi s.a.v.'in ister gölgesi bulunsun, ister bulunmasın her türlü sureti bozduğuna, ister ayak altında çiğnenen olsun, olmasın elbiselerde, duvarlarda, yaygılar üzerinde, kağıt ve başka şeyler üzerine bulunsun onları bozduğuna delalet vardır. Derim ki: Bu görüş "tesavır: suretler" lafzı ile sabit olmuş rivayete dayanmaktadır. Ama "tesalıb: haçlar" lafzından böyle bir anlam çıkmamaktadır. Çünkü tesalıb lafzında mutlak suret lafzından ayrı bir anlam bulunmaktadır. Zira salıb (denilen haç), suretlerden ayrı olarak Allah'tan başka kendisine ibadet olunan şeylerdendir. Allah'tan başka suretlerin hepsine ibadet edilmiş değildir. O halde ileride açıklaması geleceği üzere canlı olduğu için yasak kabul eden ve canlı olmadığı için yasak kabul etmeyen kimselerin görüşüne bunda delil bulunmaz. Eğer "nakz: silmek"ten maksat izale etmek ise, bunların silinmesi de, duvarda bir nakış yahut onun hükmünde olanın silinmesi, yahut şeklinin kaybolmasına sebep olacak şekilde üstünün sıvanması da bunun kapsamına girer. "Sonra bir kap getirilmesini istedi ... süsün varacağı son yerdir." Cerır yoluyla gelen rivayette; "bu, süsün varacağı en son yerdir" denilmektedir. Ebu Hureyre bununla daha önce Abdest bölümünde ğurre ve tahdlin fazileti hakkında geçmiş olan hadise (136. hadis) işaret ediyor gibidir. Bunu, rivayet ettiği diğer hadis olan: "Müminin hilyesi (süsü) abdest alırken yıkadığı yere kadar ulaşır." hadisi desteklemektedir ki, bunun da açıklaması daha önceden geçmiş bulunmaktadır.
Aişe r.anha'dan rivayete göre, "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seferden döndü. Ben de bu sırada üzerinde birtakım timsaller (suretler) bulunan bir perde ile bana ait birtakım rafları örtmüş idim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu görünce parçaladı ve: Kıyamet gününde insanlar arasında azabı en şiddetli olacaklar, Allah'ın yaratmasına benzer şeyler yapanlardır, buyurdu. Aişe dedi ki: Bu sebeple biz de o örtüyü bir yahut iki yastık yaptık."
Aişe'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seferden gelmişti. Ben de üzerinde suret bulunan ve dürnuk denilen bir örtüyü asmıştım. Bunun üzerine bana onu oradan kaldırmamı emretti, ben de onu kaldırdım."
It has been narrated from Abu Hurayrah that he said: "The Prophet (peace and blessings be upon him) said: Five things are part of the fitra — or five things are from the fitra: circumcision, shaving the pubic hair, plucking the armpit hair, cutting the nails, and trimming the moustache." This hadith also appears under numbers 5891 and 6297.
Fath al-Bari Commentary:
"He used to trim his moustache." The verb used here, yuhfi, is derived from the root al-ihfa or al-hafy, meaning to remove or eliminate.
"Until the whiteness of the skin becomes visible." This suspended narration has been transmitted as a connected narration by Abu Bakr al-Asram, through Umar ibn Abi Salamah from his father, who said: "I saw Ibn Umar trim his moustache until nothing of it remained." Al-Tabari also narrates through Abdullah ibn Abi Uthman, who said: "I saw Ibn Umar trim his moustache from above and below." This narration from Ibn Umar refutes the interpretation of those who claim that what is meant is only the removal of what grows beyond the edge of the lip.
The characteristics described as being from the fitra are connected to many religious and worldly benefits that can be appreciated upon careful examination. Some of these are: the beautification of one's appearance; the cleanliness of the body in general and in detail; taking the necessary precautions for both types of purification — purification from ritual impurity and from physical impurity; doing good to one's wife and companion by preventing things that would cause discomfort due to unpleasant odors; opposing the distinguishing practices of the disbelievers, namely the Zoroastrians, Jews, Christians, and idol-worshippers; compliance with the command of the Lawgiver; and preserving the reality to which Allah's statement points: "He formed you and perfected your forms" (Ghafir, 64) — for maintaining and persevering in these characteristics is consistent with that. It is as though Allah the Almighty has said: I have perfected your forms, so do not spoil your beauty with states that would make it ugly, or pay attention to what would maintain that beauty. For preserving these traits and giving them due attention is also giving due attention to human characteristics and to the kind of social harmony that is desired. For when a person presents himself with a pleasing appearance, he causes others to get along with him better and to be more open toward him. His words are accepted and his opinions are embraced. The opposite yields opposite results.
As for the explanation of "fitra," al-Khattabi says: According to the majority of scholars, what is meant by fitra here is the sunnah. Others have also said so, stating that this means these traits are among the sunnah practices of the Prophets. Still others say that fitra means religion. Abu Nuaym has narrated it in this sense in his work al-Mustakhraj. Al-Nawawi states in his Sharh al-Muhadhdhab: Al-Mawardi and Sheikh Abu Ishaq said that what is meant by fitra in this hadith is religion.
Al-Shafi'i and the majority of scholars belonging to his school hold that among the five traits mentioned in this chapter, only circumcision is obligatory. This view was also held by Ata among the earlier scholars. Ata even said: If an elderly person embraces Islam and is not circumcised, his Islam remains incomplete. According to Ahmad and some Maliki scholars, circumcision is obligatory. According to Abu Hanifah, it is not fard but wajib. It has also been narrated from him that it is a sunnah whose abandonment entails sinfulness. According to one view from the Shafi'i scholars, circumcision is not obligatory for women. This is also the view narrated from Ahmad by the author of al-Mughni. According to the majority of scholars and some Shafi'i scholars, circumcision is not obligatory. Among their evidences is the hadith attributed to the Prophet by Shaddad ibn Aws: "Circumcision is a sunnah for men and an honor for women." However, there is no proof in this for their position, because it is an established principle that when the word "sunnah" appears in a hadith, it is not necessarily intended to mean the ruling that stands in contrast to obligatory
Those who consider circumcision obligatory have presented several arguments:
The piece of flesh removed during circumcision retains impurity and does not allow it to exit, thereby impeding the validity of prayer. However, Abu al-Tayyib al-Tabari explicitly stated that this much is pardoned in our view.
Abu Dawud narrated from Kulayb, the grandfather of Usaym ibn Kathir, that the Prophet (peace and blessings be upon him) said to him: "Remove the hair of disbelief from yourself and be circumcised." It is an established principle that the Prophet's address to a specific individual encompasses others as well, unless evidence is produced that it was specific to that person. However, this has been objected to on the grounds that the chain of narration is weak, for Ibn al-Mundhir said: Nothing is established in this regard.
The permissibility of exposing the private parts of the one being circumcised.
Circumcision involves cutting a part of the body that has no replacement, for the purpose of worship. Therefore, like the cutting off of a thief's hand, it is obligatory.
Circumcision entails significant physical pain. Such a thing is only permissible for one of three reasons: a general benefit, a penalty for a crime, or obligation. Since the first two do not apply, the third is established.
Al-Khattabi cited as evidence for the obligation of circumcision the fact that it is a distinguishing mark of the religion, by which a Muslim can be distinguished from a disbeliever. Indeed, if a circumcised person is found among a group of uncircumcised people who have been killed, the funeral prayer is performed for him and he is buried in the Muslim cemetery. However, Abu Shamah objected to this, saying that not all distinguishing marks of the religion are obligatory — only some of them are.
Al-Bayhaqi said: The most compelling evidence is the marfu' hadith narrated by Abu Hurayrah in Bukhari and Muslim: "Ibrahim was circumcised at the age of eighty at a place called al-Qadum." Allah the Almighty said: "Then We revealed to you: Follow the religion of Ibrahim, the upright" (al-Nahl, 123). It has also been authentically narrated from Ibn Abbas that the words with which Ibrahim was tested and which he fulfilled perfectly are the traits of the fitra, and that circumcision is one of them. And tests are mostly carried out with what is obligatory
There is also scholarly disagreement regarding the proper time for circumcision. Al-Mawardi says: It has two times — one of obligation and one of recommendation. The time of obligation is at puberty, and the time of recommendation is before that. The preferred view is circumcision on the seventh day after birth. Sheikh Abu Abdullah ibn al-Hajj narrates in his work al-Madkhal: It is the sunnah to announce and make known the circumcision of a male, and to keep the circumcision of a female private and concealed. Allah knows best
"Shaving the pubic hair." What is meant by istihdad — shaving the pubic hair — is the use of a razor to shave the hair of the private area. It is said that the use of this expression demonstrates the permissibility of referring to embarrassing matters through indirect language when the intended meaning can be understood from the expression without needing explicit statement. In the narration from Abu Hurayrah transmitted by al-Nasa'i, this is referred to as halq al-ana, meaning the shaving of the pubic hair. Al-Nawawi and others say: The sunnah in removing the pubic hair is shaving with a razor, for both men and women. It is also established in an authentic hadith from Jabir that it is forbidden to go to women at night in a surprising manner when a woman has her hair disheveled without having combed it, or when a woman whose husband has been absent has not shaved her pubic hair. Sufficient explanation of this hadith has been given in the chapter on marriage. However, the essence of the sunnah is fulfilled by any means that removes it. Al-Nawawi also says: What is preferable for a man is shaving, and what is more appropriate for a woman is plucking. However, this view has been considered difficult to explain, as it was noted that plucking causes pain to the woman and may cause loosening of that area, which would also harm her husband. For plucking, by the unanimous agreement of physicians, causes loosening of the area where it is done. But Ibn al-Arabi says: If it had been said that what is most appropriate for a woman is unconditionally the use of depilatory agents — such as yellow arsenic — that would not be a view far from the truth
"Plucking the armpit hair." What is recommended is to begin with the right armpit. The essence of the sunnah is also fulfilled by shaving, especially for those who find plucking uncomfortable.
"Cutting the nails." What is meant is cutting the part of the nail that grows beyond the fingertip, because dirt accumulates underneath it and this is repugnant. It may even reach a point where it prevents water from reaching the area that must be washed during purification. No hadith has been established regarding the recommendation of cutting nails specifically on Thursday. Al-Nawawi says: The accepted view is that the timing of all these practices is determined by need. In his Sharh al-Muhadhdhab, he also says: This varies according to circumstances and individuals. In all of these matters, the determining factor is the need for them. I say: However, this does not prevent one from trying to coincide these acts with Friday, for it is legitimate to be thorough in purification and cleanliness on Friday. Allah knows best
Among the matters recorded in the "Questions" section is the following: I asked Ahmad: Does he bury the hair and nails he cuts in the ground, or does he discard them randomly? He said: He buries what he cuts. I asked: Has any narration reached you regarding this? He said: Ibn Umar used to bury them in the ground. It has also been narrated that the Prophet (peace and blessings be upon him) commanded that cut hair and nails be buried and said: "Lest the sorcerers among the children of Adam take them and use them as playthings." I say: Al-Bayhaqi narrated this hadith from Wa'il ibn Hujr in a similar wording. The scholars of our school consider it recommended to bury them because they are parts of the human body. Allah knows best
"Trimming the moustache." Al-Nawawi says: The appropriate manner of trimming the moustache is to cut it until the edge of the lip becomes visible, without cutting it from the root entirely. The narration in the hadith saying "cut it" means: remove what grows beyond the lips. Ibn Daqiq al-Id says: I do not know whether he is narrating this as the position of the school or as his own preferred choice from among the views of Imam Malik's school. I say: Al-Nawawi explicitly states in his Sharh al-Muhadhdhab: This is our school's position. Al-Tahawi says: I have not seen an explicit statement from al-Shafi'i on this matter. However, his companions whom we met, such as al-Muzani and al-Rabi', used to trim their moustaches extensively, and I believe they took this from none other than him. Abu Hanifah and his companions used to say: Cutting the moustache is more virtuous than merely trimming it. Ibn al-Qasim narrates from Malik that he said: In my view, cutting the moustache from the root is a disfigurement. What is intended in the hadith is to trim the moustache extensively until the edge of the lips becomes visible. Al-Ashhab says: I asked Malik about the situation of a person who cuts his moustache from the root. He said: In my view, he deserves to be beaten painfully. He also said about a person who shaves his moustache entirely: This is an innovation that appeared among people later. — The quotation from al-Tahawi ends here.
Some scholars have adopted the position of free choice in this matter. I say: This person is al-Tabari. After narrating the views of Malik and the Kufans, and quoting from linguists that al-ihfa in the hadith means cutting from the root, he says: The sunnah is evidence for both positions and there is no conflict between them. For kass means taking a part of it, while ihfa means taking all of it. Since both are established, a person is free to do whichever he wishes.
Aişe r.anha'dan rivayete göre, bir seferinde üzerinde resimler bulunan bir yastık satın almıştı. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) bu sebeple kapıda ayakta durup içeri girmedi. Ben ona: "Yüce Allah'a tevbe ederim, ne günah işledim?" dedim. Allah Rasulü: "Bu yastık ne oluyor?" dedi. Ben: "Üzerine oturman ve yaslanman için" dedim. O şöyle buyurdu: "Bu suretlerin sahipleri kıyamet gününde azaba uğratılırlar; onlara 'yarattığınıza hayat veriniz' denilir. Şüphesiz melekler de içinde suret bulunan bir eve girmezler."
Ebu Bekir r.a.'ın kızı Esma r.anha'dan rivayete göre, bir kadın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelerek: "Ben kızımı evlendirdim. Daha sonra bir hastalığa yakalandığı için başı(nın saçları) döküldü. Kocası ise bu kızın durumu sebebiyle bana çok ısrar ediyor. Onun saçlarına saç ekleteyim mi, dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem saç ekleyen ve saç ekleten kadınlara lanet etti." Bu Hadis 5936 ve 5941 numara ile de var.
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Aişe'nin, evinin bir tarafını kendisiyle örttüğü nakışlı bir örtüsü vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Bunu önümden alıver. Çünkü onun üzerindeki suretler ben namazda iken bana görünüp duruyor, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Suret bulunan yerde," yani suret bulunan elbiselerde "namaz kılmanın mekruh oluşu." "Bana görünüp duruyor", yani ben onlara bakıyorum, onlar beni meşgul ediyorlar. Müslim'de, Aişe'nin rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Aişe'nin, üzerinde suretler bulunan ve duvarın bir tarafına doğru uzatılmış bir kumaşı vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona doğru namaz kılıyordu. Bu sebeple: Onu önümden uzaklaştır, buyurdu." Başlığın bu hadisten hareketle çıkartılması da şöyle açıklanır: Suret, kişinin karşısında bulunuyorken namaz kılanı oyalayıp meşgul ettiği gibi, suretli bir elbiseyi giydiği takdirde de oyalanır. Hatta böyle bir elbiseyi giyinmiş olma halindeki oyalanması,daha da ileri bir derecededir
Salim'den, o babasından, dedi ki: "Cibril, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile sözleşmişti. Ancak gelmesi gecikti. Nihayet bu gecikmesi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ağır geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem evin dışına çıkınca onun karşılaştı. Ona karşı karşıya kaldığı ağır halinden şikayet etti. Cibril bunun üzerine ona: Şüphesiz bizler, içinde suret veya köpek bulunan bir eve girmeyiz, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadisten, meleklerin içinde suret bulunup içine girmediği yerin, suretin o yerde kalıcı, yüksekte ve tahkir edilmemiş bir konumda bulunan bir suret olduğu kanaatini kabul edenlerin görüşlerinin tercih edildiği anlaşılmaktadır. Ama eğer suret tahkir edilen bir durumda ise yahut böyle bir durumda olmamakla birlikte gerçek şeklinde bir değişiklik (ya ortadan kesilmesi yahut başının koparılması sureti ile) meydana getirilmiş ise, meleklerin içeri girmekten imtina etmeleri söz konusu değildir.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anh& ona (yani Kasım İbn Muhammed'e) şunu haber vermiştir: "Aişe üzerinde suretler bulunan bir yastık satın almıştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu görünce kapıda durdu ve içeri girmedi. Aişe, hoşlanmadığını yüzünden anladı. Ey Allah'ın Rasulü, Allah'a ve Rasulüne tevbe ettiğimi arz ediyorum. Ben ne günah işledim, dedi. Allah Rasulü: Bu yastık ne oluyor, buyurdu. Aişe: Üzerine oturasın, ona yaslanasın diye satın aldım, dedi. Bu sefer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şüphesiz bu suretlerin sahipleri kıyamet gününde azap edilirler ve onlara: Halk ettiğiniz şeylere hayat verin, denilir, buyurdu. Ayrıca: İçinde suretlerin bulunduğu bir eve melekler girmez, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İçinde suret bulunan bir eve girmeyen kimse." Bu başlık altında Aişe radıyaııahu anha'nın yastık ile ilgili hadisini zikretmektedir. Bu hadise dair açıklamalar daha önce "suretler üzerine uturmaktan hoşlanmayan kimse" başlığında (5957.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
Avn İbn Ebi Cuhayfe'den, onun babasından rivayet ettiğine göre babası, hacamat yapan bir köle satın almıştı. Babası bunun üzerine dedi ki: "Şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hacamat karşılığında alınan ücreti, köpeğin bedelini ve fuhuş işleyen kadının kazancını almayı nehyetmiş, faiz yiyeni ve yedireni, döğme yapan kadını, döğme yaptıran kadını ve suret yapanı lanetlemiştir."
Nadr İbn Enes İbn Malik, Katade'ye tahdis ederken dedi ki: "İbn Abbas'ın yanında idim. Yanında bulunanlar ona soru soruyorlardı. O da (cevaplarında) Nebi'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) adını anmıyordu. Nihayet ona bir soru sorulunca şöyle dedi: Ben Muhammed'i (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken dinledim: 'Kim dünyada bir suret yaparsa, kıyamet gününde ona ruh üflemekle yükümlü kılınır; ama ona asla üfleyemez.'"
Usame İbn Zeyd r.a.'dan rivayete göre "Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem üzerinde Fedek işi kadifenin bulunduğu bir palan vurulmuş eşeğe binmiş ve arkasına da Usame'yi bindirmiş idi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bineğin üzerine, terkisine başkasını bindirmek." Yani bineğe binmiş kimsenin, arkasına başkasını bindirmesi. Ben daha önceleri bu başlıkların Giyim bölümüne alınmasını açıklamakta zorlanmış idim. Daha sonra bunun neden olduğunu anladım. Şöyle ki, arkasına birisini bindiren bir kimsenin bineğinden düşmeyeceğinden ve dolayısıyla üstünün başının açılmasından yana emin olması söz konusu olamaz. İşte bununla düşme ihtimalinin, terkisine başkasını bindirmesine man i olamayacağını işaret etmektedir. Çünkü aslolan düşmemektir. Dolayısı ile terkisine başka birisini bindiren bir kimse böyle bir işi yaptığı takdirde düşmekten kendisini korumaya çalışır. Düşecek olursa da üstünü başını örtmekte elini çabuk tutmalıdır
İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'ye geldiğinde Abdulmuttalib oğullarının küçük çocukları onu karşıladı. Onlardan birisinjönüne, diğerini arkasına bindirdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Taberani ve İbn Ebi Şeybe, eş-Şa'bi yoluyla İbn Ömer'den şöyle dediğini rivayet etmektedirler: "Eğer hayvan taşıyabiliyor ise bir bineğin üzerinde on kişinin onuncusu olmaya aldırış etmem." Böylelikle bu hususta birbiriyle ihtilaflı olan hadisler telif edilmiş olmaktadır. O halde bunu yasaklamaya dair varid olmuş rivayetler bineğin -eşek gibi- bu kadar yükü taşıyamaması haline yorumlanır, aksi de -deve ve katır gibi- taşıyabilme haline yorumlanır. Nevevi dedi ki: Bizim de bütün ilim adamlarının da benimsedikleri görüş, bineğin gücü yetiyor ise ona üç kişinin binmesinin caiz olduğudur
Eyyub'dan rivayete göre İkrime'nin huzurunda üç kişinin en şerlisi söz konusu edilince şÖyle dedi: "İbn Abbas dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kusem'i Ön tarafına, el-Fadl'ı da arkasına bindirmiş olduğu halde geldi. -Yahut Kusem'i arkasına, el-Fadl'ı da Ön tarafına bindirmiş olduğu halde geldi.- Şimdi sÖyleyin, bunların hangisi şer yahut bunların hangisi hayırdır, dersiniz?" Fethu'l-Bari Açıklaması: İbnu'l-Arabi dedi ki: Kişinin bineğinin ön tarafına binme hakkına daha çok sahip olması, bunun bir şeref oluşundan dolayıdır. Şeref ise mülk sahibinin bir hakkıdır. Ayrıca Ön tarafta oturan kimse bineğinin dilediği tarafa, dilediği şekilde hızlı ya da yavaş yürümesini, uzun ya da kısa adımlarla yol almasını sağlar. Oysa bineğe sahip olmayanın bu iinkanı yoktur
Muaz İbn Cebel r.a.'dan, dedi ki: "Ben bir seferinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in terkisine binmiş idim. Benimle onun arasında semerin arka tarafındaki ağacından başka bir şey yoktu. Allah Rasulü: Ey Muaz, diye seslendi. Ben: Buyur ey Allah'ın Rasulü, emrine hazırım, dedim. Sonra bir süre yoluna devam etti. Arkasından: Ey Muaz, buyurdu. Ben: Buyur ey Allah'ın Rasulü, emrini bekliyorum, dedim. Daha sonra yine bir süre yol aldı. Arkasından: Ey Muaz, buyurdu. Ben: Buyur, ey Allah'ın Rasulü, emrini bekliyorum, dedim. O: Allah'ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu biliyor musun, dedi. Ben: Allah ve Rasulü daha iyi bilir dedim. O şöyle buyurdu: Allah'ın kulları üzerindeki hakkı, ona hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmeleridir. Bir süre daha yol gitti. Sonra: Ey Muaz İbn Cebel, dedi. Ben: Buyur ey AIlah'ın Rasulü, emirlerini bekliyorum, dedi. O: Peki, eğer bu işi yaptıkları takdirde kulların Allah üzerindeki hakkının ne olduğunu biliyor musun, dedi. Ben: Allah ve Rasulü en iyi bilendir, dedim. O: (O taktirde) kulların Allah üzerindeki hakkı onlara azap etmemesidir, buyurdu
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hayber'den geri döndük. Ebu Talha yol alırken ben onun arkasına binmiş idim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından birisi de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasına binmiş idi. Bu sırada deve (leri) tökezledi. Ben: Aman kadına dikkat edin, dedim ve bineğin üzerinden indim. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O sizin annenizdir, buyurdu. Ben hemen devenin semerini iyice bağladım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bindi. Medine'ye yaklaşınca -yahut Medine'yi görünce-: "Ayibune, taibune, abidune li Rabbina hamidune: Bizler tevbe edenler, abidler, Rabbimize hamd edenler olarak dönüyoruz, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadis, Cihad bölümünün son taraflarında bir başka yolla Yahya İbn Ebi İshak'tan geçmiş bulunmaktadır. Orada bunu yapanın Ebu Talha olduğu, "Kadına dikkat edin" diyenin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduğu belirtilmektedir. Oradaki lafız ile hadis şöyledir: "O (Enes) Ebu Talha ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ve devesi üzerinde terkisine bindirmiş olduğu Safiye ile birlikte döndüler. Yolun bir yerinde binek tökezledi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve kadın yere düştü. Ebu Talha -zannederim, devesinden indi, dedi- dedi ki: Ey Allah'ın Nebii, sana bir şeyoldu mu? Allah Rasulü: Hayır. Ama kadına dikkat et, dedi. Ebu Talha elbisesini kendi yüzünün üzerine örttü ve Safiye'nin bulunduğu yere doğru gitti, üzerindeki elbisesini Safiye'nin üzerine bıraktı. Sonra kadın ayağa kalktı, her ikisi için develerinin eğerini sıkıca bağladı ve ikisi de develerine bindiler." Hadiste bir erkeğin yabancı bir kadının bineğinden düşmesi ya da düşme sınırına gelmesi halinde yetişip onun için korkulan tehlikeden kurtulması için kadına yardımcı olmasında bir sakınca olmadığı anlaşılmaktadır
Abbad İbn Temım'in amcasından rivayetine göre amcası "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Mescidde ayaklarından birisini diğerinin üzerine koymuş olduğu halde sırt üstü yatarken görmüştür." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sırt üstü yatmak ve ayaklarından birisini diğerinin üzerine koymak." Bu başlığın Giyim bölümünde yer alması şöyle açıklanır: Böyle bir şey yapanın, üstünün açılmayacağından emin olunamaz. Özellikle sırt üstü yatmak uyumayı da getirir. Uyuyan bir kimse ise üstünü başını koruyamaz. Sanki bununla böyle bir işi yapan kimsenin üstünün başının açılmaması için kendisini koruması gerektiğine işaret etmek istemiş gibidir. İleride yüce Allah'ın izniyle İsti'zan (izin istemek) bölümünde buna dair yeterli açıklamalar (6287.hadiste) gelecektir