70 - Yiyecekler
Ebu Musa el-Eş'ari r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Aç olana yemek yediriniz. Hasta olanı ziyaret ediniz. Esir olanı da esaretten kurtarınız." Süfyan dedi ki: el-'Anı: Esir demektir
Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in aile halkı, ruhu kabzedilinceye kadar üç gün (arka arkaya) doya doya yemek yememişlerdir
Metni aldım. Ne yapmamı istediğinizi belirtir misiniz? (Çeviri, özet, sadeleştirme vb.)
Ömer İbn Ebi Seleme'den rivayet edilmiştir; dedi ki: Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in himayesinde büyüyen küçük bir çocuk idim. Elim de yemek kabında rastgele dolaşır dururdu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: Ey oğul, Allah'ın adını an, sağ elinle ye ve önünden ye, buyurdu. Bundan sonra da hep bu şekilde yemek yedim.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Ümmü Seleme'nin oğlu olan Ömer b. Ebi Seleme'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir gün Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir yemek yedim. Tabağın çeşitli yerlerinden yemeğe başlayınca, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Önünden ye, diye buyurdu
Ebu. Nuaym, Vehb b. Keysan'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte (Ümmü Seleme'nin ilk kocasından oğlu olup) himayesinde bulunan Ömer b. Ebi Seleme ile birlikte iken bir yemek getirildi. Allah Rasulü: Allah'ın adını an ve önünden ye, diye buyurdu
Enes b. Malik r.a.'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir terzi Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hazırladığı bir yemeğe davet etti. Enes dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gittim. Onun tabağın çeşitli yerlerindeki kabağı araştırdığını gördüm. Enes dedi ki: İşte o günden bu yana kabağı hep sevmişimdir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Arkadaşı ile birlikte yemek yerken tabağın etrafından yemek araştırmak." Tabağın etrafı onun kenarları demektir. "Arkadaşının bundan hoşlanmadığını ortaya koyan bir belirti yoksa." Buhari bu başlık altında Enes r.a.'ın rivayet ettiği Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tabağın çeşitli yerlerindeki kabağı arayıp bulmasına dair hadisini de zikretmektedir. Bu hadis zahiri itibariyle bundan önce geçen, önündekinden yeme emri ile çatışmaktadır. Buhari bu iki hadisi beraberinde yemek yiyen kimsenin buna razı olduğunu bilmesi halinde caiz olduğunu yorumlayarak, iki hadisi bir arada telif etmiş bulunmaktadır. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Şerefli bir kimsenin bir meslek icra eden kimse ile ve daha başkaları gibi kendinden daha aşağı bir kişi ile yemek yemesi, onun davetini kabul etmesi, hizmetçi ile beraber yemek yemek caizdir. 2- Hadisten Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabına karşı ne kadar alçak gönüllü, onlara karşı ne kadar yumuşak olduğu ve zaman zaman onların evlerine gidip geldiği de anlaşılmaktadır. 3-1\z dahi olsa yemek için yapılan davete icabet edilir. 4- Misafirler önlerine konulan yemekten birbirlerine ikram edebilirler. Yasak olan, başkasının önündekini kendisi ya da başkası için almaktır. 5- Hayırlı kimselere benzeme ve yemek ve diğer hususlarda onlara uymaya özel gayret ve dikkat gösterilmelidir. 6- Hadiste Enes'in açıkça bir fazileti görülmektedir. Çünkü o insan tabiatıyla alakah olan hususlara varıncaya kadar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in izinde gitmeye çalışmıştır. Ayrıca bu hususlarda ona tabi olmak için nefsirÜ zorladığı dahi olmuştur. Allah ondan razı olsun
Şu'be'den, o Eş'as'dan, o babasından, o Mesruk'tan diye rivayet ettiğine göre Aişe rad'yalliıhu anhiı şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem temizlenmesinde, ayakkabısını giyişinde, saçlarını tarayışında gücü yettiğince sağdan başlamayı severdi." (Şu'be) bundan önce Vasıt'ta iken: "Ve bütün işlerinde ... " ziyadesini de söylemiştir
Enes b. Malik r.a.'den, diyor ki: "Ebu Talha, Ümmü Suleym'e: Andolsun Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sesini, sesinden aç olduğunu anlayacağım şekilde oldukça zayıf duydum. Sende yiyecek bir şey var mı, dedi. Ümmü Talha birkaç arpa ekmeği çıkardı. Daha sonra da bir başörtüsü çıkarıp onun bir parçası ile ekmeği sardı. Sonra bu ekmeği elbisemin albna yerleştirdi. Geri kalan kısmı ile de üzerimi rida gibi örttü. Arkasından beni Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'e gönderdi. Enes dedi ki: Ekmeği alıp gittim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i beraberinde insanlar da bulunduğu halde mescidde buldum. Onların başlarında ayakta dikildim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Seni Ebu Talha mı gönderdi, diye sordu. Ben: Evet, dedim. Beraberinde yiyecek bir şey de gönderdi mi, diye sordu. Ben yine: Evet, dedim. Bu sefer Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde bulunanlara: Kalkın, diye buyurdu. O yola koyuldu, ben de onların önlerinde gidiyordum. Nihayet Ebu Talha'nın yanına vardım. Ebu Talha: Ey Üm mü Süleym, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlarla birlikte gelmiş bulunuyor. Yanımızda da onlara yedirecek bir şeyimiz yok, dedi. Ümmü Talha bunun üzerine: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi. Enes dedi ki: Ebu Talha yola koyuldu ve nihayet Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile karşılaştı. Ebu Talha ve Rasulullah gelip evin içine girdiler. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Ümmü Süleym, yanında ne varsa getir, dedi. Ümmü Süleym de bana verdiği o ekmeği getirdi. Allah Rasulünün emri üzere ekmek doğrandı. Ümmü Süleym de onun üzerine yanındaki bir yağ tulumundan üzerine bir miktar yağ sıktı ve ona katık yaptı. Daha sonra Rasulullah bunun üzerine Allah'ın söylemesini dilediği şeyleri söyledi. Arkasından da: On kişiye içeri girmeleri için izin ver, diye buyurdu. Ebu Talha da onlara izin verdi. Doyuncaya kadar yedikten sonra çıktılar. Arkasından yine: On kişiye izin ver, dedi. Ebu Talha da on kişiye izin verdi. Onlar da doyuncaya kadar yiyip çıktılar. Daha sonra: On kişiye izin ver, dedi. Ebu Talha da onlara izin verdi. Onlar da doyuncaya kadar yiyip çıktılar. Sonra bir on kişiye daha izin verdi. Böylelikle hepsi doyuncaya kadar yemek yediler. Bunlar seksen kişi idiler
Abdurrahman b. Ebi Bekr r.a.'dan, dedi ki: ''Yüz otuz kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Sizden birinizin yanında yiyecek bir şey var mı, diye sordu. Bir de baktık ki bir adamın yanında buğday (unu) yahut ona benzer bir sa' kadar bir şey var. Bu hemen yoğuruldu. Daha sonra boylu poslu, saçları uzun ve dağınık müşrik bir adam, önüne katmış olduğu bir koyun sürüsü ile geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bunlar satılık mı yoksa bir bağış mı -yahut bir hibe mi- diye sordu. Müşrik: Hayır, bunlar satılıktır, dedi. (Abdurrahman b. Ebi Bekr) dedi ki: Ondan bir koyun satın aldı. Bu koyun pişirildi. Allah'ın Nebisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem koyunun siyahının (kara ciğerinin) kızartılmasını emir buyurdu. Allah'a yemin ederim, bu koyunun içindeki siyahtan kendisine parça kesilmedik o yüz otuz kişiden kimse kalmadı. Eğer o kişi orada hazır bulunuyor ise hemen payını ona vermişti. Bulunmuyor ise onun için payını sakladı. Daha sonra yemeği iki kaba koydu. Hepimiz birlikte yedik ve doyduk. Ayrıca iki kapta da bir şeyler arttı. Ben de onu deveye yükledim." Ravi: Yahut Abdurrahman b. Ebi Bekı"in dediği gibi, demiştir
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bizim iki siyah denilen hurma ve sudan doyduğumuz zamanda vefat etti.' Hadis 5442 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Talha'nın kıssasından, misafir kabuleden kimsenin, misafirine ikram olmak üzere evinin kapısına kadar misafirini karşılamasının ziyafet adabından olduğu anlaşılmaktadır. İbn Battal dedi ki: Bu hadislerde doyuncaya kadar yemenin caiz olduğu ve bazen bunu yapmamanın da daha faziletli olduğu anlaşılmaktadır. Taberi ise şöyle demektedir: Şu kadar var ki, doyasıya yemek mubah ise de bunun vardığı bir son nokta olmalıdır. Bundan fazlası ise israftır. Bunun mutlak olarak mubah olan kısmı ise, yemek yiyen kimsenin Rabbine itaatine yardımcı olan ve yemeğin verdiği ağırlıktan ötürü üzerine vacip olan şeyleri eda etmekten geri bırakmayan miktardır
Suveyd b. en-Numan'dan, dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hayber'e çıktık. es-Sahba denilen yere varınca -Yahya: Burası Hayber'den yarım günlük uzaklıktadır, demiştir- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yiyecek bir şey getirilmesini emir buyurdu. Ona sadece sevlk getirildi. Onu ağzımızda evirip çevererek yedik. Daha sonra su aetirilmesini istedi. o da ağzını calkaladı. biz de (Ravilerden) Süfyan (b. Uyeyne) dedi ki: "Ben bu hadisi ondan (Yahya b. Said'den) önce de, sonra da işittim." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal, el-Mühelleb'den şöyle dediğini nakletmektedir: Ayetin Suveyd b. en-Numan'ın rivayet ettiği hadis ile olan ilişkisi, tefsir bilginlerinin zikrettiklerine göre şöyledir: Ashab-ı Kiram, yemek için bir araya geldiklerinde gözleri görmeyeni ayrı bir yerde, topalı ayrı bir yerde, hastayı ayrı bir yerde tutuyorlardı. Buna sebep ise sağlıklı kimselere göre daha ağır yemek yemeleridir. Çünkü onlardan daha çok yemek yiyerek günaha girmekten korkuyorlardı. Bu el-Kelbi'den rivayet edilmiştir. Ata b. Yezid de şöyle demiştir: Gözleri görmeyen bir kimse elini olmadık yere uzatmak suretiyle başkasının yemeğinden yemekten korkuyordu. Topal da aynı şekilde yemek yediği yerde genişçe oturmak ihtiyacını duyardı. Hasta olan kimse de hoş olmayan kokusu ile diğerlerini rahatsız etmekten çekinirdi. Bu ayet-i kerime nazil olarak bunlara başkaları ile birlikte yemek yemelerini mubah kıldı. İşte Suveyd'in rivayet ettiği hadiste ayetin ihtiva ettiği bu mana da söz konusudur. Çünkü onlar hep birlikte ellerini hazırda bulunan azığın içine daldırdılar. Oysa insanların bu husustaki hallerinin farklı oluşu nedeniyle hepsinin eşit yemeleri de imkansız bir şeydir. Şeriat koyucu ise bu husustaki fazlalık ve eksikliğine rağmen bu işi onlara caiz kılmıştır. Bundan ötürü bu şekilde hareket etmek mubahtır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. İbn Battalın açıklamaları burada sona ermektedir. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Başlık ile uygunluğu ayetin ortasındaki ifadelerdir. O da yüce Allah'ın: "Ve sizin için topluca yahut ayrı ayrı yemenizde de bir vebal yoktur. "(Nur, 61) buyruğudur. Bu buyruk herkesin yanında bulunanı ortaya koymak suretiyle yemek yemenin caiz oluşunda da asıl bir delildir. Bundan dolayı Buhari başlıkta herkesin yanında bulunanı ortaya koyması suretiyle yemek yemek demek olan "en-nihd"i söz konusu etmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Katade'den, dedi ki: "Enes r.a.'in yanında idik. Huzurunda onun ekmek pişiricisi de vardı. Enes dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın huzuruna varıncaya kadar ne inceltilmiş ekmek yedi, ne de közde kızartılmış koyun kebabı yedi. " Bu Hadis 5421 ve 6357 numara ile de var
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in küçük tabakta yemek yediğini de, inceltilmiş yufka ekmeği yediğini de, bir masa üzerinde yemek yediğini de asla bilmiyorum. Katade'ye: Peki neyin üzerinde yemek yerlerdi diye soruldu. Katade: Sofralar üzerinde diye cevap verdi. " Bu Hadis 5415 ve 6450 numara ile gelecektir
Enes r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Hayber dönüşü) ikamet etti ve Safiye ile zifafa girdi. Ben de Müslümanları düğün yemeğine davet ettim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sofraların açılmasını emretti, sofralar yayıldı. Sofralara hurma, keş ve yağ bırakıldı." Amr da, Enes'den rivayetle şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safiye ile zifafa girdikten sonra deriden sofralar üzerinde Hays denilen yemeği yaptı
Vehb b. Keysan'dan, dedi ki: "Şam halkı İbnu'z-Zubeyr'i ayıplayarak: Ey iki kuşaklı kadının oğlu, diyorlardı. (Annesi) Esma ona dedi ki: Oğlum, onlar seni iki kuşak ile ayıplıyorlar. Bu iki kuşağın ne olduğunu biliyor musun? Bu benim bir kuşağımdı. Ben onu ortadan ikiye ayırdım ve onlardan birisi ile Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kırbasının ağzını bağladım, diğeri ile de azığının bulunduğu sofrasını bağladım." Vehb b. Keysan dedi ki: "Daha sonra Şam halkı onu iki kuşak ile ayıpladıkları vakit şöyle derdi: ilahıma yemin ederim ki doğru söylüyorsunuz. "Bu ayıbı senden uzak bir çirkinliktir" diyor (ve Ebu Zuheyb ez-Zühell'nin bu mısraını okuyor)du
Hadith — Narrated from Ibn 'Abbas (may Allah be pleased with him): "Umm Tufayl, the daughter of al-Harith ibn Hazm and the maternal aunt of Ibn 'Abbas, once presented the Prophet (peace and blessings be upon him) with some butter (samn), dried curd (kashk), and a few lizards (dabb) as a gift. He ordered that they be brought, and they were eaten on his dining cloth. However, the Prophet (peace and blessings be upon him) could not bring himself to eat the lizards, as though he was averse to them. Had eating lizards been forbidden, they would not have been eaten on his dining cloth, nor would he have ordered that they be eaten.
Explanation from Fath al-Bari:
"Eating thinned/refined bread, and eating on a table and on a dining cloth (sufrah).
Regarding refined bread, al-Iyad said: What is meant by refined bread is bread that has been softened and improved, such as white bread and similar types. "Thinning" (tarqiq) means softening. This is because sieves did not exist among the Arabs of that era. The word muraqraq (refined/thinned) can also mean bread that is thin and wide. Ibn al-Jawzi said: It means light bread, seemingly derived from al-riqaq — the rolling pin used to flatten the dough.
A "table" (ma'idah) is a utensil used for eating that does not itself contain food. As for "sufrah" (dining cloth), it is commonly used to refer to the cloth on which food is placed, though its original meaning is the food itself.
"While we were with Anas and his baker was present.
Al-Tabarani narrated through Rashid ibn Abi Rashid that he said: "Anas had a slave who prepared dried foodstuffs for him, cooked twelve types of dishes, and baked him bread from sifted flour, kneading it with butter." Al-huwa (sifted flour) refers to fine flour that has been sifted multiple times.
"The Prophet (peace and blessings be upon him) never ate refined bread, nor did he eat al-masmut (a whole animal roasted over embers).
Al-masmut refers to meat whose hair has been removed with hot water and then either roasted in its skin over embers, or boiled and cooked in a pot. This method of cooking applies to young, tender animals. Such a practice is considered one of the indulgences of the wealthy and comfortable for two reasons: first, it involves slaughtering an animal at an early age when, had it been left to live, its value would have increased; and second, the skin of a slaughtered animal can normally be used for clothing or other purposes, but cooking it in this manner renders the skin unusable.
Ibn Battal accepted the opinion that al-masmut refers to meat roasted over embers.
"In sukurrujah (small dishes)." Ibn Makki said: Sukurrujah refers to small vessels in which food is eaten. Our teacher also said in his work Sharh al-Tirmidhi: The reason the Prophet (peace and blessings be upon him) did not eat from sukurrujah (small dishes) was either because such items were not made in their land at that time, or because he found the vessels too small — since gathering around food together was their customary practice.
"Hisham, from his father and from Wahb ibn Kaysan." The Ibn al-Zubayr mentioned here is 'Abdullah ibn al-Zubayr. As for "the people of Syria (Sham)," they refer to the soldiers of al-Hajjaj ibn Yusuf, who had been dispatched by 'Abd al-Malik ibn Marwan and were fighting against him. They could also refer to the soldiers of al-Husayn ibn Numayr, who had previously fought against him under the command of Yazid ibn Mu'awiyah.
"I split my waistband in two and tied the mouth of his water-skin with one half." It was previously mentioned in the chapter on the Hijrah to Madinah that Abu Bakr al-Siddiq (may Allah be pleased with him) did this upon the command of the Prophet (peace and blessings be upon him) when they emigrated together to Madinah.
"This disgrace is far removed from you." The word shaqat (here translated as "disgrace") means uttering an ugly, shameful word aloud. The word zahir in the text means "far away." Al-Khattabi said: It means this disgrace has been lifted away from you — therefore it has nothing to do with you. Allah knows best.
Suveyd b. en-Numan'dan rivayete göre "es-Sahba denilen yerde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iie birlikte idiler. -Burası Hayber'den yarım gün uzaklıkta bir yerdir.- Namaz vakti girdi. Nebi yiyecek bir şeyler getirilmesini emir buyurdu. Sevikten başka bir şey getirilmediğini gördü. Ondan bir kısmını alıp ağzında evire çevire çiğnedi. Biz de onunla birlikte (onu) ağzımızda çiğnedik. Daha sonra su getirilmesini söyledi ve ağzını çalkaladı. Arkasından abdest almaksızın namaz kıldı, biz de kıldık
İbn Abbas'tan rivayete göre, kendisine Allah'ın kılıcı (Seyfullah) denilen Halid b. el-Velid'in haber verdiğine göre o (Halid), Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Meymune'nin huzuruna girdi -ki bu Meymune hem Halid b. el-Velid'in, hem İbn Abbas'ın teyzesi idi- onun yanında kızartılmış keler buldu.!. Bu keleri Necid'den Meymune'nin kız kardeşi el-Haris'in kızı Hufeyde getirmişti. Keleri Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne getirip koydu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e o yemekten söz edilip, adı söylenmedikçe yiyecek bir şeye elini uzattığı çok nadir idi. Resulullah elini kelere uzattı. Orada hazır bulunan kadınlardan birisi: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e takdim ettiğinizin ne olduğunu haber veriniz, dedi. Onlar da: O kelerdir, ey Allah'ın Rasulü deyince. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kelerden elini çekti. Halid b. el-Velid: Ey Allah'ın Rasulü, keler haram mıdır, diye sordu. Allah Rasulü: Hayır. Fakat bu benim kavmimin yaşadığı bölgede yoktu. Ondan tiksindiğimi hissediyorum, dedi. Halid dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana bakıp dururken o keleri ben önüme çekip yedim. " Bu Hadis 5400 ve 5537 numara ile gelecektir
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İki kişinin yemeği üç kişiye, üç kişinin yemeği de dört kişiye yeter." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter." Cerir'den şöyle dediği nakledilmiştir: Hadis, bir kişiyi doyuran bir yemeğin iki kişinin açlığını giderebileceği manasınadır. İki kişilik yemek de dört kişinin açlığını giderir. el-Mühelleb dedi ki: Bu hadislerle, fazilete ve yetecek kadarı ile kanaat etmeye teşvik kastedilmektedir. Yoksa bundan maksat, yeterli olan miktarın münhasıran tespiti değildir. Maksat başkalarının görüp gözetilmesi gereğini anlatmak ve yemeği olan iki kişinin hazır bulunanlara göre yemeklerine üçüncüsünü, gerekirse de dördüncüsünü katmaya teşvik etmektir. İbn Mace'deki Ömer yoluyla gelen hadiste şu lafız ile zikredilmiştir: "Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter. İki kişinin yemeği üç kişiye ve dört kişiye yeter. Dört kişinin yemeği de beş kişiye ve altı kişiye yeter." Abdurrahman b. Ebi Bekr'in rivayet ettiği hadiste Ebu Bekr'in misafirleri ile ilgili kıssada da şu ibareler yer almıştır: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle . buyurdu: Kimin yanında iki kişilik bir yemek varsa üçüncü bir kişiyi alıp gitsin, kimin yanında dört kişilik yemek varsa beşincisini ya da altıncısını alıp gitsin." Taberani'de İbn Ömer yoluyla gelen hadis de bundaki illetin ne olduğuna işaret vardır. Hadisin baş tarafları şöyledir: Hep birlikte yiyiniz ve dağılmayınız. Çünkü bir kişinin yemeği ikikişiye yeter." İşte bu hadisten, yetecek miktarın aslında toplu olmak bereketinden ileri geldiği anlaşılmaktadır. Topluluk ne kadar çoğalırsa, bereket de o kadar artar. Tirmizi de İbn Ömer'in hadisine işaret etmiş, ayrıca el-Bezzar da Semura'dan, Ömer'in rivayet ettiği hadise yakın bir hadis nakletmiş, sonunda da "ve Allah'ın eli cemaatin üzerindedir" fazlalığını da kaydetmiştir. İbnu'l-Münzir de şöyle demektedir: Ebu Hureyre'nin hadisinden yemeklerin topluca yenilmesinin müstehap olduğu ve kişinin tek başına yemek yememesi gerektiği anlaşılmaktadır. Yine hadiste başkasının gözetilmesi halinde bereketin de elde edileceğine ve hazır bulunanların hepsini kapsayacağına işaret vardır. Ayrıca hadisten, kişinin yanında bulunan yiyeceği küçümseyerek onu misafirlerin önÜne koymaktan çekinmemesi gerektiği de anlaşılmaktadır. Çünkü az bir miktar ile dahi yetinmek mümkün olabilir. Yani kişi bu yolla açlığını giderebilir ve bünyesinin de ayakta durmasını sağlayabilir, yoksa gerçek manada tokluk olmayabilir
Nafi'den, dedi ki: "İbn Ömer, yanına onunla birlikte yemek yiyecek bir yoksul getirilmedikçe yemek yemezdi. Bir gün onunla beraber yemek yesin diye bir adamı içeriye aldım. Adam çok fazla yemek yedi. İbn Ömer: Ey Nafi bu adamı bir daha yanıma sokma, dedi. Çünkü ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Mu'min tek bir bağırsağı doldurmak için yer, katir ise yedi bağırsağı doldurmak için yer, diye buyururken dinledim. " Bu Hadis 5394 ve 5395 numara ile gelecektir
İbn Ömer r.a.'dan: "Raslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şüphesiz mu'min tek bir bağırsağı doldurmak için yer, kafir --yahut münafık, Ubeydullah'ın hangisini söylediğini bilmiyorum-- ise yedi bağırsağı doldurmak için yer
Amr'dan, dedi ki: "Ebli Nehik çok yemek yiyen birisi idi. İbn Ömer ona dedi ki: Raslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Şüphesiz kafir yedi bağırsağı doldurmak için yer. Ebu Nehik: Ama ben Allah'a ve Rasulüne iman ediyorum, diye cevap verdi
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Müslüman tek bir bağırsakta yer, kafir ise yedi bağırsakta yer." Bu Hadis 5397 numara ile gelecektir
Metni aldım. Ne yapmamı istediğinizi belirtir misiniz? Örneğin: çeviri (hangi dile?), özet, sadeleştirme veya başka bir işlem?
Ebu Cuhayfe'den, dedi ki: "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şüphesiz ki ben, bir yanıma yaslanarak yemek yemem, diye buyurdu. " Bu Hadis 5399 numara ile gelecektir
Ebu Cuhayfe r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında bulunuyordum. Huzurunda bulunan bir adama: Ben bir yanıma yaslanmış olduğum halde yemek yemem, dedL" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir yanı üzere yaslanarak yemek yemek." Yani bu şekilde yemek yemenin hükmü nedir? Buhari bu hükmü kat'i bir dille ifade etmemiştir. Çünkü bu hususta açık bir nehy gelmemiştir. "Şüphesiz ki ben bir yanıma yaslanarak yemek yemem." İbnu'l-Cevzı "yaslanma"yı açıklarken, kesin olarak yanlarından bir tarafa doğru meyletmek olduğunu açık bir dille ifade etmiştir. İbnu'l-Esir de en-Nihaye adlı eserinde yaslanmayı, yanlarından bir tarafına meyletmek diye açıklayanların bu durumda yemeğin mecralarından kolaylıkla geçemeyeceğini, onu hazmedemeyeceğini hatta ondan rahatsız dahi olabileceğini söyleyerek açıklayan tıbbi görüşlere göre yorumladığını nakletmiş bulunmaktadır. Selef, yaslanarak yemek yemenin hükmü hakkında farklı görüşlere sahiptir. İbn el-Kass'ın iddiasına göre bu (bu şekilde yemek yememek) nebevi hususiyetlerdendir. Ancak el-Beyhakı buna şöyle karşılık vermektedir: Böyle yemek yemek başkası için de mekruh olabilir. Çünkü bu kendisini büyük gösterenlerin yaptığı işlerdendir. Bu da esasen Acem krallarından alınmış bir davranış tarzıdır. Eğer kişinin bir engeli bulunup da ancak yaslanarak yemek yiyebiliyorsa bunda bir kerahet yoktur. İbn Ebi Şeybe, İbn Abbas, Halid b. el-Velid, Abıde es-ı Muhammed b. Slrln, Ata b. Yesar ve ez-Zühri'den bu şekilde yemek yemenin mutlak olarak caiz olduğuna dair rivayetler nakletmiştir. Eğer bunun mekruh ya da evla olanın aksi olduğu sabit ise, yemek için oturmanın müstehap şekli, diz kapaklan ve ayaklarının yüzü üzerine oturması yahut sağ ayağını dikip, sol ayak üzerine oturmasıdır. Mekruhluğun illeti hususunda da görüş ayrılığı vardır. Bu konuda varid olmuş en güçlü rivayet, İbn Ebi Şeybe'nin, İbrahim en-Nehaı yoluyla naklettiği şu sözüdür: "Selef, göbekleri büyür korkusu ile yaslanarak yemek yemekten hoşlanmazlardJ
Halid b. el-Velid'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kızartılmış bir keler getirildi. Yemek için ona doğru elini uzatınca, ona: O bir kelerdir, denildi, o da elini geri çekti. Halid: O haram mıdır diye sordu, Allah Rasulü: Hayır, ama benim kavmimin topraklarında bu olmazdı. Kendimi ondan tiksiniyar buluyorum, dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gözü önünde Halid (o keleri) yedi." Malik, İbn Şihab'dan şöyle dediğini nakletmektedir: "(Kızarmış keler anlamındaki): "Bidabbin meşvı" yerine (aynı anlamda) "bidabbin mahnCrz" demiştir
İbn Şihab'dan, dedi ki: Bana Mahmud b. er-Rebi el-Ensari'nin haber verdiğine göre ''Itban b. Malik -ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabından olup, ensardan Bedir'de hazır bulunanlardan idi- Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vararak: Ey Allah'ın Rasulü dedi. Artık ben gözlerimi tanıyamaz oldum (gözlerim pek iyi görmüyor), üstelik ben kavmime namaz kıldınyorum. Yağmur yağdı mı benimle onlar arasındaki vadi selolup taşıyor ve onların mescidlerine gidip, onlara namaz kıldıramıyorum. Bu sebeple ey Allah'ın Rasulü, senin,şeref verip evimde namaz kılmanı ve orayı da namaz kılacağım yer edinmey{ arzu ediyorum, dedim. Allah Rasulü de: İnşallah dediğini yapacağım, diye buyurdu. Itban dedi ki: Ertesi sabah gün yükseldiğinde Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir geldiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem izin istedi, ben de ona izin verdim. Oturmayıp, içeri girdi. Sonra bana: Evinin neresinde namaz kılmamı arzu edersin, diye sordu. Ben de evin bir tarafını gösterdim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayakta durup, tekbir getirdi. Biz de saf tuttuk. İki rekat kıldı, sonra selam verdi. Onu hazırladığımız bir hazıre çorbası için alıkoyduk. O yurdun ahalisinden çok sayıda adamlar da evde toplanıp bir araya geldiler. Onlardan birisi: Malik b. ed-Ouhşun nerede, diye sordu. Birisi: O bir münafıktır, Allah'ı ve Rasulünü sevmez, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Böyle deme, sen onun Allah rızasını isteyerek la ilahe illallah dediğini görmüyor musun dedi. Adam: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi." Itban dedi ki: "Bizler onun yüzünün ve nasihatinin münafıklara yönelik olduğunu görüyoruz, dedik. Allah Rasulü şöyle buyurdu: Şüphe yok ki Allah, Allah'ın vechini isteyerek la ilahe illallah diyen kimseye ateşi haram kılmıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Hazare" Undan bulamaç şeklinde yapılan bir çorbadır. Ancak bulamaçtan daha ince olui'. Bu açıklamayı Taberi yapmıştır. Ibn Faris de şöyle demiştir: Una iç yağı karıştırılarak yapılır. el-Kutebi ve arkasından el-Cevherı de şöyle demektedir: el-Hazire, etin küçük parçalara ayrıldıktan sonra üzerine çokça su dökülerek yapılır. Et piştikten sonra üzerine un serpilir. Eğer içinde et yoksa ona asıde (bulamaç) denilir. Elenmiş un ıslatıldıktan sonra suyunun süzülüp pişirilmesi şeklinde yapıldığı da söylenmiştir. Yağ ve undan yapılan bir çorba olduğu da söylenmiştir.
İbn Abbas r.a.'dan dedi ki: "Teyzem Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e birkaç keler, bir miktar keş ve süt hediye etti. Keler onun sofrasına konuldu. Eğer haram olsaydı, sofrasına konmazdı. Sütten içti, keşten de yedi." AÇIKLAMA : "Keş (ekıt)" denilen şey, yağı çıkartılmış sütün peynirine denilir
Sehl b. Sa'd'dan, dedi ki: "Cuma günü geldi mi sevinirdik. Çünkü bizim yaşlı bir ninemiz bu çöyündür otunun köklerini alır, bunları kendisine ait bir tencereye koyar, o tencereye birkaç tane arpa da atardı. Cuma namazını kıldıktan sonra onu ziyarete giderdik, o da bize bu yemeği ikram ederdi. İşte bundan dolayı Cuma gününün gelişi bizi sevindiriyordu. Biz kuşluk yemeğini ancak Cuma namazından sonra yer ve ancak namazdan sonra kaylule yapardık (öğleden sonra dinlenirdik). Allah'a yemin ederim, o yemekte de ne bir iç yağı, ne de bir et yağı bulunurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Çöyündür otu (sılk: Pazı ve benzerleri)" Bilinen bir tür sebzedir. Bu hadisin açıklamaları daha önce Cumua bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Hadis-i şeriften selefin, yüce A1lah'ın kendilerine büyük fetihleri nasip ettiği vakte kadar oldukça dar geçimH, iktisat11 ve dar geçime karşı da sabırlı olduklarını göstermektedir. Fetihlerden sonra kimisi dünyanın mubah olan imkanlarını genişçe kullanmış, kimisi ise zühd ve vera yolunu seçerek gücü yetmekle birlikte aşağı olan miktar ile yetinmiştir
İbn Abbas r.a.'tan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kol üzerindeki eti dişleriyle ısırıp kopardı. Sonra da abdest almaksızın kalkıp namaz kıldı
İbn Abbas r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir tencereden kemikli bir et çıkarıp yedi, sonra da abdest almaksızın namaz kıldı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Eti ısırıp koparmak ve tencereden çıkarmak." (Eti ısırıp koparmak anlamı verilen:) "en-nehş", etin ağız ile ısırılıp, kemik ve başka şeyin üzerinden alınması, izale edilmesi demektir. Hocamız da Şerhu't-Tirmizi adlı eserinde şöyle demektedir: Etin bıçakla kesiLeceğine dair nehy sabit değildir. Aksine kol kemiğinden etin kesilerek alındığı sabittir. O halde etin dişlerle ısırılıp koparılması zor olduğu takdirde bıçakla kesilmesi halinde olduğu gibi, etin farklılığına göre değişiklik arz eder. Bıçağın bulunmaması hali de böyledir. Diğer taraftan işinin acele olması ile ağır hareket etme durumlarına göre değişiklik görülür. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Abdullah b. Ebi Katade'den, o babasından şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Mekke'ye doğru yola çıktık
Abdullah b. Ebi Katade es-Sülem'i'den, o babasından şöyle demiştir: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından birtakım adamlar ile birlikte Mekke yolunda bir konaklama yerinde oturuyor idim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de önümüzde konaklamış idi. Başkaları ihramlı iken ben ihramsız idim. Derken yabani bir eşek gördüler. O sırada ben de ayakkabımın söküğünü tamir etmekle meşguldüm. Bundan dolayı o hayvandan beni haberdar etmemişlerdi. Bununla birlikte keşke onu görseydim diye arzu da etmişlerdi. Derken atıma gittim, onu eğerledim, daha sonra ata bindim. Fakat kamçıyı ve mızrağı unutmuştum. Orada bulunanlara: Bana şu kamçıyı ve mızrağı uzatınız, dedim. Onlar: Hayır, Allah'a yemin olsun ki bu hayvana karşı hiçbir şekilde sana yardımcı olmayız, dediler. Bundan dolayı ben de kızıp atımdan indim ve her ikisini aldıktan sonra tekrar atıma bindim. Eşeğin üzerine hızlıca sürdüm ve onu devirip kestim. Sonra da ölmüş olduğu halde onu yanlarına götürdüm. Üzerine atılıp, ondan yemeğe başladılar. Daha sonra ihramlı oldukları halde o hayvandan yedikleri hususunda şüpheye düştüler. Bu sebeple biz de kalkıp gittik. Ben eşeğin kolunun pazusunu beraberimde saklamıştım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yetiştik. Ona bu durum hakkında sorduk, o: Beraberinizde ondan bir şey var mı, diye sordu. Ben de ona pazusunu uzattım, o da ihramlı olduğu halde etleri dişleri ile sıyırıncaya kadar yemesine devam etti." Bu hadise dair yeterli açıklamalar daha önce Hac bölümünde(1822.hadisin şerhinde) geçmiş bulunmaktadır
Cafer b. Amr b. Umeyye'den rivayete göre babası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bir bıçak ile elinde bulunan bir koyun'un kürek kemiğinden et keserken görmüştür. Bu arada namazı kıldırmak üzere davet olundu. Eti de kendisi ile kestiği bıçağı da bıraktı, sonra da abdest almaksızın kalkıp namaz kıldı. Hadis daha önce Taharet (temizlenmek) bölümünde (208.hadis olarak) şerh edilmiş olarak geçmiştir
Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir yemeği asla ayıplamış değildir. Eğer canı onu çekerse ondan yemiştir, eğer ondan hoşlanmamışsa onu terk etmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hiçbir yemeği ayıplamamıştır. Kasıt mubah olan yemektir. Haram olan yemeği ise ayıplardı ve ondan yemeği de nehyederdi. Nevevi dedi ki: Yemek yemenin müekked adabından birisi de yemeği n ayıplanmamasıdır. Mesela, tuzluduL ekşidir, tuzu azdır, kabadır, katı olmuştur, ince olmuştur, pişmemiştir ve benzeri sözler gibi ... "Eğer ondan hoşlanmazsa onu yemezdi." İbn Battal dedi ki: Bu, güzel edepten ileri gelen bir şeydir. ÇÜnkü kişinin canı bazen bir şeyi çekmeyebilir. Fakat şeriat tarafından yenilmesinde izin bulunan her bir yiyecekte herhangi bir eksik ve kusur yok demektir
Ebu Hazım'dan rivayete göre o Sehl'e: "Siz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında iyice elenmiş un görmüş müydünüz, diye sordu. Sehl: Hayır dedi. Peki arpayı elekten geçirir miydiniz? O, hayır. Fakat biz ona üflerdik, demiştir. " Bu Hadis Hadis 5413 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Arpaya üfleme" yani kabukları uçsun diye değirmende öğütüldükten sonra ona üfleme. Buhari bu başlık ile yemeğe üflemenin nehyedilmesinin pişirilmiş yemeğe mahsus olduğuna dikkat çekmek istemiş gibidir
Ebu Hureyre radiyallahu anh'den, dediki: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabı arasında bir miktar hurmayı böıüştürdü. Herkese yedi tane hurma verdi. Bana birileri ağacında olgunlaşmamış, korukalmak üzere yedi tane hurma verdi. Aralarında ondan daha çok beğendiğim hurma olmadı. Ağzımda çabucak erimedi. Onu çiğnedim durdum." Bu Hadis 5441 ve aynı rakam ile mükerrer 5441 numara ile gelecektir
Sa'd'den, dedi ki: "Ben kendimi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yedinin yedincisi olarak görmüşümdür. Selem denilen dikenli bir çöl ağacı yapraklarından başka yiyecek bir şeyimiz yoktu. Öyle ki birimiz tıpkı bir koyun gibi def-i hacette bulunurdu. Daha sonra Esed oğulları kalkmış bana İslam'a dair bilgi öğretiyorlar. Eğer (onlara kaldıysam) zarara uğramış, amellerim boşa çıkmış demektir
Ebu HazimIden, dedi ki: "Sehl b. Sa'd'a sordum ve: RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beyaz undan yapılmış ekmek yedi mi, dedim. Sehl dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın kendisine Nebilik verdiği zamandan Allah onun ruhunu kabzettiği vakte kadar beyaz undan yapılmış ekmek görmedi bile. Ebli Hazim dedi ki: Peki RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde sizin elekleriniz var mıydı, diye sordum. Sehl: RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın kendisine Nebilik verdiği zamandan Allah ruhunu kabzettiği vakte kadar elek görmedi, dedi. Ebli Hazim dedi ki: Peki, siz elenmeden arpa (ekmeğini) nasıl yerdiniz, diye sordum, o: Arpayı öğütür ve ona üflerdik. Uçan uçar, geriye kalanı ise yoğurarak yerdik, dedi
Ebli Hureyre r.a.'dan rivayete göre o önlerinde kebap yapılmış bir koyun bulunan topluluğun yanından geçti. Onu da davet ettiler. Fakat o yemek tekliflerini kabul etmeyerek: "RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem karnı arpa ekmeğinden doymadığı halde dünyadan çıkıp gitti, dedi
Enes b. Malik r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne masa üzerinde, ne sukurrece (denilen tepsi ve tabak) içinde yemek yedi, ne onun için halis buğday unundan inceltilmiş ekmek pişirildi. Ben (Yunus) Katade'ye: Peki, ne üzerinde yerlerdi, diye sordum. Katade: Sofralar üzerinde, diye cevap verdi
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Medine'ye geldiğinden itibaren ruhu kabzedilinceye kadar onun hanımlarının karınıarı peş peşe üç gün buğday ekmeğinden doymuştur." Bu Hadis 6454 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabının" onun zamanında "yedikleri." Buharı bu başlık altında altı hadis zikretmiş bulunmaktadır. Birinci hadis, EbU. Hureyre'nin rivayet ettiği hurma paylaştırma ile ilgili olan hadistir. Bunun açıklaması daha sonra: "Taze hurma ile hıyar" başlığında gelecektir. EbU. Hureyre'nin bu rivayetteki: "Ağzımda onu çokça çiğnedim" ifadesinden kastı şudur: Bu hurma tanesini çiğnerken oldukça sert olduğundan sakız gibi uzun süre çiğnemiştir. "Selem denilen dikenli çöl ağacı yaprağından başka ... " Bundan maksat ise bu çöl ağaçlarının ve bir çeşit Arabistan kirazının meyvesidir. Bu da fasulyeyi andırırdı. Bu ağaçların köklerinin kastedildiği de söylenmiştir. İleride yüce Allah'ın izni ile Rikak bölümünde bu hadise dair geniş açıklamalar gelecektir:
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'dan rivayete göre: Yakınlarından birisi öldüğü için kadınlar bu amaçla toplanıp bir araya geldikten sonra -onun akrabaları ve özel yakınları dışında- dağıldıklarında bir çömlek içinde bir telbıne bulamacı pişirilmesini emretti. Daha sonra da tirit yapıldı. Telbine onunüzerine döküldükten sonra: Bundan yiyiniz dedi. Çünkü ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Telbine bulamacı hastanın kalbini rahatlatır ve kederin bir kısmını da giderir, diye buyururken dinlemişimdir. " Bu Hadis 5689 ve 5690 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Telbine bulamacL" Telbine, un ya da kepekten yapılan, bazen içine bal da katılan bir bulamaçtır. Ona bu adın veriliş sebebi beyazlığı ve inceliği bakımından leben (süt)e benzediğinden dolayıdır. Bunun faydalı olanı, katı ve çiğ olanı değil de ince ve iyice pişmiş alanıdır. "Rahatlatır." İleride Aişe radıyallahu anha'nın rivayet ettiği bu hadisin şerhi yüce Allah'ın izniyle Tıb bölümünde (5689.hadiste) gelecektir
Ebu Musa el-Eş'ari'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Erkeklerden pek çok kişi kemale ermiştir. Kadınlardan ise İmran'ın kızı Meryem, Firavun'un karısı Asiyelden başka kimse kl?male ermemiştir. Aişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü ise tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir
Enes r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Aişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte terzi olan bir azadlısının yanına girdik. Bu terzi, onun önüne içinde tirid bulunan bir tencere getirdi. (Enes) dedi ki: Sonra da işine döndü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kabakları araştırmaya koyuldu. (Enes) dedi ki: Ben de kabakları araştırmaya ve bulduklarımı önüne koymaya koyuldum. (Enes) dedi ki: İşte bundan sonra kabağı hep seviyorum
Katade'den, dedi ki: "Biz Enes b. Malik r.a.'ın yanına giderdik. Onun ekmekçisi ayakta iken dedi ki: Yiyiniz, ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah'ın huzuruna çıkıncaya kadar inceltiimiş ne bir beyaz ekmek gördüğünü, ne de gözleri ile tüyleri sıcak suyla izale edilmiş kızartılmış bir koyun gördüğünü bilmiyorum, dedi
Cafer b. Amr b. Umeyye ed-Damrı'den, o babasından dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir koyunun kürek kemiğinden et keserek yediğini gördüm. Sonra namaza çağrıldı, ayağa kalktı, bıçağı bıraktı ve abdest almadan namaz kıl(dır)d
Abdurrahman b. AbisIten, o babasından şöyle demiştir: "Ben Aişe'ye: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, kurbanlık etlerinin üç günden sonra yenilmelerini yasakladığı doğru mudur, diye sordum. O, şu cevabı verdi: Allah Rasulü bu işi sadece insanların açlık çektikleri bir yılda yapmıştı. Zenginin fakire yemek yedirmesini istemişti. Hiç şüphesiz bizler davar bacaklarını kaldırıp saklardık da (bayramdan) onbeş gün sonra onu yerdik. Ona: Sizi böyJe yapmaya mecbur eden ne idi, aiye soruldu, Aişe gülerek: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellemlin ali (aile halkı) o Allah'a kavuşuncaya kadar(arka arkaya) üç gün süre ile katığı da bulunan buğdayekmeğinden karınıarını doyurmuş değildirler. " Bu Hadis 5438, 5570 ve 6687 numara ile gelecektir
Cabir r.a.'den, dedi ki: "Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde hediyelik kurbanlıkların etlerini Medine'ye kadar azık edinirdik." Fethu'l-Bari Açıklaması: "O bunu sadece insanların açlık çektikleri bir yılda yapmıştı. Zenginin fakire yedirmesini istemişti, dedi." A1şe bu hadis ile kurbanlık etlerinin üç günden fazla saklanmasının yasaklığının neshedilmiş olduğunu açıkça ifade etmiş bulunmaktadır. Buna göre bu yasağın sebebi, söz konusu illet (sebep, gerekçe) dolayısı ile özelolarak o yıla aitti. İleride -yüce Allah'ın izniyle- el-Edah'i (kurbanlıklar) bölümünün sonlarında (5570.hadiste) buna dair geniş açıklamalar gelecektir. Buhar'ı'nin bu hadisi zikretmekteki amacı ise, Aişe r.anha'nın söylediği: "Biz davarların bacaklarını ... saklardık" sözleridir. Bu sözlerle et saklamanın ve kurutulmuş et yemenin caiz olduğu açıklanmaktadır. Bunun sebebinin o zaman için etin az bulunması olduğu, hatta (et bir tarafa) ardı arkasına üç gün süre ile buğday unundan yapılmış ekmekten karınıarını doyuramadıkları da sabit bulunmaktadır. "İbn Cüreyc dedi ki. .. "ıos Musannıf asıl hadisi Hac bölümünün "Kurbanlık hayvanlardan yenilenler" başlığında mevsul olarak rivayet etmiş bulunmaktadır. Lafzı şöyledir: "Biz önceleri kurbanlık develerimizin etlerinden üç günden fazla yemezdik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize ruhsat vererek: Yiyiniz ve azıklanınız, diye buyurdu." Ancak Buhari bu fazlalığı zikretmemiş olmakla birlikte Müslim zikretmiş bulunmaktadır. Hadisteki: "Yiyiniz ve azıklanınız" ifadelerinden sonra şunları söylemektedir: Ben Ata'ya: "Cabir: Medine'ye gelinceye kadar dedi mi, diye sordum. O: Evet, dedi." Ancak bu, Medine'ye varıncaya kadar bu azıklandıkları etlerin onlarla birlikte kalmasını gerektirmez. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Fakat Müslim, Sevban yoluyla gelen hadiste şunu söylediğini zikretmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kurbanlığını kestikten sonra bana: Ey Sevban, benim için bunun etini pişir, diye buyurdu. Ben de Medine'ye gelinceye kadar ona o pişirdiğim etten yedirip durdum." İbn Battal dedi ki: Hadisten anlaşıldığına göre; 'ertesi güne herhangi bir yemek saklamak caiz değildir, az dahi olsa bir şey saklayan bir kimse, velilik adına hak kazanamaz, yiyecek bir şeyler saklayan kimse Allah hakkında kötü zan beslemiş olur' iddialarında bulunan sufilerin kanaatleri reddedilmektedir. Bu iddiada bulunan kimselerin bu kanaatlerini reddetmek için bu hadisler de yeterlidir
Enes b. Malik r.a.'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Talha'ya: Sizin küçük çocuklarınızdan bana hizmet edecek küçük bir çocuk araştır, dedi. Ebu Talha beni arkasında terkisine bindirerek çıkarıp götürdü. Ben de Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne zaman konakladıysa gider ona hizmet ederdim. Onun: Allah'ım, kederden, üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ağır borç yükünden ve erkeklerin galip gelmesinden sana sığınırım, duasını çokça yaptığını işitir dururdum. Bu şekilde Hayber'den dönünceye kadar ona hizmet edip durdum. Hayber'den kendisi için ayırmış olduğu Huyey'in kızı Safiye ile döndü. Ben onun Safiye için arkasında bir aba ya da bir örtü ile yer hazırladığını, sonra da onu arkasına, terkisine bindirdiğini gördüm. Nihayet es-Sahba denilen yere vardığımızda deriden sofralar üzerinde Hays denilen yemeği hazırlattı. Sonra beni gönderdi, ben de birtakım adamları davet ettim, onlar da gelip yemek yediler. Bu, Safiye ile evlenmesi (dolayısıyla) idi. Daha sonra Medine'ye doğru yoluna devam etti. Nihayet Uhud'u görünce: Bu bizi seven, bizim de kendisini sevdiğimiz bir dağdır, dedi, Medine'ye yaklaşınca da: Allah'ım, şüphesiz ben İbrahim'in Mekke'yi haram kıldığı gibi Medine'nin iki dağının arasını da haram kılıyorum. Allah'ım, (Medinelilerin) mudlerini ve sa'larını onlar için bereketli kıL." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hays yemeği." Buna dair açıklama, -başlıktaki hadisin şerhi ile birlikte- Meğazı bölümünün Hayber gazvesinde Safiye kıssası başlığında (4211.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Hays, aslında hurma, keş ve tereyağından yapılır. Bazı hallerde keşin yerine doğranmış ekmek ya da un da konulabilir. "Ağır borç yükü." borcun ağırlığı demektir
Mücahid'den, dedi ki: "Bana Abdurrahman b. Ebi Leyla'nın tahdis ettiğine göre onlar Huzeyfe'nin yanında idiler. Huzeyfe kendisine su getirilmesini istedi. Bir Mecusi ona su getirdi. Mecusi bardağı Huzeyfe'nin eline verince onu Mecusi'ye fırlatarak: Eğer ona böyle yapmamasını bir ya da iki defa söylememiş olsaydım ... -Sanki: ... böyle yapmazdım, demek istiyordu.- Ama ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: İnce ipek de, kalın ipek de giymeyiniz, altın ve gümüş kaplardan içmeyiniz. Bunlardan yapılmış tabaklarda da yemek yemeyiniz. Çünkü bunlar bu dünyada onların (kafirlerindir), ahirette de bizimdir." Bu Hadis Hadis 5632,5633,5831 ve 5837 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Gümüş parçaları kakılmış kapIal'da yemek yemek." Yani içinde (bu şekilde) gümüş parçaların bulunduğu kaplarda yemek yemek. Buharı, kaplar arasında sadece bunu söz konusu etmekle yetinmiştir. Gümüş ve altın kaplar dışındaki bütün kaplarla yemek yemek mubahtır. Fakat ister kakma, ister karıştırma, isterse de kaplama suretiyle kısmen altın ve gümüş bulunan kaplar hakkında görüş ayrılığı vardır. Buharıinin bu başlıktasöz konusu ettiği Huzeyfe yoluyla gelen bu hadiste, altın ve gümüş kaplarda yalnızca içmeninyasaklandığı görülmektedir. Yemek de hüküm itibariyle içmeğe katılmak suretiyle, bu kapIal'da yemek yemenin de yasaklandığı hükmü çıkai,tılır. Böyle bir istinbat Huzeyfe hadisine nispetle böyledir ama Müslimlde yer alan Ümmü Seleme yoluyla gelen hadiste -ileride Eşribe (içecekler) bölümünde dikkat çekileceği üzere- yemek yemek de söz konusu edilmiştir. Dolayısıyla bu kaplarda yemek yemek de nas ile yasaklanmış olmaktadır
Ebu Musa el-Eş'arl r.a.'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kur'an okuyan mu'minin misali, kokusu da hoş, tadı da hoş olan portakala benzer. Kur'an okumayan mu'minin misali ise kokusu bulunmayan ve tadı da tatlı olan hurmaya benzer. Kur'an okuyan münafığın misali ise kokusu hoş, tadı acı olan reyhan, (fesleğen)e benzer. Kur'an'ı okumayan münafığın misali ise kokusu da olmayan, tadı da acı olan Hamala'ya (Ebu Cehil karpuzuna) benzer
Enes r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Aişe'nin kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir
Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yolculuk azaptan bir parçadır. Sizden herhangi birinizin uykusunu ve yemek yemesini engeller. Bu sebeple yolcu yolculuğundan maksadını gerçekleştirecek olursa ailesinin yanına dönmekte acele etsin
Kasım b. Muhammed'den, dedi ki: "Berire hususunda üç tane sünnet (hüküm) ortaya çıkmıştı:Aişe onu satın alıp hürriyetine kavuşturmak istemişti; ama onun sahipleri, ve!a hakkı bizim olsun demişlerdi. Aişe bunu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aktarınca, o: Arzu edersen onların lehine bu şartı koşabilirsin. Çünkü vela ancak kim hün-iyete kavuşturursa onundur, diye buyurdu. Kasım dedi ki: Berire hürriyetine kavuşturulduktan sonra kocasının nikahı altında kalmakta yahut ondan ayrılmakta muhayyer (serbest) bırakıldı. (Üçüncüsüne gelince) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün Aişe'nin evine girdi. O sırada ateşin üzerinde kaynayan bir tencere vardı. Allah Rasulü kendisine kuşluk vakti yemeğinin getirilmesini istedi. Önüne ekmek ve evdeki katıklardan bir katık getirildi. Allah Resulü: Ben (ateş üzerinde pişen) et görmemiş miydim, diye sordu. Onlar: Doğrudur ey Allah'ın Rasulü! Fakat o et Berıre'ye sadaka olarak verilmişti, o da bize onu hediye etmişti, diye buyurdular. Bu sefer Allah Rasulü: 0, ona verilmiş bir sadakadır, bize de hediyedir, diye buyurdu." Katık anlamı verilen "el-edm" kelimesi, "idam"in çoğuludur
Aişe r.anha'dan rivayete göre o: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem helvayı ve balı severdi" demiştir
Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Mayalı ekmek bulamadığım, ipek giyinmediğim, filan erkeğin ve filan cariyenin bana hizmet etmediği zamanlarda karın tokluğu için Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından ayrılmazdım. (Açlıktan) karnımı yere yapl!itırırdım, beni evine alıp götürür ve bana yemek yedirir ümidi ile bildiğim bir ayeti bir başka adamdan bana okumasını (öğretmesini) isterdim. Yoksullara kar!il da insanların en hayııolısı Cafer b. Ebi Talib idi. O bizi alır, götürür ve evinde ne varsa bize yedirirdi. Hatta bize içinde hiçbir şey bulunmayan küçük bir kırbayı çıkartır, biz de onu yarar ve içindeki artıkları yalardık." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Helvayı ve balı severdi." İbn Battal dedi ki: Helva ve bal yüce Allah 'ın: "Tayyibattan yiyiniz" buyruğunda sözü edilen tayyibat (hoş ve güzel !ieyler) arasındadır. Hadis, (tayyibat ile) kendisinden zevk alınan !ieyleri kastetmektedir, diyenıerin görü!ilerini de pekiştirmektedir. Bu hadisin kapsamına daha önceden Et'ıme (yiyecekIer) bölümünün ba!i taraflarında açıkiandığı gibi, çe!iitli lezzetli yiyecek türleri arasında helvaya ve balabenzeyen diğer bütün yiyecekIer de girmektedir. el-Hattabı ve daha sonra arkasından İbnu't-TIn de şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunları sevmesi, bunları çokça arzulaması ve nefsinin bunlara ileri derecede meyletmesi sureti ile değildi. O sadece bunlar huzuruna getirildiğinde onlardan uygun olan miktarı alırdı. BöylelikIe onun bunları beğendiği de anla!iılml!i olmaktadır. Yine bu hadisten çeşitli türlerden yemek yemenin caiz olduğu anlaşılmaktadır; ama bazı vera' ehli kimseler bunu hO!i görmez ve hurma ve bal gibi tabiatı itibariyle tatlı olan şeyler dışında tatlı şeyleri yemeye ruhsat vermezdi. Ama bu hadis onların bu kanaatini reddetmektedir. Selef arasında bunlardan vera' yoluyla kaçınanlar, sadece tayyibatı elde etmeyi ahirete erteleyen kimseler olmu!itur. Bununla birlikte bu tayyibatı dünya hayatında da elde edebiliyorlardı, ama cimrilikIerinden dolayı değil de tevazuları sebebiyle bunları yemiyarlardı. "İnsanlar arasında yoksullara en hayırlı olan ki!ii Cafer ... idi." Buna dair açıkIamalar Menakıb bölümünde (3708.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği bu hadisin ba!ilığa uygunluğu !iöyle açıkianır: Helva, tatlı olan her şey hakkında kullanılır. Küçük tulumda çoğunlukIa bal bulunduğu için -ki bazı rivayet yollarında bundan açıkça söz edilmiştir- böyle bir ba!ilık da uygundur
Enes r.a.'den rivayete göre "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem terzi olan bir azadlısının yanına gitmişti. Önüne kabak yemeği getirildi, Allah Rasulü kabağı yemeğe başladı, ben de Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kabağı (severek) yerken gördüğümden beri kabağı severim
Narrated from Abū Masʿūd al-Anṣārī, who said: "Among the Anṣār there was a man known as Abū Shuʿayb. This man had a slave who was a butcher. He said to his slave: 'Prepare for me a meal by which I may invite the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) as the fifth of five guests.' The man then invited the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) as the fifth of five. Another person then followed along behind them. The Prophet (peace and blessings be upon him) said to the host: 'You invited us as five, and this man has followed us. If you wish, you may give him permission; and if you wish, you may leave him outside.' The man replied: 'No — I grant him permission.'
Rulings Derived from the Ḥadīth:
Many rulings have been derived from this ḥadīth:
First: It is permissible to earn a livelihood by practicing the butchery trade.
Second: It is permissible to put a slave who has a trade to work within his capacity and to benefit from his earnings in that trade.
Third: Hospitality is lawful, and it is strongly recommended to host those who are in need of being hosted.
Fourth: A person who prepares food for another has the choice between sending the food to that person or inviting him to their home.
Fifth: If a person has invited someone to a meal and then sees that the invitee is accompanied by his close companions or associates, it is recommended to invite those persons as well.
Sixth: Based on the expression in the ḥadīth — "I could tell from his face that he was hungry" — it is permissible to rule based on circumstantial evidence (qarīnah).
Seventh: The Companions (may Allah be pleased with them) would gaze long at the face of the Prophet (peace and blessings be upon him) hoping to benefit from his blessing. However, there were also those among them who — as ʿAmr ibn al-ʿĀṣ stated explicitly in the narration reported by Muslim — could not gaze at his face for long out of awe and modesty.
Eighth: The Prophet (peace and blessings be upon him) experienced hunger in certain situations.
Ninth: It is also stated that a leader, a person of noble standing, or an elder may accept the invitations of those of lower rank, and that the food of those practicing less prestigious trades — such as butchery — may be eaten.
Tenth: Practicing such trades does not diminish the standing of a person of virtue who is careful to avoid blameworthy things, nor does the mere practice of such trades cause their testimony to be deemed inadmissible.
Eleventh: If a person preparing a meal for a gathering cannot afford more than a certain amount, he must prepare enough for that number and must not prepare less than that — on the principle that the food of one person suffices for two.
Twelfth: If a group of defined number has been invited to a feast, and they subsequently encounter a person who was not with them at the time of the invitation, that person does not fall within the scope of the invitation.
Thirteenth: The host has the choice of turning away an uninvited guest who shows up to a meal. If the uninvited guest enters without the host's permission, the host may have him removed.
Fourteenth: An uninvited guest is not turned away immediately upon arrival, for in this case the man had followed the Prophet (peace and blessings be upon him), and the Prophet did not turn him away due to the possibility that the host might willingly grant him permission.
Fifteenth: This ḥadīth should be taken as a foundational basis for the permissibility of showing up uninvited to a meal — though it must be qualified to apply to those who are genuinely in need of it.
Sixteenth: The ḥadīth has also been cited as evidence that a person who has been invited should not bring others along unless he knows that the host consents to this, and that if he does so, the uninvited guest would have eaten something impermissible.
Seventeenth: If the person who was invited does not grant permission for one of the persons who came along with him, this does not mean he himself should decline the invitation. As for the ḥadīth narrated by Muslim on the authority of Anas — "A Persian man used to prepare excellent broth. He prepared a meal for the Prophet (peace and blessings be upon him) and invited him. When the Prophet (peace and blessings be upon him) pointed to ʿĀʾishah (indicating she should come too), the man said no. The Prophet then said: 'No (then I will not come either).'" — this is answered as follows: In that case, the invitation was not for a formal banquet. The Persian had only prepared enough food for one person, and he feared that if he allowed ʿĀʾishah to come as well, there would not be enough for the Prophet (peace and blessings be upon him). There is also perhaps another distinction: unlike the uninvited guest, ʿĀʾishah was present at the time the invitation was extended
Eighteenth: In such situations, the person from whom permission is sought should grant permission to the one who arrived uninvited afterward, just as Abū Shuʿayb did. Such conduct is among the noble qualities of character (makārim al-akhlāq).
Enes radıyallShu anh'dan, dedi ki: "Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yürüyen bir genç idim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem terzi bir azadlısının yanına girdi. O da içinde yemek bulunan ve üzerinde kabak parçaları olan bir yemeği n bulunduğu bir kap getirdi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kabakları araştırmaya koyuldu. Enes dedi ki: Onun böyle yaptığını görünce ben de kabakları önünde toplamaya Başladım. (Enes) dedi ki: Azadlı köle de işine devam etti. Enes dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O yaptıklarını gördükten sonra ben de kabağı hep sevmişimdir. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir adamı ziyafete davet edip ağırlayan kimsenin işine devam etmesi." Buharı bu Başlık ile davet edenin davet ettiği kimseyle birlikte yemek yemesinin kaçınılmaz olmadığına işaret etmektedir. İbn Battal der ki: Ben davet edenin misafiri ile birlikte yemek yemesinin şart olduğuna dair bir şey bilmiyorum. Ancak bu, misafiri rahatlatmak açısından daha uygun, onun utangaçlığını izale etme açısından da daha yerindedir. Böyle davranan bir kimse misafirini ağırlamakta daha ileriye gitmiş olur. Bunu yapmayan kimsenin de bu davranışı caizdir. Ebu Bekr radıyallahu anh'ın misafirleri ile ilgili (daha önce) geçen olayda misafırlerin kendileri ile birlikte yemedikçe yemedikleri, onun ise buna karşı tepki gösterdiği görülmüştür
Enes b. Malik r.a.'den rivayete göre "Bir terzi hazırladığı bir yemeğe Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i davet etmişti. Ben de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gittim. Önüne arpa ekmeği ve içinde kabak taneleri ile kurutulmuş et bulunan sulu bir yemek getirildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yemek kabının köşe bucağından kabak tanelerini aldığını gördüm. İşte o günden itibaren kabağı hep severim
Enes radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e içinde kabak taneleri ve kurutulmuş et bulunan sulu bir yemek getirildiğini gördüm. Onun kabak tanelerini seçerek yediğini gördüm
Aişe radıyallahu anha'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O işi (kurban etlerinin üç günden fazla saklanmasını yasaklaması) ancak insanların açIıkla karşılaştığı bir senede yapmıştı. Böylelikle zenginlerin fakirlere yedirmesini murad etmişti. Bizler ise (daha sonra) hiç şüphesiz davar bacaklarını onbeş gün sonrasına saklardık. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in aile halkı üç gün üst üste katıklı buğdayekmeğinden karınıarını doyurmuş değillerdir
Enes b. Malik r.a.'den, dedi ki: "Bir terzi hazırladığı bir yemeğe Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i davet etmişti. Enes dedi ki: Ben de o yemeğe Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arpa ekmeği ve içinde kabak taneleri ve kurutulmuş et bulunan sulu bir yemek ikram edildi. Enes dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tabağın etrafındaki kabak tanelerini ayıkladığını gördüm. İşte o günden bu yana ben de kabağı hep severim." Sümame, Enes'ten: "Ben de kabak tanelerini önüne toplamaya başladım" dediğini eklemiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sofra üzerinde arkadaşına elden ele bir şey uzatan yahut önüne koyan kimse." İbnu'l-Mübarek dedi ki: "(Aynı sofrada bulunanların) birbirlerine elden ele bir şey uzatmalarında bir sakınca yoktur. Fakat bu sofradan diğer sofradakine elden ele bir şey uzatmaz." İbn Battal dedi ki: Aynı sofrada birbirlerine bir şey uzatmalarının caiz olması, o yemeğin muayyen olarak onlara takdim edilmiş olmasından dolayıdır. O yemeğin tamamını kendileri yiyebilirler. Bu yemekte o sofradakilerin hepsi ortaktır. Daha önceden de herkesin önünden yemesine dair emir geçmiş bulunmaktadır. Önünde bulunan bir şeyi arkadaşına uzatan bir kimse, arkadaşının o şeydeki ortaklığı ile birlikte kendi payını ona vererek kendisine tercih etmiş gibidir; ama bir başka sofrada bulunan kimsenin durumu böyle değildir. Başka sofradakine kendi sofrasından bir şeyler uzatan kimsenin önünde bulunan yemekte hakkı bulunmakla birlikte, onun bir kısmını bir başka sofradakine vermek hakkı yoktur. Çünkü diğer sofradakinin onda bir ortaklığı bulunmamaktadır
Abdullah b. Cafer b. Ebi Talib r.a.'dan, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i olgunlaşmış taze hurma ile birlikte acur yerken gördüm. " Bu Hadis 5447 ve 5449 numara da da geçior 40. BAB
Ebu Osman'dan, dedi ki: "Ebu Hureyre r.a.'e yedi gün misafir oldum. Kendisi, hanımı ve hizmetçisi, biri diğerinin arkasında, her biri gecenin üçte birinde nöbetleşiyordu. Biri namaz kılıyor, sonra ötekini uyandırıyordu. Onu: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir defa ashabı arasında bir miktar hurma bölüştürdü. Bana birisi adi hurmadan olmak üzere yedi hurma isabet etmişti, derken dinledim
(Mükerrer no)- Ebu Hureyre r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir miktar hurmayı aramızda böıüştürdü. Bana ondan dört hurma ve biri de haşefe (bayağı hurma) olmak üzere beş tane isabet etmişti. Sonradan bu haşefenin dişim arasında en çok dayanan hurma olduğunu gördüm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nöbetleşiyorlardı" yani gece namazına nöbetle kalkıyorlardJ. "Üçte birler halinde" yani onlardan her birisi gecenin üçte birinde namaz kılıyordu. Önce başlayan, üçte birini bitirdikten sonra diğerini uyandırırdJ. "Haşefe" bayağı hurma demektir. Haşef de hurmanın bayağı olanlarına denilir
Aişe r.anha'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde biz esvedeyn (iki siyah) adını verdiğimiz kuru hurma ile suya doymuştuk
Narrated from Jabir ibn 'Abdullah (may Allah be pleased with him), who said: "There was a Jewish man in Madinah who used to sell me dried dates to be paid back at the time of the date harvest. The land along the road of Rumah belonged to Jabir. One year, our date garden did not produce its usual yield. When the harvest time came, the Jewish man came to me, and since I had nothing from the produce to give him, I began asking him to grant me a deferment until the following year, but he refused. My situation was reported to the Prophet (peace and blessings be upon him), and he said to his Companions: 'Let us go and ask the Jewish man to grant Jabir a deferment.' I was among my date palms when they arrived. The Prophet (peace and blessings be upon him) began speaking with the Jewish man, but the Jewish man kept saying: 'O Abu al-Qasim, I will not grant him a deferment.' When the Prophet (peace and blessings be upon him) saw this, he stood up and walked among the date palms. He then came back to the man and spoke to him again, but the Jewish man still refused. I stood up and brought a small amount of fresh ripe dates and placed them before the Prophet (peace and blessings be upon him). After he ate, he asked: 'O Jabir, where is your arbor (shadehouse)?' I told him where it was. The Messenger of Allah said: 'Spread a mat for me beneath your arbor.' I spread the mat for him. The Messenger of Allah entered beneath the arbor and slept for a while, then he woke up. I brought him another handful of fresh dates, and he ate some of those as well. He then got up and spoke again with the Jewish man, but the Jewish man still refused. The Messenger of Allah walked among the palm trees a second time. Then he said: 'O Jabir, harvest the dates and pay your debt.' The Messenger of Allah stood by the dates as they were gathered. I harvested enough from the trees to repay his debt, and there was even some left over. I came out to the Prophet (peace and blessings be upon him) and gave him the good news. The Messenger of Allah said: 'I bear witness that I am the Messenger of Allah.'"
The words 'arash and 'arish (used in the hadith for "arbor" or "shadehouse") refer to a structure. Ibn 'Abbas said: "'Ma'rushāt'" (Al-An'am: 141) refers to trellised grapevines and other plants with raised structures over them. And "'Urishuhā" means their structures and buildings.
Fath al-Bari Commentary:
"I kept asking him to grant me a deferment until the following year — to give me a one-year extension.
"Where is your 'arish (arbor)?" — meaning: where is the shaded spot in your garden that you use for shelter and for the midday rest (qaylulah)?
"I brought him another handful of fresh dates."
"He stood up a second time and walked among the palm trees... then he said: 'O Jabir, harvest and pay (your debt).'"
"He said: 'I bear witness that I am the Messenger of Allah.'" The reason the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) said these words is that an obvious miracle had occurred in this event. A small quantity produced a large surplus — when even paying the full debt in its entirety had seemed impossible from that amount, let alone leaving a surplus afterward equal to the original amount. That such a surplus would remain after the debt was fully paid had been utterly inconceivable.
Ibn al-Tin said: It is understood from the hadith that the Companions used to borrow when they had the means to repay. Seeking refuge from debt applies to debt that is excessive or where there is no means of repayment. This is why the Prophet (peace and blessings be upon him) passed away while his armor was pledged as collateral for barley he had purchased for his family.
Additional Conclusions Derived from the Hadith:
It is established that the Prophet (peace and blessings be upon him) would visit his Companions, enter their gardens and orchards, take a midday rest (qaylulah) there, and seek shade in the shade of their gardens.
It is permissible to intercede with a creditor who is financially comfortable, asking him to grant an extension to a debtor in exchange for accepting something other than the exact amount owed — when this would be more suitable for the debtor.
Abdullah b. Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda oturuyor iken ona bir hurma ağacının cummarı getirildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Öyle ağaçlar vardır ki, bereketleri müslümanın bereketi gibidir, diye buyurdu. Ben onun hurma ağacını kastettiğini anladım. Ey Allah'ın Rasulü o hurma ağacıdır, demek istedim. Fakat etrafıma bakınınca on kişinin onuncusu ve en gençleri olduğumu gördüm, bu sebeple sustum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O hurma ağacıdır, diye buyurdu." Buna dair yeterli açıklama İlim bölümünde (72 nolu hadiste) var. Başlığın özellikle cummar yemek hakkında olmasına dair açıklamalar da Buyu’ bölümünde (2209 nolu hadiste) var
Amir b. Sa'd'dan, o babasından, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Her kim sabahleyin yedi acve hurması yiyecek olursa o gün ona ne bir zehir, ne de bir sihir zarar verebilir. " İleride 5768,5769 ve 5779 numara ile geçiyor Acve ile ilgili hadise dair açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Tıb bölümünde (5769 nolu hadiste) gelecektir
Cebele b. Suhaym'den, dedi ki: "İbn ez-Zübeyr ile birlikte iken bize bir kıtlık senesi gelip çattı. O bize geçinmek üzere hurma verdi. Abdullah b. Ömer biz yerken yanımızdan geçiyor ve: Hurmaları ikişer ikişer yemeyiniz. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ikişer ikişer yemeği nehyetmişti, diyordu. Sonra da: Kişinin kardeşinden (bu maksatla) izin alması hali müstesnadır, diyordu." Şu'be dedi ki: İzin İbn Ömer'in kendi sözlerindendir.
Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hurmaları ikişer ikişer yemek" Yani topluluk ile birlikte yiyen kimseler için bir hurmayı diğer hurma ile birlikte yeme(nin hükmü) demektir. Abdullah "İbn ez-Zubeyr"in halifeliği döneminde onunla "birlikte iken bize" bir kıtlık senesi isabet etti. Bize geçimimiz için hurma veriyordu." Yani maaşlarımızı öderken arada hurma da veriyordu. Buradaki maaş (erzak)dan kasıt, her yıl onlara haraç ve daha başka gelirlerden yapılan ödemedir. Nakit karşılığında hurma ödenmesi de, hasıl olan kıtlık sebebiyle o sıradaki nakdin azlığından ötürü idi.
Bu meselenin (hurmaları birlikte yemenin) hükmü hususunda görüş ayrılığı vardır. Nevevi şöyle demektedir: Buradaki nehyin haramlık için mi olduğu yoksa mekruhluk mu ifade ettiği hususunda ilim adamları ihtilaf etmişlerdir. Doğrusu ise, hükmün duruma göre farklı olacağıdır. Eğer yiyecek aralarında ortak ise hurmaları ikişer ikişer yemek, onların rızası ile olmadıkça haramdır. Böyle bir izin ise onların ya açıkça ifadeleri ile yahut halin bunun yerine geçen karinesi ile anlaşılır. Böylece buna izin verdikleri kanaati ağır basmalıdır. Eğer yemek başkalarına ait ise bu şekilde yemek haram olur. Eğer onlardan birisine ait olup ondan yemelerine izin vermiş ise yemek sahibinin rızası şarttır. Rıza göstermediği kimselerin yemesi haramdır. Kişinin kendisi için caiz olmakla birlikte kendisiyle beraber yemek yiyenlerden izin alması müstehaptır. Misafir ağırlayan kimsenin ise misafiri ile eşit olması için çifter çifter yememesi güzeldir. Ancak onların, yedikten sonra artıracakları kadar ise müstesna. Bununla birlikte yemek hususunda edeb, mutlak olarak açgözlülüğe delil olan şeyleri terk etmektir. Ama bir başka işe yetişmek için acele etmesi ve bundan dolayı çabuk yemeğe çalışması müstesnadır
el-Hattabi'nin naklettiğine göre böyle bir izin istemenin şart oluşu, onların zamanlarında idi. Çünkü onların elinde bulunan şeyler çok azdı. Günümüzde bolluk söz konusu olduğundan ötürü izin istemeye gerek yoktur. Ancak Nevevi doğru olanın, duruma göre farklı hükmün olduğunu göz önünde bulundurmaktır, diye cevap vermiştir. Çünkü muteber olan, sebebin özelliği değil, lafzın umumi oluşudur. Hem sabit olmamış böyle bir şey nasıl sebep olarak kabul edilebilir ki?
İbn Şahin, en-Nasih ve'l-Mensuh adlı eserinde aynı zamanda el-Bezzar'ın Müsned'inde de bulunan İbn Bureyde'nin babası yoluyla merfu olarak zikrettiği şu hadisi kaydetmiştir: "Ben size daha önceden hurmaları ikişer ikişer yemenizi yasaklamış idim. Şüphesiz Allah artık size bolluk ihsan etmiştir. İkişer ikişer yiyebilirsiniz." Muhtemelen Nevevi bu hadise işaret etmiştir. Bu hadisin senedinde bir zayıflık vardır.
el-Hazimi şöyle demektedir: Nehy bildiren hadis daha sahih ve daha meşhurdur. Ancak bu hususta mesele basit ve kolaydır. Çünkü bu, ibadetler türünden değildir. Ancak dünyevi maslahatlar kabilinden olduğundan bu hususta yetinilebilir. Diğer taraftan bunun caiz oluşuna ümmetin icma' etmiş olması da bu görüşü desteklemektedir. Evet, el-Hazimi böyle demiştir. Caiz oluşundan kastı ise -Nevevi'nin açıkladığı gibi- şahsın o yenilen şeye -yemek için ona izin verilmiş olması yolu ile dahi olsa- malik olma hali hakkındadır. Yoksa alimlerden hiçbir kimse başkasına ait olan bir malı, sahibinin izni olmaksızın sırf kendisine tahsis etmesini caiz görmüş değildir.
Abdullah b. Cafer'den, dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i olgun taze hurmayı acur ile birlikte yerken gördüm
İbn Ömer r.a.'den, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ağaçlardan öyle bir ağaç vardır ki Müslüman gibi (bereketli)dir. Bu da hurma ağacıdır
Abdullah b. Cafer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i olgun taze hurma ile birlikte acur yerken gördüm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Olgun taze hurma ile birlikte acur yerken." Nesal sahih bir sened ile Humeyd'den, o Enes'ten şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulullah sallallahli a1eyhi vesellem'i olgun taze hurma ile birlikte kavun yerken gördüm." Yine Nesai'de sahih bir sened ile Aişe: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kavunu taze hurma ile birlikte yediği"ni rivayet etmektedir. İbn Mace de Aişe'den şu rivayeti zikretmektedir: "Annem, beni Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı olarak onunla zifafa göndermek üzere kilo alayım diye tedavi etmek istedi. Ben olgun taze hurma ile birlikte acuru yiyinceye kadar bunu bir türlü gerçekleştiremedi. Bunları beraber yiyince en güzel şekilde kilo aldım." Nesa! de Aişe'den şu rivayeti zikretmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benimle evlendiğinde çeşitli şeylerle beni tedavi etmek istediler. Bunun için hurma ile birlikte bana acur yedirdiler. Bunları yiyerek en güzel şekilde kilo aldım." Nevevi der ki: Bu başlıktaki hadisten anlaşıldığına göre iki tür meyveyi ya da başka bir şeyi birlikte yemek caiz olduğu gibi, iki ayrı yemeği de birlikte yemek caizdir. Buradan da yenecek şeylerde genişliğin caiz olduğu da anlaşılmaktadır. Bunun caiz olduğu konusunda da ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur. Seleften bundan farklı olarak nakledilmiş olan rivayetler dini bir masıahat gözetmeksizin bolluk, refah ve genişlik içinde yaşamayı itiyat ve alışkanlık haline getirmeyi önlemek amacı ile mekruh oluşayorumlamak gerekir. Kurtubi dedi ki: Bu hadisten, yemeklerin niteliklerini ve tabiatıarını göz önünde bulundurmanın ve tıp kurallarına uygun olarak doğru bir şekilde onları yemenin caiz olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü olgun, taze hurmanın tabiatında hararet, acurun tabiatında ise serinlik vardır. Birlikte yenildikleri takdirde birbirlerini dengelerler. İşte bu, ilaçlardaki terkiplerde göz önünde bulundurulan pek büyük bir esastır
Narrated by Abu Hurayra (may Allah be pleased with him): The Messenger of Allah ﷺ said: "The best charity is that which leaves behind sufficiency (wealth), and begin with those whom you are obligated to support."
Fath al-Bari Commentary:
[Chapter heading:] "The obligation of providing sustenance (nafaqa) to one's family (ahl) and dependents (iyal)."
As is apparent from the outward meaning, "ahl" (family) in the chapter heading refers to one's wife. "Iyal" (dependents) is then mentioned as a general category following a specific one. Alternatively, "ahl" may refer to one's wife and relatives, while "iyal" refers to one's wife and servants — in which case the wife's right is mentioned twice for the purpose of emphasis.
The evidence for the obligation of providing sustenance to one's wife has been discussed at the beginning of the Book of Maintenance (Nafaqat). The proof from the Sunnah is the hadith narrated through Jabir, recorded by Muslim: "Your wives have a right upon you that you provide their food and clothing in a fitting manner (ma'ruf)." As for the rational (ma'nawi) proof: a woman is unable to pursue the means of earning a livelihood due to her obligations toward her husband. There is scholarly consensus (ijma') that a wife's maintenance is the responsibility of her husband. However, there is disagreement regarding the amount. The majority (jumhur) hold that it is whatever is sufficient for her needs. Al-Shafi'i and a group of scholars — as stated by Ibn al-Mundhir — held that the amount is to be determined by specific measures (mudds). The majority of Shafi'i scholars, however, agreed with the hadith scholars such as Ibn Khuzayma and Ibn al-Mundhir on this matter
"The best charity is that which leaves behind sufficiency." A detailed discussion of this has already been presented at the beginning of the Book of Zakat.
Ibn al-Mundhir states: There is a difference of opinion regarding the maintenance of male children who have reached puberty but possess no wealth or means of income. According to one group of scholars, maintenance is obligatory for all children — whether young or having reached puberty, whether male or female — so long as they do not have sufficient wealth to meet their own needs. According to the majority (jumhur), however, the obligation of maintenance applies until a son reaches puberty and until a daughter gets married. After these thresholds, the father is no longer obligated to provide for them — except in cases of disability — and if they have their own wealth, the obligation likewise ceases. Al-Shafi'i extended this obligation to include grandchildren, no matter how far down the line of descent they may be.
In the narration transmitted through the route of al-Isma'ili, the following additional text appears: "They asked: 'O Abu Hurayra, are you saying this from your own understanding, or is it from the words of the Messenger of Allah ﷺ?' He replied: 'This is from my own deduction (min kisi).'" The word "kisi" in Abu Hurayra's statement is read with a kasra on the kaf, meaning it is a conclusion he himself derived — specifically, a ruling he inferred and extracted from the prophetic hadith while taking the practical circumstances into account. In the narration transmitted through the route of al-Asamm, however, the kaf is read with a fatha, indicating that it emerged from his own sharp intellect and acumen.
The statement found in the hadith — "either you feed me or you divorce me" — has been cited as evidence by those scholars who hold that if a man is unable to provide maintenance for his wife, and the wife chooses to separate from him, a judicial separation between the spouses is to be decreed. This is the position of the majority of scholars. The scholars of Kufa (the Hanafis), however, held that in such a situation the wife is required to be patient, but the debt of maintenance remains as an obligation upon the husband's account.
Abdulaziz'den, dedi ki: "Enes'e: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sarımsak hakkında ne söylediğini dinledin, diye soruldu. O şöyle dedi: Kim (bundan) yerse asla mescidimize yaklaşmasın, diye buyurdu
Ata'dan rivayete göre Cabir b. Abdullah r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Kim bir sarımsak yahut soğan yerse bizden uzak dursun ya da mescidimizden uzak kalsın, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sarımsak ve (benzer) sebzelerden mekruh olanlar." Kasıt, hoş olmayan kokusu olanlardır. Buradaki nehy genel olarak bunları yiyen kimselerin mescide girmelerinin yasaklanması anlamında mıdır yoksa bunların pişmiş olanları değil de, çiğ olanlarını yiyen kimseler hakkında mıdır? Buna dair açıklamalar Namaz bölümünde (853.hadisin şerhinde) geçmiş bulunmaktadır. Bu hadislerde sarımsak, soğan ve pırasa yemenin caiz olduğu açıklanmaktadır. Ancak bunlar, yiyen kimsenin mescidde bulunması mekruhtur. Fukaha bunlara turp gibi kokusu hoş olmayan diğer sebzeleri de katmışlardır. Ancak mekruhluk hususunda görüş ayrılığı vardır. Cumhur bunun tenzihen mekruh olduğunu kabul etmiştir. Zahiri mezhebine mensup alimlerden bazılarının haram olduğunu söyledikleri nakledilmiştir
From Jabir ibn Abdullah, he said: "We were with the Messenger of Allah, peace and blessings be upon him, at Marr al-Zahran, and we were collecting kabath (the fruit of the arak tree). He said to us: 'Look for the dark (blackened) ones among them, for they are atyab (more pleasant and delicious).' When he was asked: 'Were you a shepherd?' he replied: 'Yes — and is there any prophet who was not a shepherd?'"
Fath al-Bari Commentary: "(Al-Bukhari said:) 'That which has arak leaves.'" The correct view is that it refers to the fruit of the arak tree, not its leaves. Ibn Battal said: Al-kabath is the fresh, ripe fruit of the arak tree. Al-barir refers to both the fresh and dried fruit of the tree. Ibn al-Tin said: Al-Bukhari's description of it as "the leaf of the arak tree" is incorrect. The linguistically correct description is that it is the fruit of the arak tree. It has also been said that the term specifically refers to the ripe fruit of the tree
"Marr al-Zahran" is the name of a place located one stage (marhala) away from Makkah.
"It is atyab" — this is a form of the word atyab (more pleasant and delicious), and it is its metathesized (maqlub) form, with the letters ta' and ya' swapped in pronunciation. The Arabs similarly use jazaba and jabaza interchangeably.
"He was asked: Were you a shepherd?" This question is expressed in an abbreviated form. The full implied meaning is: Were you a shepherd, such that you know which of the kabath fruits is more delicious? For one who frequently herds sheep goes often under trees — both to graze the sheep in their shade and to shelter himself under them. The relevant explanations regarding this have already been given in the section on the stories of the Prophets, during the narration of the story of Moses. Further explanations on the wisdom behind the prophets herding sheep have also been given at the beginning of the chapter on Hiring (Ijara).
Ibn al-Tin quotes al-Dawudi as saying: The wisdom behind this characteristic of sheep is that since they are not ridden, a person does not develop arrogance by riding on their backs.
Ibn al-Tin also says: This hadith indicates that it is permissible to eat the fruit of a tree that is not privately owned.
Ibn Battal said: This was the case in the early period of Islam when nourishing foods were scarce. Now that Allah the Exalted has enriched His servants with wheat and many grains and has granted them abundant provision, they have no need for the fruit of the arak tree.
I say: If by these words he intended to suggest that taking such produce is now makruh (disliked), this cannot be accepted. For the existence of the circumstances he described does not necessitate the prohibition of things that are permissible without payment. On the contrary, many people of piety and scrupulousness (wara') prefer such permissible things over what is purchased with money. And Allah knows best.
Suveyd b. en-Numan'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hayber'e çıktık. es-Sahba denilen yere varınca Allah Rasulü yiyecek getirilmesini istedi. Sevikten başka bir şey getirilmedi. Biz de yedik. Allah Rasulü namaza kalkınca ağzını çalkaladı, biz de çalkaladık
Yahya dedi ki: Ben Buşeyr'i şöyle derken dinledim: "Bize Suveyd tahdis etti: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Hayber'e çıktık. es-Sahba denilen yere varınca -Yahya dedi ki: Burası Hayber'den yarım günlük bir mesafededir- yemek getirilmesini istedi. Ona sevikten başka bir şey getirilmedi. Biz de ağızlarımızia onu çiğnedik ve ondan bir kısım yedik. Daha sonra da bir su getirilmesini emir buyurdu, ağzını çalkaladı. Onunla birlikte biz de çalkaladık. Sonra abdest almaksızın bize akşam namazını kıldırdı
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Sizden herhangi bir kimse yemek yedikten sonra elini (parmaklarını) yalamadıkça yahut yalatmadıkça silmesin" diye buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Valamadıkça", kendisi yalamadıkça ... "yahut yalatmadıkça", başkasına yalatmadıkça ... NeveVi dedi ki: Maksat bundan tiksinmeyen zevcesi, cariyesi, hizmetçisi, çocuğu gibi başkasına yalatmasıdır. Hadis bu işten tiksinerek parmaklan yalamayı mekruh görenlerin kanaatini reddetmektedir. Evet, yemek esnasında bunu yaparsa bu tiksinti husule gelebilir. Çünkü tekrar parmaklannı üzerlerinde tükürüğünün izleri bulunduğu halde yemeğe daldırır. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Yemekten sonra eli silmek müstehaptır. Kadı lyad dedi ki: Silmek ayrıca yıkamaya ihtiyaç göstermeyen şeyler içindir. Elin daldırılması ve ancak yıkama ile giderilebilecek bir nemlilik gibi haller müstesnadır. Çünkü hadis-i şerifte el yıkamak teşvik edilmiş, bunu terk etmek de sakındırılmıştır. Evet, böyle demiştir. Fakat bu başlıktaki hadis parmakların yalanmadan önce ellerin yıkanmasının ve silinmesinin men edilmesini gerektirmektedir. Çünkü bu işler yapılmadan parmakların yalanması açıkça emredilmiş bulunmaktadır. Bu da bereketin hasılolması içindir. Kokunun giderilmesi için parmakların yalanmasından sonra yıkanmasının muayyen bir mendub olacağı da doğrudur. İşte onun işaret ettiği hadis de böyle yorumlanır. Bu hadisi Ebu Davud, Müslim'in şartına göre sahih bir sened ile Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir. Ebu Hureyre hadisi Nebi efendimize ref ederek şöyle demiştir: "Her kim elinde yemek bulaşığı bulunduğu halde onu yıkamadan uyur ve ona herhangi bir şey isabet ederse kendinden başka kimseyi kınamasın." 2- Örfe göre değersiz ve önemsiz olsa bile yenilen ya da içilen şeyler gibi Allah'ın lütfundan olanhiçbir şeyin ihmal edilmemesinin özenle devam ettirilmesine işaret edilmektedir
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre; o (hadisi Cabir'den rivayet eden Said b. el-Haris) kendisine ateşin değdiği ve böylece pişmiş şeylerden yemekten ötürü abdest alınıp alınmayacağına dair soru sordu. Cabir: Hayır. Çünkü biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında bu tür yiyeceklerden ancak çok az bir şey bulabiliyorduk. Bizler bu gibi yiyecek şeyleri bulduğumuz vakit de mendillerimiz yoktu. Bulabildiğimizle sadece ellerimizi siliyor idik. Sonra da abdest almaksızın namaz kılardık, diye cevap verdL
Ebu Umame'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yemeğini yiyip sofrasını kaldırınca: الحمد لله كثيراً طيباً مباركاً فيه، غير مكفيٍّ ولا مُودَّع ولا مُستغنًى عنه، ربنا "El-hamdulillahi kesiren tayyiben mubareken fihi ğayra mekfiyyin ve la muveddain ve la müstağnen anhu Rabbena: diye dua ederdi." --- Dua'nın meali: Çok temiz, bereketli, kafi görülmeyen ve terk olunmayan, kendisinden de müstağni kalınmayan bir hamd ile Allah'a hamd olsun, Rabbimiz, --- Bu hadis 5459 numara dada geçiyor
Ebu Umame'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yemeğini bitirdi mi -ravi bir defasında: Yemeğini kaldırdı mı, dedi- şöyle dua ederdi: Elhamdulillahillezi kefana ve ervana gayra mekfiyyin ve la mekfurin -bir defasında da: leke'l-hamdu Rabbena gayra mekfiyyin ve la muveddain ve la müstağnen Rabbena demiştir.-: --- Meali: Bize kifayetiyle rızık veren, bizi susuzluktan kurtarıp sulayan Allah'a, kafi görülmeyecek ve nimeti inkar olunmayacak bir hamd ile Allah'a hamdolsun. -Bir seferinde de: Rabbimiz hamd sanadır. Kafi görülmeyerek ve terk olunmayarak ve müstağni olunmayarak yapılan hamd yalnız sanadır Rabbimiz, demiştir." --- Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yemeği bitirdikten sonra neler söyleneceği. .. " İbn Battal dedi ki: Yemekten sonra hamd etmenin müstehap oluşu üzerinde ilim adamları ittifak etmişlerdir. "Kafi görülmeyerek." İbn Battal dedi ki: Bu ibarenin, kabı ters çevirdim anlamındaki: "Kefa'tu'l-inae"den gelme ihtimali vardır. Yani bağışladığı nimetleri kendisine geri çevrilmeyen demek olur. İbnu't-TIn de şöyle açıklamıştır: Başka kimseye muhtaç olmayan, aksine kullarına yediren ve ihtiyaçlarını yeteri kadarıyla karşılayan odur demektir. el-Kazzaz da şöyle demiştir: Yani ben kendi başıma bu ihtiyaçlarımı karşılamak noktasında kendime yetmem demektir. İbnu'l-Cevzi de Ebu Mansur elCevalikl'den şunu nakletmektedir: Doğrusu, bunun hemzeli mükafat lafzından geldiğidir. Yani Allah'ın nimetine kafi gelecek şekilde karşılık verilemez. Derim ki: Bu lafız bu şekilde (yani hemzeli olarak) Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadiste sabittir. Fakat bu başlıktaki hadiste ye ile (kafi görülmeyecek anlamında) "gayra mekfiyyin" şeklindedir. Her birisinin ayrı bir manası vardır. "Ve la mekfQrin: inkar edilmeyerek" yani lütfu ve nimetleri inkar olunmayarak. "Ve la muveddain: Terk olunmayan", terk edilmeyen, bırakılmayan, demektir
Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden birinize hizmetçisi yemeğini getirecek olursa, kendisi ile beraber oturtmasa bile ona bir ya da iki çiğnemlik yahut bir ya da iki lokma uzatıversin. Çünkü hizmetçi onun sıcaklığını hissetmiş ve hazırlığını bizzat yapmıştır." Fethu’l-Bari Açıklaması: "Hizmetçi ile yemek yemek", tevazu maksadıyla bu işi yapmak demektir. Hizmetçi lafzı erkek ve dişi hakkında kullanılır. Köle ya da hür olmasını da kapsayacak şekilde genel bir ifadedir. Eğer efendi erkek ise, hizmetçi de dişi ise onun mülkü (cariyesi) yahut mahremi ya da onun hükmünde bulunan bir kimse olur ve bunun da aksi söz konusudur. "Sıcaklığını ve pişirilmesini. .. " Pişirirken, gerekli malzemesi sağlanırken ve tencere ateşin üzerine konulmadan pişirme işini "üstlenmiştir."• İbnu'l-Münzir, bütün ilim ehlinden hizmetçiye o beldede benzeri yenilen temel gıdalardan çoğunlukla kullanılan türü yedirmesinin vacip olduğunu nakletmiş bulunmaktadır. Aynı şekilde katık ve giyecek hakkında görüş de böyledir. Bununla birlikte efendinin bu türden nefis olan şeyleri kendisine ayırma hakkı da vardır. Ama daha faziletli olan bu hususlarda hizmetçisini de kendisine ortak etmesidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Hizmetçiyi yemeğe beraberinde oturtmak yahut eline bir şeyler vermek emrinin hükmü hususunda görüş ayrılığı vardır. Şafii hadisi zikrettikten sonra şunları söylemektedir: Bu bize göre -doğrusunu en iyi bilen Allah'tır- iki anlamı ihtiva eder. Birincisi, hizmetçiyi kendisiyle beraber oturtmasının daha faziletli olduğu anlamına geldiğidir; eğer bunu yapmayacak olursa vacip değildir. Ya da hizmetçiyi kendisiyle birlikte oturtmak ile eline bir şeyler vermek arasında muhayyer olduğudur. Çünkü Nebiin emri bazen kesin olmayanihtiyari bir emir anlamında olabilir. İkincisi ise buradaki emrin mutlak olarak mendubluk ifade ettiğidir
Ebu Mes'ud el-Ensari'den, dedi ki: "Ensardan Ebu Şuayb künyeli bir adam vardı. Bunun da kas ap bir kölesi vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabı ile birlikte iken Nebiin yanına geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünden aç olduğunu anladı. Kasap kölesine giderek: Bana beş kişiye yetecek kadar az bir yemek hazırla, dedi. Belki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i beş kişinin beşincisi olarak davet ederim. Adam da ona az miktarda bir yemek hazırladı. Daha sonra adam Nebiin yanına gidip onu yemeğe davet etti. Onlara, davet edilmeyen bir adam daha katıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Ebu Şuayb, bir adam bizimle beraber geldi. Dilersen ona izin verirsin, dilersen vermezsin, dedi. Adam: Hayır, ona izin veriyorum, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir yemeğe davet edilip de: Bu da benimle beraberdir diyen adam." Bu başlık altında Ebu Mesud'un kas ap kölesi ile ilgili naklettiği olayı anlatan hadisi zikretmiştir. Bundan yirmi küsur başlık önce (5434.hadiste) yeteri kadar g.çıklaması geçmiş bulunmaktadır
Cafer b. Amr b. Umeyye'den rivayete göre "Babası Amr b. Umeyye kendisine şunu haber vermiştir: O Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i elinde bulunan bir koyunun kürek kemiğinden et keserken görmüştür. Namaz kılmaya çağrılınca eti ve onunla kestiği bıçağı bıraktı, sonra abdest almaksızın kalkıp namaza durdu
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Akşam yemeği konulup namaz için kamet getirilirse akşam yemeğini yemekle başlayınız
Nafi'den rivayete göre "İbn Ömer bir seferinde imamın namazdaki kıraatini işittiği halde, akşam yemeğini yemişti
Aişe r.anha'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Namaz için kamet getirilip akşam yemeği de hazır ise önce akşam yemeğini yemekle başlayın." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Akşam yemeği hazır olduğu takdirde, acele edip akşam yemeğini bırakmasın." el-Kermani dedi ki: Başlıkta yer alan "el-aşa (akşam yemeği)" ile sabah (kuşluk) vakti yenen yemeğin zıttının kastedilme ihtimali vardır. Bu lafız (ayn harfi) fethalı söylenir. Yatsı namazının kastedilme ihtimali de vardır. Bunun ayn lafzı ise kesrelidir. "An aşaihl, akşam yemeğinden" ibaresin ise, ayn harfi sadece fethalı söylenir, başka türlü rivayeti yoktur. Derim ki: Kesreli olma ihtimali de uzaktır. Çünkü hadis akşam namazı hakkında varid olmuştur. Ayrıca bu namaza "işa" adının verilmesine dair nehy de vardır. Bu başlık lafz1 anlamı itibariyle musannıfın cemaatle namaz bahislerinin başlarında Namaz bölümünde zikrettiği bir hadiste de geçmiş bulunmaktadır. Söz konusu bu hadis İbn Şihab yoluyla Enes'ten şu lafızia gelmiştir: "Akşam yemeği getirildiği takdirde siz akşam namazını kılmadan önce onu yemekle işe başlayın ve akşam yemeğinizi acele edip bırakmayın
Enes'ten, dedi ki: "Hicab meselesini insanlar arasında en iyi bilen benim. Ubey b. Ka'b bana bu hususta soru soruyordu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zeyneb bint Cahş ile yeni evlenmiş bir damat olarak sabahı etti. -Medine'de iken onunla evlenmişti.- Gün yükseldikten sonra insanları yemeğe davet etti. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturdu. Yemeğe gelen davetlilerin bir kısmı kalktıktan sonra bazı kimsele.r de onunla birlikte oturmaya devam etti. Nihayet Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalktı ve Aişe'nin adasının kapısına varıncaya kadar yürüdü, ben de onunla beraber yürüdüm. Sonra onların dışarı çıktıklarını zannettiği için geri döndü. Ben de onunla beraber döndüm. Onların, oldukları yerde oturduklarını gördü. Bu sefer tekrar Aişe'nin adasının kapısına ulaşıncaya kadar geri döndü, ikinci defa ben de onunla döndüm. Geri dönünce ben de onunla döndüm. Onların kalktıklarını gördük. Benimle kendisi arasına bir perde gerdi ve hicabı emreden buyruk nazil oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: ''Yüce Allah'ın: ''Yemek yediniz mi dağllın."(Ahzab, 53) buyruğu." Buhari bu başlıkta Enes'in, Cahş kızı Zeyneb ile Nebi efendimizin evlenmesi olayına dair ve hicab ayetinin inişini söz konusu eden hadisi zikretmektedir. Hadiste "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zeyneb ile zifafa girmiş, damat olarak sabahı etti" buyruğunda "el-arus" bir sıfat olup kullanılışı bakımından erkek ve dişi arasında fark yoktur. (Yani hem damat, hem gelinanlamındadır.) Urs (düğün) ise erkeğin yeni hanımı ile birlikte kaldığı süreye denilir. Asıl anlamı ise beraberlik ve birlikte olup ayrılmamak demektir. Alışveriş bölümünün baş taraflarında yüce Allah'ın: "Artık o namaz kılındı mı, yeryüzüne dağılın." (Cumua, 10) buyruğu açıklanırken Cuma namazından sonra dağılma emri ile ilgili görüş ayrılığına dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Buradaki yemekten sonra dağılmaktan maksat ise, yemek yenilen yerden ev sahibinin yükünü hafifletmek için başka bir yere gitmek demektir. Nitekim ayetin muktezası da budur. Ahzab suresinin tefsirinde (4792.hadisin şerhinde) buna dair yeterli açıklamalar geçmiş bulunmaktadır