7 - Teyemmüm
Nebî'nin (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hanımı Âişe'den (radıyallahu anhâ) rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir yolculuğa çıktık. Beydâ'da — ya da Zâtü'l-Ceyş'te — gerdanlığım kopup düştü. Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu aramak için orada konakladı, halk da onunla birlikte konakladı; oysa yakında su yoktu. Halk Ebû Bekir es-Sıddîk'e gelip: "Âişe'nin ne yaptığını görmüyor musun? Resûlullah'ı ve halkı, su bulunmayan bir yerde alıkoydu; yanlarında da su yok" dediler. Ebû Bekir geldi; Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) başını uyluğuma koymuş uyuyordu. Ebû Bekir: "Resûlullah'ı ve halkı, su bulunmayan bir yerde alıkoydun; yanlarında da su yok" dedi. Âişe dedi ki: Ebû Bekir beni azarladı ve Allah'ın dilediği şeyleri söyledi; eliyle böğrüme dürtükleyip durmaya başladı. Resûlullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) başı uyluğumda olduğundan kımıldamaktan alıkoyuluyordum. Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sabah olunca susuz olarak kalktı; bunun üzerine Allah teyemmüm âyetini indirdi ve teyemmüm ettiler. Üseyd b. Hudayr: "Ey Ebû Bekir ailesi, bu sizin ilk bereketiniz değildir" dedi. Âişe dedi ki: Bindiğim deveyi kaldırdık; gerdanlığı onun altında bulduk.
Câbir İbn Abdullah (r.a.)'dan Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediği nakledilmiştir: "Benden önce hiç kimseye verilmeyen şu beş şey bana bahşedildi: Bir aylık zamanda kat edilecek uzaklıkta bulunan düşmanlarımın kalbine korku salmakla desteklendim. Yeryüzü benim için mescid ve temizleyici kılındı. Bu yüzden ümmetimden her kim, bir namaz vaktine girerse, namazını kılsın. Ganimetler benim için helal kılındı. Benden önce hiç kimseye helal kılınmamıştı. Bana şefaat hakkı tanındı. Peygamberler sadece kendi kavimlerine gönderilirdi. Ben ise, tüm insanlara gönderildim. Tekrar: 438 - Cevamiu’l-kelim’ lafzını içeren Ebu Hureyre hadisi
Âişe (r.anha), (kız kardeşi) Esmâ'dan bir gerdanlık ödünç almıştı. Ama gerdanlık kayboldu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), onu araması için bir adam gönderdi. Adam gerdanlığı buldu. Bu esnada, namaz vakti girdi. İnsanların yanında su yoktu. Buna rağmen namaz kıldılar. Bu durumu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e şikayet ettiler. Bunun üzerine Allah Teâlâ teyemmüm âyetini indirdi. Bu olaydan sonra Üseyd İbn Hudayr Hz. Aişe'ye Allah daima hayrını versin. Allah'a and olsun ki, her ne seni üzen bir hadise meydana gelse, Hak Teâlâ onda, hem senin, hem de Müslümanlar için hayır kılıyor." dedi
İbn Abbâs'ın azatlı kölesi Umeyr'den şöyle nakledilmiştir: "Meymûne (r.anha) validemizin azatlı kölesi Abdullah İbn Yesâr ile birlikte geliyorduk. Nihayet msardan Ebu Cüheym İbn Haris İbn Sımme'nin yanına vardık. Ebu Cüheym şöyle dedi: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cemel denilen yerden geliyordu. Adamın biri onu karşılayıp selam verdi. Ama Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adamın selâmını almadı. Bir duvara yöneldi, yüzünü ve elini meshetti. Daha sonra adamın selamına karşılık verdi
Saîd İbn Abdirrahman İbn Ebzâ babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Adamın biri Ömer (r.a.)'e gelip 'Ben cünüp oldum, ama su bulamıyorum1 dedi. Bunun üzerine Ammâr İbn Yâsir Ömer (r.a.)'e şöyle dedi: Hatırlar mısın, bir defasında seninle birlikte bir seferdeydik. Sen namaz kılmamıştın. Ben ise, toprak üstünde yuvarlanarak debelenip namaz kılmıştım. Sonra bu olayı Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e anlatmıştım. O da 'Şöyle yapman yeterliydi’ buyurmuştu ve ellerini yere vurduktan sonra onlara üflemişti. Daha sonra ise elinin iç kısmıyla yüzünü ve tüm elini meshetmişti. Tekrar:
Saîd İbn Abdirrahman İbn Ebzâ babasından şunları nakletmiştir: Ammâr böyle dedi." (Ravilerden Haccâc dedi ki:) Şu'be ellerini yere koydu, sonra onları ağzına yaklaştırdı. Sonra yüzünü ve ellerini meshetti
(Said) İbn Abdirrahman İbn Ebzâ'dan gelen rivayete göre babası, Hz. Ömer'in yanında bulunduğu bir sırada Ammar ona "biz bir seriyyedeyken cünup olduk" dedi. Sonra "avuçlarına tüh tüh! diyerek üfledi
Abdurrahman İbn Ebzâ'nın oğlu Abdurrahman'dan şöyle nakledilmiştir: "Ammâr Hz. Ömer'e şöyle dedi: Debelendim, sonra Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gittim ve O, şöyle buyurdu: "Yüzünü ve avuçlarını meshetmen, elbette senin için yeterlidir
İbn Abdirrahman babasından "Hz. Ömer'in yanında idim. Ammâr ona dedi ki: ..." şeklinde nakledip sonra da hadisi zikretmiştir
İbn Abdirrahman İbn Ebzâ babasından şöyle nakletmiştir: "Ammâr şöyle anlattı: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elini yere vurdu, sonra yüzünü ve avuçlarını meshetti
Narrated by 'Umar ibn al-Khattab (رضي الله عنه): On the day of the Battle of Badr, the Messenger of Allah (ﷺ) looked at the disbelievers — they were one thousand, while his companions numbered only three hundred and nineteen. The Prophet (ﷺ) then turned toward the Qibla, raised his hands, and supplicated his Lord: "O Allah, fulfill what You have promised me. O Allah, bring about what You have promised me. O Allah, if this small group of Muslims is annihilated, You will no longer be worshipped on this earth." He continued to beseech his Lord, his hands raised toward the Qibla, until his cloak fell from his shoulders. Abu Bakr then came, picked up the cloak, put it back on the Prophet's (ﷺ) shoulders, then embraced him from behind and said: "O Prophet of Allah, this supplication you are making to your Lord is sufficient; He will fulfill what He has promised you." Then Allah, the Glorious and Most High, revealed this verse: "When you were imploring your Lord, He answered you: 'I will reinforce you with a thousand angels following one another.'" (8:9) Thus, Allah aided him with angels. Abu Zumayl reported that Ibn 'Abbas (رضي الله عنه) told him: On that day, a Muslim was pursuing a disbeliever who was running ahead of him, when he heard above him the whistling of a whip and the voice of a rider saying: "Forward, Hayzum!" He then saw the polytheist fall on his back. When he approached, he found that his nose had been struck and his face lacerated as if by a whip blow, and all of it had turned green. An Ansari narrated this to the Messenger of Allah (ﷺ), who said to him: "You have spoken the truth. That was aid that came from the third heaven." On that day, the Muslims killed seventy enemies and captured seventy. The Messenger of Allah (ﷺ) asked Abu Bakr and 'Umar (رضي الله عنهما): "What is your opinion regarding these prisoners?" Abu Bakr replied: "They are our relatives. I think we should release them in exchange for a ransom; this will strengthen us against the disbelievers. Perhaps Allah will guide them to Islam." The Messenger of Allah (ﷺ) asked: "And what do you think, Ibn al-Khattab?" He replied: "O Messenger of Allah, I do not share Abu Bakr's opinion. I think you should hand them over to us so that we strike off their heads. Hand 'Aqil over to 'Ali so that he strikes off his head, and such-and-such a relative of mine over to me so that I strike off his head. These are the leaders of the disbelievers and their great chiefs." The Messenger of Allah (ﷺ) approved of Abu Bakr's opinion and not mine. The next day, I found the Messenger of Allah (ﷺ) and Abu Bakr sitting and weeping. I asked: "O Messenger of Allah, why are you weeping, you and your companion? Tell me, and I will weep too, or at least I will pretend to weep out of solidarity." The Messenger of Allah (ﷺ) replied: "I am weeping over what has befallen your companions because of the ransom taken from the prisoners. The punishment to which they were exposed has been shown to me as close as this tree." (He pointed to a nearby tree.) Then Allah revealed the verse: "It is not for a prophet to take captives until he has thoroughly subdued the disbelievers in the land..." to the end of the verse: "So eat of the war gains, lawful and good." (8:67–69) Thus, Allah made the spoils of war lawful for them.
Ebu Vâil'den şöyle nakledilmiştir: Ebu Musa Abdullah İbn Mes'ud'a, "Su bulamayan cünüp kimse namaz kılmaz (değil mi?)." diye sormuş. Bunun üzerine Abdullah şöyle karşılık vermiş: "Eğer onların namaz kılmalarına ruhsat verecek olsaydım, soğukta şöyle yapıp (yani teyemmüm alıp) namaz kılarlardı." Bu defa Ebu Musa "Ammar'ın Hz. Ömer'e söylediği söz hakkında ne dersin?" diye sormuş. O da: "Ben Hz. Ömer'in, Ammar'ın sözüne ikna olduğunu zannetmiyorum" şeklinde cevap vermiş
A'meş'ten Şakîk İbn Seleme'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Abdullah ile Ebu Musa'nın yanında idim. (Aralarında şöyle bir diyalog geçti): Ebu Musa: - Ey Ebu Abdurrahman, sence cünüp olan fakat su bulamayan adamın ne yapması gerekir? Abdullah: - Su buluncaya kadar namaz kılmaz. Ebu Musa - O zaman, Nebi s.a.v.'in 'bu sana yeter' dediği zaman Ammar'ın söylediği sözü nasıl değerlendiriyorsun? Abdullah: - Hz. Ömer'in Ammar'ın sözüne ikna olmadığını bilmiyor musun? Ebu Musa: - Ammar'ın sözünü bir kenara bırak, peki bu konudaki âyet karşısında ne yapacaksın? Abdullah onun âyet-i kerimeyi nasıl yorumladığını anlayamadı. Bu yüzden şöyle devam etti: Eğer biz, cünüp olanların teyemmüm almalarına müsaade etsek, birazcık sular soğuyunca insanlar gusül abdesti almayı bırakıp teyemmüm alırlar. Şakîk'a 'Abdullah bu gerekçeyle mi, cünüp birinin gusül abdesti almasına razı olmadı?' diye sordum. O da 'evet' dedi
Şakîk'ten şöyle nakledilmiştir: "Abdullah İbn Mes'ud ve Ebu Musa ile birlikte oturuyordum. (Aralarında şöyle bir diyalog geçti:) Ebu Musa: -Bir adam cünüp olsa ve bir ay boyunca su bulamasa teyemmüm yapıp namaz kılabilir mi? Mâide sûresinde yer alan 'eğer su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin!' [Mâide 6] âyetini nasıl değerlendiriyorsun? İbn Mes'ud: - Eğer cünüp olanların teyemmüm yapmasına izin verilse, sular soğuyunca hemen temiz toprakla teyemmüme yeltenirler. Ebu Musa: - Bu yüzden mi, buna cevaz vermiyorsunuz? İbn Mes'ud: - Evet. Ebu Musa: - Ammar'ın Hz. Ömer'e "Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir ihtiyaç için bir yere gönderdi. Bu esnada cünüp oldum. Ama su bulamadım. Bunun üzerine temiz toprakta, hayvanların debelendiği gibi debelendim. Daha sonra bu olayı Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e anlattım. Bunun üzerine 'Şöyle yapman sana yeterdi' dedi ve avuç içini bir kez toprağa vurdu, sonra ellerini silkeledi. Daha sonra sol eliyle sağ elinin üst kısmını veya sağ eliyle sol elinin üst kısmını meshetti. En sonunda ise yüzünü meshetti" dediğini duymadın mı? İbn Mes'ud: - Hz. Ömer'in onun sözüne ikna olmadığını bilmiyor musun?" Ya'la, bu hadisi A'meş ve Şakîk kanalıyla şu ilaveyle birlikte rivayet etmiştir: 'Abdullah ve Ebu Musa ile birlikte idim. Ebu Musa ona şöyle sordu: Ammar'ın Hz. Ömer'e "Rasûlullah beni ve seni bir sefere göndermişti. Ben cünüp olmuştum. Bunun üzerine toprakta debelenmiştim. Sonra Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip bunu haber vermiştik. O da: 'Sana şu yeter' deyip yüzünü ve ellerinin bilekten aşağı kısmını meshetmişti" dediğini bilmiyor musun?
İmrân İbn Husayn el-Huzâî'den şöyle nakledilmiştir: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cemaatle birlikte namaz kılmayıp bir köşede yalnız başına olan bir adam gördü. Ona: 'Cemaatle namaz kılmaktan seni alıkoyan nedir?' diye sordu. Adam, 'Ey Allah'ın elçisi, cünüp oldum, su da yok' diye cevap verdi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "O zaman toprakla teyemmüm al! Zira bu sana yeter." TEYEMMÜM BÖLÜMÜ BİTTİ. SALAT BÖLÜMÜ BİR SONRAKİ SAYFADA