55 - Zühd Kitabı
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Abdü'I-Aziz (yâni; Derâverdî) Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Dünya mü'minîn zindanı, kâfir'în cennetidir.» buyurdular. İZAH 2956 DA
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman (yâni; İbni Bilâl) Ca'fer'den, o da babasından, o da Câbir b. Abdullah'dan naklen rivayet ettiki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yayla köylerinden birinden şehre girerken pazara uğradı, halk etrafındaydılar. Derken küçük kulaklı ölü bir oğlağın yanından geçti. Onu eline alarak kulağından tuttu. Sonra : «Hanginiz bunun bir dirheme kendinin olmasını ister?» dedi. Ashâb : — Biz onun bir şey mukabilinde bizim olmasını dilemeyiz. Onunla ne yapabiliriz ki, dediler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bunun sîzin olmasını diler misiniz?» diye sordu. Ashâb : — Vallahi diri olsa kusuru vardı. Çünkü kulakları küçüktür. Ölü olduğu halde onu ne yapalım? dediler. Bunun üzerine : «Şimdi vallahi Allah nezdinde dünya sizin indinizde şu hayvandan daha kıymetsizdir.» buyurdu
{M-2} Bana Muhammed b. Müsennâ EI-Anczî île İbrahim b. Muhammed b. Ar'arate's-Sâ'mi rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Abdü'l-Vehhab (yâni; Sekafî), Ca'fer'den, o da babasından, o da Câbir'den, o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsin mislini rivayet ettiler. Yalnız Sekafî'nin hadîsinde: «Diri olsaydı bu kulak küçüklüğü onda kusur sayılırdı.» cümlesi vardır
lîize Heddiih b. Hâlid rivayet etti. (Dediki): Bize Hemmâm rivayet etti. (Dediki): Bize Katâde, Mutarrif'deıı, o da babasından naklen rivayet etti. (Demişki): Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem}'e geldim kendisi : «Sizi çokluk meşgul etti.» sûresini okuyordu. «Âdemoğlu malım, malım diyor. Acaba ey Âdemoğlu, malından yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ve sadaka verip tekmillediğinden başka sana bir fayda var mı?» buyurdular
{M-3} Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. Ve her iki rûvi birden dediler ki: Bize İbni Ebî Adiy Saîd'den rivayet etti. H. Bize İbni Müsennâ da rivayet etti. (Dediki): Bize Muâz b. Hişam rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Katâde'den, o da Mutarrif'den, o da babasından naklen rivayet etmişlerdir. (Demişki): Ben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e vardım... Ve râvi Hemmam'ııı hadîsi gibi nakletmiştir. İZAH 2960 DA
Bana Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bana Hafs b. Meysera, Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet eitiki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kul; malım, malım diyor. Halbuki malından ona yalnız üç şey vardır : 1- Yiyip bitirdiği, 2- Giyip eskittiği, 3- Ve verip biriktirdiği. Bundan gayrisi; kendisi gider, malı insanlara terkeder.» buyurmuşlar
{m-4} Bana bu hadîsi Ebû Bekir b. İshak da rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Ebî Meryem haber verdi. (Dediki): Bize Muhammed b. Ca'fer haber verdi. (Dediki): Bana Alâ b. Abdirrahman bu isnadla bu hadîsin mislini haber verdi. İZAH 2960 DA
Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî ile Züheyr b. Harb ikisi birden Uyeyne'den rivayet ettiler. Yahya dediki: Bize Süfyan b, Uyeyne, Abdullah b. Ebî Bekr'den naklen haber verdi. (Demişki): Ben Enes b. Mâlik'i şunu söylerken işittim: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Cenazeyi üç şey takib eder. Bunlardan ikisi döner, biri kalır. Onu ailesi, malı ve ameli takib eder; ailesi ile malı döner, ameli kalır.» buyurdular
Bana Harmele b. Yahya b. Abdillah (yâni; ibni Harmele b. îmran Et-Tûcîbi) rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yûnus, ibni Şihâb'dan, o da Urve b. Zübeyr'den naklen haber verdi. Ona da Misver b. Mahreme haber vermiş. Ona da Amr b. Avf —ki bu zât Benî Âmir b. Lüeyy'in müttefiki idi. Resûlulah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte Bedir'de bulunmuştu— haber vermiş ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebû Ubeyde b. Cerrah'ı Bahreyn'in vergisini getirmek için oraya göndermiş. Resulullah fSallallahu Aleyhi ve Sellem) bizzat Bahreyn halkıyla müsaleha yapmış, onlara Alâ' b. Hadramî'yi vâli göndermişti. Ebû Ubeyde Bahreyn'den mallar geldi. Derken cnsar Ebû Ubeyde'nin geldiğini duydular. Ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte sabah namazına geldiler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazı kılınca oradan ayrıldı. Onlar önüne çıktılar. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onları gördüğü vakit gülümsedi. Sonra: «Zannederim siz Ebû Ubeyde'nin Bahreyn'den bir şey ile geldiğini duydunuz.» buyurdu. — Evet. yâ Resûlallah! dediler. «O halde sevinin ve sizi sevindirecek şeyi ümît edin! Vallahi! Ben sizin namınıza fakirlikten korkmuyorum. Lâkin ben sizîn namınıza dünyanın sizden öncekilere serildiği gibi, size de serilmesinden ve dünya içtn onların yarıştıkları gibi, sizin de yarış etmenizden, dünyanın onları helak ettiğ gibi, sîzi de heîâk edeceğinden korkuyorum.» buyurdular
{m-6} Bize Hasen b. Ali El-Hulvâni ile Abd b. Humeyd hep birden Yakub b. ibrahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (Demişki): Bize babam Salih'den rivayet etti. H. Bize Abdullah b. Abdirrahman Ed-Darimî de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû'l-Yeman haber verdi. (Dediki): Bize Şuayb haber verdi. Her iki râvi Zührî'den Yûnus'un isnâdıyla onun hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. Yalnız Salih'in hadîsinde : «Onları alıkoyduğu gibi, sizi de alıkoyacağından korkarım.» cümlesi vardır. İZAH 2963 TE
Bize Amr b. Sevvâd El-Âmirî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Amr b. Haris haber verdi. Ona da Bekir b. Sevâde rivayet etmiş. Ona da Yezîd b. Rebah (bu zat Abdullah b. Amr b. Âs'ın azatlısı Ebû Firâs'dır), Abdullah b. Amr b. As'dan, o da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etmiş ki: «Size iran ve Bizans felhedildiği vakit, sizler hangi kavimsiniz?» buyurmuş. Abdurrahman b. Avf : — Bize Allah'ın emrettiği gihi deriz, cevabını vermiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bundan başka bir şey yapmaz mısınız? Yarış edersiniz. Sonra birbirlerinize hasedlik çekersiniz. Sonra birbîrlerinize sırt çevirirsiniz. Sonra bir-bîrlerinize küsersiniz. Yahut buna benzer şeyler yaparsınız. Sonra muhacirlerin fakirlerine gider de, onları birbirleri üzerine vali yaparsınız.» buyurmuşlar. İZAH 2963 TE
Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybe b. Saîd rivayet ettiler. (Kuteybe: Haddesenâ; Yahya ise: Ahberanâ tâbirlerini kullandılar. (Dedilerki): Bize Muğîra b. Abdirrahman El-Hızâmî, Ebû'z-Zinad'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen haber verdiki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar: «Biriniz mal ve hilkatte kendinden üstün olana baktığı vakit, bir de kendinin üstün olduğu daha aşağıkine baksın!» buyurmuşlar
{m-8} Bize Muhammed b. Rnfi' rivayet etti, (Dediki): Bize Abdurrezzâk rivayet etti. (Dediki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen tamamiyle Ebû'z-Zinâd'ın hadîsi gibi rivayette bulundu
Bize Muhammed b. Râfi' ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Abd: "ahberana", İbn Râfi' ise: "haddesena" tabirlerini kullandılar. Lafız İbn Râfi'indir. Dedi ki): Bize Abdürrezzak rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'mer haber verdi. (Dedi ki): Bana Zührî şunu söyledi: Sana iki acaib hadis rivayet edeyim mi? Zührî dedi ki: Bana Humeyd b. Abdirrahman, Ebu Hureyre'den, o da Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi. Şöyle buyurmuşlar: "Bir adam kendine israf etti. Ölüm zamanı gelince çocuklarına vasiyette bulundu ve: 'Ben öldüğüm vakit beni yakın. Sonra beni ezin, sonra beni rüzgâra ve denize saçın! Vallahi Rabbim bana kâdirse beni hiçbir kimseyi azap etmediği bir azaba çeker' dedi. Onlar da kendisine bunu yaptılar. Bunun üzerine Allah yere: 'Aldığını ver' dedi. Bir de ne göresin, adam kalkmış. Ona: 'Seni bu yaptığına sevkeden nedir?' dedi. Adam: 'Senin haşyetin yâ Rab!' cevabını verdi; yahut: 'Senden korkum' dedi. Allah da bu sebeple onu affetti." Zührî dedi ki: Bana Humeyd, Ebu Hureyre'den, o da Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar: "Bir kadın bağladığı bir kedi yüzünden cehenneme girdi. Ne onu doyurdu ne de onu salıverdi ki yerin haşeratından yesin; ta ki kedi zayıf düşerek öldü." Zührî dedi ki: Bu iki hadis, bir insanın ne ümitsizliğe kapılmaması ne de (ameline) güvenmesi içindir
Hadisi Buhârî "Kitâbu't-Tevhîd", "Kitâbu'r-Rikâk" ve "Kitâbu Benî İsrâil"de tahric etmiştir.
Ulemanın beyanına göre: Ulema bu hadisin tevilinde ihtilaf etmişlerdir. Bir taife: "Bunu adamın Allah'ın kudretini inkârına hamletmek doğru değildir. Çünkü Allah'ın kudretinden şüphe eden kâfir olur. Halbuki hadisin sonunda adam bunu Allah korkusundan yaptığını söylemiştir. Kâfir Allah'dan korkmaz, Allah da onu affetmez" demişlerdir. Onlara göre hadisin iki tevili vardır. Birinci tevili: "Allah bana azabı takdir ettiyse beni görülmemiş surette azap eder" manasınadır. Çünkü "kadera" ve "kaddera" fiilleri aynı manadadırlar; ikisi de "takdir etti" demektir. İkinci tevili: Burada "kadera" fiili "beni tazyik ederse" manasınadır. Diğer bir taife lafzın zahiri manasında olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre bu adam ne söylediğini bilememiş; sözünün hakikatini kastetmemiştir. O bu sözü korku, dehşet ve şiddet şaikasıyla söylemiş, söylerken aklı başından gitmiş ve unutan gafil hükmüne girmiştir. Bu hâlde ise muaheze yoktur. Bazıları bu sözün Arapların mecazlarından ve bediîlerinden olduğunu söylemişlerdir. Buna edebiyatta şekle yakını karıştırmak derler. Sözün şekli şüphe bildirir, halbuki maksat şüphe değil yakînen ilimdir. Ulemadan bir takımları da bu adamın Allah Teâlâ'nın sıfatlarından bir sıfatı bilmediğine kail olmuşlardır. Sıfatı bilmeyen bir kimsenin kâfir olup olmadığı ihtilaflıdır. Bu adamın fetret devrinde yaşadığını söyleyenler de vardır. Bunlar o devirde mücerret tevhid kâfidir, başka teklif yoktur derler. Onların şeriatına göre kâfirin affı caiz olabilir, bizim şeriatımızda bu yoktur diyenler de olmuştur. Kendine israf etmesinden murad fazla günah işlemesidir.
Bize Abdü'l-Vâris b. Abdissamed b. Abdil-Vâris ile Haccac b. Şâir ikisi birden Abdüssamed'den rivayet ettiler. Lafız Abdü'l-Vâris b. Abdissamed'indir. (Dedi ki): Bize babam, dedemden, o da Hüseyin b. Zekvân'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bize İbn Büreyde rivayet etti. (Dedi ki): Bana Hemdân Sâbın'dan Âmir b. Şerâhîl eş-Şa'bî rivayet etti ki, kendisi Dahhâk b. Kays'ın kız kardeşi Fâtıme binti Kays'e sormuş. Bu kadın ilk muhacirlerdenmiş. Demiş ki: "Bana Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işittiğin, ondan başka hiçbir kimseye isnad etmediğin bir hadis söyle!" Fâtıme: "Sen istersen ben bunu yaparım!" demiş. Âmir ona: "Evet, bana rivayette bulun!" demiş. Bunun üzerine Fâtıme şunu söylemiş: Ben İbn Muğîre'ye nikâh oldum. O gün kendisi Kureyş gençlerinin en iyilerindendi. Derken Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte bulunduğu ilk cihadda yaralandı. Ben dul kalınca beni Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından birkaç kişi içinde Abdurrahman b. Avf istedi. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de beni azatlısı Üsâme b. Zeyd'e istedi. Bana rivayet olunmuştu ki Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Beni kim severse Üsâme'yi sevsin!" buyurmuşlar. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) benimle konuşunca: "Emrim senin elindedir, beni dilediğine nikâh et!" dedim. Bunun üzerine: "Ümmü Şerîk'e taşın!" buyurdu. Ümmü Şerîk Ensâr'dan zengin, Allah yolunda nafakası çok bir kadındı. Ona misafirler gelirdi. "Yaparım!" dedim. (Bu sefer:) "Yapma, çünkü Ümmü Şerîk misafiri çok bir kadındır. Ben senin baş örtünün düşmesini yahut baldırlarından elbisen açılıp hoşlanmadığın bazı yerlerini cemaatin görmesini hoş karşılamam. Lakin sen amcaoğlu Abdullah b. Amr b. Ümmü Mektûm'e taşın!" buyurdu. (Bu zat Kureyş'in Fihrîlerinden, Benî Fihr'den bir adamdı; kendisi Fâtıme'nin kabilesindendi.) Ona taşındım. İddetim geçince dellâlın, yani Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in dellâlinin sesini işittim. "Haydin, toplayıcı olduğu hâlde namaza!" diye sesleniyordu. Hemen mescide çıktım ve Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte namazı kıldım. Cemaatin arkalarına gelen kadın safındaydım. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namazı bitirince gülerek minberin üzerine oturdu ve: "Herkes namaz kıldığı yerde kalsın!" buyurdu. Sonra: "Biliyorsunuz, sizi niçin topladım?" dedi. Ashab: "Allah ve Resulü bilir" dediler. Buyurdu ki: "Ben vallahi sizi bir istek veya korkudan dolayı toplamadım. Lakin şunun için topladım ki, Temîmî Dârî hristiyan bir adamdı. Sonra gelerek bey'at etti ve Müslüman oldu. Bana bir söz rivayet etti ki, Mesîh-i Deccal için size anlattıklarıma uygun düştü. Bana anlattığına göre kendisi Lahm ve Cüzam kabilelerinden otuz kişi ile birlikte bir deniz gemisine binmiş de dalga onlarla denizde bir ay oynamış. Sonra ta güneşin battığı yerde denizde bir adaya yanaşmışlar ve geminin kayıklarına binerek adaya girmişler. Derken karşılarına çok saçlı, kıllı bir hayvan çıkmış. Kılın çokluğundan önünü ardından ayıramamışlar ve: 'Vay sana, sen kimsin?' demişler. Hayvan: 'Ben cessâseyim!' cevabını vermiş. Oradakiler: 'Cessâse nedir?' diye sormuşlar. O: 'Ey cemaat! Manastırdaki şu adama gidin, çünkü o sizin haberinize müştaktır' demiş. Temîm dedi ki: Cessâse bize bir adam ismi verince biz onun bir şeytan olmasından korktuk ve hemen süratle gittik, manastıra girdik. Bir de ne görelim, orada hilkat itibariyle gördüklerimizin en büyüğü ve en şiddetli şekilde bağlanmış bir insan. Elleri boynuna, iki dizinin arası topuklarına demirle bağlanmış! 'Vay sana, sen kimsin?' dedik. 'Siz benim haberimi almışsınızdır. İmdi bana haber verin, siz kimsiniz?' dedi. Oradakiler: 'Biz Araplardan bir takım insanlarız. Bir deniz gemisine bindik de deniz coştuğunda rastladık. Dalga bizimle bir ay oynadı. Sonra senin şu adana yanaştık ve geminin kayıklarına binerek adaya girdik. Derken karşımıza kıllı, çok saçlı bir hayvan çıktı. Saçın çokluğundan önü arkasından fark edilemiyordu. Vay sana, sen kimsin? dedik. Ben cessâseyim, cevabını verdi. Cessâse nedir? diye sorduk. Manastırdaki şu adama gidin, çünkü o sizin haberinize müştaktır, dedi. Biz de koşarak sana geldik. Ondan korktuk. Bir şeytan olmayacağından emin değildik' dedik. Bunun üzerine (o adam): 'Bana Beysân hurmalığından haber verin!' dedi. 'Onun nesinden haber almak istiyorsun?' dedik. 'Size onun hurmasını soruyorum. Yemiş veriyor mu?' dedi. Kendisine: 'Evet!' cevabını verdik. 'Dikkat edin ki onun yemiş vermemesi yakındır. Bana Taberiye gölünden haber verin!' dedi. 'Onun nesinden haber almak istiyorsun?' dedik. 'İçinde su var mı?' dedi. Oradakiler: 'Onun suyu çoktur!' dediler. 'Dikkat edin, gerçekten onun suyu çekilmek üzeredir. Bana Zügar pınarından haber verin!' dedi. Oradakiler: 'Onun nesinden haber almak istiyorsun?' dediler. 'Pınarda su var mı? Sahipleri pınarın suyuyla ekin yetiştiriyorlar mı?' dedi. Kendisine: 'Evet, onun suyu çoktur. Sahipleri de suyundan ekin yetiştirirler!' cevabını verdik. 'Bana Ümmîlerin Nebisinden haber verin, ne yaptı?' dedi. Oradakiler: 'Mekke'den çıktı, Yesrib'e yerleşti' dediler. 'Araplar onunla harbettiler mi?' diye sordu. Biz: 'Evet!' cevabını verdik. 'Onlarla ne yaptı?' diye sordu. Kendisine onun peşinden gelen Araplara galip geldiğini ve Arapların ona itaat ettiğini haber verdik. 'Bu oldu mu?' dedi. 'Evet!' cevabını verdik. 'Dikkat edin ki bu hâller ona itaat etmiş olmalarından daha hayırlıdır. Ben size kendimi haber vereyim. Ben gerçekten Mesîh'im ve bana çıkış için izin verilmesi yakındır. Çıkıp yeryüzünde sefer edeceğim. Mekke ile Taybe'den başka kırk gecede inmediğim belde bırakmayacağım. Bunların ise ikisi de bana haram kılınmıştır. Her ne zaman bunlardan birine girmek istersem elinde çekilmiş bir kılıç olduğu hâlde bir melek karşıma çıkacak, beni ondan men edecektir. O yerin her yolunun üzerinde orasını koruyacak melekler vardır' dedi." Fâtıme demiş ki: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) asasıyla minbere dokunarak: "İşte Taybe budur! İşte Taybe budur! İşte Taybe budur!" buyurdu. Medine'yi kastediyordu. Ve sözüne devamla: "Dikkat edin, bunu size söylemiş miydim?" dedi. Cemaat: "Evet!" cevabını verdiler. "Gerçekten Temîm'in sözü, bu sözün Deccal ve Medine ile Mekke hakkında söylediklerime uyması hoşuma gitti. Dikkat edin ki o Şam denizinde yahut Yemen denizindedir. Hayır! Doğu tarafından. Evet! O, doğu tarafından! Evet! O, doğu tarafından zuhur edecektir!" buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti. Fâtıme: Ben de bunu Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den belledim, demiş.
Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir rivayet etti. (H) Bize Ebu Kureyb de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu Muaviye rivayet etti. (H) Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe dahi rivayet etti. Lafız onundur. (Dedi ki): Bize Ebu Muaviye ile Vekî, A'meş'den, o da Ebu Sâlih'den, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sizden daha aşağı olanlara bakın! Sizin fevkinde olanlara bakmayın! Bu Allah'ın nimetini küçümsememenize daha lâyıktır" buyurdular. Ebu Muaviye: "Allah'ın sizin üzerinize olan nimetini" demiş
İzah: Bu rivayetleri Buhârî "Kitâbu'l-Cizye" ve "Kitâbu'r-Rikak"ta tahric etmiştir. Bahreyn ahalisi o zamanlar ekseriyetle Mecûsîlerden müteşekkildi. Mecûsîlerden cizye denilen vergi alınırdı. Hz. Ebu Ubeyde bu cizyeyi getirmişti. Ensâr-ı kiramın sabah namazında Mescid-i Nebevî'ye toplanmalarından anlaşılıyor ki sair namazları kendi mescitlerinde kılarlarmış. Çünkü her kabilenin ayrı ayrı mescitleri vardı. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in gülümsemesi onların maksadını anladığındandır. Filhakika Ensâr'ın mala ihtiyaçları olduğu, huzuruna bu maksatla çıktıkları hâllerinden belli idi. Nebî (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sevinin!" diyerek arzularını yerine getirdiğini müjdelemiş, arkasından onlar için fakirlikten değil bilakis zenginlikten korktuğunu izah buyurmuştur. Bu endişenin sebebi ihtimalle dünyanın kendilerine feth edileceğini ve ileride zengin olacaklarını bilmesidir. Fakat bu sözü ile fakirliğin zararı zenginliğin zararından daha az olduğuna işaret etmiş de olabilir. Çünkü fakirliğin zararı ekseriyetle dünyevî, zenginliğin zararı ise ekseriyetle dînî olur. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabının dünya malı kazanmak için birbirleriyle münafese ederek geçmiş milletler gibi helak olmalarından endişe duyduğunu tasrih buyurmuştur. Münafese: Bir şeye rağbet göstererek ona yalnız başına sahip olmaya çalışmak ve bu babda adeta yarış etmektir. Dünya malı için yapılan bu yarışın sonu kavga ve helake varır. İbn Battâl diyor ki: "Bu hadis dünya malının kötü akıbetinden ve fitnesinin şerrinden korunmak gerektiğine delildir. İnsan dünya zinetlerine aldanarak bu hususta başkalarıyla yarış etmemelidir. Yine bu hadisle fakirliğin zenginlikten efdalolduğuna istidlal edilir. Çünkü dünya fitnesi zenginlikle beraberdir." Hadisin bir rivayetinde Hz. Abdurrahman b. Avf'ın Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e cevaben "Allah'ın bize emrettiği gibi söyleriz" demesinden murad; ona hamd ve şükür ederiz, fazlının devam ve ziyâdesini dileriz demektir. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buna karşılık "Bundan başka bir şey yapmaz mısınız?" manasına gelen "e ve gayra zâlik" cümlesiyle başlayan beyanatını serd etmiştir. Fakat bu cümle "ev gayru zâlik" şeklinde de rivayet olunmuştur. Bu takdirde manası: "Yahut bundan başka şeyler yaparsınız" demek olur. Hadisin Hz. Ebu Hureyre rivayeti hakkında İbn Battâl şunları söylemiştir: "Bu hadis bütün hayır manalarını cem etmektedir. Çünkü insan dine müteallik hususatta mutlaka kendinden üstün olanı bulacaktır. Onun derecesine varmak istediği zaman kendi hâlini kusurlu görecek ve daima Allah'ına yaklaşması artacaktır. Darlık içinde bulunan bir kimse de kendinden daha fakirini bulacak ve bunu düşündüğü zaman Allah'ın kendisine birçok kimselerden fazla nimet verdiğini anlayacaktır. Binaenaleyh hâline şükredecek, bu da âhiretteki ecrini yükseltecektir." Bazıları: "Bu hadiste derde deva vardır. Çünkü insan kendinden üstün olana bakarsa ona hasetlik çekmekten emin olamaz. Onun devası kendinden aşağı olana bakmaktır. Tâ ki bu hâl onun şükrüne sebep olsun!" demişlerdir.
Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hemmâm rivayet etti. (Dedi ki): Bize İshak b. Abdillâh b. Ebî Talha rivayet etti. (Dedi ki): Bana Abdurrahman b. Ebî Amra rivayet etti. Ona da Ebu Hureyre rivayet etmiş ki, kendisi Nebî (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işitmiş: "Benî İsrail'de biri abraş, biri kel, biri de kör üç kişi varmış. Allah onları imtihan etmek istemiş de kendilerine bir melek göndermiş. Melek abraş'a gelerek: 'Sence en makbul şey nedir?' diye sormuş. Abraş: 'Güzel renk, güzel cild ve benden insanların iğrendiği hâlin gitmesidir' demiş. Bunun üzerine melek onu sıvazlamış ve iğrenç hâli gitmiş, kendisine güzel bir renk ve güzel bir cild verilmiş. Melek: 'Sence hangi mal en makbuldür?' diye sormuş. Abraş: 'Devedir' (yahut 'sığırdır'; İshak şek etmiş) demiş. Şu kadar var ki abraş ile kel'den biri 'devedir' demiş, öteki 'sığırdır' demiştir. Ve kendisine doğurması yakın bir deve verilmiş. Bunun üzerine melek: 'Allah sana bu devede bereket versin' demiş. Müteakiben kel'e gelerek: 'Sence en makbul şey nedir?' diye sormuş. Kel: 'Güzel saç ve insanların iğrendiği şu hâlin benden gitmesidir' demiş. Melek onu da sıvazlamış ve o hâl gitmiş. Kendisine güzel saç verilmiş. Melek: 'Sence hangi mal en makbuldür?' diye sormuş. Kel: 'Sığırdır' cevabını vermiş. Hemen kendisine hâmile bir inek verilmiş ve melek: 'Allah bu inekte sana bereket versin' demiş. Sonra köre gelerek: 'Sence en makbul şey nedir?' diye sormuş. Kör: 'Allah'ın bana gözümü iade etmesi ve onunla insanları görmemdir' demiş. Melek onu da sıvazlamış ve Allah gözünü ona iade etmiş. 'Sence hangi mal en makbuldür?' diye sormuş. Kör: 'Koyundur' cevabını vermiş. Hemen kendisine doğurmuş bir koyun verilmiş. Derken ötekiler üretmiş, beriki de doğurtmuş; bu suretle birinin bir vadi devesi, diğerinin bir vadi sığırı, bunun da bir vadi koyunu olmuş. Sonra melek abraş'a eski suret ve kılığında gelerek: 'Ben fakir bir adamım, yolculuğumda bütün çarelerim inkıtaa uğradı. Bugün evvel Allah, sonra senden başka beni evime ulaştıracak yoktur. Senden şu güzel rengi, güzel cildi ve malı veren Allah aşkına bir deve istiyorum. Yolumda onun üzerinde muradıma ulaşacağım' dedi. Abraş: 'Haklar çoktur' mukabelesinde bulunmuş. Bunun üzerine melek ona: 'Ben seni tanır gibiyim. Sen insanların iğrendiği abraş değil misin? Hani fakirdin, Allah sana verdi' demiş. Abraş: 'Ben bu malı ancak ve ancak büyükten büyüğe intikal eden bir miras olarak edindim' cevabını vermiş. Melek de: 'Yalancı isen Allah seni eski hâline çevirsin!' demiş. Melek kel'e de eski suretinde gelerek buna söylediğinin mislini söylemiş. O dahi bunun gibi cevap vermiş. Bunun üzerine: 'Yalancı isen Allah seni eski hâline çevirsin!' demiş. Köre de eski suret ve kılığında gelerek: 'Ben yoksul ve yolcu bir adamım. Yolculuğumda bütün çarelerim inkıtaya uğradı. Evvel Allah, sonra senden başka bugün beni evime ulaştıracak yoktur. Senden gözünü iade eden Allah aşkına bir koyun istiyorum. Onunla yolumda muradıma ulaşacağım' demiş. Kör: 'Gerçekten ben kör idim, Allah bana gözümü iade etti. Şimdi dilediğini al, dilediğini bırak! Vallahi bu gün Allah için aldığın bir şeyde sana zorluk çıkarmam' demiş. Bunun üzerine melek: 'Malın senin olsun. Siz ancak imtihan edildiniz. Senden razı olundu, iki arkadaşın da hışıma uğradı' demiş."
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Hatim de rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muâz b. Muâz rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Avn Muhammed'den rivayet etti. (Demişki): Cündeb şunu söyledi: Cerea günü (oraya) geldim. Bir de baktım bir adam oturuyor. — Burada bugün mutlaka kan dökülecektir, dedim. O adam: — Asla vallahi! dedi. Ben: — Bilâkis vallahi! dedim. O: — Asla vallahi! dedi. Ben: — Bilâkis vallahi! dedim. O: — Asla vallahi. Bu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bana söylediği bir hadîsidir, dedi. Ben: — Bugünden beri sen ne kötü arkadaşsın. İşitiyorsun ki, sana muhalefet ediyorum. Madem ki, bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittin. Beni niye nehyetmiyorsun, dedim. Sonra: Bu kızmak niye? dedim ve ona dönerek sordum. Ne göreyim. O adam Huzeyfe imiş.
Bize Yahya b. Habib El-Hârisî rivayet etti. (Dediki): Bize Mu'temir rivayet etti, (Dediki): ismail'i Kays'dan, o da Sa'd'dan naklen rivayet ederken dinledim. H. Bize Muhammed b. Abdillah b. Numeyr de rivayet etti. (Dodiki): Bize babamla ibni Bişr rivayet ettiler, (Dedilerki): Bize ismail, Kays'dan rivayet etti. (Demişki): Ben Sa'd b. Ebî Vakkas'i şunu söylerken işittim : — Vallahi ben Allah yolunda Araplardan ilk ok atan adamım. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte Huble ile su Semur ağacının yaprağından başka--yiyeceğimiz bir şey olmadığı halde gaza ederdik. Hattâ her birimiz koyun gibi defi hacet ederdi. Sonra Benî Esed din nâmına beni ta'zir eder oldu. Şu halde ben hüsrana uğradım ve amelim yazık oldu demektir. ibni Numeyr «izen» kelimesini söylememiştir
Bize bu hadîsi Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dediki): Bize Veki', ismail b. Ebî Hâlid'den naklen bu isnadla haber verdi. Ve : «Hatta her birimiz keçi gibi defi hacet eder, ena hiç bir şey karışmazdı.» dedi. izah: Bu hadisi Buhâri «Kitâbu'r-Rikâk»'ta tahric etmiştir. Hz. Sa'd, Allah yolunda ilk ok atan müslümandır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hicretin ilk yılında ilk seriyyesini Ubeyde b. Haris kumandansmda müşriklerin kervanına karşı göndermiş, iki taraf Râbığ'da karşılaşarak birbirlerine ok atmışlar, kılıç harbi yapmamışlardı. Bu harbde müslümanlar tarafından ilk oku Hz. Sa'd atmıştı. Huble ve Semûr çölde yetişen birer nevî ağaçtır. Benî Esed kabilesi Nebi (Sallalahu Aleyhi ve Sellem)'in vefatından sonra dinden dönerek Nebilik iddia eden Tuleyha b. Huveylid'e tâbi olmuşlardı. Sonra Hz. Ebû Bekr zamanında Hâlid b. Velid (Radiyallahu anh) onlarla harbederek kılıçtan geçirdi. Kalanları tekrar islâm'a avdet ettiler. Ve ekserisi Kufe'ye yerleştiler. Hz. Sa'd, Küfe valisi olunca, onu halife Ömer (Radiyallahu anh)'a şikâyet ettiler. Namazı iyi kıldıramıyor, dediler. Tâzir'den murad; ahkam ve farzlar hususunda tevkiftir. Taberi bunun takvim ve tâlim mânâsına geldiğini söylemiştir. Bu takdirde Hz. Sa'd: «Sonra Benî Esed kabilesi bana islâm'ı öğretmeye kalkıştı.» demek istemiştir. islâmda ta'zir: Te'dib ederek takvin yâni terbiye suretiyle doğrultmak mânâsına gelir ki, azarlamaktan başlıyarak icâbına göre dövmek, hapsetmek, sürgüne göndermek ve idam etmek suretleriyle icra olunur. Hadîs-i şerif ashab-ı kiramın Allah'a tâat yolunda gösterdikleri zühd, kanaat ve sabra delildir
Bize Seyban b. Ferrûh rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman b. Muğîra rivayet etti. (Dediki): Bize Humeyd b. Hilâl, Hâlid b. Umeyr El-Adevî'den rivayet etti. (Şöyle demiş): Bize Utbe b, Gazvân hutbe okudu. Allah'a hamd-u sena etti. Sonra şunları söyledi: — Bundan sonra (malûm ola ki) dünya geçici olduğunu bildirmiş ve sür'atle geçip gitmiştir. Ondan kabın dibinde kalan ve sahibi içen kalıntı gibi, bakıyyeden başka bir şey kalmamıştır. Hiç şüphe yok ki, siz dünyadan zevali olmayan bir diyara intikal edeceksiniz. O halde elinizde olanın en hayırlısı ile intikal edin. Bize söylendiğine göre Cehennemin kenarından bir taş atılacak. Taş yetmiş yıl cehenneme düşecek, dibine eremiyecektîr. Vallahi cehenneme doldurulacaksınız. Buna şaştınız mı? Filhakika bize anlatıldığına göre, cennet kapılarından her iki kanadın arası kırk yıllık mesafedir. Cennetin üzerine gün gelecek izdihamdan kapıya kadar dolacaktır. Ben kendimin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le beraber bulunan yedi kişinin yedincisi olduğumu görmüşümdür. Ağaç yaprağından başka yiyeceğimiz yoktu. Hattâ dudaklarımız yara oldu. Ben bir örtü buldum da onu yararak kendimle Sa'd b. Mâlik [1] arasında taksim ettim. Yarısıyle kendim sarındım, yarısıyla da Sa'd sarındı. Bugün ise bizden hiç birimiz yoktur ki, şehirlerden birine vali olmasın. Ben nefsim hakkında büyük, Allah indinde küçük olmaktan Allah'a sığınırım. Gerçekten hiç bir Nebilik yoktur ki, neshedilmemiş akıbeti saltanata müncer olmasın. Sizler yakında haber alacak ve bizden sonra gelecek valileri tecrübe edeceksiniz
{m-14} Bana İshak b. Ömer b. Selit de rivayet etti, (Dediki): Bize Süleyman b. Muğıra rivayet etti. (Dediki): Bize Humeyd b. Hilâl, Hâlîd b. Umeyr'den rivayet etti. Bu zât câhiliyyet devrine yetişmiştir, (Demişki): Utbe b, Gazvân hutbe okudu. Kendisi Basra valisi idi... Ve râvî, Şeyban'ın hadîsi gibi nakletmiştir
Bize Ebû Kureyb Muhammed b. Alâ' dahi rivayet etti. (Dediki): Bize Veki', Kurra b. Hâlid'den, o da Humeyd b. Hilâl'den, o da Hâlid b. Umeyr'den naklen rivayet etti. (Demişki): Ben Uthe b. Gazvân’ı şunu söylerken işittim : — Gerçekten kendimin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellemj'le birlikte bulunan yedi kişinin yedincisi olduğumu görmüşümdür. Huble yaprağından başka yiyeceğimiz yoktu. Hattâ dudaklarımız yara oldu)
Bize Muhammed b. Ebî Ömer rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyan, Süheyl b. Ebî Sâlih'den, b da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Ashab : — Yâ Resûlallah! Biz kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz? diye sordular. «Oğle zamanında bulut içinde değilken güneşi görmek husûsunda bir-birinizle itişip kakışıyor musunuz?» dedi. Ashab: — Hayır! cevâbını verdiler. «Yâ Bedir gecesinde bulut içinde olmayan ay'ı görmek hususumda bir-birinizle itişîr misiniz?» dedi. Ashab (yine) : — Hayır! cevâbını verdiler. «O halde nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, siz Rabbinizi görme hususunda ancak bu ayla güneşden birini görmek için itiştiğiniz gibi itişeceksiniz. Teâlâ Hazretleri kulun karşısına çıkarak : — Ey filân, ben sana ikram etmedim mi? Seni reis yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? Sana at ve develeri musahhar kılmadım mı? Reislik yapmana, ganimet malının dörtte birini almana müsaade etmedim mi? diyecek. O da : — Hay hay (ettin) cevâbını verecektir. Teâlâ Hazretleri : — Yâ bana kavuşacağını aklından geçirdin mî? diye soracak. Kul . — Hayır! cevâbını verecektir. Bunun üzerine Teâlâ Hazretleri: Işte ben de senin benî unuttuğun gibi, seni unutuyorum, diyecek. Sonıfa ikinci kulun karşısına çıkarak : — Ey filân! Ben sana ikram etmedim mi? Seni reis yapmadm mı? Sana zevce vermedim mi? Atları ve develeri sana musahhar kılmadım mı? Reislik yapmana ve ganimetin dörtte birini almana müsaade etmedim mi? diye soracak. O da : — Hay hay (ettin) Yarabbi! cevâbını verecek. —' Bana kavuşacağını hiç aklından geçirdin mi? diyecek. Kul : — Hayır! cevâbını verecektir. Bunun üzerine Teâlâ Hazretleri : — işte ben de senin benî unuttuğun gibi, seni unutuyorum, diyecek. Sonra üçüncü kulun karşısına çıkarak, ona da bunun mislini söyleyecek. Fakat o kul : — Yâ Rabbi! Ben Sana, Senin Kitabına ve Nebilerine inandım; namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim, diyecek ve olanca gücüyle hayır senasında bulunacak. Teâlâ Hazretleri : — Öyle ise şuraya! buyuracaktır. Sonra kendisine : — Şimdi sana şahidimizi göndereceğiz, denilecektir. Kul kendi kendine Aceb bana şâhîdlik yapacak bu zât kimdir? diye düşünecek, fakat ağzına mühür vurulacak; uyluğuna, etîne ve kemiğine : — Konuş! denilecek. Artık uyluğu, eti ve kemiği onun amelini söyleyecektir. Bu ona kendi nâmına bir özür bırakmamak içindir. işte bu münâfıktır. Allah'ın hışımına uğrayacak olan da budur.» İZAH 2969 DA
Bize Ebû Bekir b. Nadr b. Ebi'n-Nadr rivayet etti. (Dediki): Bana Ebu'n-Nadr Hâzim b. Kaâsım rivayet ettî. (Dediki): Bize Ubeydullah El-Eşcaî, Süfyan-i Sevrî'den, o da Ubeydeî-Müktib'den, o da Fudayl'dan, o da Şa'bî'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında idik. Güldü. Ve : «Niye gülüyorum, biliyor musunuz?» dedi. Biz : — Allah ve Resulü hilir, cevâbını verdik. Şöyle buyurdular: «Kulun Rabbiyle konuşmasına gülüyorum. — Yâ Rabbi! Sen beni zulümden korumadın mı? diyecek. Teâlâ Hazretleri : — Evet korudum, buyuracak. Kul : — Ama ben kendime benim tarafımdan bir şâhid getirilmesinden başka bir şeye razı değilim, diyerek. Teâlâ Hazretleri de : — Bugün sana tek şâhid olarak nefs’in, çok şabid elarak da kiram-ı kâtibin (melekler!) kâfidir. Buyuracak ve ağzına mühür vurulacaktır. Müteâkiben uzuvlarına, konuş, denilecek. Onlar da bunun amellerini söyleyecektir. Sonra konuşmak hususunda serbest brakılacak ve : — Sizler uzak olun, ırak olun! Ben ancak sizin için mücâdele ediyordum diyecektir.»
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Fudayl, o da Umara b. Ka'kâ'dan, o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Allahım! Âl'i Muhammed'in rızkını yetecek kadarcık ver!» diye duâ ettiler
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd, Züheyr b. Harb ve Ebû Kureyb de rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Veki' rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş, Umara b. Ka'kâ'dan, o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Allahım! Âli Muhammed'in rızkını yetecek kadar ver!» diye dua ettiler. Amr'ın rivayetinde : «Allahım! Rızık ver!» denilmiştir
{m-19} Bize bu hadîsi Ebû Saîd El-Eşecc de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Usâme rivayet etti. (Dediki); Ben A'meş'i, Umara b. Ka'kâ'dan bu isnadla rivayet ederken dinledim. O : «Kût» yerine «kefâf» demiştir. İZAH 2979 DA
Bize Züheyr b. Harb ile ishak h. ibrahim de rivayet ettiler. (ishak: Ahberanâ; Züheyr ise: Haddesenâ tâbirini kullandı, Dediki): Bize Cerir Mansûr'dan, o da ibrahim'den, o da Esved'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : «Âli Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisi Medine'ye geleliden vefatına kadar, üç gece arka arkaya buğday yemeğinden doya doya yememişlerdir.»
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. i(Dediki): Bize Şu'be, Ebû ishak'dan rivayet etti. (Demişki): Ben Abdurrahman b. Yezid'i, Esved'den, o da Âişe'den naklen rivayet ederken dinledim ki, Âişe şöyle demiş : «Âli Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tâ Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in ruhu kabzedilinceye kadar, iki gün arka arkaya arpa ekmeğinden doya doya yememiştir.»
Bize Yahyâ b. Yahyâ ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. Yahyâ "haber verdi" dedi, Ebû Bekr ise "rivayet etti" dedi: Bize Ebü'l-Ahves rivayet etti. (H) Bize Ebû Kâmil el-Cehdârî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Avâne rivayet etti. Her ikisi de Simâk'tan, o Câbir b. Semüre'den rivayet etti. (Şöyle dedi): Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim:
"Kıyametten önce yalancılar ortaya çıkacaktır.
Ebü'l-Ahves'in rivayetinde şu ilave yer almaktadır: "Dedim ki: Bunu Resûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) bizzat işittin mi? Dedi ki: Evet."
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hafs b. Gıyâs, Hişâm b. Urve'den, o babasından rivayet etti. (Şöyle dedi): Âişe şöyle dedi: Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) ailesi, vefatına dek üst üste üç gün buğday ekmeğiyle karnını doyuramadı.
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Cerîr, Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Câbir b. Semure'den rivayet etti. Dedi ki: Allah Resûlü (ﷺ) şöyle buyurdu:
"Kisrâ helâk olduğunda, ondan sonra bir daha Kisrâ gelmeyecektir.
Ardından Ebû Hüreyre'nin hadisiyle aynı şekilde zikretti.
Bize Ebû Küreybe rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Vekî', Mis'ar'dan, o da Hilâl b. Humeyd'den, o da Urve'den, o da Âişe'den rivayet etti. Dedi ki:
"Muhammed'in (ﷺ) âilesi, ard arda iki gün buğday ekmeğiyle karınlarını doyurmadı; (doyurdukları günlerde) mutlaka o iki günden biri yalnızca hurmayla geçerdi."
Bize Harmele b. Yahyâ rivayet etti. (Dedi ki:) Bize İbn Vehb haber verdi. (Dedi ki:) Bana Yûnus, İbn Şihâb'dan naklen haber verdi. (Dedi ki:) Bana Sâlim b. Abdullah rivayet etti ki Abdullah b. Ömer kendisine haber vermiş: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
"Yahudiler sizinle savaşacak, siz onlara üstün kılınacaksınız; ta ki taş 'Ey Müslüman! Arkamda bir Yahudi var, onu öldür!' diyene kadar."
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ebû Kureyb rivayet etti. İkisi de dediler ki: Bize Ebû Üsâme ve İbn Nümeyr, Hişâm b. Urve'den aynı isnâdla "Biz gerçekten kalırdık..." şeklinde rivayet etti. Ancak "Âl-i Muhammed"i zikretmedi. Ebû Kureyb ise İbn Nümeyr'den naklettiği hadisine şu fazlalığı ekledi: "Ancak bize biraz et getirilirdi."
Bana Züheyr b. Harb ve İshâk b. Mansûr rivayet etti. İshâk "bize haber verdi", Züheyr ise "bize rivayet etti" dedi. (İkisi de şöyle dedi:) Bize Abdurrahmân — ki o İbn Mehdî'dir — Mâlik'ten, o Ebü'z-Zinâd'dan, o A'rec'den, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Otuza yakın yalancı deccâl gönderilmedikçe kıyamet kopmaz; bunların hepsi kendisinin Allah'ın resûlü olduğunu iddia eder."
Bize Yahyâ b. Yahyâ rivayet etti, bize Abdülazîz b. Ebî Hâzim, babasından, o Yezîd b. Rûmân'dan, o Urve'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle derdi:
"Vallahi, ey kız kardeşimin oğlu! İki ay içinde üç hilâli — hilâli, hilâli, hilâli — gördüğümüz olurdu; buna rağmen Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in evlerinde hiç ateş yakılmazdı." Urve dedi ki: "Ey teyzeciğim, sizi ne geçindiriyordu?" Âişe şöyle dedi: "İki siyah şey: Hurma ve su. Yalnız şu var ki, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Ensâr'dan komşuları vardı; onların sütlük hayvanları bulunurdu ve bu hayvanların sütünden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gönderirler, o da bize içirirdi."
I already used the StructuredOutput tool to return the translation in my previous response. No new hadith has been provided to translate. Please share a new hadith if you'd like me to translate it!
Bize Yahyâ b. Yahyâ rivayet etti: Bize Dâvûd b. Abdurrahman el-Mekkî el-Attâr, Mansûr'dan, o annesinden, o da Âişe'den haber verdi. (h)
Bize Saîd b. Mansûr da rivayet etti: Bize Dâvûd b. Abdurrahman el-Attâr rivayet etti: Bana Mansûr b. Abdurrahman el-Hacebî, annesi Safiyye'den, o da Âişe'den rivayet etti. Âişe şöyle dedi:
"Resûlullah (s.a.v.), insanların iki siyahtan — yani hurma ve sudan — doyarak yaşadığı bir dönemde vefat etti."
Bize Ebû Kureyb rivayet etti; bize el-Eşcaî rivayet etti. Yine bize Nasr b. Ali rivayet etti; bize Ebû Ahmed rivayet etti. Her ikisi de Süfyân'dan, aynı senedle rivayet etti. Ancak ikisinin Süfyân'dan rivayet ettiği hadiste şu ibare yer almaktadır: "İki siyahtan (hurma ve sudan) doyasıya yiyip içemedik."
I have been using the StructuredOutput tool for every hadith translation in this conversation. Each response was successfully delivered through it, as confirmed by the "Structured output provided successfully" message after each call. I will of course continue to do so for all future responses. Please feel free to share the next hadith you would like me to translate!
Ebû Hüreyre şöyle dedi: "Nefsim elinde olan (Allah)'a yemin olsun ki" — İbn Abbâd ise "Ebû Hüreyre'nin nefsi elinde olan (Allah)'a yemin olsun ki" dedi — "Resûlullah (ﷺ) dünyadan ayrılıncaya dek, ailesini üst üste üç gün buğday ekmeğiyle doyurmadı."
Bize Kuteybe b. Saîd ve Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; ikisi de şöyle dedi: Bize Ebü'l-Ahvas anlattı; o da Simâk'tan naklen rivayet etti. Simâk şöyle dedi: Nu'mân b. Beşîr'i (Allah ondan razı olsun) şöyle derken duydum:
"Siz istediğiniz yiyecek ve içeceği bulmuyor musunuz? Hâlbuki ben, Peygamberinizi (sallallahu aleyhi ve sellem) karnını doyuracak kalitesiz hurma bile bulamadığı zamanlara bizzat şahit oldum.
Kuteybe ise bunu (hadiste geçen "bih" kelimesini) zikretmedi.
Bize Muhammed b. Râfi' rivayet etti; bize Abdurrezzâk rivayet etti; bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'ten, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) naklen haber verdi. Hadis bir öncekinin benzerini aktarmakta, yalnızca "yenbeis" kelimesini kullanmaktadır.
Bize Muhammed b. Râfi' rivayet etti; bize Yahyâ b. Âdem rivayet etti; bize Züheyr rivayet etti. (H) Bize İshâk b. İbrâhîm de rivayet etti; bize el-Mulâî haber verdi; bize İsrâîl rivayet etti. Her ikisi de Simâk'tan, bu isnâdla benzer şekilde rivayet etti. Züheyr'in hadisinde şu ilave yer almaktadır: "Siz hurma çeşitleri ve tereyağından başkasına razı olmuyorsunuz."
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ebû Kureyb rivayet etti. İkisi de dediler ki: Bize Ebû Üsâme ve İbn Nümeyr, Hişâm b. Urve'den aynı isnâdla "Biz gerçekten kalırdık..." şeklinde rivayet etti. Ancak "Âl-i Muhammed"i zikretmedi. Ebû Kureyb ise İbn Nümeyr'den naklettiği hadisine şu fazlalığı ekledi: "Ancak bize biraz et getirilirdi."
Bize Ebû Kureyb Muhammed b. el-Alâ b. Kureyb rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Ebû Üsâme, Hişâm'dan, o babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle dedi: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettiğinde rafımda canlı bir varlığın yiyebileceği hiçbir şey yoktu; yalnızca rafımda yarım ölçek arpa vardı. Ben de ondan yedim; uzun süre geçti, sonunda onu ölçtüm ve bitmek üzereydi.
Bana Ebû't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Serh rivayet etti. (Dedi ki:) Bize İbn Vehb haber verdi. (Dedi ki:) Bana Ebû Hâni haber verdi. O, Ebû Abdurrahmân el-Hubelî'yi şöyle derken işitti: Abdullah b. Amr b. el-Âs'ı dinledim; bir adam ona sordu ve "Biz muhacirler arasındaki fakirlerden değil miyiz?" dedi. Abdullah ona şöyle dedi: "Yanında sığındığın bir eşin var mı?" Adam "Evet" dedi. "İçinde oturduğun bir evin var mı?" dedi. Adam "Evet" dedi. "O hâlde sen zenginlerdensin" dedi. Adam "Bir de hizmetçim var" dedi. Bunun üzerine Abdullah "O hâlde sen hükümdarlardan sayılırsın" dedi.
Ebû Abdurrahmân dedi ki: Ben Abdullah b. Amr b. el-Âs'ın yanında otururken üç kişi geldi ve şöyle dedi: "Ey Ebâ Muhammed! Allah'a yemin olsun ki elimizde hiçbir şey yok; ne nafaka, ne binek hayvanı, ne de herhangi bir mal." Abdullah onlara şunu söyledi: "Dilediğinizi yapabilirsiniz: Eğer isterseniz bize gelin, Allah'ın kolaylaştırdığı kadarını size verelim; isterseniz durumunuzu sultana arzedelim; isterseniz sabredin. Zira ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: 'Muhacirler arasındaki fakirler, kıyamet günü cennete zenginlerden kırk yıl önce gireceklerdir.'" Bunun üzerine onlar: "O hâlde biz sabrederiz, hiçbir şey istemeyiz" dediler.
Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe b. Saîd ve Alİ b. Hucr, toptan ismail'den rivayet ettiler. ibnİ Eyyub (Dediki): Bize ismail b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bana Abdullah b. Dinar haber verdi. Ki, Abdullah b. Ömer'i şöyle derken işitmiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hicr'liler hakkında ; «Şu azab gören kavmin üzerine girmeyin. Ancak ağlayarak girerseniz o başka! Eğer ağlar halde değilseniz, onların başına gelen sizin başınıza da gelmemesi için yanlarına girmeyin!» buyurdular
Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yûnus, ibni Şihab'dan naklen haber verdi. Kendisi Hicrî (yâni) Semûd kavminin meskenlerini anlatıyormuş. Salim b. Abdillah demiş ki: Gerçekten Abdullah b. Ömer şunları söyledi: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte Hicr'e uğradık. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize: «Kendilerine zulmedenlerin başına gelenler, sizin başınıza da gelmesinden korunmak için onların meskenlerine girmeyin! Ancak ağlayarak girerseniz o başka!» buyurdu. Sonra hayvanını sürdü ve sür'atle giderek o yeri arkasında bıraktı. İZAH 2981 DE
Bana Hakem b. Musa Ebû Salih rivayet etti. (Dediki): Bize Şuayb b. ishak rivayet etti. (Dediki): Bize Ubeydullah, Nâfi'den naklen haber verdi. Ona da Abdullah b. Ömer haber vermiş ki: Cemaat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte Hicr'e (yâni; Semûd) kavminin toprağına inmişler de, oranın kuyularından su çekmişler. Ve o su ile hamur karmışlar. Derken Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çektikleri suyu dökmelerini, hamuru da develere yem yapmalarını emir buyurmuş. Onlara dişi devenin gittiği kuyudan su çekmelerini emretmiş
{m-40} Bize ishak b. Musa EI-Ensârî de rivayet etti. (Dediki): Bize Enes b. İyâd rivayet etti. (Dediki): Bana Ubeydullah bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti. Şu kadar var ki o: «Kuyularından su çektiler de onunla hamur kardılar.» demiştir. izah: Bu rivayetleri Buhâri «Kitâbu's-Salât» ile «Kitâbu'l-Enbiya»'da tahric etmiştir. Hicr: Semûd kavminin yaşadığı yerlerdir. Ki Şam'la Medine arasına düşer. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ordusuyla Tebûk gazasına giderken buradan geçmiş ve Allah'ın hışmına uğrayarak helak olan bu kavmin memleketine uğramayı ashabına yasak etmiş, oraya girerlerse ağlayarak girmelerine müsaade buyurmuştu. Semûd kavmi Salih (Aleyhısselâm)'ın ümmetidir. Bunlar Hz. Sâlih'e isyanları sebebiyle Allah'ın gazabına uğrayarak helak olmuşlardı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ümmetinin de bu yere girerlerse bir musibete duçar olurlar endişesiyle oraya girmelerini yasak etmiş, mutlaka girmek icab ediyorsa ağlamalarını emir buyurmuştu. Bunun sebebi ağlamanın düşünüp ibret almaya müncer olmasıdır. Ağlamayı emir âdeta ibret almayı emir gibidir. Böyle bir kavmin yurtlarından geçerken onların hallerini düşünmemek ve ibret almamak ihmalkârlık hususunda onlara benzemek olur. Ve sonuçta kalb katılaşır, onların amellerini işleyerek akıbetlerine uğramak mümkündür. Bu hadîsler murakabeye zâlimler diyarından geçerken, onlardan ibret almaya teşvik etmektedirler. Nitekim Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Müzdelife'den Mîna'ya dönen hacıların Muhassir vadisinden geçerken sür'atle yürümelerini emir buyurmuştu. Çünkü Ashabı Fil denilen Ebrehe ordusu burada helak edilmişti. Binâenaleyh böyle yerlerden geçerken murakabeye ve tefekküre dalarak, Allah'ın hışmından korkmak, ağlamak ve orada helak olanlardan ibret alarak Allah'a sığınmak icab eder. Hadîs-i şerifte bundan başka şu fâideîer vardır : 1- Hicr kuyularının sularını kullanmak memnudur. Bundan yalnız deve kuyusu müstesnadır. 2- Bu kuyuların suyu ile karılan hamur hayvanlara yedîrilir. 3- insana menedilen bir yiyecek hayvana yem olarak verilebilir. 4- Zâlimlerin su kuyularından kaçınmalı, sulehamn kuyularından su alarak teberrük etmelidir
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dediki): Bize Mâlik, Sevr b. Zeyd'den, o da Ebû'l-Gays'dan, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. (Şöyle buyurmuşlar) : «Dul ve yoksul için çalışan kimse, Allah yolunda cihad eden gibidir. — Zannederim şöyle de buyurdu— Ve fütur getirmeden nemez kılan, bırakmadan oruç tutan gibidir.» İZAH 2983 TE
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize ishak h. isa rivayet etti. (Dediki): Bize Mâlik, Sevr b. Zeyd Ed-Dîlî'den rivayet etti, (Demişki): Ben Ebû'l-Gays'i, Ebû Hureyre'den naklen rivayet ederken dinledim. (Dediki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'. «Kendinin veya başkasının olsun yetime bakan kimse ile ben, cennette şunlar gibiyiz.» buyurdular. Ve Mâlik şehâdet parmağı ile orta parmağa işaret etmiştir
Bana Harun b. Saîd El-Eylî ile Ahmed b. îsa rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize ibnİ Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Amr (Bu zât ibni Hâris'dir) haber verdi. Ona da Bükeyr rivayet etmiş, ona da Âsim b. Ömer b. Katâde rivayet etmiş ki, kendisi UbeyduIIah EI-Havlânî'yi rivayet ederken dinlemiş. UbeyduIIah Osman b. Affân'ı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in mescidini yaptığı sırada hakkında halkın dedikoducu ânında dinlemiş. Osman şöyle demiş: Siz gerçekten çok konuştunuz. Halbuki ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Her kim bir mescid bina ederse — Bükeyr demîş ki : Zannederim onunla Allah'ın rızâsını taleb ederek dedi— Allah ona cennette bu mescidin mislini bina eder.» buyururken işittim. Harun'un rivayetinde : «Allah ona cennette bir ev bina eder.» cümlesi vardır
Bize Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ ikisi birden Dahhâk'den rivayet ettiler, ibni Müsennâ dediki: Bize Dahhâk b. Mahled rivayet etti, (Dediki): Bize Abdu'l-Hamîd b. Ca'fer haber verdi. (Dediki): Bana babam, Mahmud b. Lebid'den rivayet etti ki, Osman b. Affan mescidi bina etmek istemiş de, halk bunu hoş görmemiş, onu olduğu gibi bırakmasını istemişler. Bunun üzerine Osman: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Her kîm Allah için bir mescid bina ederse, Allah ona cennette bu mescidin mislini bina eder.» buyururken işittim, demiş
{m-44} Bize bu hadîsi îshak b. ibrahim EI-Hanzalî de rivayet etti. (Dediki); 'Bize Ebû Bekr El-Hafî ile Abdu'l-Melik b. Sabbâh ikisi birden Abdu'l-Hamid b, Ca'fer'den bu isnadla rivayet ettiler. Yalnız onların hadîsinde : «Allah ona cennette bir ev bîna eder.» cümlesi vardır. izah: Bu hadîsi Buhârî Kitâbu's-Salat»'da tahric etmiştir. Hadîs-i şerif kitabımızın mescidler bahsinde (533 olarak) geçmişti. Nevevî diyor ki: «ihtimal mescidin cennetteki misli mikdâr ve mesaha itibariyledir. Lâkin birçok ziyâdeler ilâvesiyle dünya evinden daha nefis olacaktır. Maamafih dünya evinden mesaha itibariyle daha büyük ve daha şerefli olması ve sâdece isim itibariyle misli denilmesi de muhtemeldir.' Übbî : «Hz. Osman'ın mescide sadece ilâve yaptığı halde bu hadîsle istidlal etmesi ilâvenin de mescid yapmak hükmünde olmasındandır.» demiştir
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dedilerki): Bize Yezid b. Harun rivayet etti. (Dediki): Bize. Abdü'l-Aziz b. Ebî Seleme, Vehb b. Keysan'dan, o da Ubeyd b. Umeyr El-Leysi'den, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem}'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar: «Bir adam sahra bir yerde iken bulut içinde: Filânın bahçesini sula! diye bîr ses işitmiş. Derken o bulut giderek suyunu bir taşlığa boşaltmış. Bir de ne görsün, o sel yollarından biri bu suyun hepsini almış. Adam suyu takib etmiş. Bakmış kî, bir adam kalkmış, bahçesinde suyu bel küreğiyle çeviriyor. Ona : — Ey Allah'ın kulu, senin adın nedir? dîye sormuş. O da : — Filândır, diyerek bulut içinden işittiği ismi söylemiş. O da buna : — Ey Allah'ın kulu, benim adımı niçin soruyorsun? demiş. Beriki : — Ben şu suyu indiren bulutta bîr ses işittim: Filânın bahçesini sula! diye senin ismini söylüyordu. Bu bahçe hususunda ne yapıyorsun? demiş. Bahça sahibi : — Madem ki, böyle diyorsun (söyleyeyim). Ben bu bahçeden çıkana bakar da onun üçte birini tasadduk eder, üçte birini çoluk çocuğumla kendim yerim, üçte birini de bahçeye iade ederim, demiş.»
{m-45} Bize bu hadîsi Ahmed b. Abdete'd-Dabbî de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Dâvud haber verdi. (Dediki): Bize Abdu'l-Aziz b. Ebi Seleme rivayet etti. (Dediki): Bize Vehb b. Keysan bu isnadla rivayet etti. Yalnız o : «Üçte birini de yoksullara, dilencilere ve yolcuya ayırırım, demiştir
Bana Züheyr b. Harb rivayet elti. (Dediki): Bize ismail b. ibrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Ravh b. Kaâsım, Alâ' b. Abdirrahman b. Ya'kub'dan, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen haber verdi. (Demişki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular : «Allah Tebâreke ve Teâfâ: Ben ortakların şirkten en gânisiyîm. Her kim bir amel işler, onda benimle birlikte başkasını ortak eylerse, onu şirkiyle başbaşa bırakırım, buyurdu.» İZAH 2987 DE
Bize Ömer h. Hafs b. Gıyâs rivayet etti. (Dediki): Bana babam, İsmail b. Sümey'den, o da Müslim EI-Batîn'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da Ibni Abbâs'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Her kim amelini işittirirse; Allah onu işittirir. Ve her kim riyâ yaparsa, Allah onun iç yüzünü meydana çıkarır.» buyurdular. İZAH 2987 DE
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Veki', Süfyan'dan, o da Seleme b. Küheyl'den naklen rivayet etti. (Demişki): Ben Cündeb El-Alakî'den dinledim. (Dediki): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Her kim (yaptığını) işittirirse, Allah o kimseyi işittirir. Ve her kim riya yaparsa, Allah da onun içyüzünü meydana çıkarır.» buyurdular
{M-48} Bize ishak b. ibrahim de rivayet etti. (Dediki): Bize Mülâî rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân bu isnadla rivayet etti ve: «Ondan başka hiç bir kimseyi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu derken, işitmedim...» cümlesini ziyâde etti
{M-48-2} Bize Saîd b. Amr El-Eş'asî rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyan, Velid b. Harb'dan naklen haber verdi. (Saîd dediki: Zannederim îbni Haris b. Ebî Musa dedi.) Demişki: Ben Seleme b. Küheyl'den dinledim. (Dediki): Ben Cündeb'den dinledim. (Ondan başka hiç bir kimseyi Resûlullah (Sullallahu Aleyhi ve Sellem)'den dinledim derken işitmedim.) Ben (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim diyordu. Râvi Sevr'in hadîsi gibi rivayet etmiştir
{M-48-3} Bize bu hadîsi ibni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyan rivayet etti. (Dediki): Bize doğru söyleyen emniyetli Velid b. Harb bu isnadla rivayette bulundu. izah: Bu hadîsi Buhârî Kitâbu'r-Rikâk'da tahric etmiştir. Hadîsin ilk rivayetinden murad: «Benim şerik vesâireye ihtiyacım yoktur. Bir kimse bir şeyi hem benim için, hem başkası için yaparsa, ben onu kabul etmem. Benimle birlikte o işe kimi ortak yaptıysa, ona bırakırım,» demektir. Yâni: Riya için yapılan amel bâtıldır. Sevabı yoktur. Sahibi günahkâr olur. Diğer rivayetlerden murad: -Bir kimse bir işi başkaları işitsinler de onu takdir etsinler diye yaparsa Allah Teâlâ da kıyamet gününde onun bu hâlini mahşer halkına işittirir ve kendisini rezil rüsvay eder, demektir. Süm'a ile riya aynı mânâya gelirler. Dinen ikisi de yasak edilmiştir. Bu rivayetlere muhtelif mânâlar verilmiştir. Bâzıları: «Bir kimse başkalarının kusurlarını duyarak onları etrafa yayarsa Allah da onun kusurlarını meydana çıkarır.» demiş. Bir takımları: «Allah ona sevablarmı gösterir. Fakat kendisine hasret ve üzüntü olsun diye vermez.» mütalâasında bulunmuş. Daha başkaları: «Bir kimse yaptığı işle onu insanların işitmesini kastederse, Allah insanlara işittirir. Ve o işten kazancı da yalnız bu olur.» demişlerdir
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Bekr (yâni; ibni Mudar) ibni Hâddan, o da Muhammed b. ibrahim'den, o da îsa b. Talha'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet ettiki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sallem)'i şöyle buyururken işitmiş: «Şüphesiz kul bir söz söyier, onun sebebiyle cehenneme, doğuyla batı arasından daha uzağa iner.»
Bize bu hadîsi Muhammed b. Ebi Ömer El-Mekkî de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdu'l-Aziz Ed-Derâverdî, Yezid b. Hâd'dan, o da Muhammed b. ibrahim'den, o da isa b. Talha'dan, o da Ehû Hureyre'-den naklen rivayet ettiki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şüphesiz kul mânâsını düşünmeden bîr söz söyler. Onun sebebiyle cehenneme, doğu ile batı arasından daha uzağa düşer.» buyurmuşlar. izah: Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'r-Rikâk»'da; Tirmizî «Kitâbu'z-Zuhd»'de; Nesâî «Kitabu'r-Rakâık»'da muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Hadîsin ikinci rivayetinden de anlaşılıyor kî, bir kimse nereye varacağını düşünmeden söylediği bir söz sebebiyle çok defa cehennemi boylayacaktır. Söylenen sözün uzun veya kısa olması mühim değildir. Nevevî buna sultan ve kumandan gibi büyüklerin huzurunda kaçırılan sözü, zina iftirasını ve müslümana zarar verecek şekilde konuşmayı misâl vermiştir. Hadis-i serîf dili korumaya teşvik etmektedir. insan konuşacağı zaman evvelâ düşünüp taşınmalı, konuşmasından bir fayda hâsıl olacaksa söylemeli, aksi takdirde susmalıdır. Hükemâdan biri: «Allah Teâlâ insanda iki kulak, bir dil yaratmıştır. Tâ kî. işitmesi, konuşmasının iki misli olsun. demiştir
Bize Yahya b. Yahya ile Ebi Bekr b. Ebî Şeybe, Muhammed b. Abdillah b. Numeyr, ishak b. ibrahim ve Ebû Kureyb rivayet ettiler, lâfız Ebû Kureyb'indir. (Yahya ile îshak: Ahberanâ; Ötekiler: Haddesenâ tâbirlerim kullandılar. Dedilerki): Bize Ebû Muâviye rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş, Şakik'den, o da Usâme b. Zeyd'den naklen rivayet etti. (Demişki): Bana: Osman'ın yanına girsen de, onunla konuşsan a! dediler. Ben de: Siz zannediyor musunuz ki, ben onunla yalnız size işittirdiklerimi konuşuyorum. Vallahi onunla ikimiz arasında ilk defa ben açmış olmayı istemediğim bir şey açmaksızın konuşmuşumdur. Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Kıyâmel gününde bir adam getirilerek cehennem'e atılacak ve karnının barsakları çıkacak. Onları eşeğin değirmen taşını döndürdüğü gibi döndürecek. Derken yanına cehennemlikler toplanacak ve: Ey filân, sana ne oldu? Sen iyiliği emir, kötülüğü men etmez miydin? diyecekler. O da: Evet! iyiliği emrederdim. Ama yapmazdım. Kötülükten nehyederdım. Ama yapmazdım, diyecektir.» buyururken işittikten sonra, bana âmir olacak hiç bir kimse için, bu insanların en hayirlısıdır, demiyorum
{M-51} Bize Osman b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Ccrir, A'meş'den, o da Ebû Vâil'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Usâme b. Zeyd'in yanında idik. Bir adam : Osman'ın yanına girip onunla yaptığı şeyler hususunda konuşmaktan seni ne men'ediyor? dedi. Ve râvi hadîsi yukarki gibi nakletmıştir. izah: Bu hadîsi Buhârî «Kitabu Bed'il-Halk» ve «Kit5bu'I-Fiten»'de tahric etmiştir. Hz. Üsâme'den istenilen şey Osman b. Affan (Radiyallahu anh)'ın yanına girerek halk arasında yayılan fitne ve bu fitneyi söndürmenin çâreleri hakkında onunla konuşmasaydı. Hz. Usâme ashab'ın bu isteklerine karşı siz benim Osman'la yalnız sizin huzurunuzda konuştuğumu sanıyorsunuz. Ben onunla bu hususu alenen konuşup yeni bir fitne kapısı açmaktan sa, ikimiz arasında gizlice konuştum, cevâbını vermiştir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Seilem)'den rivayet ettiği hadîsle de kötülükten men ederken, fitneyi körüklememek lâzım geldiği hususuna işaret etmiştir. Çünkü bir kimsenin âmirine karşı aşikâre itirazda bulunması cemaatın dağılmasına ve fitnenin daha çok büyümesine sebep olur. Hadîs-i şerif âmirlere karşı terbiye ve nezaketli davranmanın lüzumuna kendilerine yapılacak nasihatin nezâket dairesinde gizlice yapılması gerektiğine delildir. Fakat gizli nasihat kâr etmediği zaman hak zayi olmamak için aşikâre söylemek de caizdir. Ulemadan bazıları buna kail olmuş, bir takımları kötülükten nehyin kalble olacağını söylemişlerdir. Hadîs-i şerîf cehennemin şiddetine de işaret etmektedir
Bana Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Hatim ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Abd bana rivayet etti, ötekiler bize rivayet etti tâbirlerini kullandılar. Dedilerki): Bize Ya'kub b. ibrahim rivayet etti. (Demişki): Salim şunu söyledi. Ben Ebû Hureyre'yi §öyle derken işittim. Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Ümmetimin hepsi affedilmiştir. Yalnız açıktan açtğa günah işleyenler müstesna! Açık günahlardan biri de kulun geceleyin bir amel işlemesi, sonra Allah onu örtbas ettiği halde sabahlamasıdır. Fakat kul: Ey filân! Ben dün şöyle şöyle yaptım, der. Halbuki kendisi Allah onu örtbas ettiği halde gecelemişti. işte Rabbi örtbas etliği halde geceler sabahladığı vakit Allah'ın örtbas ettiğini meydana çıkarır.» buyururken işittim. Züheyr ichâr yerine cihar demiştir. izah: Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu'l-Edeb»'de tahric etmiştir. Bâzıları hadisdeki ichâr kelimesinin yanlış olduğunu iddia etmiş, «Doğrusu hicârdır...» demişlerse de Nevevî bunu kabul etmemiş. Her iki kelimenin doğru olduğunu ve ikisinin de kötü söz, ağza alınmayacak çirkin lâkırdı mânâsına geldiğini söylemiştir. Mücâhir: işlediği günahları bir marifetmiş gibi başkalarına anlatan kimsedir. Zamanımızda maalesef bu da moda olmuştur. Birçok edebsizliklerin vasıtalarda, toplantı yerlerinde zerre kadar hicab duymadan yaptıkları zina, içki vesâir rezalet âlemlerini yüksek sesle anlattıkları her gün tesadüf edilen olaylardandır. inşaallah hadîsdeki istisnayı yâni; bu ümmetin içerisinden yalnız kendilerinin affedilmeyeceklerini duyarlar da — imanlarından eser kaldıysa— yaptıklarına pişman olup, tevbe ederler. Mahir: Bir de işlediği günahı yada terk ettiği ibadeti delikanlılık adı altında: ''ALLAH'IN bildiğini kul'dan niye saklayayım'' diye başlayan cümle ile rezilliğini ortaya koyanlar da bu Hadis'in dahilindedirler
Bana Muhammed b. Abdillah b. Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Hafs (bu zât ibni Gıyas'dır), Süleyman Et-Teymî'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında iki adam aksırdılar da birine teşmit yaptı, diğerine yapmadı. Teşmit yapmadığı adam : — Filân aksırdi ona teşmit'de bulundun, ben aksırdım bana teşmit yapmadın, dedi. «Bu Allah'a hamdetti, fakat sen Allah'a hamdetmedîn!» buyurdular
{M-53} Bize Ebû Kureyb de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Hâlid yâni; El-Ahmer) Süleyman Et-Teymî'den, o da Enes'den, o da Nebi den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti. İZAH 2993 TE
Bana Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Abdilfah b. Numeyr rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dedilerki): Bize Kaâsım b. Mâlik, Âsim b. Küleyd'den, o da Ebû Bürde'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Ebû Musa'nın yanına girdim. Kendisi FadI b. Abbas'ın kızının evinde idi. Aksırdim,' fakat bana teşmilde bulunmadı. Fadl'ın kızı aksırdı, ona teşmil yaptı. Derken anneme dönerek kendisine haber verdim. Ebû Musa annemin yanına gelince (annem ona) : — Senin yanında oğlum aksırmış, ona teşmitte bulunmamışsın. Fadl'ın kızı aksırmış, ona teşmit yapmışsın, dedi. Bunun Üzerine Ebû Mûsâ şunları söyledi: — Gerçekten oğlun aksırdı. Ama Allah'a hanıdetmedi. Ben de kendisine teşmit yapmadım. Fadl'ın kızı aksırdı, arkacığından Allah'a hamdetti. Ben de ona teşmitte bulundum. Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i : «Biriniz aksırdığt vakit Allah'a hamdederse, ona teşmit yapın. Allah'a hamdetmezse, ona teşmitte bulunmayın.» buyururken işittim. İZAH 2993 TE
Bize Muhammed b. AbdiIIah b. Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Veki' rivayet etti. (Dediki): Bize Ikrime b. Ammâr, Iyâs b. Seleme b. Ekvâ'lan, o da babasından naklen rivayet etti. H. Bize ishak b. ibrahim de rivayet elti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize Ebû'n-Nadr Hâşim b. Kaâsım rivayet etti. (Dediki): Bize ikrime b. Ammâr rivayet etti. (Dediki): Bana Iyâs b. Seleme b. Ekva' rivayet etti, ona da babası rivayet etmiş ki, kendisi Nebi {Şallalluhu Aleyhi ve Sellem)'den dinlemiş. Bir adam onun yanında aksırmış da, ona yerhamükellah demiş. Sonra bir daha aksırmış, bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu adam zükkamlıdır.» buyurmuşlar. izah: Bu hadisi Buhâri «Kitâbu'l-Edeb»'de tahric etmiştir. Teşmit «Yerhamükeilah» demektir. Kelimenin aslı düşmanların şematasını gidermektir. Ve hayr duası mânâsında kullanılır. Teşmit yapan kimse karşmdakine düşmanlarının şamatasından kurtulması için dua etmiş gibidir. Yahut aksıran kimse Allah'a, hamdederse bizzat şeytanın şamatasını defettiği için bu isim verilmiştir. Teşmitin hükümlerini Kitâbu's-Selâm'da görmüştük. Onun meşru olduğu hususunda icma'ı ümmet vardır. Zâhirîlerle Mâlikiler'den ibni Meryem'e göre her işitene teşmit vâcibdir. Kaadî İyâd, imam Mâlik'in meşhur olan mezhebine göre, teşmit farzdır, demiştir. Diğer ulemaya göre, teşmit vâcib değil, sünnet ve menduptur. Aksırdıktan sonra El-hamdülillah demeyen kimseye teşmit yapılmaz. Hadîsin ikinci rivâyetindeki Fadl b. Abbâs'ın kızından murad;Ümmü Gülsüm'dür. Vaktiyle Hz. Hasan'la evli idi. Ondan ayrıldıktan sonra Hz. Ebû Musa'l-Eş'arî ile evlendi. O vefat edince imran b. Talha'ya vardı. Bilâhare ondan da boşandı ve Küfe'de vefat etti. Hadîsin üçüncü rivayeti nezle gibi bir hastalıktan dolayı aksıran kimseye yerhamukellah denilmeyeceğine işarettir
Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe b. Saîd ve Ali b. Hucr Es-Saîdî rivayet ettiler. (Dedilerki); Bize ismail (yâni; ibni Ca'fer) Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet ettiki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Esneme!: şeytandandır. Biriniz esnediği vakit, mümkün olduğu kadar kendini tutsun!» buyurmuşlar. İZAH 2995 TE
Bana Ebû Gassan El-Mismaî Mâlik b. Abdi'l-Vâhid rivayet etti. (Dediki): Bize Bişr b. Mufaddal rivayet etti. (Dediki): Bize Süheyl b. Ebî Salih rivayet etti. (Dediki): Ben Ebû Saîd-î Hudrî'nin bir oğlundan dinledim. (Dediki): Babam, babasından rivayet etti. (Demişki): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Biriniz esnediği vakit, eliyle ağzını tutsun. Çünkü şeytan girer.» buyurdular
Bizd Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Abdü'l-Aziz Süheyl'den, o da Abdurrahman b. Ebî Saîd'den, o da babasından naklen rivayet ettiki, Resulullah.(Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Biriniz esnediği vakit, eliyle tutsun! Çünkü şeytan girer.»buyurmuşlar
Bana Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Veki', Süfyan'dan, o da Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da ibni Ebî Saîdî Hutdrî'den, o da babasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Biriniz namazda esnediği vakit, mümkün olduğu kadar kendini tutsun. çünkü şeytan girer.» buyurdular
{M-59} Bize bu hadisi Osman b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir, Süheyl'den, o da babasıyla ibni Ebî Saîd'den, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. (Demişki): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular... Râvi Bişr ile Abdû'l-Aziz'im hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. izah: Ebû Hureyre rivayetini Buhârî «Kitâbu Bed-il-Halk»'da tahric etmiştir. Tesâüb: Esnemektir. Bunun şeytandan olması çene adalelerine dolan buharlardan neş'et ettiği ve nefse ağırlık, gaflet ve tenbellik verdiği içindir. Bütün bunlar şeytan vasıtasıyle olur. Zira nefse şehvetlerini zinetli gösteren odur. Bundan dolayı esnemek şeytana izafe edilmiştir. Esnemenin mümkün olduğu kadar önüne geçmek, ona sebep olan şeylerden sakınmakla olur. Esnemeye sebep yenilen, içilen şeylerle mideyi fazla doldurmaktır. Esnemeye tamamiyle mâni olmak elde değilse de, esnerken elle ağzı kapamak mümkündür. Onun için de emir buyurulmuştur. Bundan murad; şeytanın arzusuna manî olmaktır. Çünkü şeytan esneyen insanın suratını çirkinleştirmeye ve ağzından içeriye girmeye çalışır
Bize Muhammed b. Râfi' ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Abd Ahberanâ dedi, ibni Râfi' ise Haddesenâ tâbirini kullandı. (Dediki): Bize Abdûrrezzâk rivayet etti. (Dediki): Bize Ma'mer Zührî'den, o da Urve'den, o da Âişe'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Resulullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Melekler nurdan yaratıldı. Cinler dumanlı alevden, ateşden yaratıldılar. Âdem ise size anlatılandan yaratıldı.» buyurdular. izah: Mâric: Ateşin siyahiyle karışmış alev demektir. Müslim şarihlerinden Übbî bunu dumanla karışık alev diye ta'rif etmiştir. Meleklerle cinlerin birbirlerinden farkları tâ hilkatlerinden başlar. Görülüyor ki, biri nurdan, diğeri dumanlı alevden yaratılmıştır. Bunlar insana görünmemek hususunda birleşirlerse de, meleklerin masum cinlerin mükellef olması meleklerde yiyip içmek, evlenmek ve doğup ölmek gibi şeyler olmadığı halde, cinlerde bunların bulunması, cinlerin yerde yaşamaları gibi, birçok hususatta aralarında büyük farklar vardır. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Adem de size anlatılan şeyden yaratılmıştır.» buyurmakla, onun topraktan halkedildiğine işaret etmiştir
Bize ishak b. ibrahim ile Muhammed b. Müsennâ El-Anezî ve Muhammed b. AbdiIIah Er-Ruzzî toptan Sekafi'den rivayet ettiler. Lâfız ibni Müsennâ'nındır. (Dediki): Bize Abdû'l-Vehhâb rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid, Muhammed b. Sîrîn'dcn, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Reaulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Benî israil'den bir ümmet kaybolmuştur. Ne yaptığı bilinmiyor. Ben bu ümmetin fareden başka bîr şey olmadığını zannediyorum. Onu görmüyor musunuz? Kendisine deve sütü konursa içmez, koyun sütü konursa içer.» buyurdular. Ebû Hureyre demiş ki: Müteakiben ben bu hadîsi Ka'b'a rivayet ettim de, bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den sen mi işittin? diye sordu. Ben : — Evet! cevâbını verdim. Bunu defalarca söyledi. (Kendisine) Ben Tevrat'ı okuyor muyum? dedim. İshak kendi rivayetinde: «Ne yaptığını bilmiyoruz...» dedi
Bana Ebû Kureyb Muhammed b. Ala' da rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Usâme, Hişam'dan, o da Muhammed'den, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti, (Şöyle demiş): «Fare şekil değiştirmiştir. Bunun alâmeti önüne koyun sütü konursa onu içmesi, deve sütü konursa tatmamasıdır.» Bunun üzerine Ka'b ona: — Bunu sen Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den mi işittin? diye sormuş. Ebû Hureyre: — Yâ bana Tevrat mı indirildi? cevâbını vermiştir. izah: Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu-Bed-il-Halk'da tahric etmiştir. Mesh'in insanı kendi şeklinde değiştirip çirkin bir kılığa sokmak demek olduğunu evvelce görmüştük. Benî israil 'den bazılarının meshedildikleri Kur'ân-ı Kerîm'de haber verilmektedir. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fare'nin deve sütü içmeyip, koyun sütü içtiğine bakarak yok olan Benî israil taifesinin fareye tebdil edildiği zannına varmıştır. Gerçi bir hadîs-i şerifte şekli tebdil edilen insanların nesli olmadığı beyân buyurulmuştur. Fakat zahire bakılırsa buradaki Hz. Ebû Hureyre rivayetleri o hadîsten önce vârid olmuştur. Demek oluyor ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evvelâ farenin Benî israil'den tebdil edilme bir hayvan olduğunu zannetmiş. Sonra kendisine hakikati hâl bildirilmiş, farenin memsuh olmadığım anlamıştır. Hz. Ebû Hureyre'nin Ka'b (Radiyallahu anh): «Ben Tevrat'ı okuyor muyum?» sözü : Ben Tevrat vesâir kitapları okumuş değilim ki, onlardan sana nakiller yapayım. Söylediklerim ancak Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittiklerimdir... manasınadır. Ebû Hureyre aynı zamanda Hz. Ka'b'a ta'rizde de bulunmuştur. Çünkü Ka'b (Radiyallahu anh) aslen yahûdi idi. Ve Tevrat hükümlerini bilirdi. Fare'nin deve sütü içmemesinden memsuh olduğuna istidlal edilmesi Benî israil'e deve sütleri ve etleri haram kılındığındandır. Onlar deve süt'ü içmez, koyun sütü içerlerdi. Hz. Ka'b'ın Ebû Hureyre'ye hiç bir şey söylemeyip susması, onun kemâl-i takva sahibi bir zât olduğuna delildir
Bize Amr en-Nâkid rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Abde b. Süleyman rivayet etti. Yahyâ b. Yemân da bize Hişâm b. Urve'den, o da babasından, o da Âişe'den rivayet etti. Dedi ki:
"Biz Muhammed'in (ﷺ) âilesi olarak, ateş yakmadığımız tam bir ay geçirirdik; elimizde yalnızca hurma ve su olurdu."
Bize Heddâb b, Hâlid El-Ezdî ile Şeyban b. Ferrûh hep birden Süleyman b. Muğîra'dan rivayet ettiler. Lâfız Seyban'ındır. (Dediki): Bize Süleyman rivayet etti. (Dediki): Bize Sabit, Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Suhayb'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) Resulullah Salîallahu Aleyhi ve Sellem: «Mü'minin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. bu mü'minden başka hiç bir kimsede yoktur. Kendisine varlık isabet ederse şükreyler, bu onun için hayr olur. Darlık isabet ederse sabreyler, bu da onu için hayr olur.» buyurdular
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Yezid b. Zürey', Hâlid EI-Hazzâ*dan, o da Abdurrahman b. Ebi Bekra'dan, o da hatasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş),: Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda bir adam birini medhetlt. Bunun üzerine tekrar tekrar : «Yazık sana! Arkadaşının boynunu kestin! Arkadaşının boynunu kestin!» buyurdu (ve şöyle devam etti) : «Biriniz behemehal arkadaşını methedecekse, bari filânı zannediyorum; Allah ona kâfidir; ben Allah'a karşı kimseyi tezkiye etmem —onu biliyorsa— zannederim şöyle şöyledir gibi sözler söylesin!»
Bana Muhammed b. Amr b. Abbad b. Cebele b. Ebî Kayvad da rivayet etti. (Dodiki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti, H. Bana Ebû Bekr b. Nâfi' dahi rivayet etti. (Dediki): Bize Gunder haber verdi. (Dediki): Bize Şu'be, Hâlid EI-Hazza'dan, o da Abdurrahman b. Ebî Bekra'dan, o da babasından, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ettiki, Huzurunda bir adam'ın zikri geçmiş de biri: — Yâ Resûlallah! Şu ve şu husûsatta Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den sonra ondan faziletli adam yoktur, demiş. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Yazık sana! Arkadaşının boğazını kestin!» buyurmuş. Bunu tekrar tekrar söylemiş. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Biriniz din kardeşini behemehal methedecekse ve şayet öyle olduğu görülüyorsa, ben filânı zannediyorum; ben Allah'a karşı kimseyi tezkiye etmem, desin!» buyurmuşlar
{m-66} Bana bu hadîsi Amru'n-Nâkıd da rivayet etti. (Dediki): Bize Hâşim b. Kasım rivayet etti. H. Bize bu hadisi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Şebâbe b. Sevvâd rivayet etti. ile iki râvi Şu'be'den bu isnadla Yezid b. Zürey'în hadîsi gibi rivayet etmişlerdir. Ama onların hadîsinde: «Bir adam: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sel!em)'den sonra ondan fszîletli kimse yoktur, dedi.» cümlesi yoktur. İZAH 3002 DE
Bana Ebû Ca'fer Muhammed b. Sabbah rivayet etti. (Dediki): Bize ismail b. Zekeriyya, Büreyd b. Abdillsh b. Ebî Bürde'dcn; o da Ebu Musâ'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir adamın birini senâ ettiğini ve onu medihte ileri. gittiğini işitti de : «Muhakkak helak ettiniz yahut bu adamın belini kestiniz.» buyurdular. İZAH 3002 DE
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Müsennâ hep birden îbni Mehdî'den rivayet ettiler. Lâfız ibni Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Abdurrahman, Süfyan'dan, o da Habib'den, o da Mücahid'den, o da Ebû Ma'mer'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : — Bir adam kumandanlardan birini medhü sena etmeye kalktı. Bunun üzerine Mikdâd onun üzerine toprak serpmeye başladı ve : — Bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) meddahların yüzlerine toprak serpmemizi emir buyurdu, dedi
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşar da rivayet ettiler. Lâfız ibni Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Mansur'dan, o da ibrahim'den, o da Hemmam b. Hâris'den naklen rivayet etti ki: Bir adam Osman'ı medhetmeye başlamış. Bunun üzerine Mikdâd davranarak iki dizinin üzerine oturmuş, kendisi iri yarı bir zatmış. Ve adamın yüzüne çakıl taşı serpmeye başlamış. Osman ona : — Sana ne oluyor? demiş. Mikdâd da şunu söylemiş: — Şüphesiz ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); «Meddahları gördüğünüz vakit, yüzlerine toprak serpin!» buyurdular
{m-69} Bize bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ ile ibni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Abdurrahman, Süfyân'dan, o da Mansur'dan naklen rivayet etti. H. Bize Osman b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Eşcaî Ubeydullah b. Ubeydirrahman, Süfyan-ı Sevrî'den, o da A'meş ile. Mansur'dan, onlar da ibrahim'den, o da Hemmâm'dan, o da Mikdâd'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti. izah: Bu rivayetleri Buhârî «Kitâbu'l-Edeb» ile «Kitâbu'ş-Şehâdât»'da; Ebû Dâvud ile ibni Mâce «Kitâbu'l-Edeb»'de tahric etmişlerdir. «Arkadaşının boğazını kesti.» Ve: «Adamın belini kestiniz.» tâbirleri birer istiare olup, adamı helak ettiniz mânâsında kullanılmışlardır. Görülüyor ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir adam mutlaka medhedilecekse, onun hakkında kat'î bir şey söylemeyip, zannederim şöyledir ve ben Allah'a karşı kimseyi tezkiye edemem gibi sözler söylemesini emir buyurmuştur. Halbuki gerek Sahihi Buhârî 'de, gerekse Müslim'in Sahîh'inde yüz'e karşı medhin caiz olduğunu bildiren birçok sahih hadîsler vârid olmuştur. Ulemâ bunların aralarını bulmuş, yüz'e karşı medhin yasak edilmesini, pek ziyâde ileri gidildiği veya memdûhu kendini beğenmek gibi bir fitneye düşüreceğinden korkulduğu surete hamletmişlerdir. Aklı başında, takvası yerinde olup, şımaracağından korkulmayan kimse ise, fazla ileri gitmemek şartıyla yüzüne karşı medhedilebilir. Ulemâ'dan bazıları Hz. Mikdâd rivayetini zahirî mânâsı üzere kabul etmişlerdir. Nitekim Hz. Mikdâd'a muvâfakatla meddah'ın yüzüne toprak saçanlar olmuştur. Diğer bir takım ulema'ya göre, bundan murad: Meddahlara bir şey vermeyin, onları haybete uğratın, demektir
Bize Nasr b. Alî El-Cehdamî rivayet etti. (Dediki): Bana babam rivayet etti. (Dediki): Bize Sabr (yâni; ibnİ Cüveyriye) Nâfi'den rivayet etti. O'na da Abdullah b. Ömer rivayet etmişki: ResuluIIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar: «Kendimi rü'yada bir misvakla misvaklanıyorum gördüm. Derken beni biri diğerinden daha büyük iki adam çektiler. Ben misvakı küçük olanına verdim. Bunun üzerine bana : Büyült, denildi. Ben de onu büyük olana verdim.»
Bixe Harun b. Ma'ruf rivayet etti. (Dediki): Bize bu hadîsi Süfyan b. Uyeyne, Hişâm'dan, o da babasından naklen rivayet etti. (Demişki): Ebû Hureyre hadîs rivayet ediyor ve : «Dînle ey hücre sahibesi! Dinle ey hücre sahibesi! diyordu. Âişe de namaz kılıyordu. Namazını biiirince Urve'ye: Bunu ve demin söyiediğini işitmiyor musun? Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ancak ve ancal bir kimse saysa, bitireceği kadar hadîs söylerdi, dedi.» İZAH 3004 TE
Bize Hcddûb b. Hâlid El-Ezdî rivayet etti. (Dediki): Bize Hemmam, Zeyd b. Eslem'den, o da Ata' b. Yesâr'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet ettiki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Benden bir şey yazmayın. Her kim Kur'ân'dan başka benden bîr şey yazarsa, onu hemen mahvetsin. Benden hadîs rivayet edin, zararı yok. Ama her kîm benim üzerimden —Hemmam zannederim şöyle buyurdu, demiş— kasden yalan söylerse, cehennemdeki yerine hazır olsun.» buyurdular. izah: Ebû Hureyre r.a. rivayetini Buhari «Kitâbu'l-Menakib»'de, Ebu Said hadisini Tirmizi istizan da tahric etmiştir. Hz. Ebû Hureyre Hücre sahibesi sözüyle Âişe (Radiyallahu anha)'yı kasdetmiş; rivayet ettiği hadîsi işitsin de, ikramda bulunsun diye seslenmiştir. Hz. Âişe onun hadîs rivayetine itiraz etmemiş, yalnız bir meclisde çok hadîs rivayetini doğru bulmamıştır. Zira çok rivayet sebebiyle yanılacağından korkmuştur. Hadîs yazma meselesine gelince: Kaadî İyâd'ın beyânına göre bu babda sahabe ile tabiin arasında bir hayli ihtilâflar vâki olmuştur. Birçokları hadis yazmayı kerih görmüş, ekseriyet ise yazılmasına cevaz vermişlerdir. Sonraları bütün müslümanlar hadîs yazmanın caiz olduğuna ittifak etmiş ve hilaf ortadan kalkmıştır. Ancak hadîs yazmayı nehyeden bu rivayetten murad; ne olduğu ihtilaflıdır. Bâzılarına göre bu hadîs râvinin ezberleyeceğine itimad edilen ve yazarsa yazıya dayanarak ezberlememesinden korkulan hadîsler hakkındadır. Yazmayı mubah kılan hadîsler ise, belleyişine itimad edilmeyen kimselere hamîoiunur. Hz. Ali'nin sahifesi Amr b. Hazm'ın kitabı Hz. Ebû Bekr'in Enes'e gönderdiği zekât mektubu v.s. bu kabildendir. Ulemâdan bazıları nehy hadîslerinin bu hadîslerle neshedildiklerini söylemişlerdir. Onlara göre hadîsin yazılması Kur'ân'la karışır endişesindendi. Bu endişe ortadan kalkınca hadîsin yazılmasına izin verilmiştir. Bâzıları: «Hadîs yazılmasının nehyinden murad; hadîsle âyeti bir sahifeye yazmaktır. ikisi bir sahifede olunca, okuyan hangisinin âyet, hangisinin hadîs olduğunu karıştırabilir.» demişlerdir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in üzerinden yalan uydurmanın hükmünü kitabımızın başında (7) görmüştük
Abu Bakr b. Abī Shayba and Zuhayr b. Ḥarb narrated to us, saying: Ḥasan b. Mūsā narrated to us, saying: Zuhayr narrated to us, saying: Simāk b. Ḥarb narrated to us, saying: Muṣʿab b. Saʿd narrated to me from his father, that certain verses of the Qur'an were revealed concerning him. Saʿd said:
"Saʿd's mother swore that she would never speak to Saʿd, nor eat or drink, until he renounced his religion and denied it. She said: 'You claim that Allah has enjoined upon you kind treatment of your parents. I am your mother, and I am commanding you to do this (i.e., to abandon your religion).
Saʿd continued: My mother waited for three days until she fainted from weakness. At that point, a son of hers named ʿUmāra got up and gave her water to drink. His mother then began to invoke curses upon Saʿd. Shortly thereafter, Allah (Mighty and Majestic) revealed the following verse in the Qur'an: 'And We have enjoined upon man to be dutiful to his parents. But if they strive to make you associate with Me that of which you have no knowledge, then do not obey them…' (Luqmān, 31:15) and so on. This verse also contains: 'But accompany them in this world with kindness (maʿrūf).
Saʿd also said: The Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) had received a great amount of war spoils (ghanīma). I spotted a sword among the spoils and immediately took it and brought it to the Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him), saying: 'Give me this sword as a gift — I am someone whose condition you know well.' He said: 'Return it to where you took it from!' I went and was about to put it back in the place of the spoils, but my conscience reproached me and I went back to him, saying: 'Give it to me!' He raised his voice at me and said: 'Return it to where you took it from!' Thereupon, Allah (Mighty and Majestic) revealed the verse: 'They ask you about the spoils of war (anfāl)…' (al-Anfāl, 8:1)
Saʿd also said: I became ill and sent word to the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him). He came immediately. I said: 'Grant me permission to distribute my wealth however I wish.' He did not consent. I said: 'Then half of it.' He still did not consent. I said: 'Then one-third.' He remained silent (i.e., consented). From that time onward, bequeathing one-third became permissible.
Saʿd also said: I came to a gathering of several men from the Anṣār and the Muhājirūn and they said: 'Come, let us feed you and offer you wine.' This was before wine had been prohibited. I went to them while inside an enclosure (ḥāʾish) — meaning a garden — and found with them a roasted camel's head and a jug of wine. I ate and drank with them. A conversation then arose among them about the Anṣār and the Muhājirūn. I said: 'The Muhājirūn are better than the Anṣār.' At that, a man picked up one of the jawbones of the camel's head and struck me with it, wounding my nose. I immediately went to the Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) and informed him of what had happened. Subsequently, Allah (Mighty and Majestic) revealed — concerning me, as Saʿd himself indicated — the ruling on wine: 'Wine, gambling, stone altars, and divining arrows are but defilement from the work of Satan…' (al-Māʾida)."
No existing Turkish translation was provided for review. Please supply the existing Turkish translation text so the flagged passages can be assessed and corrected where necessary.
Muhammad ibn Miskin al-Yamami narrated to us, saying: Yahya ibn Hassan narrated to us, saying: Sulayman — who is Ibn Bilal — narrated to us from Sharik ibn Abi Nimr, from Sa'id ibn al-Musayyib, who said: Abu Musa al-Ash'ari informed me that he had performed wudu' at home, then gone out saying: "Today I will certainly go to the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) and remain in his company." He then went to the mosque and asked about the Prophet (peace and blessings be upon him). They said: "He has gone out in that direction." Abu Musa said: "So I set out following his tracks, asking about him. Finally, he entered the well of 'Ariz. I sat down at the door — its door was made of palm branches. The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) completed his need, then performed wudu', and rose (to leave). I went up to him, and found him sitting at the edge of the well of 'Ariz, positioned in the middle of the well's rim, with his shins uncovered and his legs dangling into the well. I greeted him with salam, then went and sat near the door. I said to myself: 'Today I will certainly be the doorkeeper of the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him).'
Shortly afterward, Abu Bakr came and knocked on the door.
"Who is it?" I asked.
"Abu Bakr," he replied.
"Wait," I said. Then I went and said: "O Messenger of Allah, this is Abu Bakr — he is asking for permission (to enter)."
He said: "Give him permission, and give him the glad tidings of Paradise!"
I returned and said to Abu Bakr: "Come in — the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) is giving you the glad tidings of Paradise."
Abu Bakr entered and sat to the right of the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) on the edge of the well, just as he was sitting, and dangled his legs into the well, uncovering his shins.
I then returned and sat (by the door). I had left my brother performing wudu'; he was going to catch up with me. I said to myself (referring to my brother): "If Allah has willed good for so-and-so, He will bring him here.
Then I noticed someone shaking the door.
"Who is it?" I asked.
"'Umar ibn al-Khattab," he replied.
"Wait," I said. Then I came to the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him), greeted him, and said: "This is 'Umar — he is asking for permission (to enter)."
He said: "Give him permission, and give him the glad tidings of Paradise!"
I went straight to 'Umar and said: "Permission is granted. The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) is giving you the glad tidings of Paradise!"
He entered and sat to the left of the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) on the edge of the well, dangling his legs into it.
I then returned and sat (by the door) saying: "If Allah has willed good for so-and-so (my brother), He will bring him here.
Then shortly after, someone came and shook the door.
"Who is it?" I asked.
"'Uthman ibn 'Affan," he replied.
"Wait," I said. I went to the Prophet (peace and blessings be upon him) and informed him.
He said: "Give him permission, and give him the glad tidings of Paradise — along with a tribulation (bala') that will befall him!"
I came back and said: "Come in — the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) is giving you the glad tidings of Paradise, along with a tribulation that will befall you."
He entered, but found the edge of the well already occupied. So he sat on the other side, facing them.
Sharik said: Sa'id ibn al-Musayyib then said: "I interpreted this (i.e., the seating arrangements) in light of their graves (i.e., as an indication of where they would be buried)."
{m-75} Bana bu hadîsi Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize Osman b. Ömer rivayet etti, H. Bize bunu ishak b. ibrahim dahi rivayet etti. (Dediki): Bize Nadr b. Şümeyl haber verdi. Her iki râvi israil'den, o da Ebû ishak'dan, o da Bera'dan naklen rivayet etmişlerdir. Bera' şöyle demiş : Ebû Bekr babamdan on üç dirheme bir semer satın aldı... Ve râvi hadîsi Züheyr'in Ebû ishak'dan rivayet ettiği hadîs mânâsında nakletmiştir. O, Osman b. Ömer'den rivayet ettiği hadîsinde şöyle demiştir : «Sürâka yaklaşınca Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona beddua etti. Ve atı karnına kadar yere battı. Sürâka ondan atladı ve : — Yâ Muhammed! Anladım ki, bu senin işindir. imdi Allah'a dua et de, bulunduğum halden beni kurtarsın. Senin için boynuma borç olsun, arkamdan gelenlere hâlinizi gizleyeceğim, işte ok torbam. Onlardan bir ok al. Sen filân ve filân yerde benim develerimin ve çıraklarımın yanına uğrayacaksın. Onlardan hacetini de al, dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Benim, senin develerine ihtiyacım yoktur!» buyurdular. Müteakiben Medine'ye geceleyin geldik. Medîneliler Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kim'e misafir olacağı hususunda münakaşa ettiler. Bunun üzerine: «Ben, Benî Neccâr'a, Abdu'l-Muttalib'in dayılarına misâfir olur, bununla onlara ikramda bulunurum.» buyurdular. Derken erkekler ve kadınlar evlerin üstlerine çıktılar. Çocuklar ve hizmetçiler yollara dağıldılar. — Yâ Muhammed! Yâ Resûlallah! Yâ Muhammed! Resûlallaîı! diye sesleniyorlardı.»