Tüm İslam Kütüphanesi

32 - Cihad ve Seferler Kitabı

1

Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dediki): Bize Süleym b. Ahdar, İbni Avn'dan naklen rivayet etti. (Demişki): Nâfi'ye mektup yazarak harpten evvel (dine) nasıl davet edileceğini sordum. O da bana: «Bu ancak İslâm'ın ilk zamanlarında idi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Benî Mustalik kabilesine gafil bulundukları, hayvanlarının suya götürüldüğü bir sırada baskın yapmış; savaşanlarını öldürmüş; esirlerini de esir almıştır. Yahya demiş ki: Zannederim Süleym, Hâris'in kızı Cüveyriye'yi o gün aldı, dedi. (Yahut yüzde yüz Hâris'in kızı Cüveyriye'yi o gün aldı, dedi.) Bana bu hadîsi Abdullah b. Ömer de rivayet etti. Kendisi o orduda imiş» diye cevap yazdı

2

{…} Bize Muhammed b. El-Müsennâ da rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Ebî Adiy, ibni Avn'dan bu isnadla bu hadisin mislini rivayet etti. Ve: «Hâris'in kızı Cüveyriye'yi» dedi. Şekk etmedi

3

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî' b. el-Cerrâh, Süfyân'dan rivayet etti. (H) Bize İshâk b. İbrâhîm de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahyâ b. Âdem haber verdi. (Dedi ki): Bize Süfyân rivayet etti —dedi ki: bunu bize imla yoluyla yazdırdı—. (H)

Bana Abdullah b. Hâşim da rivayet etti —lafız ona aittir—. (Dedi ki): Bana Abdurrahmân —yani İbn Mehdî— rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân, Alkame b. Mersed'den, o Süleymân b. Büreyde'den, o da babasından rivayet etti. (Şöyle dedi): Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bir ordu veya seriyye üzerine bir komutan tayin ettiğinde, ona özellikle Allah'tan korkmasını ve yanındaki Müslümanlara iyi davranmasını tavsiye eder, ardından şöyle buyururdu:

"Allah'ın adıyla, Allah yolunda savaşın. Allah'a küfredenlere karşı savaşın. Savaşın; ganimetten çalmayın, sözünüzden dönmeyin, (düşman ölülerini) sakatlama yapıp parçalamayın ve çocukları öldürmeyin. Müşriklerden düşmanlarınla karşılaştığında onları üç şeyden birine davet et. Hangisini kabul ederlerse ondan razı ol ve elini onlardan çek. Sonra onları İslam'a davet et. Eğer kabul ederlerse onlardan bunu kabul et ve elini onlardan çek. Sonra onları yurtlarından Muhâcirlerin yurduna göç etmeye davet et ve onlara şunu haber ver: Eğer bunu yaparlarsa Muhâcirlerin sahip olduğu haklara sahip olacaklar ve Muhâcirlerin üstlendiği yükümlülükleri üstlenecekler. Eğer göç etmeyi reddederlerse onlara haber ver ki, Müslüman Bedevîler gibi olacaklar; diğer Müslümanlara uygulanan Allah'ın hükmü onlara da uygulanacak, ancak Müslümanlarla birlikte fiilen savaşmadıkça ganimet ve fey'den hiçbir pay alamayacaklar. Eğer (İslam'ı) kabul etmeyi reddederlerse, onlardan cizye iste. Eğer kabul ederlerse onlardan bunu kabul et ve elini onlardan çek. Eğer reddederlerse Allah'tan yardım iste ve onlarla savaş. Bir kalenin halkını kuşattığında, senden Allah'ın ve Peygamberi'nin zimmeti (güvencesi) altına almalarını isterlerse, onlara Allah'ın zimmeti ve Peygamberi'nin zimmetini verme; onlara kendi zimmeti ve arkadaşlarının zimmetini ver. Zira sizin ve arkadaşlarınızın zimmetini ihlal etmeniz, Allah'ın ve Resûlü'nün zimmetini ihlal etmenizden çok daha hafif bir günahtır. Bir kalenin halkını kuşattığında, senden onları Allah'ın hükmü doğrultusunda teslim almalarını isterlerse, onları Allah'ın hükmüyle teslim alma; onları kendi hükmünle teslim al. Zira sen, onlar hakkında Allah'ın hükmüne uygun davranıp davranamayacağını bilemezsin.

Abdurrahmân dedi ki: "(Süfyân) bunu ya da buna benzerini söyledi." İshâk ise hadisinin sonuna Yahyâ b. Âdem'den şu eki ilave etti: Dedi ki: "Bu hadisi Mukâtil b. Hayyân'a zikretti." —Yahyâ şunu kastediyor: Alkame bunu İbn Hayyân'a söylüyor— Dedi ki: "Bana Müslim b. Haysem, Nu'mân b. Mukârrin'den, o da Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den buna benzer şekilde rivayet etti."

4

Bana Haccâc b. Eş-Şâir de rivayet etti. (Dediki): Bana Abdüssamed b. Abdilvâris rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. (Dediki): Bana Alkame b. Mersed rivayet etti. Ona da Süleyman b. Büreyde, babasından naklen rivayet etmiş. Babası şöyle demiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir kumandan veya müfreze gönderdiği zaman onu çağırır da kendisine tavsiyede bulunurdu...» Râvi hadîsi, Süfyân'ın hadîsi mânâsında nakletmiştir

5

Bize ibrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Abdilvehhâb El-Ferrâ' Hüseyn b. Velîd'den, o da Şu'be'den bu isnadla rivayette bulundu

6

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Kûreyb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dedilerki): Bize Ebû Usâme, Büreyd b. Abdillâh'dan, o da Ebû Bürde'den, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabından birini bir hangi işi hususuna gönderdiği vakit: «Sevindirin; nefret ettirmeyin! Kolaylaştırın; güçleştirneyin!» buyururdu. İzah 1734 te

7

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Vekî', Şu'be'den, o da Saîd b. Ebî Bürde'den, o da babasından, o da dedesinden naklen rivayet ettiki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisini Muâz'Ia birlikte Yemen'e göndermiş; ve : «Kolaylaştırın! Güçleştirmeyin! Sevindirin! Nefret ettirmeyin! Uyuşun! ihtilâf etmeyin!» buyurmuşlar

8

{…} Bize Muhammed b. Abbâd da rivayet etti. (Dediki): Bize Stifyân, Amr'dan naklen rivayet etti. H. Bize İshâk b. ibrahim ile ibni Ebî Halef de Zekeriyyâ b. Adiy'den rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Ubeydullah, Zeyd b. Ebî Üneyse'den naklen haber verdi Her iki râvi Saîd b. Ebî Bürde'den, o da babasından, o da dedesinden, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen Şu'be'nin hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. Yalnız Zeyd b. Ebî Üneyse'nin hadîsinde: «Uyuşun! ihtilâf etmeyin!» cümlesi yoktur. İzah 1734 te Bu sayfanın devamı Emaret bahsinde geçiyor. O sayfa için buraya tıklayın

9

Bize Ubeydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebû't-Teyyâh'dan, o da Enes'den naklen rivayet etti. H. Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Ubeydullah b. Saîd rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Velîd de rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. Her iki râvi Şu'be'den, o da Ebû't-Teyyâh'dan naklen rivayette bulunmuşlardır. Ebû't-Teyyâh şöyle demiş: Ben Enes b. Mâlik'i şunu söylerken işittim: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kolaylaştırın! Güçleştirmeyin! Teskin edin! Nefret ettirmeyin!» buyurdu

10

Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Bişr ile Ebû Usâme rivayet ettiler. H. Bana Züheyr b. Harb ile Ubeydullah b. Saîd (yâni Ebû Kudâmete's-Serahsî) de rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Yahya —ki Kattân'dir— rivayet etti. Bunların hepsi Ubeydullah'dan rivayet etmişlerdir. H. Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah kıyamet gününde gelmiş geçmiş bütün insanları bir araya topladığı vakit her hâin için bir sancak çekilecek; ve: İşte fülân oğlu fülânın ihaneti budur! denilecektir.» buyurdular.

11

{…} Bize Ebû'r-Rabi' El-Ateki rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd rivayet etti. (Dediki): Bize Eyyûb rivayet etti. H. Bize Abdullah b, Abdirrahmân Ed-Dârimî de rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki): Bize Sahr b. Cüveyriye rivayet etti. Bu râvilerin ikisi de Nâfi'den, o da ibni Ömer'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsi rivayet etmişlerdir

12

Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe ve İbni Hucr da İsmâîl b. Ca'fer'den, o da Abdullah b. Dinar'dan naklen rivayet ettiler ki, İbni Dinar, Abdullah b. Ömer'i şöyle derken işitmiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şüphesiz ki hain için kıyamet gününde Allah bir sancak dikecek ve: Dikkat! Bu fülânın hainliğidir! denilecektir.» buyurdular.

13

Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki: Bize ibni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yûnus, ibni Şihâb'dan, o da Abdullah'ın iki oğlu Hamza ile Sâlim'den naklen haber verdi ki, Abdullah b. Ömer şöyle demiş: Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Kıyamet gününde her vefasız için bir sancak olacaktır.» buyururken işittim. İzah 1738 de

14

Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile ibni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize ibni Ebî Adiy rivayet etti. H. Bana Bişr b. Halid dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed (yâni ibni Ca'fer) haber verdi. Bunların ikisi de Şu'be'den, o da Süleyman'dan, o da Ebû Vâil'den, o da Abdullah'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etmişlerdir. «Kıyamet gününde her hain için bir sancak olacak: Bu fülânın hainliğidir; denilecektir.» buyurmuşlar

15

{…} Bize bu hadîsi ishâk b. ibrahim de rivayet etti. (Dediki): Bize Nadr b. Şümeyl haber verdi. H. Bana Ubeydullah b. Saîd dahî rivâyet etti. (Dediki): Bize Abdurrahmân rivayet etti. Bunların hepsi Şu'be'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır. Yalnız Abdurrahmân'ın hadîsinde: «Bu fülânın vefasızlığıdır; denilecektir.» cümlesi yoktur

16

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Âdem, Yezîd b. Abdilâzîz'den, o da A'meş'den, o da Şakîk'dan, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kıyamet gününde her hain için bir sancak olacak; onunla tanınacak: Bu fülânın ihanetidir; denilecektir.» buyurdular. İzah 1738 de

17

Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile Ubeydullah b. Saîd rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Abdurrahman b. Mehdi, Şu'be'den, o da Sabit'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kıyamet gönünde her vefasız ign bir sancak olacak; onunla bilinecektir.» buyurdular. İzah 1738 de

18

Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile Ubeydullah b. Saîd rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Abdurrahmân rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Huleyd'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. «Kıyamet gününde her vefasız için arkasında bir sancak olacaktır.» buyurmuşlar

19

Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Abdüssamed b. Abdilvâris rivayet etti. (Dediki): Bize Müstemir b. Keyyân rivayet etti. (Dediki); Bize Ebû Nadra, Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kıyamet gününde her vefasız için bir sancak olacak; kendisi için vefasızlığı mikdarı dikilecektir. Dikkat edin ki, gadir i'tibari ile âmmeyi idare edenden daha büyük vefasız yoktur.» buyurdular

20

Bize Aliyyü'bnü Hucr Es-Sa'dî ile Amru'n-Nâkıd ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Lâfız Alî ile Züheyr'indir. (Alî: Ahberanâ tabirini kullandı, ötekiler: Haddesena dediler.) Süfyân şöyle demiş : Amr, Câbir'i şunları söylerken işitmiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Harb hileden ibarettir.» buyurdular. İzah 1740 da

21

Bize Muhammed b. Abdirrahmân b. Sehm de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Mübarek haber verdi. (Dediki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den, o da Ebû Hureyre'den naklen haber verdi. Ebû Hureyre şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Harb hileden ibarettir.» buyurdular

22

Bize Hasen b. Aliy El-Hulvanî ile Abd b. Humeyd ri­vayet ettiler. (Dedilerki): Bize Ebû Âmir El-Akadî, Muğîre'den —ki ibni Abdirrahnıan El-Hizâmî'dir— o da Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Seilem); «Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin; ama onlarla karşılaştığınız vakit sabredin!» buyurmuşlar. İzah 1742 de

23

Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Cüreyc haber verdi. (Dediki): Bana Mûsâ b. Ukbe, Ebû'n-Nadr'dan, o da Eslem (kabilesinden Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellm)'in ashabından Abdullah b. Ebî Evfâ denilen bir zatın kitabından naklen haber verdi. Ömer b. Ubeydillâh Harûriler üzerine yürüdüğü vakit Abdullah kendisine mektup yazarak, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellm)'in düşmanla karşılaştığı bir gününde beklediğini, tâ güneş (batıya) meylettiği zaman aralarında ayağa kalkarak: «Ey nâs! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin! Allah'dan afiyeti isteyin! Onlarla karşılaştığınız zaman da sabredin! Bilin ki, cennet kılıçların gölgeleri altındadır.» buyurduğunu; sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellm) (tekrar) kalkarak: «Allahım! Ey kitabı indiren, bulutu hareket ettiren ve hizibleri bozguna uğratan! Bunları perişan et! Ve bizi onlar üzerine muzaffer kıl!» dîye duâ ettiğini ona haber vermiş. Dikkat izah’tan sonra da hadis var

24

Bize Saîd b. Mansûr rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid b. Abdillâh, İsmâîl b. Ebî Hâlid'den, o da Abdullah b. Ebî Evfâ'dan nak­len rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hiziblerin aleyhine dua etti ve: «Allahım! Ey kitabı indiren! Hesabı sür'atli olan! Bu hizibieri bozguna uğrat! Allahım! Bunları bozguna uğrat ve târu mâr et!» buyurdular

25

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Veki' b. Cerrah, İsmâîl b. Ebî Hâlid'den naklen rivayet etti. (Demiş ki) : Ben îbni Ebî Evfâ'ya şöyle derken işittim: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hâlid'in hadîsi gibi dua etti. Yalnız o: «Hizibleri bozguna uğratan» demiş; «Allahım» sözünü zikretmemiştir

26

{…} Bize bu hadîsi ishâk b. ibrahim ile ibni Ebî Ömer de hep beraber îbni Uyeyne'den, o da ismail'den bu isnâdla rivayet ettiler, İbni Ebî Ömer kendi rivayetinde «Rüzgârı hareket ettiren!» ifadesini ziyade etti

27

Bana Haccâc b. Eş-Şâir de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdüssamed rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd, Sâbit'ten, o da Enes'den naklen rivayet ettiki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Uhud (harbi) gününde: «Allahım! Sen dilersen yeryüzünde sana ibâdet edecek kimse kalmaz!» diye duâ ediyormuş

28

Bize Hennâd b. Seriyy rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbn Ebî Zâide rivayet etti. (Dedi ki): Bana İbn Ebî Süleyman, Atâ'dan naklen haber verdi. Atâ' şöyle demiştir:

"Yezîd b. Muâviye zamanında Şamlılar Mekke'ye hücum ederek Beytişşerif yandığında ve olan olduğu vakit, İbn Zübeyr, tâ hac mevsiminde halk gelinceye kadar onu olduğu hâl üzere bıraktı. Bununla halkı Şamlılara karşı cesaretlendirmek yahut harbe sevketmek istiyordu.

Halk hacdan dağılınca İbn Zübeyr şöyle dedi: — Ey cemaat! Kâbe hakkında bana görüşünüzü söyleyin. Onu yıkıp yeniden mi bina edeyim? Yoksa harap olan yerlerini tamir mi edeyim?

İbn Abbâs: — Bana bu konuda bir görüş belirdi. Harap olan yerlerini tamir etmeni ve halkın Müslüman oldukları vakit buldukları bir beyti, Müslüman oldukları vakit buldukları taşları, Nebi'nin (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de peygamber gönderildiği vakit bulduğu bu şeyleri olduğu hâl üzere bırakmanı uygun görüyorum, dedi.

Bunun üzerine İbn Zübeyr şunları söyledi: — Sizden birinizin evi yansa onu yenilemekçe gönlü razı olmaz. Şu hâlde Rabbinizin Beytine nasıl razı olabilirsiniz? Ben Rabbime üç defa istihârede bulunacağım, sonra yapacağım işe niyet edeceğim.

Üç gece geçtikten sonra Kâbe'yi yıkmaya karar verdi. Halk, Kâbe'nin üzerine çıkan ilk kişinin başına gökten bir belâ iner korkusuyla onu bu işten vazgeçirmeye çalıştılar. Nihayet Beytişşerifin üzerine bir adam çıkarak ondan bir taş attı. Halk onun başına bir şey gelmediğini görünce hepsi birden İbn Zübeyr'e tâbi oldular ve Beytişşerifi yıkarak yere kadar indirdiler.

İbn Zübeyr, Kâbe'nin binası yükselinceye kadar kıble vazifesi görmek üzere bir takım direkler diktirdi ve üzerlerine perdeler çektirdi.

İbn Zübeyr dedi ki: — Ben Âişe'yi (r.anha) şöyle derken işittim: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: 'Halk küfürden yeni kurtulmuş olmasaydı, ben mutlaka Kâbe'ye Hicr'den beş arşın yer katar ve ona insanların gireceği bir kapı ile çıkacakları bir kapı açardım. Ama bende Kâbe'nin binasına yetecek nafaka yoktur.

İşte bugün ben harcayacak nafaka buluyorum; insanlardan da korkmuyorum.

Atâ' (sözüne devamla) şöyle demiştir: İbn Zübeyr, Kâbe'ye Hicr'den beş arşın yer kattı. Hatta bir temel açarak halka gösterdi; halk ona baktı ve binayı o temel üzerine kurdu. Kâbe'nin uzunluğu on sekiz arşındı. İbn Zübeyr ilâveyi yapınca bunu kısa bularak uzunluğuna on arşın daha kattı. Beytişşerife iki kapı yaptı; bunlardan birinden girilir, diğerinden çıkılırdı.

İbn Zübeyr katledilince Haccâc, Abdülmelik b. Mervân'a mektup yazarak bu durumu ve İbn Zübeyr'in Kâbe'yi Mekkelilerden âdil bir takım kimselerin gördükleri bir temel üzerine bina ettiğini haber verdi.

Abdülmelik ona şöyle cevap yazdı: — Biz İbn Zübeyr'in berbat ettiği bir şeyde değiliz. Uzunluğuna yaptığı ilâveyi olduğu gibi bırak; fakat Hicr'den yaptığı ilâveyi eskiden bina edildiği şekle çevir. Açtığı kapıyı da kapat!

Bunun üzerine Haccâc binayı yıkarak eski şekline iade etti."

29

Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Bişr ile Ebu Usame rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Ubeydullah b. Ömer, Nafi'den, o da İbn Ömer'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Bu gazalardan birinde bir kadın öldürülmüş olarak bulundu. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarla çocukları öldürmeyi yasak etti.

30

Bize Yahya b. Yahya ile Saîd b. Mansur ve Amru'n-Nâkıd, toptan ibni Uyeyne'den rivayet ettiler. Yahya (Dediki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den, o da Ubeydullah'dan, o da ibni Abbas'dan, o da Sa'b b. Cessâme'den naklen haber verdi. Sa'b şöyle demiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e müşriklere gece baskını yapıldığında kadınlarına ve çocuklarına da isabet edilmesi hakkında soruldu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onlar onlardandır.» buyurdular

31

Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrazzâk haber verdi. (Dediki): Bize Ma'mer, Zührî'den, o da Ubeydullah b. Abdillâh b. Utbe'den, o da İbni Abbâs'dan, o da Sa'b b. Cessâme'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş): — Yâ Resûlâllah! Biz gece baskınlarında müşriklerin çocuklarını da öldürüyoruz! dedim. «Onlar onlardandır.» buyurdular.

32

Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Cüreyc haber verdi. (Dediki): Bana Amr b. Dînâr haber verdi. Ona da ibni Şihâb, Ubeydullah b. Abdillâh b. Utbe'den, o da ibni Abbâs'dan, o da Sa'b b. Cessâme'den naklen haber vermişki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: Bir suvâri gurubu geceleyin baskın yapsa da müşriklerin çocuklarından bazılarına isabet etse ne buyurursun? demişler. «Onlar bobalarındandır!» buyurmuş

33

Bize Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Rumh rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Leys haber verdi. H. Bize Kuteybetü'bnü Saîd de rivayet etti. (Dediki): Bize Leys, Nâfi'den, o da Abdullah'dan naklen rivayet ettiki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Benî Nadîr'in hurmalarını yakmış ve kesmiş. Bu yer Büveyre'dir. Kuteybe ile ibni Rumh kendi hadîslerinde şunu ziyade ettiler: «Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle): Yaş ağaç nâmına her neyi keser veya kökleri üstünde ayakta bırakırsanız (bu) Allah'ın izniyledir: Hemde yoldan çıkanları rezîl etsin diye! [Haşr 5] âyet-i kerîmesini indirdi.»

34

Bize Saîd b. Mansûr ile Hennâd b. Seriy rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize ibni'l-Mübârek, Mûsâ b. Ukbe'den, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Benî Nadîr'in hurmalarını kesmiş ve yakmıştır, Hassân şu beyti bu hâdise için söylemiştir: «Büveyre'de uçuşan yangın, Benî Lüey eşrafına ehemmiyetsiz geldi.» «Yaş ağaç nâmına her neyi keser veya kökleri üstünde ayakta bırakırsanız...» âyet-i kerîmesi de bu hususta indi

35

Bize Sehl b. Osman da rivayet etti. (Dediki): Bana Ukbetü'bnü Hâlid Es-Sükûnî, Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da Abdullah b. Ömer'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem} Benî Nadîr'in hurmalarını yaktı

36

Bize Ebû Kureyb Muhammed b. Alâ rivayet etti. (Dediki): Bize İbni'l-Mubârek, Ma'mer'den naklen rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dediki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den naklen haber verdi. Hemmâm: Bize Ebû Hureyre'nin Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettiği budur, diyerek bir takım hadîsler zikretmiştir; ezcümle, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Nebilerden bir Nebi gazaya çıktı da kavmine şunları söyledi: Nikâhla bir kadına mâlik olup da onunla gerdeğe girmeyi istediği halde henüz girememiş bir adam benim arkamdan gelmesin! Başka biri ev yapmış, fakat tavanını çekememişse (o da gelmesin!) Bir başkası koyun veya gebe develer satın almış da doğurmalarını bekliyorsa (o da gelmesini). Bunu müteakip gazaya çıktı; ve o yere ikindi namazı vakti yahut ona yakın bir zamanda yaklaştı; ve güneşe: Sen me'mursun ama ben de me'murum! Allahım, bunu benim üzerimde biraz durdur! dedi. Bunu müteâkıb güneş onun üzerinde Allah o yeri kendisine fethedinceye kadar durduruldu. Derken aldıkları ganimetleri topladılar. Arkacığından onları yemek için ateş geldi: Fakat onları tatmaktan çekindi. Nebi: Sizin içinizde ganimetten aşırma var; o halde bana her kabileden bir adam bey'at etsin! dedi. Bu surette ona bey'at ettiler. Derken bir adamın eli onun eline yapıştı. Nebi: Ganimetten aşırma sizin içinizdedir; bana senin kabilen bey'at etsin! dedi. Bu sefer ona kabilesi bey'at etti. Fakat eli iki veya üç kişinin eline yapıştı; ve (yine): Ganimetten aşırma sizdedir; sizler aşırdınız! dedi. Nihayet ona inek başı kadar altın çıkardılar; ve onu yerde duran malın içine koydular. Arkasından ateş gelerek o malı yedi. İşte ganimetler bizden önce hiç bir kimseye helâl olmamıştır. Bunun sebebi: Çünkü Allah Tebâreke ve Teâlâ bizim za'fımızı ve aczimizi bildi de onu bize tertemiz helâl kıldı.» buyurmuşlardır

37

Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Avâne, Simâk'dan, o da Mus'ab b. Sa'd'dan, o da babasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Babam (ganimetin) beşte bir (in) den bir kılıç aldı; ve onu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e getirerek: Bunu bana hibe et; dedi. Fakat o razı olmadı. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle); «Sana enfâlin hükmünü soruyorlar. Deki: Enfâi Allah ve Resulüne aiddir...» [Enfal 1] âyet-i kerimesini indirdi

38

Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız Îbni'l-Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Simâk b. Harb'den, o da Mus'ab b. Sa'd'dan, o da babasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Benim hakkımda dört âyet inmiştir. Bir kılıç ele geçirdim... (Sa'd) bu kılıcı Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e getirerek: Yâ Resûlâllah, bu kılıcı bana nefel olarak ver! demiş. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bırak onu!» buyurmuş. Sonra ayağa kalkmış. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine: «Onu aldığın yere koy!» buyurmuş. Sonra (tekrar) ayağa kalkarak: Bunu bana nefel olarak ver yâ Resûlâllah! demiş. (Yine) : «Bırak onu!» buyurmuşlar. (Sa'd tekrar) ayağa kalkarak: Yâ Resûlâllah! Bunu bana nefel olarak ver! Ben (harbde) yeteri olmayanlar gibi mi tutulacağım? demiş. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine (yine) : «Onu aldığın yere koy!» buyurmuşlar. Arkacığından şu âyet inmiş: Sana enfâlin hükmünü soruyorlar! Deki: Enfal, Allah ve Resulüne aittir!..»

39

Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Mâlik'e, Nâfî'den dinlediğim, onun da îbni Ömer'den naklettiği şu hadîsi okudum!., İbni Ömer şöyle demiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ten'im de içinde bulunduğum bir seriyyeyi Necid tarafına gönderdi. Asker birçok develeri ganimet olarak aldılar. (Bu ganimetten) hisseleri on ikişer yahut on birer deve idi; kendilerine birer deve de nefel olarak verildi

40

Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dediki); Bize Leys rivayet etti, H. Bize Muhammed b. Rumh dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Leys, Nâfî'den, o da ibni Ömer'den naklen haber verdiki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), içlerinde İbni Ömer de olduğu halde Necd tarafına bir seriyye göndermiş; ve bunların hisseleri onikişer deveye baliğ olmuş; bundan başka kendilerine birer deve de nefel olarak verilmiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu değiştirmemiş

41

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Aliy b. Müshir ile Abdürrahîm b. Süleyman, Ubeydullah b. Ömer'den, o da Nâfi'den, o da ibni Ömer'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Necd'e bir seriyye gönderdi. Ben de o seriyye de (gazaya) çıktım. Binnetîce birçok deve ve koyun ele geçirdik; ve hisselerimiz onikişer deveye baliğ oldu. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize birer deve de nefel olarak verdi

42

{…} Bize Züheyr b. Harb ile Muhammed b. El-Müsennâ da rivayet ettüer. (Dedilerki): Bize Yahya —ki El-Kattân'dır— Ubeydullah'dan bu isnâdla rivayet etti

43

{…} Bize bu hadîsi Ebû'r-Rabî' ile Ebû Kâmil de rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Hammâd, Eyyûb'dan rivayet etti. H. Bize ibni'l-Müsenna dahî rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Ebî Adiy, İbni Avn'dan rivayet etti. (Demişki): Nâfi'e mektub yazarak nefel'in ne olduğunu sordum. O da bana cevap yazdı ki, İbni Ömer bir seriyyede imiş. H. Bize ibni Râfi' de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Cüreyc haber verdi. (Dediki): Bana Mûsâ haber verdi. H. Bize Hârûn b. Saîd EI-Eylî dahi rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Usâme b. Zeyd haber verdi. Bu râvilerin hepsi Nâfi'den bu isnâdla yukarıkilerin hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. İzah 1750 de

44

Bize Süreye b. Yûnus ile Amru'n-Nâkıd da rivayet ettiler. Lâfız Süreye'nindir. (Dedilerki): Bize Abdullah b. Recâ', Yûnus'dan, o da Zührî'den, o da Sâlim'den, o da babasından naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bize Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Şellem) beşte birdeki nasibimizden başka nefel verdi de bana bir şârif isabet etti. (Şârif yaşlı, büyük devedir)

45

Bize Hennâd b. Seriy de rivayet etti. (Dediki): Bize ibni'l-Mübârek rivayet etti. H. Bana Harmeletü'bnü Yahya dahî rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Vehb haber verdi. Her iki râvi Yûnus'dan, o da ibni Şihâb'dan naklen rivayette bulunmuşlardır. îbni Şihâb şöyle demiş : Bana ibni Ömer'den naklen ulaştı; şöyle demiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Şellem) bir seriyyeye nefel verdi...» ibni Recâ' hadîsi gibi rivayet etmiştir

46

Bize Abdülmelik b. Şuayb b. Leys de rivayet etti. (Dediki): Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demişki): Bana Ukayl b. Halid, ibni Şihâb'dan, o da Salim'den, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti ki, ResûlullIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gönderdiği bâzı seriyyelere, hassaten kendilerinin olmak üzere, umum ordunun hissesinden başka nefel verirmiş. Beşte bir de bütün bunda vâcibmiş

47

Bize Yahya b. Yahya Et-Temimi rivayet etti. (Dediki): Bize Huşeym, Yahya b. Saîd'den, o da Ömer b. Kesir b. Eflah'dan, o da Ebu Muhammed El-Ensari'den —ki bu zat Ebu Katâde'nin arkadaşı imiş— naklen haber verdi. (Demişki): Ebu Katade şunu söyledi... Ve hadîsi hikâye etmiştir. HADİS’İN METNİ EBU’T-TAHİR RİVAYETİNDEDİR

48

{…} Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet «tti. (Dediki): Bize Leys, Yahya b. Saîd'den, o da Ömer b. Kesîr'den, o da Ebû Katâde'nin dostu Ebû Muhammed'den naklen rivayet ettiki, Ebû Katâde şunları söylemiş... Ve hadîsi nakletmiştir. HADİS’İN METNİ AŞAĞIDAKİ EBU’T-TAHİR RİVAYETİNDEDİR EBU’T-TAHİR RİVAYETİ:

49

Bize Ebu't-Tahir ile Harmele de rivayet ettiler; lafız Harmele'nindir. (Dediler ki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki): Malik b. Enes'i şunları söylerken işittim: Bana Yahya b. Said, Ömer b. Kesir b. Eflah'tan, o da Ebu Katade'nin azatlısı Ebu Muhammed'den, o da Ebu Katade'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Huneyn (harbi) yılında Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte (gazaya) çıktık. İki ordu karşılaşınca Müslümanlarda bir bozulma oldu. Derken müşriklerden bir adam gördüm ki Müslümanlardan bir zâtı alt etmişti. Hemen ona dönerek arkasından yanına geldim ve omzunun siniri üzerine vurdum. Ama üzerime dönerek beni öyle bir sıktı ki bundan ölüm kokusunu duydum. Sonra can vererek beni bıraktı. Müteakiben Ömer b. Hattab'a yetiştim. "Bu insanlara ne oldu?" dedi. Ben de: "Allah'ın emri!" dedim. Sonra cemaat döndüler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de oturdu ve: "Bir kimse birini öldürür de onun aleyhine beyyinesi de bulunursa, öldürülenin üzerindeki eşyası onun olur" buyurdu. Bunun üzerine ben ayağa kalkarak: "Bana kim şahitlik edecek?" dedim, sonra oturdum. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yine deminki gibi buyurdu. Ben hemen kalkarak: "Bana kim şahitlik edecek?" dedim ve oturdum. Sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o sözü üçüncü defa tekrarladı; ben yine kalktım. Fakat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Sana ne oldu ya Eba Katade?" diye sordu. Ben de kıssayı kendilerine anlattım. Derken cemaattan bir adam: "Doğru söyledi ya Resulallah! Bu öldürülenin üzerindeki eşyası bendedir; hakkından dolayı Ebu Katade'yi razı ediver!" dedi. Ebu Bekr-i Sıddik ise: "Hayır, vallahi! Bu olamaz! Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah ve Resulü'nün yolunda cenk eden Allah arslanlarından bir arslanın hakkını çiğneyerek onun eşyasını sana veremez!" dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Doğru söyledi; bunu ona ver!" buyurdu ve bana verdi. Sonra zırhı sattım da onunla Benî Selime (kabilesi)nde bir bahçe satın aldım. İşte İslam'da ilk edindiğim mal budur. Leys'in hadisinde şu ibare vardır: "Ebu Bekir: Asla! Allah'ın arslanlarından bir arslanı bırakıp da onu Kureyş'ten bir sırtlancağıza veremez! dedi." Yine Leys'in hadisinde: "Edindiğim ilk maldır" cümlesi vardır.

50

Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dediki): Bize Yûsuf b. Mâcişûn, Salih b. İbrahim b. Abdirrahmân b. Avf'dan, o da babasından, o da Abdurrahmân b. Avf'dan naklen haber verdi ki, şunları söylemiş: Bedir (harbi) günü ben safta dururken sağıma ve soluma baktım. Gördüm ki Ensârdan iki çocuğun arasındayım! Yaşları genç! Keşke bunlardan daha kuvvetliler arasında olaydım temennisinde bulundum. Derken biri beni dürterek: Ey amca! Ebû Cehli tanır mısın? dedi. — Evet! Ona ne hacetin var ey kardeşim oğlu? dedim. — Haber aldım ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e söğermiş! Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, onu görürsem ikimizden eceli gelen ölmedikçe şahsım şahsından ayrılmayacaktır! dedi. Ben buna şaştım. Az sonra diğeri de beni dürttü ve berikinin söylediğinin mislini söyledi. Çok geçmeden Ebû Cehl'i halkın arasında bocalarken gördüm ve: — Görüyor musunuz, işte sorduğunuz sizinki! dedim. Hemen ona koştular ve kılıçları ile onu vurarak öldürdüler. Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e giderek kendisine haber verdiler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onu hanginiz öldürdü?» diye sordu. İki gençten her biri: — Ben öldürdüm! cevâbını verdi. «Kılıçlarınızı sildiniz mi?» diye sordu. — Hayır! dediler. Bunun üzerine kılıçlara baktı ve: «Onu ikiniz de öldürmüşsünüz!» buyurdu. Ve üzerindeki eşyanın Muâz b. Amr b. El-Cemûh'a verilmesine hükmetti. (Bu iki zât Muâz b. Amr b. El-Cemûh ile Muâz b. Afrâ'dır.)

51

Bana Ebû't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Şerh rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Muâviye b. Salih, Abdurrahman b. Cübeyr'den, o da babasından, o da Avf b. Mâlik'den naklen haber verdi. Şöyle demiş: Hımyer (kabilesin) den bîr adam, düşmandan birini öldürdü de eşyasını almak istedi. Hâlid b. Velîd onu men'etti. Hâlid onların üzerine vâlî idi. Derken Avf b. Mâlik, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek (bunu) kendilerine haber verdi. Bunun üzerine Hâlid'e: «Onun eşyasını buna vermekten seni hangi şey menefti?» buyurdular. Hâlid: — Eşya gözüme çok göründü yâ Resûlâllah! dedi. «Onları kendisine ver» buyurdu. Az sonra Hâlid Avf'ın yanından geçerken onun ridasını çekti. Sonra: (Nasıl) Sana Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için söylediğimi yerine getirdim mi? dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu işitti ve canı sıkıldı. Müteakiben: «Ona verme yâ Hâlid! Ona verme yâ Hâlid! Siz kumandanlarımı bana bırakırmısınız hiç! Onlarla sizin misâliniz öyle bir adam'a benzer ki, deve veya koyun çobanı tutulur da onları güder; sonra sulama zamanını kollayıp onları bir havuza getirir; ve oraya girip suyun temizini içer, bulanığını bırakırlar, işte temizi sizin olur, bulanığı da kumandanların üzerine kalır!» buyurdular

52

Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize Velîd b. Müslim rivayet etti. (Dediki): Bize Safvân b. Amr, Abdurrahmân b. Cübeyr b. Nüfeyr'den, o da babasından, o da Avf b. Mâlik El-Eşcaî'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Mûte gazasında Zeyd b. Hârise'nîn maiyyetinde (gazaya) çıkanlarla birlikte gazaya çıktım. Yemen'den (gelen) bir imdad gâzisi bana arkadaş oldu... Ve hadîsi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den yukarıki hadîs gibi rivayet etti. Yalnız o bu hadîste şunu söyledi: «Avf dediki: Ben de, Yâ Hâlid! Bilmez misin ki Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem} selebin öldürene verilmesini hüküm buyurdu; dedim. Evet, bilirim; lâkin o benim gözüme çok göründü, cevabını verdi.»

53

Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yûnus El-Hanefî rivayet etti. (Dediki): Bize İkrime b. Ammâr rivayet etti. (Dediki): Bana İyâs b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bana babam Seleme b. Ekva' rivayet etti. (Dediki): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte Hevazin'de gaza ettik. Bir defa onunla beraber kahvaltı yaparken, ansızın kırmızı bir erkek deve üzerinde bir adam çıkageldi. Devesini çöktürdü. Sonra heybesinden bir ip çıkararak onunla deveyi bağladı. Sonra cemaatla birlikte kahvaltı yapmağa geçti. Ama bakınmağa başladı. Bizde hayvan hususunda az'f ve yufkalık vardı. Bazılarımız piyade idik. Adam birden koşarak çıktı. Hemen devesine geldi ve bağını çözdü. Sonra çöktürdü ve üzerine oturarak onu ayağa kaldırdı. Deve onu koşa koşa götürdü. Derken boz bir dişi deve üzerinde bir adam onun peşine düştü. Seleme demiş ki: Ben de koşarak çıktım; ve dişi devenin çantısı hizasına vardım. Sonra ilerliyerek erkek devenin çantısı hizasına yetiştim. Sonra ilerledim; nihayet erkek devenin yularından tutarak onu çöktürdüm. Dizini yere koyunca kılıcımı çekerek herifin başını kestim; başı fırlayıp gitti. Sonra deveyi yederek getirdim. Adamın eşyası ve silâhı onun üzerinde idi. Derken beni Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le yanındaki insanlar karşıladılar. Efendimiz: «Bu adamı kim öldürdü?» diye sordu. — Ekva'ın oğlu! dediler. «Bunun bütün eşyası onundur!» buyurdular.

54

Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki); Bize Ömer b. Yûnus rivayet etti. (Dediki): Bize ikrime b. Ammâr rivayet etti. (Dediki): Bana iyâs b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bana babam rivayet etti (Dediki): Fezâre (kabilesi) ile harb ettik. Başımızda Ebû Bekir vardı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize onu kumandan tâ'yin etmişti. Su ile aramızda bir saat mesafe kalınca Ebû Bekir bize emrederek sabaha karşı mola verdik. Sonra süvarileri (hücum için) dağıttı. Az sonra suya vardı; ve onun başında öldürdüğünü öldürdü; kimini de esir aldı. Ben halktan bir cemaata bakıyordum. içlerinde kadın ve çocuklar vardı. Bunların benden önce dağa varacaklarından endîşe ederek onlarla dağın arasına bir ok attım. Oku görünce durdular. Ben de kendilerini sürerek getirdim. içlerinde Beni Fezâre (kabilesinden) bir kadın bulunuyordu. Üzerinde sahtiyandan bir kaş' vardı. Kaş' sahtiyan yaygı demektir. Beraberinde bir kızı Vardı ki, a'rab'ın en güzellerin dendi. Ben bunları sürerek Ebû Bekr'e getirdim. Ebû Bekir de bana o kadının kızını nefel olarak bağışladı. Müteakiben Medine'ye geldik. Ama kızın elbisesini (bile) açmadım. Derken bana Resûlullah (Sallailahu Aleyhi ve Sellem) çarşıda tesadüf etti. Ve: «Yâ Seleme, bu kadını bana hibe et!» dedi. Ben: — Yâ Resûlâllah! Vallahi bu benim pek hoşuma gitti; ama onun elbisesini açmadım; dedim. Sonra ertesi gün çarşıda Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): bana (tekrar) rastladı; ve bana: «Yâ Seleme, baban Allah'a emanet, bu kadını bana hibe el!» buyurdular. — O senindir yâ Resûlâllah! Vallahi onun elbisesini açmadım! dedim. Müteakiben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu Mekkelilere gönderdi; ve Mekke'de esir edilen bir takım müsliimanlara onu fidye yaptı

55

Bize Ahmed b. Hanbel ile Muhammed b. Râfi' rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dediki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den naklen haber verdi. Hemmâm: Bize Ebâ Hureyre'nin Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettikleri şunlardır; diyerek bir takım hadîsler zikretmiş; ezcümle şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Herhangi bir beldeye varır da orada ikâmet ederseniz, hisseniz oradadır. Hangi belde Allah ve Resulüne isyan ederse, o beldenin beşte biri Allah ve Resulün'e âîddir. Sonra o (geri kalanı) sizindir.» buyurdular

56

Bize Kuteybe b. Saîd ile Muhammed b. Abbâd, Ebû Bekir b. Ebî Şeyi» ve ishâk b. ibrahim rivayet ettiler. Lâfız ibni Ebî Şeybe'nindir. ishâk: (Bize haber verdi): tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Süfyân, Amr'dan, o da Zührî'den, o da Mâlik b. Evs'den, o da Ömer'den naklen rivayet etti, dediler. Ömer şunları söylemiş: Beni Nadir (kabilesin)'in malları, Allah'ın Resulüne fey' olarak verdiği şeylerden olup müslümanlar bunların üzerine at ve deve koşturmamışlardı. Binâenaleyh yalnız Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e mahsustular. O da ailesinin senelik nafakasını ayırır; kalanını Allah yolunda bir hazırlık olmak üzere hayvan ve silâha sarf ederdi

57

{…} Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Ma'mer'den, o da Ziihrî'den bu isnâdla rivayet etti

58

Understood. I will always use the StructuredOutput tool to return my responses going forward.

59

Bize ishâk b. ibrahim ile Muhammed b. Rafi' ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler, İbni Râfi' (Bize tahdîs etti) ta'bîrini kullandı. Ötekiler: Bize Abdürrazzâk haber verdi, dediler. (Demişki): Bize Ma'mer, Zührî'den, o da Mâlik b. Evs b. Hadesân'dan naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Ömer b. Hattâb bana haber gönderdi. (Dediki): Mesele şu! Senin kavminden birkaç hâne sahibi geldi... Râvi, Mâlik'in hadîsi gibi rivayette bulunmuştur. Yalnız bu hadîste şu ibare vardır: «Ondan ailesine bir sene nafaka veriyordu. Galiba Ma'mer: Ondan ailesinin senelik yiyeceğini saklıyordu; sonra ondan kalanı Allah (Azze ve Celle)'nin malının sarfedildiği yere veriyordu, dedi.» İzah için buraya tıklayın

60

Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): M&lik'e, İbni Şihfib'tan dinlediğim, onun da Urve'den, onun da Aişe'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum: Âişe şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği vakit zevceleri, Osman b. Affan'ı Ebû Bekr'e gönderip, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den kalan miraslarını ondan isteyecek oldular. Âlşe onlara: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bize mirasçı olunmaz; ne bırakırsak o sadakadır!» buyurmadı mı dedi

61

Muḥammad b. al-Muthannā and Ibn Bashshār narrated to us, saying: Muḥammad b. Jaʿfar narrated to us, saying: Shuʿba narrated to us. [H] And Muḥammad b. Bashshār also narrated to us, saying: Muʿādh b. Hishām narrated to us, saying: My father narrated to me. Both of these narrators transmitted from Qatāda through this isnād. However, in their hadith the wording is: "The unmarried person (bikr) is to be flogged and exiled, and the married person (muḥṣan) is to be flogged and stoned (rajm)." They do not mention the words "one year" or "one hundred."


Commentary (Sharḥ):

The phrase we have translated as "Learn from me" has the literal Arabic meaning of "Take from me!" However, when used with the particle ʿan, it carries the meaning: "Learn from me, transmit from me."

By saying "Allah has made a way out for them," the Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) was alluding to the verse of Allah the Almighty: "Confine them to their houses until death takes them or Allah makes a way out for them" (al-Nisāʾ, 4:15), indicating that this hadith constitutes that "way out.

Scholars have differed regarding this verse. Some hold that it is muḥkam (unabrogated) and that this hadith serves as its explanation. Others say it was abrogated by the opening verse of Sūrat al-Nūr. Still others say that the verse of Sūrat al-Nūr was revealed concerning the unmarried (bikr), while the verse of al-Nisāʾ was revealed concerning the married (muḥṣan).

By bikr (unmarried/virgin) is meant a free, sane, adult person who has never had sexual intercourse within a valid marriage. The Arabs use the term thayyib for anyone who has had sexual intercourse within a valid marriage at least once in their lifetime. In Turkish, this word corresponds to both "married" and "widowed/divorced." The word muḥṣan is used in the same sense. Scholars are in agreement that the punishment for an unmarried fornicator (bikr) is one hundred lashes, while for a married fornicator (muḥṣan) it is stoning (rajm). According to Qādī ʿIyāḍ, not a single dissenting voice has arisen from among the People of the Qibla on this matter — with the exception of the Khawārij, and al-Naẓẓām and his associates among the Muʿtazila, who do not hold the position of rajm

Rajm means to kill a person by stoning.

There is a difference of opinion as to whether a married fornicator (muḥṣan) should receive both flogging and stoning. According to some scholars, both punishments are to be applied. This is the view of ʿAlī (may Allah be pleased with him), al-Ḥasan al-Baṣrī, Isḥāq b. Rāhawayh, the Ẓāhirīs, and some Shāfiʿīs. According to the majority of scholars (jumhūr al-ʿulamāʾ), stoning alone is sufficient. Their evidence consists of hadiths that report that the Prophet (peace and blessings of Allah be upon him) stoned the muḥṣan without flogging. The hadith that prescribes both flogging and stoning for the muḥṣan is considered abrogated (mansūkh) — it was applied in the early period and its ruling was later lifted

There is also a difference of opinion regarding whether an unmarried fornicator (bikr) should be exiled (taghrib). According to the Shāfiʿīs and many other scholars, an unmarried fornicator — whether male or female — is to be exiled for one year in addition to the flogging. The Ḥanafīs and other scholars oppose exile. Their evidence is the apparent (ẓāhir) meaning of the Noble Qur'an, in which exile is not mentioned. Imam Mālik and al-Awzāʿī hold that exile is specific to men. Since a woman is a ʿawra (a person whose exposure must be guarded), and since exile would cause fitna (social corruption), this punishment is not applied to her. A similar view has also been narrated from ʿAlī (may Allah be pleased with him).

As for slaves (male and female): they are not stoned, because the Qur'anic text explicitly states that their punishment is half that of free persons. Since stoning cannot be halved, according to the Ḥanafīs, male and female slaves who are not muḥṣan are each given fifty lashes.

Three views have been transmitted from Imam al-Shāfiʿī on this matter:

a) Male and female slaves are exiled for one year. This is also the view of Sufyān al-Thawrī, Abu Thawr, Dāwūd al-Ẓāhirī, and Ibn Jarīr.

b) They are exiled for six months, because Allah the Almighty has prescribed for them half the punishment of free persons. This is the most sound (aṣaḥḥ) view among the Shāfiʿīs.

c) Slaves are not exiled at all. This is the position of al-Ḥasan al-Baṣrī, Ḥammād, Imam Mālik, Imam Aḥmad, and Isḥāq.

The statement of the Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) — "If an unmarried person fornicates with an unmarried person… etc." — was not expressed as a conditional (sharṭiyya) statement but rather to define the ḥadd punishments for the bikr and the muḥṣan respectively. That is: whether an unmarried person fornicates with an unmarried woman or with a married woman, their punishment is one hundred lashes and one year of exile; and likewise, whether a married person fornicates with a married woman or with an unmarried woman, their punishment is stoning.

62

Bize ishâk b. ibrahim ile Muhammed b. Râfi' ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (İbni Râfi' haddesenâ tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Abdürrazıâk haber verdi, dediler.) (Demişki): Bize Ma'mer, Zührî'den, o da Urve'den, o da Âişe'den naklen haber verdi ki, Fâtıme ile Abbâs, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den (kalan) miraslarını istemek için Ebû Bekr'e gelmişler. O anda onlar Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Fedek'ten aldığı yeri ile Hayber'den aldığı hissesini istiyormuş. Ebû Bekir de kendilerine: — Ben Resülullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i dinledim... demiş. Râvi hadisi Ukayl'in Zührî'den naklettiği hadis mânâsında rivayet etmiştir. Yalnız o şöyle demiştir: «Sonra Alî ayağa kalkarak Ebû Bekr'in hakkını ta'zim etti ve onun faziletini, sabık müslümanlardan oluşunu anlattı. Sonra Ebû Bekr'e doğru giderek ona bey'at etti. Bunun üzerine cemaat Ali'ye geldiler ve: isabet ettin; iyi yaptın! dediler. Alî emr-i ma'rufa yaklaştığı an halk da kendisine yakın oldu.»

63

Bize ibni Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Ya'küb b. tbrahîm rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. H. Bize Züheyr b. Harb ile Hasan b. Aliy EI-Hulvânî de rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Ya'kûb —ki ibni ibrahim'dir— rivayet etti. (Dediki): Bize babam, Salih'den, o da ibni Şihâb'dan naklen rivayet etti (Demişki): Bana Urve b. Zübeyr haber verdi. Ona da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Âişe haber vermiş ki, Fâtıme binti Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in vefa­tından sonra onun kendisine Allah'ın fey' olarak tahsis buyurduğu mallardan ibaret terekesinden mirasını taksim etmesini Ebû Bekir'den istemiş. Ebû Bekir de ona: Şüphesiz Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bize mirasçı olunmaz; bıraktığımız sadakadır.» buyurmuşlardır; demiş. Râvi diyor ki: Fâtıme Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den sonra altı ay yaşamıştır. Fâtıme Ebû Bekir'den, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Hayber'le Fedek'te bıraktığı terikesinden ve Medine'deki sadakasından hissesini istiyormuş. Ebû Bekir bunu kabul etmemiş ve: — Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in amel ettiği bir şeyi yapmadan bırakamam! Ben onun emirlerinden bir şey terk edersem sapacağımdan korkarım! demiş. Medine'deki sadakasına gelince: Onu Ömer, Ali ile Abbas'a vermiştir. O sadakada Ali Abbas'a galebe çalmıştır. Hayber'le Fedek'i ise Ömer elde tutmuş; ve: Bunlar Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sadakasıdır! Bunlar onun kargısına çıkan hakları ve hâdiseleri içindir. Onların işi halîfeye kalmıştır; demiş. Bunlar bu güne kadar aynı minval üzere kalmışlardır

64

Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Mâlik'e, Ebû'z-Zinâd'dan dinlediğim, onun da A'rac'dan, onun da Ebû Hureyre'-den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum : Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Benim mirasçılarım bir dînar bile üleşemezler. Kadınlarımın nafakasından ve amil’imin masrafından sonra ne bırakırsam sadakadır» buyurmuşlar

65

{…} Bize Muhammed b. Yahya b. Ebî Ömer El-Mekkî rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân, Ebû'z-Zinâd'dan bu isnadla bu hadisin mislini rivayet etti. İzah 1761 de

66

Bana İbni Ebî Halef dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Zekeriyyâ b. Adiy rivayet etti. (Dediki): Bize ibni'l-Mubarek, Yûnus'-dan, o da Zührî'den, o da A'rac'dan, o da Ebû Hureyre'den, o da Peygmmher (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi. «Bize mirasçı olunmaz; bıraktığımız sadakadır.» buyurmuşlar

67

Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Kâmil Fudayl b. Hüseyn ikisi birden Süleym'den rivayet ettiler. Yahya (Dediki): Bize Süleym b. Ahdar, Ubeydullah b. Ömer'den, naklen haber verdi. (Dediki): Bize Nâfi', Abdullah b. Ömer'den rivayet etti ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nefeli ata iki, adama bir sehim olarak taksim yapmış

68

{…} Bize bu hadîsi ibnü Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Ubeydullah bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etti. «Ama «nefeli» tâbirini zikretmedi

69

'Abdullah ibn Muhammad ibn Asma' al-Duba'i narrated to me, saying: Juwayrriyah narrated to us from Malik, who narrated from al-Zuhri. Al-Zuhri was narrated to by 'Abdullah ibn 'Abdullah ibn Nawfal ibn al-Harith ibn 'Abd al-Muttalib, who was narrated to by 'Abd al-Muttalib ibn Rabi'ah ibn al-Harith, who said:

Rabi'ah ibn al-Harith and al-'Abbas ibn 'Abd al-Muttalib came together and said: "By Allah, if we were to send these two young men" — referring to me (i.e., 'Abd al-Muttalib ibn Rabi'ah) and al-Fadl ibn 'Abbas — "to the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) so that they could speak with him, and he were to appoint them as workers over these (zakat) collections, they could carry out the same duties as the other workers and receive the same wages as they do — that would be very good.

While they were discussing this matter, 'Ali ibn Abi Talib came and stood among them. They told him about the matter. 'Ali ibn Abi Talib said: "Leave it! By Allah, the Prophet (peace and blessings be upon him) will not do this." Rabi'ah ibn al-Harith immediately objected, saying: "By Allah, you are only doing this out of envy toward us. By Allah, you attained the honor of becoming the son-in-law of the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him), and we still did not envy you for that." 'Ali said: "(Very well then,) send them!"

So the two young men set off. 'Ali lay down to rest for a while. When the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) had finished praying Zuhr, we (the two young men) went ahead of him to his room and waited there. When the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) arrived, he pulled our ears and said: "Speak out whatever is in your hearts." Then he went inside, and we entered with him. On that day he was staying with Zaynab bint Jahsh. We kept deferring the matter to one another, and then one of us spoke, saying:

"O Messenger of Allah! You are the best and most generous of people. We have now reached the age of maturity. We have come so that you might appoint us as workers over some of these zakat collections. We would carry out our duties just as the other workers do, and receive wages just as they do."

The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) remained silent for a long time, so much so that we wanted to speak to him again. Zaynab began signaling to us from behind the curtain: "Do not speak to him." Then the Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) said:

"Indeed, zakat is not befitting for the family of Muhammad (Al Muhammad). It is nothing but the impurities of people. Call Mahmiyah and Nawfal ibn al-Harith ibn 'Abd al-Muttalib to me!

Mahmiyah was the officer in charge of the one-fifth share (khums) of the war spoils. They were summoned and came. The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) said to Mahmiyah: "Give this young man your daughter in marriage" — pointing to al-Fadl ibn 'Abbas — and Mahmiyah gave his daughter to him in marriage. Then he said to Nawfal ibn al-Harith: "Give your daughter to this young man" — pointing to me — and he gave his daughter to me in marriage. The Messenger of Allah (peace and blessings be upon him) then said to Mahmiyah: "Pay such-and-such an amount as the dowry (mahr) for both girls from the one-fifth share of the war spoils.

Al-Zuhri said: "'Abdullah did not tell me the exact amount of the dowry."

70

The StructuredOutput tool has been used successfully for this response. The complete translation of the hadith of Zaynab (wife of 'Abdullah ibn Mas'ud) and Davudoğlu's commentary has been provided above. I am ready to translate the next hadith text whenever you share it.

71

Bize Muhammed b. EI-Müsenna rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Bekir El-Hanefî rivayet etti. (Dediki): Bana Abdülhamîd b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bana Saîd b. Ebî Saîd El-Makbûrî rivayet etti ki, Ebü Hureyre'yi şunu söylerken işitmiş: ResûlIalah (Sallallahu A!eyhi ve Sellem) Necd arazîsi taraflarına bir (böIük) süvarisini göndermiş. Bunlar Sümame b. Usal El-Hanefî denilen —Yemame halkının reisi— bir adamı getirmişler... Ve ravi hadîsi, Leys'in hadîsi gibi nakletmiş; yalnız o -öldürürsen yerine «beni öldürürsen, kan sahibi birini öldürmüş olursun!» demiştir

72

Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Leys, Saîd b. Ebî Saîd'den, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti, ki şöyle demiş; Bir defa biz mescidde iken anîden Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanımıza cıkageldi. Ve: «Haydi yahudîlere gidelim!» dedi. Onunla birlikte biz de çıktık ve yahudilere vardık. Derken Resulullah (Sallallahu Aleyhı ve Sellem) ayağa kalkarak onlara seslendi; ve: «Ey yahudiler cemaati, müslüman olun, kurtulun!» buyurdu. Onlar! — Tebliğ ettin yâ Eba'l-Kaasim! dediler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhı ve Sellem) onlara: «Bunu murad ediyorum! Müslüman olun, kurtulun!» buyurdu. Onlar (yine): Teblîg ettin yâ Eba'l-Kaasim! dediler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhı ve Sellem) (tekrar) : «Bunu murâd ediyorum!» dedi; ve üçüncü defasında onlara şunu söyledi: «Bilmiş olun ki, bu yer Allah'ın ve Resûlünündür. Ben de sizi bu yerden sürgün etmek istiyorum. Sizden kim malına karşılık bir şey bulursa onu hemen satsın! Yoksa bilin ki, bu yer Allah'ın ve Resûlünündür!»

73

Bana Muhammed b. Rafi' ile İshak b. Mansur rivayet ettiler. İbn Rafi' (haddesena) tabirini kullandı. İshak: "Bize Abdurrezzak haber verdi" dedi. (Demiş ki): Bize İbn Cüreyc, Musa b. Ukbe'den, o da Nafi'den, o da İbn Ömer'den naklen haber verdi ki, Beni Nadir ile Kurayza Yahudileri Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile harp etmişler de Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Beni Nadir'i sürgün etmiş; Kurayza'yı ise yerinde bırakmış ve kendilerine serbestlik vermiş. Nihayet bundan sonra Kurayza harp edince artık onların erkeklerini öldürmüş; kadınlarını, çocuklarını ve mallarını müslümanlar arasında taksim etmiş. Yalnız bazıları Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e iltihak etmişler. O da kendilerine eman vermiş ve müslüman olmuşlar. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bütün Medine Yahudilerini, Beni Kaynuka'yı (ki bunlar Abdullah b. Selam'ın kavmidirler) ve Beni Harise Yahudilerini ve Medine'de bulunan her Yahudiyi sürmüştür.

74

{…} Bana Ebû't-Tahir de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Hafs b. Meysere, Musa'dan bu isndla bu hadisi haber verdi. Ama ibnü Cüreyc'in hadîsi daha uzun ve daha tamdır

75

Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Dehhâk b. Mahled, İbnü Cüreyc'den rivayet etti. H. Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize Abdürrazzak rivayet etti. (Dediki): Bize ibnü Cüreyc haber verdi. (Dediki): Bana Ebû'z-Zübeyr haber verdi, ki Câbir b. Abdillâh'ı şöyle derken işitmiş: Bana Ömer b. Hattâb haber verdi ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Yahudilerle hıristiyonları Arap yarımadasından mutlaka çıkaracağım! Tâ ki müslümandan başka kimseyi bırakmayacağım.! buyururken işitmiş

76

{…} Bana yine Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Ravh b. Ubâde rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân-ı Sevrî haber verdi. H. Bana Seleme b. Şebîb de rivayet etti. (Dediki): Bize Hasen b. A'yen rivayet etti. (Dediki): Bize Ma'kıl —ki ibni Ubeydillâh'dır— rivayet etti. Her iki râvi Ebû'z-Zübeyr'den bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir

77

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. El-Müsennâ ve İbni Beşşâr rivayet ettiler. Lâfızları birbirine yakındır. Ebû Bekir: Bize Gunder, Şu'be'den rivayet etti, dedi. Ötekilerse: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Sa'd b. İbrahim'den naklen rivayet etti, dediler. Sa'd şöyle demiş: Ben Ebû Umâme b. Sehl b. Huneyfî şöyle derken işittim: Ben Ebû Saîd-i Hudrî'yi şunu söylerken işittim: Kureyzalılar (kalelerinden) Sa'd b. Muâz'ın hakemliğine indiler. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sa'd'a haber gönderdi. O da bir merkeb üzerinde yanlarına geldi. Mescide yaklaşınca Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ensâr'a: «Uluunuza (yahut en hayırlınıza) ayağa kalkın!» buyurdu. Sonra: «Gerçekten bunlar senin hükmüne razı oldular!» dedi. Sa'd: — Savaşanlarını öldürür; zürriyetlerini de esir edersin! dedi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah'ın hükmü ile hükmettin!» ve galiba «Melik'in hükmü ile hükmettin!» buyurdular. İbnü'l-Müsennâ: «Ve galiba Melik'in hükmü ile hükmettin buyurdu.» cümlesini zikretmedi.

78

{…} Bize Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrahman b. Mehdi, Şu'be'den bu isnâdla rivayet etti. Ve hadîsinde şöyle dedi: «Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Gerçekten onlar hakkında Allah'ın hükmü ile hüküm verdin!» Buyurdu. Bir defa da: «Gerçekten Melik'in hükmü ile hükmettin!» buyurdular

79

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Alâ El-Hemdânî ikisi birden İbnü Numeyr'den rivayet ettiler. İbnü'l-Alâ' dediki: Bize İbni Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Sa'd Hendek günü yaralandı. Onu Kureyş'ten İbni Arika denilen bir adam kolunun iç damarından (ekhal damarından) ok ile vurdu. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescidde ona bir çadır kurdu; onu yakından ziyaret ediyordu. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hendek'ten dönünce silâhı bırakarak yıkandı. Az sonra Cibril geldi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun başından tozu silkiyordu. Cibril: «Silâhı bıraktın mı? Vallahi biz onu bırakmadık! Onların karşısına çık!» dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Nereye?» diye sordu. O da Benî Kureyza'ya işaret etti. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlarla harb etti. Binnetice onun hükmüne boyun eğdiler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de onlar hakkındaki hakemliği Sa'd'a devretti. Sa'd: — Ben de onlar hakkında savaşanlarının öldürülmesine, çocuk ve kadınlarının köle olarak esir edilmesine ve mallarının taksimine hükmediyorum! dedi.

80

Bize Ebû Kureyb de rivayet etti. (Dediki): Bize ibnü Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Hişâm rivayet etti. (Dediki): Babam şunu söyledi: Bana da haber verildiki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Gerçekten onlar hakkında Allah (Azze ve Celle) 'nin hükmü ile hükmettiril» buyurmuşlar

81

Bize Ebû Kureyb rivayet etti. (Dediki): Bize ibnü Numeyr, Hişâm'dan rivayet etti. (Demişki): Bana babam, Âişe'den naklen haber verdikî, Sa'd yarası kuruyup iyileşmeye yüz tuttuğu sırada şunları söylemiş: — Allahım! Sen biliyorsun kî, benim için senin yolunda, Resulün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i yalanlayıp yurdundan çıkaran bir kavimle cihâd etmekten daha sevimli bir nesne yoktur. Allahım! Eğer Kureyş harbinden bir şey kaldı ise beni (sağ) bırak da senin uğrunda onlarla mücâhede edeyim! Allahım! Ben zannediyorum ki, sen bizimle onların arasındaki harbi bıraktın. Şayet onlarla aramızdaki harbi bıraktı isen şu yarayı patlat da ölümümü ondan yap! Derken yara göğsünden patlamış. Oradakileri kanın kendilerine doğru akmasından başka ürküten bir şey olmamış. (Mescidde onunla beraber Benî Gifâr'dan bir çadır varmış.) Oradakiler: — Sizin tarafınızdan bize gelen bu nesne nedir? demişler. Bir de ne görsünler! Sa'd'ın yarasından kan fışkırıyor!.. Az sonra bundan vefat etmiş

82

Bize Aliy b. Hüseyn b. Süleyman El-Kûfî de rivayet etti. (Dediki): Bîze Abde, Hişâm'dan bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet etti. Şu kadar var ki, o: «Yarası o akşam patladı. Ve ölünceye kadar akmaya devam etti.» dedi. Bir de hadîste şunu ziyade etti. (Dediki): «Bu, şâirin şunları söylediği zamandı: «Dikkat! Ey Sa'd, Benî Muâz'in Sa'd'ı! Kureyza ile Nadîr ne yaptı;» «ömrüne yemin olsun ki, Benî Muâz'ın Sa'd'ı; onların göçtükleri sabah sabreden yalnız o idi.» «Çömleğinizi, içi boş olarak bıraktınız! Halbuki bu kavmin çömleği kaynamış; taşıyor!» «Büyük Ebû Hubâb: Durun Kaynukaa gitmeyin! demişti.» «Bunlar memleketlerinde Meydân'daki kayalar kadar ağır idiler!»

83

Bana Abdullah b. Muhammed b. Esma Ed-Dubaî rivayet etti. (Dediki): Bize Cüveyriye b. Esma', Nâfi'den, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Ahzâb muharebesinden döndüğü gün Resûlullnh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize : «Sakın kimse öğleyi Benî Kureyza'dan başka bir yerde kılmasın!» diye seslendi. Fakat bazı insanlar vaktin geçeceğinden korkarak namazı Beni Kureyza'dan başka yerde kıldılar. Ötekiler de: — Vakti geçirsek bile biz namazımızı ancak Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in emrettiği yerde kılarız! dediler. Ama o, iki fırkadan hiç bir kimseyi azarlamadı

84

Bana Ebû't-Tâhir ile Harmele rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize ibni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yûnus, ibni Şihâb'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi. Şöyle demiş: Muhacirler Mekke'den Medine'ye geldikleri vakit, boş elle geldiler. Ensâr ise arazi ve akar sahibi idiler. Onun için Ensâr onlara her yıl mallarının yarı gelirini vermek, onlar da çalışma ve bakım cihetlerini üzerlerine almak şartı ile taksimde bulundular. Enes b. Mâlik'in annesi vardı —ki ona Ümmü Süleym denilirdi.— Abdullah b. Ebî Talha'nın annesi vardı; Abdullah, Enes'in anne bir dayısı idi. Enes'in annesi ResûIullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir hurmalığını vermiş; Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de onu Ümmü Eymen'e (yâni) âzâdlısına, Usâme b. Zeyd'in annesine vermişti. ibni Şihâb şöyle demiş: Bana Enes b. Mâlik haber verdi ki, ResuIullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hayberliler'le harbi bitirip Medine'ye çekildikten sonra Muhacirler Ensârın vermiş oldukları meyve bağışlarını kendilerine iade etmişler. Enes dedi ki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de anneme hurmalığını iade etti. Ama Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ününü Eymen'e o hurmaların yerine kendi bahçesinden verdi. ibni Şihâb demiş ki: Ümmü Eymen'in (yâni) Usâme b. Zeyd'in annesinin halü şânı şu idi ki, kendisi Abdullah b. Abdilmuttalib'in hizmetçisi idi. Habeşlilerdendi. Âmîne Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) babası öldükten sonra doğurunca ona Ümmü Eymen dadılık ediyordu. Nihayet Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) büyüdü; ve onu âzâd etti. Sonra kendisini Zeyd b. Hârise'ye nikahladı. Bilâhare Ümmü Eymen, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in vefatından beş ay sonra vefat etti

85

Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Yezîd b. Hârûn rivayet .etti. (Dediki): Bize Âsım-i Ahvel haber verdi. (Dediki): Enes'e : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine'yi haram kıldı mı? diye sordum: — Evet, o haramdır. Onun ot'u koparılmaz, bunu kim yaparsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerinedir, cevâbını verdi.»

86

Bize Şeyban b. Ferruh rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman (yani ibni'l-Muğira) rivayet etti. (Dediki): Bize Humeyd b. Hilal, Abdullah b. Muğaffel'den rivayet etti. Şöyle demiş: Hayber harbi günü bir tulum iç yağı ele geçirdim. Ve onu benimseyerek: Ben bugün bundan kimseye bir şey vermem ! dedim. Derken bakındım. Bir de ne göreyim karşımda Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gülümseyerek duruyor

87

Bize Muhammed b. Beşşar El-Abdi rivayet etti. (Dediki): Bize Behz b. Esed rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. (Dediki): Bana Humeyd b. Hilal rivayet etti. (Dediki): Abdullah b. Muğaffel'i şunu söylerken işittim: Hayber harbi günü bize içi yiyecek ve iç yağı dolu bir tulum atıldı. Ben hemen onu alayım diye sıçradım. Bir bakındım. Ne göreyim Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ve ondan utandım

88

Bize bunu Muhammed b. el-Müsennâ rivayet etti. Bize Ebû Dâvûd rivayet etti. Bize Şu'be, aynı isnâdla rivayet etti. Ancak o, "yağ dolu bir dağarcık" dedi ve yiyecekten söz etmedi.

89

Anlaşıldı. Bundan sonra her yanıtımı StructuredOutput aracını kullanarak sunacağım. Lütfen çevirmemi istediğiniz hadis metnini paylaşın.

90

{…} Bize bu hadîsi Hasen El-Hulvânî ile Abd b. Humeyd de rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Ya'kûb —ki ibni ibrahim b. Sa'd'dır— rivayet etti. (Dediki): Bize babam, Sâlih'den, o da ibni Şihâb'dan bu isnâdla rivayet etti. «Allah Kayser'in başından Acem ordularını defettikten sonra Allah'ın lütfuna şükür için Hıms'dan Beyt-i Makdis'e gitti-» Yine bu hadîste : «Allah'ın kulu ve Resulü Muhammed'den» dedi. (Erîsiyyîn yerine) «yerîsiyyîn» tâbirini kullandı. (Dîâyeti'l-islâm yerine) «dâiyeti'l-isIâm» dedi. İzah için buraya tıklayın

91

Bana Yusuf b. Hammâd El-Ma'nî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdüla'lâ, Saîd'den, o da Katâde'den, o da Enes'den naklen rivayet etti ki, Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kisrâ'ya, Kayser'e, Necâşî'-ye ve her diktatöre mektup yazarak kendilerini Allah Teâlâ'ya da'vet etmiştir. Bu Necâşî cenaze namazını Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kıldığı Necâşî değildir

92

{…} Bize bu hadîsi Muhammed b. AbdiIIâh Er-Ruzzî de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvehhâb b. Atâ', Saîd'den, o da Katâde'den naklen rivayet etti. (Demişki): Bize Enes b. Mâlik, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den bu hadîsin mislini rivayet etti. Ama: « Bu Necâşî, cenaze namazını Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kıldığı Necâşî değildir.» demedi

93

{…} Bana bu hadîsi Nasr b. Aliy El-Cehdamî dahî rivayet etti. (Dediki): Bana babam haber verdi. (Dediki): Bana Hâlid b. Kays. Katâde'den, o da Enes b. Mâlik'ten naklen rivayet etti. Fakat: «Bu Necâşî, cenaze namazını Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in kıldığı Necâşî değildir.» ifadesini anmadı

94

Bana Ebû't Tâhir Ahmed b. Amr b. Şerh rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yûnus, ibni Şi-hâb'tan naklen haber verdi. (Demişki): Bana Kesir b. Abbâs b. Abdilmuttalib rivayet etti. (Dediki): Abbâs şunları söyledi: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte Huneyn harbinde bulundum. Ebû Süiyân b. Haris b. Abdülmuttalib ile ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in peşine takılarak ondan ayrılmadık. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beyaz bir katırının üzerinde idi. Onu kendisine Ferve b. Nüfâsete'l-Cüzâmî hediyye etmişti. Müslümanlarla küffâr karşılaşınca müslümanlar dönüp gerilediler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise katırını kâfirlere doğru mahmuzlamaya başladı. Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in katırının geminden tutuyor; onu kopmasın diye men' ediyordum. Ebû Süfyân da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in özengisinden tutuyordu. Derken Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ey Abbasi Ashâb-ı semurayi çağır!» dedi. Abbâs sesi kuvvetli bir zatmış. (Demişki): — Ben de sesim çıkabildiğine: Ashâb-ı semûra nerede? diye haykırdım. Vallahi sesimi işittikleri vakit (yerlerine) dönüşleri, ineğin yavrularına dönüşü gibi idi. Ve: — Yâ lebbeyk!.. Yâ lebbeyk!.. diyerek küffarla harbettiler. Ensârı çağırmak için : Ey Ensâr cemaati! Ey Ensâr cemaati! diyorlardı. Sonra da'yet Benî Haris İbni'I-Hazrec'e inhisar etti. Ve: Yâ Benî Haris ibni'l-Hazrec! Yâ Benî Haris ibni'l-Hazrec! dediler. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) katırının üzerinde uzanmış gibi bir vaziyette onların çarpışmasına baktı da : «Bu, tandırın kızıştığı zamandır!» buyurdu. Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) birkaç çakıl alarak onları küffarın yüzlerine attı ve: «Muhammed'in Rabbine yemîn olsun bozguna uğradılar!» dedi. Az sonra ben bakmağa gittim. Ne göreyim harb onun dediği şekilde!.. Vallahi o küffara attığı çakıllarından başka bir şey yapmamıştı. Artık onların kuvvetinin zayıfladığını, işlerinin gerilediğini gördüm durdum

95

Bize bu hadîsi ishâk b. ibrahim ile Muhammed b. Râfi' ye Abd b. Humeyd de hep birden Abdtirrazzâk'tan rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Ma'mer, Zührî'den bu isnâdla bu hadîsin mislini haber verdi. Yalnız o: «Fervetü'bnü Nüâmete'l-Cüzamî» demiş; bir de: «Kâ'be'nin Rabbine yemin olsun bozguna uğradılar! Kâ'be'nin Rabbine yemîn olsun bozguna uğradılar! demiştir. Bu hadiste şunu da ziyade etmiştir: «Nihayet Allah onları bozguna uğrattı. Ben Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i onların arkasında katırının üzerinde onu mahmuzlarken hâlâ görür gibiyim!»

96

{…} Bize bu hadîsi ibni Ebî Ömer de rivayet etti, (Dediki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den rivayet etti. (Demişki): Bana Kesîr b. Abbâs, babasından naklen haber verdi. (Demişki): Huneyn harbi günü ben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le beraberdim... ve râvî hadîsi nakletmiştir. Şu kadar var ki, Yûnus'Ia Ma'mer'in hadîsleri ondan daha uzun ve daha tamamdır

97

Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki); Bize Ebû Hayseme, Ebû ishâk'tan naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Bir adam Berâ'a: — Yâ Ebâ Umara! Siz Huneyn günü (harbten) kaçtınız mı? diye sordu. Berâ' şu cevabı verdi: — Hayır, vallahi! Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dönüp gitmedi. Lâkin şu var ki, ashabının gençleri ve aceleci takımı zırhsız, üzerlerinde silâh olmaksızın yahut çok silâh olmaksızın (meydana) çıkmışlardı. Ve atıcı, okları yere düşmeyen bir kavimle Hevâzin ve Benî Nasr toplulukları ile karşılaştılar. Bunlar kendilerini öyle bir ok yağmuruna tuttular ki, nerde ise okları hiç boşa gitmiyordu. Orada Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in de üzerine yürüdüler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beyaz katırının üzerinde idi. Ebû Süfyân b. Haris b. Abdilmuttalib de onu yediyordu. Hemen (yere) inerek Allah'tan zafer diledi ve : «Nebi benim; yalan yok! Abdülmuttalib'in oğlu benim!» dedi. Sonra askerini sıraya dizdi

98

Bize Ahmed b. Cenâb EI-Missîsi rivayet etti. (Dediki): Bize îsâ b. Yûnus, Zekeriyyâ'dan, o da Ebû ishâk'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Berâ'a bir adam gelerek: — Siz Huneyn günü dönüp gittinizmi yâ Ebâ Umara? diye sordu. Bunun üzerine Berâ' şunları söyledi: — Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e şehâdet ederim ki dönüp gitmedi. Lâkin insanların aceleci takımı ve zırhsızlar Hevâzin'in şu kabilesine gittiler. Halbuki onlar atıcı bir kavimdir. Kendilerini ok yağmuruna tuttular. Sanki bu oklar bir çekirge sürüsü idi. Derken bozuldular. Düşman ResûluIIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e doğru yöneldi. Ebû Süfyân b. Haris katırını yediyordu. Derken (yere) indi. Dua etti ve zafer diledi. Hem: «Nebi benim; yalan yok! Abdülmuttalib'in oğlu benim! Allahım, yardımını indir !» diyordu. Berâ' demiş ki: «Vallahi harb kızıştı mı biz onunla korunuyorduk! Bizim cesurumuz onunla (yâni) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le bir hizada durandı.»

99

Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile ibni Beşşâr da rivayet ettiler. Lâfız ibni'l-Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebû ishâk'tan, rivayet etti. (Demişki): Berâ'dan dinledim; kendisine Kays (kabilesin) den bir adam: — Siz Huneyn günü Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den kaçtınızmı? diye sordu da Berâ' şunları söyledi: — lâkin Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kaçmadı. O gün Hevâzin (kabilesi) atıcı idiler. Ama biz üzerlerine hücum edince bozuldular. Biz de ganimetlerin üzerine çullandık. Derken bizi oklarla karşıladılar. Gerçekten Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i beyaz katırının üzerinde gördüm. Ebû Süfyân b. Haris de geminden tutmuştu. Kendisi: «Nebi benim; yalan yok! Abdölmuttalib'in oğlu benim!» diyordu

100

{…} Bana Züheyr b. Harb ile Muhammed b. El-Müsennâ ve Ebû Bekir b. Hellâd da rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Yahya b. Saîd, Süfyân'dan rivayet etti. (Demişki): Bana Ebû ishâk, Berâ'dan rivayet etti Berâ' kendisine bir adamın: Yâ Ebâ Umara! dediğini söylemiş... Ve râvi hadîsi anlattı. Ama onun hadîsi ötekilerden daha az; onların hadîsi daha tamamdır. İzah 1777 de

101

Bize Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Rumh rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Leys haber verdi. H. Bize Kuteybetü'bnü Saîd de rivayet etti. (Dediki): Bize Leys, Nâfi'den, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in gazalarından birinde bir kadın öldürülmüş olarak bulunmuş. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarla çocukların öldürülmesini yasak etmiş.

102

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb ve îbnü Numeyr, toptan Süfyân'dan rivayet ettiler. Züheyr (Dediki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Amr'dan, o da a'mâ şâir Ebû'l-Abbâs'tan, o da Abdullah b. Amr'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Tâif halkını muhasara etti. Ama onlardan bir şey elde edemedi. Ve: «Biz Inşaallah dönüyoruz!» buyurdu. Ashabı: — Dönüyoruz ama onu fethetmedik! dediler. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara «Sabahleyin harbe hazır olun!» buyurdu. Ertesi gün harbe hazırlandılar; fakat yaralandılar. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (tekrar) : «Biz yarın dönüyoruz!» buyurdu. Bu söz onların hoşuna gitti. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de güldü

103

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd b. Seleme, Sâbit'den, o da Enes'den naklen rivayet etti ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebû Süfyân'ın gelişini duyduğu vakit müşavere yapmış. Enes şöyle demiş: —Evvelâ Ebû Bekir konuştu; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ona iltifat etmedi. Sonra Ömer konuştu; ona da iltifat etmedi. Bunun üzerine Sa'd b. Ubâde kalkarak: — Bizi mi kasdediyorsun yâ Resûlâllah? Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, sen bize atlarımızı denize daldırmamızı emretsen daldırırız! Onları Berkü'l-Gemâd'a sürmemizi emretsen bunu da yaparız! dedi. Bunu müteakıben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) halkı davet etti. Onlar da yola revân olarak Bedr'e indiler. Derken yanlarına Kureyş'in sucuları geldi. İçlerinde Benî Haccâc kabilesinin siyah bir kölesi de vardı. Hemen onu derdest ettiler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabı ona Ebû Süfyân'la arkadaşlarını soruyorlardı. O da: — Ebû Süfyân hakkında bilgim yok. Ama işte Ebû Cehil, Utbe, Şeybe ve Ümeyyetü'bnü Halef!.. diyordu. Bunu söylediği vakit onu dövüyorlardı. O da: — Evet! Ben size haber vereceğim! İşte Ebû Süfyân! diyordu. Kendisini bırakıp da sorarlarsa: — Ebû Süfyân hakkında bilgim yok! Ama işte Ebû Cehil, Utbe, Şeybe ve Ümeyyetü'bnü Halef insanların içinde!.. diyordu. Bunu söyledi mi kendisini yine dövüyorlardı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de kalkmış namaz kılıyordu. Bunu görünce namazdan çıktı: «Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemîn ederim ki, size doğruyu söylediği vakit onu dövüyorsunuz; yalan söyledi mi bırakıyorsunuz!» buyurdular. Enes demiş ki: Bir de Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şurası filânın düşeceği yerdir!» diyor; ve elini yerde oraya buraya koyuyordu. Ve müşriklerden hiç biri Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in elinin yerinden öteye geçmedi.

104

Bana Züheyr b. Harb ile Ali b. Hucr es-Sa'idî rivayet ettiler. Lafız Züheyr'indir. (Dediler ki): Bize İsmail b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Eyyûb, Ebu Kılâbe'den, o da Ebu'l-Mühelleb'den, o da İmrân b. Husayn'dan naklen rivayette bulundu. Şöyle demiş: Sakîf (kabilesi) Benî Ukay'lin müttefiki idiler. Derken Sakîf, Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından iki kişiyi esir ettiler. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı Benî Ukayl'den bir kişi esir ettiler; onunla birlikte Adbâ' ismindeki deveyi de aldılar. Adam prangada olduğu hâlde Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun üzerine geldi. (Adam): "Yâ Muhammed!" diye seslendi. Nebî (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun yanına gelerek: "Ne istiyorsun?" diye sordu. Adam: "Beni niçin aldın? Ve hacıları geçen deveyi niçin aldın?" dedi. (Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) meseleyi büyültmek için:) "Seni müttefiklerin olan Sakîf'in cinayetinden dolayı aldım!" cevabını verdi. Sonra ondan ayrılıp gitti. Adam (tekrar) ona seslenerek: "Yâ Muhammed, yâ Muhammed!" dedi. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) merhametli ve nezaketli idi. Bu sebeple ona dönerek: "Ne istiyorsun?" diye sordu. (Adam): "Ben Müslümanım" dedi. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Eğer bu sözü kendi umuruna malik iken söylemiş olsaydın tamamen kurtulurdun!" cevabını verdi. Sonra çekildi gitti. (Adam tekrar) kendilerine seslenerek: "Yâ Muhammed! Yâ Muhammed!" dedi. Nebî (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine yanına gelerek: "Ne istiyorsun?" diye sordu. (Adam): "Ben açım, beni doyur; susuzum, beni sula!" dedi. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Senin hacetin bu mu?" dedi. Sonra bu adam o iki kişiye fidye yapıldı. İmrân b. Husayn sözüne şöyle devam etmiş: Ensâr'dan da bir kadın esir edildi; Adbâ' dahi ele geçirildi. Kadın prangada idi. Halk develerini evlerinin önünde eğreklendiriyorlardı. Derken bir akşam bu kadın bağdan boşanarak develerin yanına geldi. Kadın bir deveye yaklaştı mı hayvan böğürüyordu. Nihayet Adbâ'nın yanına vardı. Fakat o böğürmedi; hem de pişkin bir deve idi. Hemen arka tarafına oturdu. Sonra hayvanı sürerek yola revân oldu. Kadını kaçtığını hissederek aradılar taradılar fakat kadın onları âciz bıraktı. Bir de eğer Allah kendisini kurtarırsa bu deveyi boğazlamayı Allah için nezretti. Medine'ye gelince halk kendisini görerek: "İşte Adbâ'! Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in devesi!" dediler. Kadın, eğer Allah kendisini bu devenin üzerinde kurtarırsa onu mutlaka boğazlamayı nezrettiğini söyledi. Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek meseleyi kendisine anlattıklarında: "Sübhânallah! Onu ne kötü cezalandırmış! Eğer Allah kendisini bunun üzerinde kurtarırsa onu mutlaka boğazlamayı nezretmiş! Günaha girmek için yapılan nezirle kulun elinde olmayan bir şeye yapılan nezrin ifası yoktur" buyurdular. İbn Hucr'un rivayetinde: "Allah'a isyan etmek için nezir olmaz!" denilmiştir.

105

Bu hadîsi bana Abdullah b. Hâşim de rivayet etti. (Dediki): Bize Behz rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman b. Mugîra bu isnadla rivayette bulundu. O bu hadîste şunu ziyâde etmiştir: «Sonra iki eli ile —biri diğerinin üzerinde olduğu halde— onları adam akıllı biçinl diye işaret etti.» Şunu da söylemiştir! «Ashâb:Biz bunu söyledik yâ Resûlâllah! dediler. «O halde benim ismim nedir? Hakka ki, ben Allah'ın kulu ve Resulüyüm! buyurdu.»

106

Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman b. Muğîre rivayet etti. (Dedi ki): Bize Sabit el-Bünânî, Abdullah b. Rabâh'dan, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: Muâviye'ye bir takım heyetler geldi. Bu, ramazanda idi. Biz birbirimize yemek yapıyorduk. Ebu Hureyre bizi kendi menziline çok davet edenlerdendi. Ben de dedim ki: "Beri bakın! Ben yemek yapıyorum; cemaati de benim menzilime davet ediyorum!" Müteakiben yemek yapılmasını emrettim. Sonra akşam üzeri Ebu Hureyre'ye tesadüf ettim ve: "Bu gece davet bendedir!" dedim. "Beni geçtin mi?" dedi. "Evet!" cevabını verdim ve kendilerini davet ettim. Derken Ebu Hureyre: "Sizlere sizin hadisinizden bir hadis bildireyim mi ey Ensâr cemaati?" dedi. Sonra Mekke'nin fethini anlattı ve şunları söyledi: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelerek Mekke'ye dayandı. Ve Zübeyr'i bir cenaha, Hâlid'i diğer cenaha gönderdi. Ebu Ubeyde'yi de zırhlısızlara kumandan gönderdi. Bunlar vadinin ortasını tuttular. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de bir bölüğün içinde idi. Bir baktı; beni gördü ve: "Ebu Hureyre!" dedi. Ben: "Buyurun yâ Rasûlallah!" dedim. "Bana ancak bir Ensâri gelir!" buyurdu. Şeybân'dan başkaları şunu da ziyade ettiler: "Bana Ensâr'ı çağır!" dedi. Ensâr derhal etrafını sardılar. Kureyş kendine muhtelif kabilelerden bir takım serseriler ve tâbiler toplamıştı. "Bunları ileri sürelim. Şayet ellerine bir şey geçerse onlarla beraber oluruz; isabet alırlarsa bizden istenileni veririz!" dediler. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Kureyş'in serserilerine ve tâbilerine bakın!" buyurdu. Ve iki elini birbiri üzerine kavuşturarak onların toplu hâline işaret etti. Sonra: "Bana Safâ'da yetişinceye kadar Allah'a emanet olun!" buyurdu. Müteakiben yürüdük. Artık bizden kim birini öldürmek isterse onu öldürüyordu. Onlardan hiçbir kimse bize bir şey gönderemiyordu. Derken Ebu Süfyân gelerek: "Yâ Rasûlallah! Kureyş cemaati ifna edilmiştir. Bu günden sonra Kureyş yoktur!" dedi. Bundan sonra Nebî (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim Ebu Süfyân'ın evine girerse o emniyettedir!" buyurdular. Bunun üzerine Ensâr birbirlerine: "Bu zata memleketi için rağbet, kabilesi için şefkat geldi!" dediler. Ebu Hureyre demiş ki: Bu arada vahiy geldi. Vahiy geldiği zaman bize gizli kalmazdı. Bir geldi mi artık o geçinceye kadar bizden birimiz gözünün ucunu Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e kaldırmazdı. Vahiy geçtikten sonra Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey Ensâr cemaati!" diye seslendi. "Buyurun yâ Rasûlallah!" dediler. "Siz: 'Bu zata memleketi için rağbet geldi' dediniz." Ensâr: "Böyle bir şey oldu!" dediler. "Hakka ki ben Allah'ın kulu ve Resulüyüm! Allah'a ve sizlere hicret ettim. Hayat sizin hayatınız; memat sizin mematınızdır!" buyurdular. Bunun üzerine Ensâr ağlayarak yanına geldiler ve: "Vallahi biz o söylediklerimizi ancak Allah ve Resulüne kıyamadığımız için söyledik!" diyorlardı. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Şüphesiz Allah ve Resulü sizi tasdik ediyor ve mazur görüyorlar!" buyurdu. Arkasından halk Ebu Süfyân'ın evine yöneldiler. Herkes kapılarını kapattı. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de geldi. Ta Hacer-i Esved'e yanaştı ve onu öptü. Sonra Beyti tavaf etti. Beytin yanı başında bir putun başına vardı ki Mekkeliler bu puta taparlardı. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elinde bir yay vardı; yayın eğri tarafından tutmuştu. Bu putun başına varınca onu gözüne dürtüyor ve: "Hak geldi, bâtıl muzmahil oldu!" diyordu. Tavafını bitirince Safâ'ya geldi ve üzerine çıkarak Kâbe'ye baktı. Ellerini kaldırarak Allah'a hamd etmeye ve dilediği duayı okumaya başladı.

107

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve ibnl Ebî Ömer rivayet ettiler. Lâfız ibni Ebî Şeybe'nindir. (Dedilerki): Bize Süfyân b. Uyeyne, ibnı Ebî Necîh'dan, o da Mücâhid'den, o da Ebû Ma'mer'den, o da AbduIIah'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke'ye, Kâ'be'nin etrafında üç yüz altmış put olduğu halde girdi. Ve onlara elinde bulunan bir sopa ile dokunarak: «Hak geldi; bâtıl muzmahil oldu! Bâtıl zâten müzmahiI olagelmiştir! Hak geldi; bâtıl ne yoktan var eder; ne de yok olanı iade!» diyordu. ibni Ebî Ömer: «Fetih günü» kaydını ziyâde etmiştir

108

{…} Bize bu hadîsi Hasan b. Aliy EI-Hulvâni ile Abd b. Humeyd dahî ikisi birden Abdürrazzâk'dan rivayet ettiler. (Demişki): Bize Sevrî, ibnü Ebî Necîh'dan naklen bu isııâdla «zehûkân»'a kadar haber verdi. Diğer âyeti anmadı. Ve (hadîsteki) nusuben yerine sanemen dedi

109

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeyhe rivayet etti. (Dediki): Bize Aliy b. Müshir ile Vekî', Zekeriyyâ'daıı, o da Şa'bi'den naklen rivayet etti. (Demişki): Bana Abdullah b. Muti', babasından rivayet etti. (Şöyle demiş) : Mekke fethedildiği gün Peygambsr (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Bugünden sonra kıyamet gününe kadar hiç bir Kureyşli sabır yolu ila öldürülmiyecektir!» buyururken işittim

110

Bize İbnü Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize la anı rivayet etti. (Dediki): Bize Zekeriyyâ bu isnâdla rivayet etti. Şunu dn ziyade etti: «Dediki: Kureyş'in Asî (isimli) lerinden Mutî'den başka müslüman olan yoktu. Muti'in ismi Âsî idi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona Muti* adını verdi.»

111

Bana Ubeydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebû ishâk'dan naklen rivayet etti. (Demişki): Bera' b. Âzib'i şunları söylerken işittim: Aliy b. Ebî Tâlib Hudeybiye günü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellme)'le müşrikler arasındaki anlaşmayı yazdı ve: «Bu, Resûlullah Muhammed'in üzerine yazışma yaptığı sulhnâmedir.» diye yazdı. Müşrikler: — Resûlullah (kelimesini) yazma! Biz senin Resûlullah olduğunu bilsek seninle fıarbetmezdik! dediler. Bunun üzerine Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellme) Alî'ye: «Sil onu!» buyurdu. Ali: — Onu silecek ben değilim! dedi. Artık onu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellme) kendi eli ile sildi. Koştukları şartlar arasında Mekke'ye girip orada üç gün kalmak, fakat oraya silâhla değil de ancak silâhın cülübhânı ile girmek de vardı. Ben Ebû ishâk'a : Silâhın cülübbânı nedir? diye sordum. — Dağarcık ve onun içindekidir; dedi

112

Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile ibni Beşşâr rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti, (Dediki): Bize Şu'be, Ebû ishâk'dan rivayet etti. (Demişki): Berâ' b. Âzib'i şunları söylerken işittim : Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hudeybiye halkı ile anlaşma yaptığı vakit Alî, aralarında bir nâme yazdı. Ve «Resûlullah Muhammed» diye kaydetti... Bundan sonra râvi Muâz hadîsi gibi nakletmiş; ancak o bu hadîste: «Üzerine yazışma yaptığı sulhnâme budur!» ifâdesini anmamıştır

113

Bize ishâk b. ibrahim El-Hanzalî ile Ahmed b. Cenâb EI-Missîsî hep birden îsâ b. Yûnus'dan rivayet ettiler. Lâfız îshâk'ındır. (Dediki): Bize îsâ b. Yûnus haber verdi. (Dediki): Bize Zekeriyyâ, Ebû îshâk'dan, o da Berâ'dan naklen haber verdi. Berâ' şöyle demiş : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Beyt-i Şerifin yanında durdurulunca Mekke halkı onunla : Mekke'ye girerek üç gün orada kalmak, oraya sadece silâh dağarcığı yâni bir kılıç ve kını île girmek, beraberin de Mekkeliler'den kimseyi çıkarmamak, yanındakilerden Mekke'de kalmak isteyen bir kimseye mâni olmamak şartı ile bir anlaşma yaptılar. Alî'ye : «Aramızdaki şartı yaz! Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile : Bu, Resûlullah Muhammed'in imza ettiği sulhnâmedir!» buyurdu. Müşrikler: — Biz senin Resûlullah olduğunu bilsek sana tâbi' olurduk! Lâkin sen Muhammed b. Abdillâh yaz! dediler. O da Alî'ye bunu silmesini emretti. Fakat Alî: — Hayır, vallahi! Ben onu silemem! dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Bana onun yerini göster!» dedi. O da yerini gösterdi. Ve o cümleyi sildi de: «İbni Abdillâh» diye yazdı. Artık orada üç gün kaldı. Üçüncü gün olunca Alî'ye: — Bu seninkinin şartının son günüdür: Ona emret de çıksın! dediler. O da kendilerine bunu haber verdi. Fahr-i Kâinat: «Peki!» buyurdu ve çıktı. ibni Cenâb kendi rivayetinde «sana tâbi' olurduk» yerine «sana bey'at ederdik» demiştir

114

Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd b. Seleme, Sabit'den, o da Enes'den naklen rivayet etti ki, Kureyş, içlerinde Süheyl b. Amr olduğu halde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le sulh yapmışlar. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Alî1'ye ; «Besmeleyi yaz!» buyurmuş. Süheyl: — Bismillâha gelince: Biz besmelenin ne olduğunu bilmiyoruz. Lâkin sen bizim bildiğimiz «Senin adınla Allahım!» İbaresini yaz! demiş. Sonra Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah'ın Resulü Muhammed'den yaz!» buyurmuş. Müşrikler: — Biz senin Resûlullah olduğunu bilsek sana tâbi' olurduk! Lâkin sen kendi isminle babanın ismini yaz! demişler. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Muhammed b. Abdillâh'dan diye yaz!» buyurmuş. Müşrikler Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: Sizden (bize) gelen olursa onu size iade etmiyeceğiz; ama bizden size kim giderse siz onu bize iade edeceksiniz! dîye şart koşmuşlar. Ashâb: — Yâ Resûlâllah, bunu yazalım mı? diye sormuşlar. «Evet! Gerçekten bizden kim onlara giderse Allah onu ırak etsin! Onlardan bize gelene ise Allah bir ferahlık ve çıkar yol halkedecektir!» buyurmuşlar

115

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Numeyr rivayet etti. H. Bize ibni Numeyr de rivayet etti. ikisinin lâfızları birbirine yakındır. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülâzîz b. Siyah rivayet etti. (Dediki): Bize Habîb b. Ebî Sabit, Ebû Vail'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Sıffîn (harbi) günü Sehl b. Huneyf ayağa kalkarak şunları söyledi: Ey insanlar! Kendinizi itham edin! Yemîn olsun biz Hudeybiye günü Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le beraberdik! Şayet harbe lüzûm görseydik mutlaka harbederdik! Bu söylediğim, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le müşrikler arasındaki sulhda idi. Derken Ömer b. Hattâb gelerek Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e vardı; ve: — Yâ Resûlâllah! Biz hak, onlar bâtıl üzerinde değil miyiz? dedi. «Evet, öyle!» buyurdular. — Bizim Ölülerimiz cennette, onların ölüleri cehennemde olacak değil mi? dedi. «Evet, öyle!» buyurdular. — Öyle ise neye dînimiz hususunda bu aşağılığı gösteriyoruz da henüz Allah onlarla bizim aramızda bir hüküm vermemişken geri dönüyoruz? dedi. Resulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular : «Ey Hattâb oğlu! Ben gerçekten Allah'ın Resulüyüm! Allah beni ebediyyen zayi* etmezi» Bunun üzerine Ömer sabretmedi de kızarak oradan gitti ve Ebû Bekr'e gelerek: — Yâ Ebâ Bekr! Biz hak, onlar bâtıl üzerinde değil miyiz? dedi. Ebû Bekir: — Evet, öyle!» cevâbını verdi. — Bizim Ölülerimiz cennette, onların ölüleri cehennemde olacak değil mi? — Evet, öyle! — O halde neye dînimiz hususunda bu aşağılığı gösteriyoruz da henüz Allah onlarla bizim aramızda bir hüküm vermemişken geri dönüyoruz? dedi. Ebû Bekir şu karşılığı verdi: — Ey Hattâb oğlu! O gerçekten Allah'ın Resulüdür. Allah onu ebediyyen zayi' etmez!..» Arkacığından Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e fetih (müjdesi) le Kur'ân indi. Ve Ömer'e haber göndererek onu kendisine okuttu. Ömer : — Yâ Resûlâllah! Bu fetih midir? dedi. «Evet!» cevâbını verdiler. Artık Ömer'in gönlü oldu ve döndü

116

Bize Ebû Kureyb Muhammed b. Alâ' ile Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Şakîk'dan naklen rivayet etti. (Demişki): Ben Sehl b. Huneyfi Sıffin'de şunları söylerken işittim: Ey insanlar! Kendi re'yinizi itham edin! Vallahi ben kendimi Ebû Cendel günü görmüşüm dür! Şayet Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in emrini reddetmek elimden gelseydi onu mutlaka reddederdim. Vallahi biz ne zaman bir işin neticesine kadar kılıçlarımızı boynumuza astı isek, bizi bildiğimiz bir şeye kolaycacık ulaştırmışlardır. Yalnız sizin şu işiniz müstesna! ibnü Numeyr «ilâ emrin kattu- ifadesini anmadı

117

{…} Bize bu hadîsi Osman b. Ebi Şeybe ile ishâk da hep birden Cebîr'den rivayet ettiler. H. Bana Ebû Saîd El-Eşecc de rivayet etti. (Dediki): Bize Yeki' rivayet etti. Bu râvilerin ikisi birden A'meş'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. ikisinin hadîsinde de : «Bizi kepaze edecek bir şeye kadar» fâdesi vardır

118

Bana ibrahîm b. Saîd El-Cevheri de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Usâme, Mâlik b. Miğvel'den. o da Ebû Hasîn'den, o da Ebû Vaîl'den naklen rivayet etti. (Demişki): Ben Sehl b. Huneyf'i Siffîn'de şunları söylerken işittim: — Dîniniz üzerine (baş kaldıran) re'yimzi itham edin! Yemin olsun ben kendimi Ebû Cendel günü görmüşümdür. ResûlüllaK (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in emrini reddetmeye bir gücüm yetse idi!.. Şu işinizin bir tarafını tıkar tıkamaz hemen o bir taraf üzerimize fışkırmıştır! İzah 1786 da

119

Bize Nasr b. Aliy El-Cehdamî rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid b. Haris rivayet etti. (Dediki): Bize Saîd b. Ebî Arûbe, Katâde'den naklen rivayet etti ki, kendilerine Enes b. Mâlik rivayet etmiş. (Demişki): Hudeybiye'den dönüşte: Biz sana apaçık bir fetih sağladık. Allah sana gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlasın diyen âyet-i kerîmesi: Bu, Allah indinde büyük bir kurtuluştur! âyetine kadar indiği vakit ashabı gam ve gussa almıştı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hedy kurbanını Hudeybiye'de boğazlamıştı. işte o zaman : «Bana öyle bir âyet indirildi ki, benim için bütün dünyadan daha makbuldür!» buyurdular

120

{…} Bize Asım b. Nııdr El-Temîmî de rivayet etti. (Dediki): Bize Mu'temir rivayet etti. (Dedîki): Babamdan dinledim. (Dediki); Bize Katâde rivayet etti. (Dediki): Ben Enes b. Mâlik'ten dinledim. H. Bize ibnü'l-Müsennâ da rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Dâvûd rivayet etti. (Dediki): Bize Hemmâm rivayet etti. H. Bize Abd h. Humeyd dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Yûnus b. Muhammed rivayet etti. (Dediki): Bize Şeybân rivayet etti. Bu râvHcrin hepsi Katâde'den, o da Enes'den naklen ibni Ebî Arûbe'nin hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır

121

Bize Ebû Bekir h. Ebî Şeybe rivayet etti. (Demişki): Bize Ebû Usâme, Velîd b. Cümey'den rivayet etti. (Demişki): Bize Ebû't-Tufeyl rivayet etti. (Dediki): Bize Huzeyfetü'bnü'I-Yemân rivayet etti. (Dediki): Bedir'de bulunmamdan beni meneden bir şey yoktu. Şu kadar var ki ben, babam Huseyl ile beraber (yola) çıktım da bizi Kureyş kâfirleri yakaladılar. — Siz muhakkak Muhammed'in yanına gitmek istiyorsunuz! dediler. — Biz onun yanına gitmek istemiyoruz; biz ancak Medine'ye gitmek istiyoruz! dedik. Bunun üzerine bizden mutlaka Medine'ye gideceğimize, onunla birlikte harb etmiyeceğimize Allah'a ahdü misâk aldılar. Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek bu haberi kendisine ilettik de: «Haydi gidin! Biz onlara verdiğimiz sözü tutar; onlara galebe için Allah'tan yardım dileriz!» buyurdular

122

Bize Züheyr b. Harb ile ishâk b. ibrahim hep bîrden Cerîr'den rivayet ettiler. Züheyr (Dediki): Bize Cerîr, A'meş'den, o da ibrahim Et-Teymî'den, o da babasından naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Huzeyfe'nin yanında idik. Bir adam: — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yetişsem onunla birlikte harp eder; kendimi gösterirdim! dedi. Bunun üzerine Huzeyfe şunları söyledi: — Bunu sen mi yapacaktın? Vallahi ben kendimizi Ahzâb (harbi) gecesi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e birlikte görmüşümdür! Bizi şiddetli bir rüzgâr ve soğuk yakalamıştı. Derken Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bana bu kavmin haberini getirecek bir adam yok mu? Allah onu kıyamet gününde benimle beraber haşredecektir!» buyurdu. Biz sustuk. Kendisine bizden hiç bir kimse cevâb vermedi. Sonra (tekrar) : «Bize bu kavmin haberini getirecek bir adam yok mu? Allah onu kıyamet gününde benimle beraber haşredecektir!» buyurdular. Biz (yine) sustuk! Kendisine bizden hiç bir kimse cevap vermedi. Sonra (yine) : «Bize bu kavmin haberini getirecek bir adam yok mu? Allah onu kıyamet gününde benimle beraber haşredecektir!» buyurdu. Biz (yine) sustuk. Kendilerine bizden hiç bir kimse cevap vermedi. Bunun üzerine: «Kalk yâ Huzeyfe! Bize bu (düşman) kavmin haberini getir!» buyurdu. Çâre bulamadım; çünkü ismimle beni kalkmaya davet etmişti!.. «Git de bana bu kavmin haberini getir! Ama onları aleyhime kışkırtma!» buyurdu. Onun yanından çekildiğim zaman hamamda yürüyor gibi oldum. Nihayet düşmanlara vardım. Baktım ki, Ebû Süfyân sırtını ateşle ısıtıyor. Hemen yayın içine bir ok koydum ve ona atmak istedim. Fakat Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in : «Ama onları aleyhime kışkırtma!» sözünü hatırladım. Atmış olsam onu mutlaka vururdum! Sonra döndüm ama yine hamamda yürüyor gibi idim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldiğimde düşmanın haberini kendilerine iletip bitirdiğim vakit üşüdüm! Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üzerinde bulunan ve içinde namaz kıldığı bir abanın artan yerini bana örttü. Artık sabahlayınca ya kadar uyudum kaldım. Sabahladığım zaman (bana): «Kalk ey uykucu!» buyurdular

123

Bize Heddâb b. Hâlid Ei-Ezdî rivayet ettî. (Dediki): Bize Hammâd b. Seleme, Alî b. Zeyd ile Sâbit-i Bünânî'den, onlar da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etlilerki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Uhud (harbi) günü Ensardan yedi, Kureyş'ten iki kişi arasında yalnız bırakılmış. Müşrikler kendisini kuşatınca : «Bunları bizden kim püskürtecek ki, cennet onun ola!» Yahut: «Cennette o benim refîkim ola?» buyurmuş. Bunun üzerine Ensardan bir zât ilerleyerek çarpışmış ve öldürülmüş. Sonra kendisini yine kuşatmışlar. Ve (tekrar) : «Bunları bizden kim püskürtecek ki, cennet onun ola!» Yahut: «Cennette o benim refikim ola?»buyurmuş. Ve (yine) Ensardan bir zât ilerleyerek çarpışmış, neticede öldürülmüş. Bu minval üzere devamla yedi kişi (nin hepsi) öldürülmüş. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki arkadaşına : «Arkadaşlarımıza insaf etmedik!» buyurmuşlar

124

Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülâzîz b. Ebî Hâzim, babasından rivayet etti ki, babası, Sehl b. Sa'd'a Uhud harbinde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yaralanması sorulurken işitmiş. Sehl şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yüzü yaralandı; ön dişi kırıldı ve başındaki miğfer kafasında ezildi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kızı Fâtıme kanı yıkıyordu. Aliy b. Ebî Tâlib de kalkanla üzerine su döküyordu. Fâtıme suyun kanı daha fazla akıttığını görünce bir hasır parçası alarak onu kül oluncaya kadar yaktı. Sonra onu yaraya yapıştırdı. Böylelikle kan kesildi

125

Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Ya'kub (yâni ibni Abdirrahmân El-Kaari), Ebû Hâzim'den rivayet etti ki, Ebû Hâzim, Sehl b. Sa'd'a Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yarası sorulurken dinlemiş. Sehl şöyle demiş : Vallahi ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yarasını kim yıkadığını, suyu kim döktüğünü ve yarasının ne ile tedavi edildiğini pek âlâ bilirim!.. Bundan sonra râvi, Abdülâzîz'in hadîsi gibi rivayette bulunmuş; yalnız o: «Yüzü de yaralandı.» cümlesini ziyade etmiş; «hüşimet» yerine «küsiret» demiştir

126

Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb, ishâk b. ibrahim ve ibni Ebî Ömer de toptan ibni Uyeyne'den rivayet ettiler. H. Bize Amr b. Sevvâd EI-Âmirî dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Amr b. Haris, Saîd b. Ebî Hilâl'den naklen haber verdi. H. Bana Muhammed b. Sehl Et-Temîmî de rivayet etti. (Dediki): Bana ibni Ebî Meryem rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed (yâni ibni Mutarrif) rivayet etti. Bunların hepsi Ebû Hâzim'den, o da Sehl b. Sa'd'dan bu hadîsi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etmişlerdir. ibni Ebî Hilâl'in hadîsinde: -Yüzü isabet aldı.» İbni Mutarrif hadîsinde ise : «Yüzü yaralandı.» ibareleri vardır

127

Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd b. Seleme, Sâbit'ten, o da Enes'den naklen rivayet etti ki, Uhud (harbi) gününde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ön dişi kırılmış; başı da yarılmış. Artık hem yaradan kanı silmeye başlamış; hem: «Nebiinin başını yarıp ön dişini kıran bir kavim nasıl felah bulur! Halbuki o kendilerini Allah'a davet ediyordu!» diyormuş. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle): «Sana bu işten bir şey yoktur!» [Âl-i İmrân 128] âyetini indirmiş.

128

Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Veki' rivayet etti. (Dedi ki): Bize A'meş, Şakik'dan, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: Sanki ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i görüyor gibiyim: Nebilerden birini kavminin dövdüğünü hikâye ediyor, kendisi de hem yüzünden kanı siliyor hem de: "Ya Rabbi! Kavmimi affet! Çünkü onlar bilmiyorlar!" diyordu.

129

{…} Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Vekî' ile Muhammed b. Bişr, A'meş'den bu isnâdla rivayette bulundular. Şu kadar varki o: «Kendisi alnından kanı yıkıyordu.» demiştir

130

Hadith 1:

Bize yine Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yûnus El-Hanefi rivayet etti. (Dediki): Bize İkrime b. Ammâr rivayet etti. (Dediki): Bana İyâs b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bana babam rivayet etti. (Dediki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte Huneyn'de harbettik. Düşmanla karşılaşınca ben ilerledim; ve bir dağ yoluna çıktım. Derken karşıma düşmandan bir adam çıktı. Ben de kendisine bir ok attım. Hemen gözümden kayboldu. Ne yaptığını anlamadım. Bir de baktım; düşman o bir yoldan çıkıverdi! Ve derhal Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashâbı dönüp çekildiler. Ben de bozulmuş olarak geri döndüm. Üzerimde iki elbise vardı. Birisi ile sarınmış, diğeri ile de bürünmüştüm. Derken peştemalim çözüldü. Ben de ikisini birden topladım. Ve bozulmuş olarak Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına uğradım. Kendisi benekli beyaz katırının üzerinde idi. Ve: «Ekva'ın oğlu muhakkak bir korku gördü!» dedi. Düşmanlar Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i kuşatınca katırdan indi. Sonra yerden bir avuç toprak aldı. Ve yüzlerine karşı dönerek: «Yüzler çirkinleşsin!» buyurdu. Artık onlardan Allah'ın yarattığı hiç bir insan yoktu ki, bu avuçtan gözlerini toprakla doldurmasın! Az sonra savuşup gittiler. İşte Allah (Azze ve Celle) onları bozguna uğrattı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ganimetlerini müslümanlar arasında taksim etti

Hadith 2:

Bize Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dediki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den naklen rivayet etti. Hemmâm: Bize Ebû Hureyre'nin Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettikleri şunlardır; diyerek bir takım hadîsler zikretmiş; ez cümle: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle de buyurdu: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bunu yapan bir kavme Allah'ın gadabı şiddetli olur!» O anda kendisi ön dişine işaret ediyordu. Bir de Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Resûlullah'ın Allah (Azze ve Celle) yolunda öldürdüğü bir adama Allah'ın gadabı şiddetli olur!» buyurdular; demiş.

131

Bize Abdullah b. Ömer b. Muhammen b. Ebân El-Cu'fî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrahîm (yâni ibni Süleyman), Zekeriyyâ'dan, o da Ebû ishâk'dan, o da Amr b. Meymûn El-Evdî'den, o da ibni Mes'ûd'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bir defa Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Beytin yanında namaz kılarken Ebû Cehil ile bazı arkadaşları da oturuyorlardı. Evveli gün bir dişi deve boğazlanmıştı. Ebû Cehil: —: Fülân oğullarının devesinin sargısını hanginiz kalkıp alacak ve onu secde ettiği vakit Muhammed'în omuzlarına koyacak? dedi. Hemen düşmanın en şakisi ileri atılarak onu aldı. Ve Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) secde edince omuzlarının arasına koydu. Bunun üzerine gülüştüler; ve birbirlerinin üzerine yanlamaya başladılar. Ben de ayakta bakıyordum. Bir kuvvetim olsa onu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sırtından atardım! Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) secdede idi; başını kaldırmıyordu. Nihayet bir insan giderek Fâtıme'ye haber verdi. Fâtıme yetişmiş bir kızcağız... hemen gelerek (babasının) üzerinden o sargıyı attı. Sonra onlara dönerek onları haşladı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazını bitirince sesini kaldırdı; ve onlara bed dua etti. Dua ettiği zaman üç defa eder; bir şey dilediği zaman üç defa dilerdi. Sonra üç defa : «Allahım, Kureyş sana havale!» dedi. Müşrikler onun sesini işitince gülmeleri kesildi. Ve duasından korktular. Sonra: «Allahım, Ebû Cehil b. Hişâm ile Utbe b. Rabîa, Şeybe b. Rabîa, Velîd b. Ukbe, Umeyye b. Halef ve Ukbe b. Ebî Muayt sana havale!» dedi. (Yedinciyi de söyledi ama onu belleyemedim.) Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i hak (dîn) ile gönderen Allah'a yemîn ederim ki bu adlarını saydığı kimseleri Bedir harbinde yerlere serilmiş gördüm. Sonra çukura, Bedir çukuruna sürüklendiler. Ebû ishâk: «Bu hadîste Velîd b. Ukbe hatadır.» demiştir

132

Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız İbni'l-Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. (Dediki): Ebû İshâk'ı, Amr b. Meymûn'dan, o da Abdullah'dan naklen rivayet ederken dinledim. Abdullah şöyle demiş: Bir defa Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) secdede, etrafında Kureyş'den bâzı insanlar bulunduğu bir sırada Ukbe b. Ebî Muayt bir dişi devenin döl eşini (rahmini) getiriverdi ve onu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sırtına fırlatıverdi. O başını kaldırmadı. Az sonra Fâtıme gelerek onu sırtından aldı ve bunu yapana beddua etti. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de: «Allahım, Kureyş'ten bu cemâat, Ebû Cehil b. Hişâm, Utbe b. Rabîa, Ukbe b. Ebî Muayt, Şeybe b. Rabîa, Umeyye b. Halef yahut Ubey b. Halef (burada şüphe eden Şu'be'dir) sana havale!» dedi. Yemin olsun ki ben bunları Bedir günü öldürülmüş gördüm. Arkasından bir kuyuya atıldılar. Yalnız Ümeyye yahut Übeyy'in mafsalları kesildi, fakat kuyuya atılmadı.

133

Bize Ebü Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Ca'fer b. Avn rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân, Ebû İshâk'dan bu isnâdla bu hadîsin benzerini habrr verdi. Şunu da ziyade etmiş: -Üç defa söylemeyi seviyor üç defa : «Allahım! Kureyş sana havale! Allahım, Kureyş sana havale! Allahım, Kureyş sana havâle!» diyordu. Kureyş'în arasında Velîd b. Utbe ile Ümeyye b. Halefi de anmış; ve şekketmemiştir. Ebıı lshâk: «Yedinciyi unuttum.» demiştir

134

Bana Seleme b. Şebîb de rivayet etti. (Dediki): Bize Hasen b. A'yen rivayet etti. (Dediki): Bize Züheyr rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû ishâk, Amr b. Meymûn'dan, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Beyte karşı durarak Kureyş'den altı kişi aleyhine dua etti. Bunların içinde Ebû Cehil, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rabîa, Şeybe b. Rabîa ve Ukbe b. Ebî Muayt da vardı. Allah'a yemîn ederim ki, ben bunları Bedir harbinde yere serilmiş gördüm. Güneş kendilerini değiştirmişti. Sıcak bir gündü

135

Bana Ebû't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Şerh ile Harmele b. Yahya ve Amr b. Sevvâd El-Âmirî rivayet ettiler. Lâfızları birbirine yakındır. (Dedilerki): Bize îbni Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demişki): Bana Urvetü'bnü'z-Zübeyr rivayet ntti. Ona da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Aişe rivayet etmiş ki, Kendisi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: — Yâ Resûlâllah! Uhud gününden daha şiddetli bir gün başına geldi mi? diye sormuş da şöyle buyurmuşlar: «Gerçekten senin kavminden neler başıma geldi neler!.. Onlardan başıma gelenin en şiddetlisi Akabe günü gelmiştir. Kendimi Ibni Abdı Yâlîl b. Abdi Külâl'e arzetmiştim. Arzum hususunda bana icabet etmedi. Ben de üzgün olarak gözümün gördüğü tarafa yollandım. Ve ancak Karnü's-Seâlib'de kendime gelebildim de, başımı kaldırdım. Bîr de ne göreyim! Bîr bulut... Beni gölgelendirmiş! Baktım; içinde Cibril!.. Hemen bana seslenerek : — Muhakkak Allah (Azze ve Celle), kavminin sana söylediklerini ve sana verdikleri redd cevabını işitti de onlar hakkında dilediğini kendisine emretmen için sana dağlar meleğini gönderdi. Dedi. Arkacığından: Dağlar meleği bana seslendi ve selâm verdi. Sonra: — Yâ Muhammed ! Şüphesiz Allah, kavminin sana söylediklerini işitti. Ben de Dağlar meleğiyim) Rabbin beni sana dilediğini emretmen için gönderdi. imdi ne dilersen dile! Eğer üzerlerine iki Ahşebi kapamamı dilersen (kaparım) dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şunu söylemiş : «Bilâkis! Allah'ın onların sulblerinden sırf Allah'a ibâdet edecek, ona hiç bir şeyi şerik koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim!»

136

Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybe b. Saîd ikisi birden Ebû Avâne'den rivayet ettiler. Yahya (Dediki): Bize Ebû Avâne, Esved b. Kays'dan, o da Cündüb b. Süfyân'dan naklen haber verdi. Cündüb şöyle demiş: — Bu gazalardan birinde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in parmağı kanadı da şöyle buyurdular: «Sen kanayan parmaktan başka bir şey değilsin! Ama başına gelen Allah yolunda gelmiştir!»

137

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Hâmid b. Ömer El-Bekrâvî ve Muhammed b. Abdil alâ El-Kaysî hep birden Mu'temir'den rivayet ettiler. Lâfız ibni Ebî Şeybe'nindir. (Dediki): Bize Mu'temir b. Süleyman Et-Teymî, babasından, o da Enes'den naklen rivayet etti ki, Bir adam (Hâmid'Ie İbni Abdilâ'lâ: Adam dediler.) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kendi arazîsinden hurmalıkları veriyordu. Nihayet ona Kureyza ile Nadir fethedildi. Artık bundan sonra, verdiklerini adama iade etmeye başladı. Enes demiş ki: Bana da ailem efradı, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e giderek o adamın ailesinin verdiklerini yahut bir kısmını istememi emrettiler. Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onları ÜmmÜ Eymen'e vermişti. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldim. O da bana bu hurmaları verdi. Derken Ümmii Eymen gelerek elbiseyi boynuma çaldı. Ve: — Vallahi onları sana vermeyiz! Onları bana vermişti! dedi. Bunun üzerine Nehiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); «Yâ Ummü Eymen! Bırak onu! Sana da filân ve filân şeyi veriyorum!» buyurdu. Ama Ümmü Eymen de: — Asla! Kendisinden başka ilâh olmayan Allah'a yemîn olsun! diyordu. Artık şunu da veriyorum diye diye nihayet kendisine o hurmaların on mislini yahut on misline yakınını verdi

138

Bize İshak b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyan, Esved b. Kays'tan naklen haber verdi ki, kendisi Cündüb'ü şunu söylerken işitmiş: (Bir ara) Cebrail, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelmekte gecikti. Bunun üzerine müşrikler: "Muhammed (Rabbi tarafından) terk edildi" dediler. Allah (Azze ve Celle) de: "Kuşluk vaktine ve sakinleştiği vakit geceye yemin ederim ki, Rabbin sana ne veda etti ne de küstü!" [Duha 1-3] ayetini indirdi.

139

Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dediki): Bize Ma'mer, Eyyûb'dan, o da Ebû Kılâbe'den, o da Enes'den naklen haber verdi ki, Yahudîlerden bir adam, Ensâr'dan bir cariyeyi zinetleri için öldürmüş; sonra onu kuyuya atmış. Başını da taşlarla ezmiş. Arkasından yahudi yakalanarak Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e getirilmiş. O da ölünceye kadar recm edilmesini emir buyurmuş; ve yahudi recmedilmiş; nihayet ölmüş.

140

{…} Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Müsennâ ve ibni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer, Şu'be'den rivayet etti. H. Bize ishâk b. ibrahim dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Mülâî haber verdi. {Dediki): Bize Süfyân rivayet etti. Her iki râvi Esved b. Kays'dan bu isnadla ikisinin hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır

141

Bize İshâk b. İbrahim ile Muhammed b. Râfi' rivayet ettiler. Lâfız İbni Râfi'indir. (İshâk; Bize haber verdi ta'bîrini kullandı, İbni Râfi' ise: Bize Yahya b. Âdem rivayet etti, dedi.) (Yahya demişki:) Bize Züheyr, Esved b. Kays'dan rivayet etti. Demiş ki: Ben Cündüb b. Süfyân'ı şöyle derken işittim: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rahatsızlandı da iki veya üç gece kalkamadı. Derken ona bir kadın gelerek: — Yâ Muhammed! Ben şeytanın seni terk etmiş olmasını cidden umarım! Onun iki veya üç gecedir sana yaklaştığını görmedim! dedi. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle): «Kuşluk zamanına ve sakinleştiği vakit geceye yemin ederim ki, Rabbin sana ne veda etti; ne de küstü!» âyetlerini indirdi.

142

{…} Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dediki): Bize Huceyn (yâni ibni'l-Müsennâ) rivayet etti. (Dediki): Bize Leys, Ukayl'den, o da ibni Şihâb'dan bu isnâdda bu hadîsin mislini rivayet etti. Şunu da ziyâde eyledi: «Bu mesele Abdullah müslüman olmazdan önce idi.»

143

Bize Muhammed b. Abdilâla Ei-Kaysî rivayet etti. (Dediki): Bize Mu'temir, babasından, o da Enes b. Mâlik'ten naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :Nebi (SallalIahu Aleyhi ve Sellem)'e : — Abdullah b. Ubeyy'e gitsen (iyi olur) dediler. O da gitti. Ve bir eşeğe bindi. Müslümanlar da gittiler. O yer çoraktı. Nebi (SallalIahu Aleyhi ve Sellem) yanına varınca Abdullah: — Yanımdan çekil! Vallahi eşeğinin pis kokusu bana zarar verdi! dedi. Bunun üzerine Ensârdan bir zât: — Vallahi Resûlullah (SallalIahu Aleyhi ve Sellem)'in eşeği koku i'tibârı ile senden daha güzeldir! cevabını verdi. Derken Abdullah namına, kavminden biri gadaba geldi. Ve her iki taraf namına arkadaşları gadaba geldiler. Aralarında hurma dalları, eller ve ayakkabılarla birbirlerini dövdüler. Duyduğumuza göre : «Eğer mü'minlerden iki taife çarpışırlarsa hemen onların arasını yatıştırın!» [Hucurat 9] âyeti onlar hakkında inmiş

144

Bize Aliy b. Hucr Es-Sa'dî rivayet etti. (Dediki): Bize İsmâîl (yâni İbni Uleyye) haber verdi. (Dediki): Bize Süleyman Et-Teymî rivayet etti. (Dediki): Bize Enes b. Mâlik rivayet etti. (Dediki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bizim için kim bakacak; Ebû Cahil ne yapmış?» buyurdu. Bunun üzerine İbni Mes'ûd gitti. Ve onu Afrâ'nın iki oğlu vurmuş da yere serilmiş buldu. Hemen sakalından yakalayarak: — Ebû Cehil sen misin? dedi. O da: — Öldürdüğünüz (yahut: kavminin öldürdüğü) bir adamın üzerinde mi? cevâbını verdi. Râvi diyor ki: Ebû Miclez şöyle dedi: Ebû Cehil: Keşke beni çiftçiden başkası öldürseydi! demiş. Bize Hâmid b. Ömer El-Bekrâvî rivayet etti. (Dediki): Bize Mu'temir rivayet etti. (Dediki): Babamı şöyle derken işittim: Bize Enes rivayet etti. (Dediki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ebû Cehil'in ne yaptığını bana kim öğretecek?» buyurdular. Râvi, İbni Uleyye'nin hadîsi gibi rivayet etmiştir. Ebû Miclez'in sözü de İsmail'in zikrettiği gibidir.

145

146

Bize İshâk b. İbrâhîm El-Hanzalî ile Abdullah b. Muhammed b. Abdirrahmân b. Misver Ez-Zührî ikisi birden İbni Uyeyne'den rivayet ettiler. Lâfız Zührî'nindir. (Dedilerki): Bize Süfyân, Amr'dan rivayet etti. (Demişki): Ben Câbir'i şunu söylerken işittim: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ka'b b. Eşref'e kim çıkacak? Çünkü o Allah ve Resulüne eza etmiştir!» buyurdu. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme: — Yâ Resûlâllah! Onu öldürmemi mi istiyorsun? dedi. «Evet!» buyurdular. İbni Mesleme: — Bana müsaade buyur da (söyleyeceğimi) söyleyeyim! dedi. «Söyle!» buyurdular. Müteakiben ona vararak (söyleyeceğini) söyledi. İkisinin aralarında olanları anlattı ve şöyle dedi: — Bu adam sadaka istedi ve bizi dara düşürdü. Kâ'b bunu işitince: — Vallahi ondan daha da yaka silkeceksiniz! dedi. İbni Mesleme: — Biz şimdi ona gerçekten tâbi olduk! Onu bırakıp da halinin nereye varacağını görmekten çekiniyoruz. Bana biraz ödünç vermeni dilerim! dedi. Kâ'b: — Bana rehin olarak ne vereceksin? diye sordu. İbni Mesleme: — Neyi dilersen! cevâbını verdi. — Bana kadınlarınızı rehin verirsin! dedi. İbni Mesleme: — Sen Arapların en güzelisin, sana kadınlarımızı rehnedebilir miyiz hiç! dedi. Kâ'b: — Bana çocuklarınızı rehin verin! dedi. İbni Mesleme: — Birimizin oğluna söverler de: Bu iki yük hurma karşılığında rehnedildi; derler. Lâkin biz sana zırhları (yâni silâhları) rehnedelim! dedi. Kâ'b da: — Peki öyle ise! dedi. İbni Mesleme ona Hâris, Ebû Abs b. Cebr ve Abbâd b. Bişr ile geleceğini va'detti. Bunlar geceleyin gelerek Kâ'b'ı çağırdılar. O da yanlarına indi. (Râvi) Süfyân (b. Uyeyne) şöyle demiş: Amr'dan başkası dedi ki: Karısı Kâ'b'a: Ben bir ses işitiyorum; sanki kan sesi! dedi. Kâ'b: — Bu (gelen) Muhammed b. Mesleme ile süt kardeşi ve Ebû Nâile'dir. Mert adam geceleyin yaralanmaya çağırılsa yine icabet eder! dedi. Muhammed (b. Mesleme) (dedi ki): — O geldiği vakit ben elimi başına uzatacağım. Onu alt etme imkânı buldum mu hemen tutun! Kâ'b indiği zaman kılıcını kuşanmış olarak indi. (Gelenler): Biz senden tîb kokusu duyuyoruz! dediler. Kâ'b: — Evet! Fülân hanım nikâhım altındadır. O Arapların en güzel kokulu kadınıdır; cevabını verdi. İbni Mesleme: — Bana bundan koklamaya müsaade eder misin? dedi. Kâ'b: — Evet! Koklayabilirsin! cevâbını verdi. O da tutarak kokladı. Sonra: — Tekrarlamama müsaade eder misin? dedi; ve başına iyice hâkim oldu. Arkasından: Tutun! dedi. Onu hemen öldürdüler

147

Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize ismâîl (yâni îbni Uleyye) Abdülâzîz b. Suheyb'den, o da Enes'den naklen rivayet etti ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hayber'e gaza etmiş, Enes şöyle demiş: Orada sabah namazını alaca karanlıkta kıldık. Müteakiben Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (hayvanına) bindi. Ebû Talha da bindi. Ben de Ebû Talha'nın terkisinde idim. Derken Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (hayvanını) Hayber'in sokağında koşturdu ve Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in uyluğundan elbise açıldı. Ben Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in uyluğunun beyazını görüyordum. Şehre girince: «Allah en büyüktür! Hayber harâb olmuştur. Biz bir kavmin sahasına indik mi artık inzar edilenlerin sabahı kötü olur!» buyurdu. Bunu üç defa tekrarladı. Millet işlerine çıkmıştı. «Muhammed!..» dediler. (Râvi) Abdülâzîz şöyle demiş: «Arkadaşlarımızdan bazısı: «Bir de ordu!..» dedi. Enes: «Biz Hayber'i cebren aldık!» demiş

148

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bize Sabit, Enes'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Hayber günü ben Ebû Talha'nın terkisinde idim. Ayağım, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ayağına dokunuyordu. Hayberlilere güneş doğduğu zaman vardık. Hayvanlarını (kıra) çıkarmışlardı. Kendileri de baltaları ile, zenbilleri ile ve kazmaları ile çıkmışlardı. (Bizi görünce :) — Muhammed ve ordu!., dediler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de: «Hayber harab oldu. Biz bir kavmin sahasına indik mi artık inzâr edilenlerin sabahı kötü olur!. buyurdu. Arkacığından Allah (Azze ve Celle) onları hezimete uğrattı

149

Bize ishâk b. ibrahim ile ishâk b. Mansûr rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Nadir b. Şümeyl haber verdi. (Dediki): Bize Şu'be, Katâde'den, o da Enes b. Malik'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hayber'e vardığında: «Biz bir kavmin sahasına indik mi artık inzâr edilenlerin sabahı kötü olur!» buyurdular

150

Bana Ebu Bekir b. Nafi el-Abd rivayet etti. Dedi ki: Bize Beliz rivayet etti. Dedi ki: Bize Hammad b. Seleme, Sabit'den, o da Enes'den naklen rivayet eyledi ki Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabından birkaç kişi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerine onun gizlice yaptığı ibadeti sormuşlar. Neticede bunlardan biri ben kadınlarla evlenmeyeceğim, diğeri ben et yemeyeceğim, öteki ben döşekte uyumayacağım demiş. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah'a hamd u sena ederek şöyle buyurmuştur: Bu kimselere ne oluyor ki şöyle şöyle dediler? Ama ben hem namaz kılar hem uyurum; hem oruç tutar hem tutmam; kadınlarla da evlenirim. İmdi her kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.

Bu hadisi Buhari Nikah bahsinde tahric etmiştir. Onun rivayeti buradakinden daha tafsilatlı olup şöyledir: Üç kişi ezvac-ı tahirat'ın evlerine gelerek Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in gizli ibadetini sormuşlar. Kendilerine haber verilince herhalde bunu az görerek şöyle demişler: Biz nerede, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nerede? Allah onun gelmiş geçmiş bütün günahlarını affetmiştir. Bunlardan biri: Bana gelince ben geceleri ilelebet namaz kılacağım; diğeri: Ben de ömrüm boyunca oruç tutacağım, orucu hiç bırakmayacağım; öteki: Ben de kadınlardan uzak kalacağım ve ebediyen evlenmeyeceğim, demiş. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelerek şöyle buyurmuştur: Şöyle diyenler sizler misiniz? Dikkat edin, vallahi sizin Allah'dan en ziyade korkan ve sakınan benim. Lakin ben hem oruç tutar hem tutmam; hem namaz kılar hem uyurum; kadınlarla da evlenirim. İmdi her kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir

Buhari'nin rivayetinde nefer yerine raht buyrulmuştur. Bu iki kelime arasında mana itibarıyla cüzi bir fark vardır. Raht üçten ona kadar olan topluluğa, nefer ise üçten dokuza kadar olan kimselere denilir. Her iki kelime de birer ismi cemi olup müfretleri yoktur.

İbn el-Müseyyeb'in mürsel olarak rivayet ettiği bir hadise göre Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ibadetini sormaya gelenler Ali b. Ebi Talib, Abdullah b. Amr b. As ve Osman b. Maz'un (Radiyallahu anhum) hazretleridir. Bu zevat Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in evinde gizlice yaptığı ibadeti az bulunca Allah'ın af ve mağfiretine nail olan bir zatın fazla ibadete ihtiyacı olmadığı kanaatine varmışlardır. Ancak Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sizin Allah'dan en ziyade korkan ve sakınanı benim buyurarak bunu reddetmiş, kendisinin ibadette son derece dikkat ve şiddet gösterdiğini ve Allah korkusunun kendisinde herkesten fazla olduğunu bildirmiştir.

Her kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir cümlesinden murat, sünnetimden yüz çeviren benim yolumda değildir demektir. Yani buradaki sünnetten murat tarikat ve yoldur. Bu da farz, nafile bütün amellere ve akaide şamildir. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır.

151

Bana Ebû't-Tâhir de rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yûnus, ibni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demişki): Bana Abdurrahmân (bunun nesebini ibni Vehb'den başkası bildirmiş ve: ibni Abdillâh b. Kâ'b b. Mâlik demiştir.) haber ver­di ki, Seleme b. Ekva' şöyle demiş: Hayber harbi olunca kardeşim, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte şiddetli bir çarpışma yaptı da, kılıcı kendine dönerek onu öldürdü. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabı bu hususta söz ettiler ve onun hakkında şikâyette bulundular: Kendi silâhı ile ölen bir adam! dediler. Bâzı işlerinde de şüpheye düştüler. Seleme demişdi: Az sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hayber'den döndü. Ben: — Yâ Resûlullah! Bana müsaade buyur da sana racez okuyayım! dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine izin vermiş. Ömer b. Hattâb: Ben senin ne söyleyeceğini biliyorum! demiş. Seleme şunları söylemiş: Ben de : «Vallahi Allah olmasa biz ne hidayete erer; ne sadaka verir, ne namaz kılardık! dedim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem). «Doğru söyledin!» buyurdular. (Devam ettim) : «Bize mutlaka sekînet indir! Ve düşmanla karşılaşırsak ayaklarımızı sabit kıl!» «Müşrikler bize tecâvüz etmişlerdir!..» Ben racezimi bitirince Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bunu kim söyledi?» diye sordu. — Onu kardeşim söyledi! dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah ona rahmet eylesin!» dedi. Ben de: — Yâ Resûlâllah! Bâzı insanlar ona rahmet okumaktan korkuyorlar: «Kendi silâhı ile ölmüş bir adam!» diyorlar! dedim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «O câhid mücâhid olarak öldü!» buyurdular. ibni Şihâb demiş ki: Bilâhare ben Seleme b. Ekva'ın bir oğluna sordum da bana babasından naklen bunun gibi rivayette bulundu. Şu kadar var ki (ben: Bazı insanlar ona rahmet okumaktan korkuyorlar, dediğim vakit) Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hatâ etmişler! Câhid mücâhid olarak öldü. Binâenaleyh ona iki defa ecir vardır!» buyurdu ve parmağı ile işaret etti, dedi

152

Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile ibni Beşşâr rivayet ettiler. Lafız ibni'l-Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebû îshâk'dan rivayet etti. (Demişki): Bera'ı dinledim; şöyle dedi: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ahzâb gününde bizimle birlikte toprak taşıyordu. Hakîkaten toprak, karnının beyazını örtmüştü. Kendisi şunları söylüyordu: «Vallahi sen olmasan biz ne hidayete erer; ne sadaka verir; ne de namaz kılardık.» «O halde üzerimize mutlaka sekînet indir! Çünkü bunlar bize karşı geldiler!» Râvi demiş ki: Bazan da şöyle derdi: «Bu adamlar bize karşı geldiler. Onlar fitne çıkarmak istediler mi biz karşıyız!» Bunları yüksek sesle okuyordu

153

{…} Bize Muhammed b. El-Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrahmân b. Mehdî rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebû İshâk'dan naklen rivayet etti. Demişki: Ben Berâ'dan dinledim... Ve râvi yukariki hadîs gibi anlatmış. Yalnız o : «Bunlar bize zulüm ettiler!» demiştir. İzah 1805 te

154

Bize Abdullah b. Mesleme El-Ka'nebi rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülâzîz b. Ebî Hâzim, babasından, o da Sehl b. Sa'd'dan naklen rivayet etti. Sehl şöyle demiş : Biz hendeği kazıyor ve toprağı omuzlarımızda taşıyorken yanımıza Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) geldi de: «Allahım! Âhiret hayâtından başka hayât yoktur. O halde sen Ensar'la Muhacirlere mağfiret eyle!» buyurdu. İzah 1805 te

155

Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile ibni Beşşâr da rivayet ettiler. Lâfız ibni'l-Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Muâviye b. Karra'dan, o da Enes b. Mâlik'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti ki, şöyle buyurmuşlar : «Allahım! Âhiret hayâtından başka hayât yoktur. O halde sen Ensar'la Muhacirlere mağfiret eyle!»

156

Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile ibni Beşşâr rivayet ettiler. ibnü'l-Müsennâ (Dediki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Katâde'den naklen haber verdi. (Demişki): Bize Enes b. Mâlik rivayet etti ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allahım! Gerçekten hayât, âhiret hayâtıdır.» dermiş. Şu'be demiş ki: Yahut şöyle buyurdu: «Allahım! Âhiret hayâtından başka hayât yoktur. O halde sen Ensar'la Muhacirlere ikram eyle!»

157

Bize Yahya b. Yahya ile Şeybân b. Ferrûh da rivayet ettiler. Yahya: Bize haber verdi tâ'birini kullandı. Şeybân ise : Bize Abdülvâris, Ebû't-Teyyûh'dan rivayet etti, dedi. (Demişki): Bize Enes b. Mâlik rivayet etti. (Dediki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de beraberlerinde olduğu halde ashâb racez okurlar ve: «Allahım! Ahiret hayrından başka hayır yoktur. O halde sen Ensar'la Muhacirlere yardım eyle!» derlerdi. Seyban'ın hadîsinde «yardım eyle!» yerine «mağfiret eyle!» ifâdesi vardır

158

Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dediki): Bize Behz rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bize Sabit, Enes'den naklen rivayet etti ki, Hendek (harbi) günü Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabı: «Bizler sağ kaldıkça ebediyyen islâmiyet üzerine Muhammed'e bey'at edenleriz!» derlermiş. Yahut râvi Sabit «islâmiyet üzerine» yerine «Cihâd üzerine» demiştir. (Burada) Hammâd şekketmiştir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de : «Allahım! Gerçekten hayır, ahiret hayrıdır. O halde sen Ensarla Muhacirlere mağfiret eyle!» dermiş

159

Bize Kuteybe b. Said rivayet etti. (Dediki): Bize Hatim (yâni îbni îsmâîl) Yezîd b. Ebi Ubeyd'den rivayet etti. (Demişki): Ben Seleme b. Ekva'ı şöyle derken işittim : ilk namaz için ezan okunmadan yola çıktım. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sağmal develeri Zû Kared'de otluyordu. Derken bana Abdurrahmân b. Avf in bir hizmetçisi rastlayarak: — Resûluliah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sağmal develeri alındı! Dedi. — Onları kim aldı? Dedim. — Gatafân (kabilesi!) cevâbını verdi. Bunun üzerine ben : Yâ sabahım! diye üç defa nâra attım. Ve Medine'nin iki harrası arasındakilere işittirdim. Sonra yüzümün döndüğü tarafa hızlandım. Nihayet onlara Zû Kared'de yetiştim. Tam sudan içmeye başlamışlarmış. Hemen kendilerine okumu atmağa başladım. Atıcı idim. Hem: Ben Ekva'ın oğluyum! «Bugün alçakların (helak) günüdür!» diyor; racez okuyordum. Nihayet sağmal develeri onlardan kurtardım; ve onlardan otuz elbise ele geçirdim. Derken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le cemaat geldiler. Ben : __ Yâ Nebiyyallah! Ben susamış oldukları halde bu kavme suyu vermedim. Şimdi hemen onlara adam gönder! Dedim. «Ey Ekva' oğlu! Mâlik oldun; binâenaleyh merhametli davran!» buyurdular. Sonra döndük. Resûluliah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine'ye girinceye kadar beni terkisine aldı

160

Qutaybah ibn Sa'id narrated to us, saying: Al-Layth narrated to us from Sa'id ibn Abi Sa'id, that he heard Abu Hurayrah say:

The Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) dispatched cavalry toward Najd. They brought back a man from the Banu Hanifah tribe named Thumamah ibn Uthal, who was the chief (ra'is) of the people of Yamamah. They tied him to one of the pillars of the mosque. The Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) then came out to him and said: "What news do you have, O Thumamah?

Thumamah replied: "What I have is good, O Muhammad! If you kill me, you kill a man of blood (i.e., one whose blood carries consequence). If you show generosity, you show it to one who is grateful. And if you desire wealth, then simply ask — you shall be given as much as you wish."

The Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) left him. The day after the next, he came again and said: "What news do you have, O Thumamah?" He replied: "What I told you before stands! If you show generosity, you show it to one who is grateful. If you kill, you kill a man of blood. And if you desire wealth, then simply ask — you shall be given as much as you wish."

The Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) left him again. The following day he came once more and said: "What news do you have, O Thumamah?" Thumamah said: "What I have is what I told you! If you show generosity, you show it to one who is grateful. If you kill, you kill a man of blood. And if you desire wealth, then simply ask — you shall be given as much as you wish."

The Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) then said: "Release Thumamah.

Thumamah went to a palm grove near the mosque, bathed (performed ghusl), then entered the mosque and said:

"I bear witness that there is no god but Allah, and I bear witness that Muhammad is His servant and His Messenger! O Muhammad — by Allah, there was no face on earth more hateful to me than your face! Now your face has become the most beloved of all faces to me. By Allah, there was no religion more hateful to me than your religion — now your religion has become the most beloved of all religions to me! By Allah, there was no land more hateful to me than your land — now your land has become the most beloved of all lands to me! Your cavalry seized me while I was intending to perform 'Umrah. What do you say (i.e., what is your command)?"

The Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) gave him glad tidings and commanded him to perform 'Umrah.

When he arrived in Makkah, someone said to him: "Have you abandoned your religion (i.e., apostatized)?" He replied: "No! Rather, I have embraced Islam together with the Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him)! No — by Allah! Not a single grain of wheat from Yamamah shall reach you unless the Messenger of Allah (peace and blessings of Allah be upon him) gives permission for it!"

161

İbrâhîm dedi ki: Bize Muhammed b. Yahyâ rivayet etti; bize Abdüssamed b. Abdülvâris, Ikrime b. Ammâr'dan bu hadisin tamamını rivayet etti.

Bize Ahmed b. Yûsuf el-Ezdî es-Sülemî de rivayet etti; bize Nadr b. Muhammed, Ikrime b. Ammâr'dan bunu rivayet etti.

162

Bana Amr b. Muhammed En Nâkıd rivayet etti. (Dediki): Bize Yezîd b. Hârûn rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd b. Seleme, Sâbit'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi ki, Mekkeillerden seksen kişi silâhlı olarak Ten'îm dağından Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in üzerine inmişler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le ashabını gafil avlamak istiyorlarmış. Fakat o kendilerini esir alarak sağ bırakmış. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle): (Sizi onlara muzaffer kıldıktan sonra Mekke içerisinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan men' eden O'dur!) [Fetih 24] âyet-i kerîmesi­ni indirmiş

163

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti, bize Yezîd b. Hârûn rivayet etti, bize Hammâd b. Seleme, Sâbit'ten, o Enes'ten naklen haber verdi: Ümmü Süleym, Huneyn günü yanında bir hançer bulundurdu. Ebû Talha onu görünce şöyle dedi: "Yâ Resûlallah! Bu Ümmü Süleym'dir, yanında bir hançer var." Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona "Bu hançer nedir?" diye sordu. Ümmü Süleym şöyle dedi: "Onu, yanıma yaklaşacak bir müşrikin karnını deşmek için aldım." Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (bu sözlere) gülmeye başladı. Ümmü Süleym devamla şöyle dedi: "Yâ Resûlallah! Bizim dışımızdaki, savaşta seni bırakıp kaçan o tulekāyı öldür! Onlar sana karşı savaşıp yenildikleri için (Müslüman oldular)." Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Yâ Ümmü Süleym! Şüphesiz Allah (bizim için) yetti ve güzel eyledi.

Bunu bana Muhammed b. Hâtim de rivayet etti; bize Behz rivayet etti, bize Hammâd b. Seleme rivayet etti, bize İshâk b. Abdillah b. Ebî Talha, Enes b. Mâlik'ten Ümmü Süleym kıssası hakkında Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)'den, Sâbit'in hadisinin benzerini haber verdi.

164

Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Ca'fer b. Süleyman, Sâbit'ten, o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi. Şöyle demiş : Rcsûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gazaya Ümmti Süleym'le birlikte giderdi. O gaza ettiği vakit Ensâr'dan bazı kadınlar da maiyyetinde bulunur; su verirler ve yaralıları tedâvî ederlerdi

165

Bize Abdullah b. Abdirrahmân Ed-Dârimî rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Amr rivayet etti —bu zât Ebû Ma'mer El-Minkârî'dir— (Dediki): Bize Abdülvâris rivayet etti, (Dediki): Bize Abdülazîz —ki ibni Suheyb'tir— Enes b. Mâlik'ten rivayet etti. Şöyle demiş: Uhud harbi kopunca insanlardan bazıları Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanından bozguna uğradılar. Ebû Talha ise Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in önünde onun üzerine deriden bir kalkan tutuyordu. Ebû Talha şiddetle ok atan atıcı bir adamdı. O gün iki veya üç yay kırdı. Beraberinde ok torbası bulunan bir adam geçerken hemen Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «O okları EbO Talha'ya saç!» buyururdu. Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uzanıp düşmana bakıyor; Ebû Talha: — Yâ Nebiyyallah! Annem babam sana feda olsun, uzanıp bakma! Düşmanın oklarından sana bir ok isabet etmesin! Göğsüm onlara senin göğsünden daha yakın olsun! Diyordu. Yemin olsun ki, Âişe binti Ebî Bekir ile Ümmü Süleyrn'i paçalarını sıvamış halde gördüm. Baldırlarının bileziklerini görüyordum. Su tulumlarını sırtlarında taşıyor; sonra gazilerin ağızlarına boşaltıyor; bilâhare dönüp tekrar dolduruyor; ve gelerek yine cemaatin ağızlarına boşaltıyorlardı. Vallahi uyuklamaktan Ebû Talha'nın elinden ya iki yahut üç defa kılıç düştü

166

Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rîvayet eti. (Dediki): Bize Süleyman (yâni ibrıi Bilâl) Ca'fer b. Muhammed'den, o da babasından, o da Yezîd b. Hürmüz'den naklen rivayet etti ki, Necdet, ibni Abbas'a mektup yazarak ona beş şey sormuş, ibni Abbâs: — Bir ilmi gizlemiş olmasam buna (cevap) yazmazdım! Demiş. Necdet ona şöyle yazmış: «Bundan sonra: Bana haber ver: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarla birlikte gaza eder mi idi? Onlara hisse ayırır mı idi? Çocukları öldürür mü idi? Yetimin yetimlik müddeti ne zaman sona erer? Beşte bir kimin hakkıdır?» ibni Abbâs ona şu cevabı yazmış: «Bana mektup yazarak: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarla birlikte gaza eder mi idi? diye sordun. (Evet) onlarla birlikte gaza ediyordu. Onlar da yaralıları tedâvî ediyor; kendilerine ganimetten bir şeyler veriliyordu. Hisseye gelince: Onlara hisse ayırmamışlar. Şüphesiz Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocukları da öldürmezdi. O halde sen de çocukları öldürme! Bana yazarak: Yetimin yetimlik müddeti ne zaman sona erer? diye sordun. Ömrüme yemîn ederim ki, adam vardır, sakalı biter de hâlâ kendi hakkını almaktan zayıf, kendi nâmına vermekten zayıftır. işte kendisi için başkalarının aldığının elverişlisinden almağa başladı mı artık ondan yetimlik gitti demektir. Bana yazarak: Beşte birin kime verileceğini sordun. Biz: Bu bizim hakkımızdır derdik, fakat kavmimiz bunu bize kabul etmedi.»

167

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile ishâk b. ibrahim ikisi birden Hatim b. ismail'den, o da Ca'fer b. Muhammed'den, o da babasından, o da Yezîd b. Hürmüz'den naklen rivayet etti ki, Necdet, ibni Abbâs'a mektup yazarak ona bir takım meseleler sormuş... Râvi, Süleyman b. Bilâl hadîsi gibi rivayet etmiştir. Yalnız Hâtim'in hadîsinde şu ifâde vardır: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocukları öldürmezdi. Sen de çocukları öldürme! Meğer ki, Hadir'ın öldürdüğü çocuktan irildiğini bilmiş olasın!» ishâk, Hâtim'den rivayet ettiği hadîsinde; «Mü'mini ayırt edersin. Ve kâfiri öldürür: Mü'nini bırakırsın!» ifadesini ziyâde etmiştir

168

Bize ibni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân. ismail b. Ümeyye'den, o da Saîd El-Makburî'den. o da Yezid b. Hürmüz'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş : Necdet b. Ânıir El-Harûrj, ibni Abbâs'a mektup yazarak ona ganimet malının başında bulunan köle ile kadına taksim yapılıp yapılmayacağını, çocukların öldürülmesini, yetimden yetimlik hükmünün ne zaman kesileceğini yakın akrabanın kimler olduğunu sordu. O da Yezîd'e şuaları söyledi: «Yaz ona! Şayet bir ahmaklığa düşmeyecek olsa ona yazmazdım. Yaz! Sen bana mektup yazarak ganimet malının başında bulunan kadınla köleye bir şey taksim edilir mi? diye sordun. Onlara bir şey yoktur: Meğer ki kendilerine bir parça hediye verile! Bana yazarak çocukların öldürülmesi meselesini sordun! Şüphesiz ki Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onları öldürmemiştir. Sen dahî onları öldürme! Meğer ki Musa'nın arkadaşının öldürdüğü çocuktan bildiğini sen de onlardan bilesin! Bana yazarak yetimi, ondan yetimlik isminin ne zaman kesileceğini sordun. Muhakkak ki, bâlig oluncaya ve kendisinden erginlik sezilinceye kadar ondan yetimlik ismi kesilmez. Bana yazarak yakın akrabanın kimler olduğunu sordun. Biz. bunların kendimiz olduğunu söyledik. Ama kavmimiz bunu kabul etmedi.»

169

{…} Bize bu hadîsi Abdurrahmân b. Bişr El-Abdî de rivayet etti. (Dediki): Bize Sülyân rivayet etti. (Dediki): Bize ismail b. Ümeyye, Saîd b. Ebî Saîd'den, o da Vezîd b. Hürmüz'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Necdet, îbni Abbâs'a yazdı... Ve râvi bu hadisi yukarki hadîs gibi rivayet etmiştir. Ebû ishâk dediki: Bana Abdurrahmân b. Bişr rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân bu hadîsi bütün uzunluğu ile rivayet etti

170

Bize ishâk b. ibrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Vehb b. Cerîr b. Hâzim haber verdi. (Dediki): Bana babam rivayet etti. (Dediki): Ben Kays'ı, Yezîd b. Hürmüz'den rivayet ederken dinledim. H. Bana Muhammed b. Hatim dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize Behz rivayet etti. (Dediki): Bize Cerîr b. Hâzim rivayet etti. (Dediki): Bana Kays b. Sa'd, Yezîd b. Hürmüz'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Necdet b. Âmir, İbni Abbâs'a mektup yazdı, lbni Abbâs onun mektubunu okurken ve cevâbını yazarken ben yanında idim. ibni Abbâs: «Vallahi, bu adamı içine düşeceği bir pislikten men'etmiş olmasam ona cevap yazmaz; memnun etmek istemezdim!» Dedi. Ve kendisine, şöyle yazdı: «Sen Allah'ın zikrettiği yakın akrabanın sehmini, bunların kimler olduğunu sordun. Gerçekten biz Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in akrabası kendimiz olduğumuza kaildik. Ama bunu kavmimiz kabul etmedi. Sen yetimin yetimliğinin ne zaman geçeceğini de sordun. Yetim nikâh çağına erişir de kendisinden erginlik sezilir ve malı kendisine verilirse onun yetimliği geçmiş demektir. Resûlullah (Salllallahu Aleyhi ve Sellem) müşriklerin çocuklarından kimseyi öldürür mü idi? diye sordun. Şüphemiz ki, Resûlullah (Salllallahu Aleyhi ve Sellem) onlardan hiç bir kimseyi öldürmezdi. Sen dahî, onlardan kimseyi öldürme! Meğer ki Hızır'ın öldürdüğü vaki, o çocuk hakkında bildiği şeyi sen de onlardan bilir olasın! Sen bana kadın ve köle’nin ganimetten hissesi varmıdır? Diye sordun. Onlar için ma'lûm bir hisse yoktur. Meğer ki, cemaatinin payından veresin. Kadınla köle harbe iştirak ederlerse her birine ma'lûm bir hisse verile!» (Mahir: Bu paragraf kitapta eksik ve bozuk, bu paragrafın tercemesi bana ait)

171

Bana Ebû Kureyb de rlvâjet etti. (Dediki): Bize Ebû Usâme rivayet etti. (Dediki): Bize Zaide rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman El-A'meş, Muhtar b. Sayfî'den, o da Yezîd b. Hürmüz'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Necdet, ibni Abbâs'a yazdı... Ve râvi hadîsin bir kısmını zikretmiş; fakat kıssayı, hadîslerini sıraladığımız râviler gibi tamamlamamıştır. DİKKAT İZAH’DAN SONRA BAŞKA RİVAYETLER DE VAR

172

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrahîm b. Süleyman, Hişâm'dan, o da Hafsa binti Sîrîn'den, o da Ensardan Ümmü Atıyye'den naklen rivayet etti. Ümmü Atıyye şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte yedi gazada bulundum. Menzillerinde onların arkalarında bulunur; kendilerine yemek yapar; yaralıları tedâvî eder; hastalara bakardım

173

{…} Bize Amru'n-Nâkıd dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Yezîd b. Hârûn rivayet etti. (Dediki): Bize Hişâm b. Hassan bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet etti

174

Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile ibni Beşşâr riva­yet ettiler. Lafız ibnü'l-Mtisennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebû ishâk'dan naklen îrivâyet etti ki, Abdullah b. Yezîd halkla yağmur duasına çıkmış. Ve iki rek'at namaz kılmış. Sonra yağmur duası yapmış. Abdullah şunları söylemiş: Derken o gün Zeyd b. Erkam'a tesadüf ettim. Onunla aramızda bir adamdan başka kimse yoktu. (Yahut onunla aramızda bir adam vardı.) Ona: — Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kaç gaza yaptı? diye sordum. — On dokuz! cevâbını verdi. — Yâ sen onunla birlikte kaç gaza yaptın? Dedim. — On yedi gaza! cevâbını verdi. — Onun yaptığı ilk gaza hangisidir? diye sordum. — Zâtü'l-Useyr yahut Zâtü'l-Uşeyr'dir. Dedi

175

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bire Yahya b. Âdem rivayet etti. (Dediki): Bize Züheyr, Ebû ishâk'dan, o da Zeyd b. Erkam'dan naklen rivayet etti. Ebû ishâk onu Zeyd b. Erkam'dan dinlemiş, ki Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ondokuz gaza yapmış, fakat hicret ettikten sonra bir defa hacc etmiş; Hacctü'l-Vedâı! Ondan başka haccetmemiş. İzah 1815 te

176

Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Ravh b. Ubâde rivayet etti. (Dediki): Bize Zekeriyyâ rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû'z-Zübeyr haber verdiki, Câbir b Abdillâh'ı: «Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le tirlikte on dokuz gazaya iştirak ettim!» derken işitmiş. Câbir : — Bedir'Ie Uhud gazâlarında bulunamadım. Babam men'etii. Ama (babam) Abdullah Uhud günü öldürülünce bir daha hiç bir gazada Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den geri kalmadım! Demiş. İzah 1815 te

177

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Zeyd b. Hubâb rivayet etti. H. Bize Saîd b. Muhammed El-Cermî de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Tumeyle rivayet etti. Her iki râvi demişler ki: Bize Hüseyn b. Vâkid, Abdullah b. Büreyde'den, o da babasından naklen rivayet etti: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) on dokuz gaza yaptı; bunların sekizinde harb etti.» demiş. Ebû Bekir «minhünne» demedi. O hadîsinde: «Bana Abdullah b. Büreyde rivayet etti.» dedi

178

Bana Ahmed b. Hanbel de rivayet etti. (Dediki): Bize Mu'temir b. Süleyman, Kehmes'den, o da ibnü Büreyde'den, o da babasından naklen rivayet etti ki, babası, ResûluIIalı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte on altı gazada bulunduğunu söylemiş. İzah 1815 te

179

Bize Muhammed b. Abbâd rivayet etti. (Dediki): Bize Hatim (yâni îbni ismail) Yezîd'den —ki ibni Ebî Ubeyd'dir— rivayet etti. (Demişki): Seleme'yi şunları söylerken işittim: Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e birlikte on yedi gazada bulundum. Gönderdiği hcy'etler meyânında dokuz gazaya çıktım. Bir defa kumandanımız Ebû Bekir, bîr defa da Usâme b. Zeyd idi

180

{…} Bize Kuteybe b. Saîd de rivayet etti. (Dediki): Bize Hatim bu isnadla rivayet etti. Yalnız o her iki yerde de: «Yedi gaza» dedi

181

Bize Ebû Âmir Abdullah b. Berrâd El-Eş'arî ile Muhammed b. Alâ' El-Hemdânî rivayet ettiler. Lâfız Ebû Amirindir. (Dedilerki): Bize Ebû Usâme, Büreyd b. Ebî Bürde'den, o da Ebû Bürde'den o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Altı nefer olduğumuz hâlde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'Ie birlikte bir gazaya çıktık. Aramızda bir deve vardı ki, ona nevbetleşe biniyorduk. Derken ayaklarımız delindi. Benim ayaklarım da delindi ve tırnaklarım düştü. Artık ayaklarımıza çaput sarıyorduk. işte ayaklarımıza çaput sardığımız için bu gazaya: Zâtü'r-Rikaa gazası adı verildi. Ebû Bürde demiş ki: «Ebû Mûsâ bu hadîsi rivayet etti; sonra bunu karîh gördü. Gâlibâ amelinden bir şey ifşa etmiş olacağından kerih gordü.» Ebû Usâme: «Bana Büreyd'den başkası (Allah onun mükâfatını verir.) cümlesini ziyâde etti.» demiş

182

Bana Zühyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrahmân b. Mehdî, Mâlik'den rivayet etti. H. Bana bu hadîsi Ebû't-Tâhir de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bana Abdullah b. Vehb, Mâlik b, Enes'den, o da Fudayl b. Ebî Abdillâh'dan, o da Abdullah b. Niyâr EI-Eslemı'den, o da Urvetü'bnü-z Zübeyr'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Âişe'den naklen onun şöyle dediğini rivayet etti: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bedir tarafına yola çıktı. Harratü'l-Vetera'ya varınca kendisine bir adam yetişti ki, bu adamın cür'et ve cesareti söyleniyordu. Bu sebeple Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabı onu gördükleri vakit sevindiler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yetişince ona : — Sana tâbi' olmak ve seninle beraber yaralanmak için geldim, dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine: «Allah'a ve Resulüne îmân ediyor musun?» diye sordu. — Hayır! dedi. «Öyle ise dön! Ben asla bir müşrikten yardım alamam!» buyurdular. Âişe demiş ki: Sonra gitti. Ağacın yanına vardığımızda o adam Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yine yetişti; ve ona ilk defa söylediği gibi söyledi. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ona ilk defa söylediği gibi söyledi. «Öyle ise dön! Ben asla bir müşrikten yardım alamam!» buyurdu. Sonra döndü: Ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e Beydâ'da yetişti. O da ilk defa dediği gibi: «Allah'a ve Resulüne îmân ediyor musun?» diye sordu. Adam: __ Evet! cevâbını verdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «O halde yürü!» buyurdular